Sigara yasağı hayatımıza girdiğinde hepimiz bir “oh” çekmiştik. Kafeler, restoranlar, kapalı alanlar... Hepsi bir anda temiz hava cennetine dönmüştü. Ama sonra... İşin rengi değişti.
Ne mi oldu? Kimi işletmeler, yasağı delmenin “ince” yollarını buldu. Adı açık alan ama aslında kapalı. Öyle mekânlar türedi ki dışarıda oturuyorsunuz zannediyorsunuz ama bir bakıyorsunuz; üstü kapanmış, dört tarafı camla çevrilmiş, içerisi dumandan geçilmiyor. Sigara yasağı? Kâğıt üzerinde var tabii! Ama uygulamada işler pek öyle yürümüyor.
Bunlar artık standart oldu. Bir kafeye gidiyorsunuz, size “sigara içilmeyen alan mı istersiniz, açık alan mı?” diye soruyorlar. Açık alan deyince insanın aklına temiz hava geliyor değil mi? Ama gelin görün ki o “açık alan” dedikleri yerin üstü plastik brandayla kapatılmış, yanınızda oturan sigarasını tüttürüyor, siz de pasif içiciliğin dibine vuruyorsunuz.
Bu nedir arkadaşlar? Madem sigara yasağı var, o zaman neden izin veriliyor?
Eskiden bu yasağı harfiyen uygulayan mekânlar şimdi göz göre göre yasağı deliyor. Çünkü denetim yok. Bir dönem denetimler sıkıydı, insanlar kurallara uymak zorundaydı. Ama şimdi bakıyorsunuz, ne yasağı denetleyen var, ne de kurallara uyan...
Denetimlerin yeniden sıkılaştırılması gerekiyor. Yoksa bu “yarı açık, yarı kapalı alan” kandırmacasıyla herkes keyfine bakar, biz de duman altında kalmaya devam ederiz.
Sigara yasağını sadece bir sağlık meselesi olarak görmemek lazım. Bu yasağın amacı, sigara içmeyenleri korumak. Çocukları, yaşlıları, nefes almak isteyenleri... Sigara içenlerin tercihine saygı duyuyorum. Ama birinin sigara içmesi neden benim temiz hava hakkımı elimden alsın?
Ama bir konu var ki, İzmir gibi şehirlerin uzun vadeli planlamaları, yerel yönetimlerin ötesine geçmeli.
Burası Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek en kritik şehirlerden biri. İstanbul’u ayrı bir kenara koyuyorum. Onun yeri zaten belli. Ama İzmir, hem Ege Bölgesi’nin dinamosu hem de Türkiye’nin modern yüzü olarak, bu ülkenin geleceğinde çok özel bir rol oynayabilir.
Bunun için İzmir’de yapılan vizyon çalışmalarının mutlaka ulusal bir perspektife taşınması gerekiyor. İzmir’in geleceğiyle ilgili alınacak kararlar, yerel yönetimlerin çabalarıyla sınırlı kalmamalı. Bu vizyon, devletin en üst kademesiyle paylaşılmalı. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın desteği alınarak ulusal politikalarla entegre edilmeli.
Şunu açıkça söyleyeyim.
İzmir’in geleceği bir siyaset meselesi değildir, olmamalıdır. İzmir, bu ülkenin ortak değerlerinden biridir. Stratejik önemi de buradan gelir. O yüzden bu şehir için yapılacak uzun vadeli planlar, günlük siyasi hesaplara kurban edilmemeli.
“Nasıl Bir İzmir” panel serisinin beşinci ayağı “Bölgesel Kalkınma ve Kentsel İnovasyon” başlığıyla düzenleniyor. İşte bu panelde tartışılacak konular, tam da İzmir’in sadece Ege Bölgesi’ni değil, tüm Türkiye’yi nasıl ileriye taşıyabileceğini gösteriyor. Bölgesel kalkınmanın ve sosyal inovasyonun nasıl bir aracı olabileceği konuşulacak. Kritik altyapılar ve kentsel hizmetlerin daha sürdürülebilir hale getirilmesi masaya yatırılacak.
Ama bu çalışmalar ne kadar değerli olursa olsun, ulusal bir planlamayla desteklenmezse İzmir’in potansiyelini tam anlamıyla ortaya koymak mümkün olmaz.
Ben hayatım boyunca hiç sigara içmedim, hatta bir kez denemeye bile yeltenmedim. Ama sigara içen arkadaşlarımıza gösterdiğimiz anlayışı, onların bize göstermediğini düşünüyorum. Duman altı olan o eski günlerde bir kafeye gitmek, bir lokantada yemek yemek işkence gibiydi. Ama sonra Türkiye büyük bir adım attı; kapalı alanlarda sigara yasağı geldi.
Türkiye bu yasağı harika uyguladı, uzun bir süre dünyaya örnek olduk. Ancak işler son yıllarda biraz karışmaya başladı. Kaldırımlar üstüne yapılan “kapalı açık mekanlar”, adeta “yasaktan kaçış odaları” haline dönüştü. Kapalı alanlarda da sigara içilmeye başlandı. Bizim gibi sigaradan rahatsız olanlar için hayat eskiye döndü.
Şimdi gelelim işin bir başka boyutuna... Milano... Evet, İtalya’nın moda ve finans başkenti. Milano dediğimiz yer, sadece şık caddeleri, tarihi binaları ve lüks vitrinleriyle değil, aynı zamanda sigara yasağı uygulamasıyla da konuşulmayı hak ediyor.
Milano’da açık havada sigara içmek yasaklandı. Evet, yanlış okumadınız. Şehir yönetimi, 2021’de başlattığı bir dizi çevre ve sağlık girişiminin en sert adımını attı. Artık açık alanlarda, kamusal alanlarda sigara içmek yasak. Pasif içicilik? Bitti. Hava kirliliği? Azalıyor. Sağlık? Kazanıyor.
Bu yasak o kadar ciddi ki, uymayanlara 40 ila 240 Euro arasında değişen cezalar veriliyor. Düşünsenize, sigara içmek isteyen biri açık alanda diğer insanlardan en az 10 metre uzaklaşmak zorunda.
Milano’daki bu uygulamanın arkasında sadece sağlık değil, aynı zamanda 2026 Kış Olimpiyatları öncesi şehrin havasını temizlemek gibi bir hedef var. Çocuk oyun alanları, parklardaki yasaklar derken, Milano halkı dumansız bir gelecek için adım adım ilerliyor.
Benim yeni yıl hayalim mi?
Benim için her zaman ailem gelir, sağlık gelir. Gösterişsiz, sade ama derin bir hayat... Sevdiklerimle geçirilen bir akşam, bir kitabın sayfalarına karışan sessizlik, sanatın insan ruhuna dokunan sıcaklığı... İşte bana mutluluk veren şeyler bunlar.
Dünyada ise daha güzel şeyler olmasını diliyorum. Bilim, insanlık adına ilerlesin. Doğa, bizim acımasızlığımız karşısında biraz nefes alsın. Sanat, daha çok insana ulaşsın. Herkesin birbirine bağırmak yerine biraz daha anlamaya çalıştığı, küçük iyiliklerin çoğaldığı bir yıl...
Türkiye için de hayallerim var.
Daha fazla demokrasi, daha fazla istikrar, daha fazla huzur. Gençlerin potansiyelini keşfetmeleri için fırsat yaratılan, farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü bir ülke... İnsanı mutlu eden şey, sadece büyük başarılar değil. Küçük, sessiz zaferlerdir aynı zamanda.
Sanatı unutmadan bir yıl daha geçirelim istiyorum. Tiyatro sahnesinde bir replik, bir müzik notasının titreşimi, bir tablonun içine gizlenmiş detay... Bizi biz yapan değerler bunlar...
Spor, sanat, bilim ve doğa ile iç içe bir dünya, her şeyden daha kıymetli.
Ve sağlık…
Davanın sonunda; anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran’a ağırlaştırılmış müebbet, Nevzat Bahtiyar’a ise 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Adalet sistemi, en ağır cezaları vermiş olabilir. Ancak bu davanın ardından halkın hissettiği derin huzursuzluk, vicdanlarda hâlâ yankılanan o sessizlik, başka bir gerçeğe işaret ediyor.
Dava sonuçlandı, cezalar açıklandı ama Diyarbakır’ın Tavşantepe köyüne gittiğinizde, adeta olay hiç yaşanmamış gibi bir sessizlikle karşılaşıyorsunuz. O sessizlik aslında her şeyi anlatıyor. Acı, korku, utanç ve cevapsız sorular... Köydeki bu derin sessizlik, aslında toplumun genelindeki sessizliğin bir yansıması. İnsanlar, mahkeme kararlarının ardından bile tatmin olmuş değil.
Cezalar yaşanan bu korkunç olayı telafi etmek için yetersiz kaldı. Hayatı elinden alınmış bir çocuğun hakkını hiçbir ceza geri veremez. Adalet bir mahkeme salonunda, yasalara göre tecelli eder. Ancak vicdanlarda adalet, çok daha karmaşık bir şeydir. Mahkeme, ağırlaştırılmış müebbet gibi en sert cezaları verdiğinde bile insanlar hissettikleri boşluğu dolduramıyor. Narin’in ölümünün ardında hâlâ tam açıklanamamış detayların olduğu hissi, bu boşluğu daha da derinleştiriyor.
Belki de bu, cezaların yetersizliğinden değil; yaşanan vahşetin insan aklının alabileceğinin ötesinde olmasından kaynaklanıyor.
Bir köyde, bir evde, bir ailede bu denli bir trajedi yaşanabiliyorsa, hepimizin bunu sorgulaması gerekiyor. Toplum olarak çocuklarımızı nasıl koruyamadık? Hangi değerlerimizi kaybettik ki, bir çocuk ailesinin ellerinde bu kadar yalnız ve savunmasız kaldı?
Hukuk, geçmişteki bir olayı cezalandırabilir ama gelecekte benzer olayların yaşanmaması için yeterli değildir. Bizim asıl ihtiyacımız olan, çocuklarımızı bu tür trajedilerden koruyacak bir toplumsal dönüşümdür. Aile içi şiddeti, çocuk istismarını, eğitimde ve sosyal hayatta çocukların yalnız bırakılmasını önleyecek adımları atmadıkça, Narinlerin hikayesi ne yazık ki tekrar yaşanabilir.
Bu dava, sadece bir ailenin değil, bir toplumun vicdan muhasebesine dönüşmelidir.
Yeni dönemin anahtar cümlesi hazır:
“EGİAD Sayesinde!”
Özhelvacı ve ekibi, üyelerin her ticari başarısında bu iki kelimenin söylenmesini hedefliyor. Satılan her ürün, yapılan her ihracat, kurulan her ticari köprü, bu güçlü ifadeyi çağrıştıracak. Üyeleri merkeze alan bir anlayışla, derneğin iş dünyasına sağladığı katkıyı daha da görünür kılacaklar. Bu yaklaşım, EGİAD’ın 35 yıllık birikimini hem üyelerine hem de bölgeye daha fazla değer katacak şekilde güncellemek anlamına geliyor.
Yeni yönetim kurulunun bir sözü var; dünyadaki dönüşüm rüzgarlarına EGİAD üyelerini hazırlama çabası. Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve toplumsal dönüşüm... Bu üç temel alan, yeni dönemin stratejik odağı olacak. “Üçüz dönüşüm” dedikleri bu kavramla, üyelerin yapay zeka, blok zinciri gibi dijital teknolojilere adapte olmaları sağlanacak. Aynı zamanda temiz enerji, su ve atık yönetimi gibi çevresel konularda farkındalık yaratılacak. Ve tabii ki, tüm bu değişimleri gerçekleştirecek insan profilini, yani toplumsal dönüşümü de göz ardı etmeyecekler.
Yeni dönem için tam 66 proje planlanmış. Bu projeler; “EGİAD Değer Çemberi” olarak adlandırılan bir modelle hayata geçirilecek. Değer çemberi, üyelerden başlayarak şehre ve ülkeye yayılan bir etki yaratmayı hedefliyor. Özhelvacı, bu projelerle her EGİAD üyesinin sadece kendi işinde değil, toplumsal fayda yaratmada da öncü olmasını istiyor. Organizasyon yapısı da buna göre şekillenmiş.
Uluslararası İlişkiler, Dijital Dönüşüm ve Girişimcilik, Sanayi ve Sürdürülebilirlik gibi komisyonlarla her alanda aktif bir çalışma planlanıyor. Yeni dönemde bir de Toplum, Sanat ve Spor Komisyonu kurulacak.
EGİAD’ın yeni yönetimi, uluslararası boyutta da ses getirecek projelere imza atmaya hazırlanıyor. Amerika, İngiltere ve Finlandiya’daki teknoloji ve girişimcilik fuarlarına katılım planlanıyor. Özellikle EGİAD Melekleri ile gerçekleştirilecek bu projeler, derneğin inovasyon ve girişimcilik alanındaki etkinliğini artıracak.
Ve hatta ilk gün ödeyenlerdenim.
Çünkü çok iyi biliyorum ki devlet de belediyeler de hizmet üretebilmek için bu vergilere ihtiyacı var.
Evde yokken eve Çiğli Belediyesi’nden tebligat gelmiş.
(Eminim bu sadece buraya özel değil, bütün belediyelerde de aynı işlem yapılıyordur.)
Birincisinde araştırdım, aradım, sorup soruşturdum; istediğim cevapları alamadım.
Aslında bu belgelerin, tebligatların açık olması, niçin geldiği ve nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini de anlatması, yazması istenir.
Ama bizde öyle kapalı ifadeler, öyle gizemli sözcükler kullanıyor ki anlatmama gerek yok.
“Bu artışların üzerine çıkılmamalı.”
Bu cümle, aslında yüzeyde bir çağrı gibi görünse de ekonominin kırılgan olduğu dönemlerde derin bir sorunun altını çiziyor. Çünkü mesele sadece maaş artışı değil, bunun iş gücü maliyetlerine, tüketici fiyatlarına ve en nihayetinde enflasyona olan etkisi...
Özgener’in dediği gibi pandemi sonrası dönemde 2024 yılı enflasyonun düşüşe geçtiği kritik bir yıl olacak. Ancak, 2025 yılında beklenen “yumuşak iniş” senaryosu gerçekleşmez ve enflasyonla mücadele devam ederse, maaş artışlarının dengesiz bir şekilde fiyatlara yansıması, bu süreci daha da zorlaştırabilir.
Bir yanda asgari ücret artışıyla çalışanların refahını artırma hedefi, diğer yanda bunun hizmet sektöründe maliyet ve fiyat artışı olarak geri dönmesi gibi karmaşık bir denklemle karşı karşıyayız. Buradaki dengeyi koruyabilmek hem özel sektör hem de kamu yönetimi için büyük bir sınav olacak.
2025 yılı için belirlenen yüzde 30’luk asgari ücret artışı, yalnızca çalışanların değil, aynı zamanda işverenlerin de gündeminde. Özgener’in de belirttiği gibi bu artışın enflasyon hedefleriyle uyumlu bir şekilde planlanmış olması olumlu bir adım. Ancak en büyük soru şu:
“Ücret artışlarının dolaylı etkileri, enflasyonu yeniden tetikleme riski taşıyor mu?”
Burada en önemli nokta, ücret artışlarının sadece enflasyonun geçmiş değerlerine değil, gelecekteki hedeflerine de uygun bir şekilde belirlenmiş olması. Özgener’in “tamamen geçmiş enflasyona endeksli değil ama tamamen de beklenen enflasyona endeksli değil” ifadesi, bu dengenin sağlanmaya çalışıldığını gösteriyor. Ancak bu dengeyi bozacak bir faktör var. Özel sektör ve hizmet sektöründeki fiyatlandırmaların kontrolsüz bir şekilde artması.