“boris vian diyor ki
yalnızlıktır dinimiz
örneğin bir trenden
istediğiniz yerde ininiz
yeknesak karmaşık dingiltisi trenin
kararsızlıklardan yana
lingi lingi ling
İlk dinlediğimde “Bu ne?” diye sorduğumu çok net hatırlıyorum.
“Rock’çı olmaya karar vermiş” veletler olarak bir arkadaşımızın abisinin plaklarına ‘dalmış’ vaziyetteydik. Yakalanmamız durumunda arkadaşımızın abisinin bizi paralayacağı kesindi.
Daha ‘pikap kullanmayı bilmeyen, plakların canına okuma veya kolonları patlatma ihtimali çok yüksek tıfıllar’dık netice itibariyle.
Bugün düşündüğümde abiye hak verdiğim olmuyor değil...
“Bu ne?” sorusuna dönelim.
Yeni bir grup veya şarkısıyla karşılaştığımda normal sorum “Bu kim?” olurdu.
Tanışma amaçlı basit bir soru işte.
AKP, CHP ve MHP liderleri kürsüye çıkıp, söz birliği etmişçesine haşladılar Güven’i.
En derin ve felsefi yaklaşım, hesaplama yöntemleriyle aklımızı başımızdan alan MHP liderinden geldi: “Gözyaşı yoksa insan yok diyorsan, burada gözyaşı yok, demek bu salonda insan da yok...”Başbakan Erdoğan “Analar ağlamasın” noktasından “Biz ağlamayız”a geldi.
CHP lideri Kılıçdaroğlu da zihinsel bir sıçramayla “bölücülük” noktasına vardı.
* * *
Recep Güven sıcağı sıcağına olmasa da belli ki o koltuktan alınacak.
Rakibi bunaltan takım gitmiş, yerine seyredeni bunalıma sürükleyen sıkıcılıkta bir takım gelmişti. 45 dakika içinde rakip kaleyi sadece bir kez, o da Selçuk’un serbest vuruşuyla zorlayabildi; tam bir ‘Otur, sıfır!’ dedirtecek performans...Her mevkide normal oyununun yarısını da geçtim, çeyreğiyle oynayan bir ekip...
İnanılması güç kötülükte paslar, uyku mahmurluğu sınırında gezen oyuncular vesaire... Kollektif bir çöküş hali işte... Eskişehirspor da bu ligi avcunun içi gibi bilen, ‘külyutmaz’ oyunculardan kurulu olunca, oyun tamamen kilitlendi.
Kahraman, kaleci Muslera
İkinci yarıda işlerin değiştiğini, Galatasaraylı oyuncuların pabucun pahalı olduğunu fark ettiklerine dair alametler belirdi. Kötüler içinde belki de en kötüsü olan Melo’nun çıkışı, yerine giren Amrabat’ın dinamizm kazandırması, Emre’nin kıpırdanması ve bir şekilde gelen gol Galatasaray’ın bu berbat performans gecesinden 3 puanla sıyrılabileceğine dair umutları yeşertti.Bir klişe vardır, “Futbolun adaleti yok” diye; pek sevmediğim bu ifade maçın sonlarında taca çıktı. “Kahraman Muslera, Eskişehirspor’a karşı” şeklinde bir aksiyon filmi gibi gelişen pozisyonda golü yedi Galatasaray... Ceza sahası içinde 4 Eskişehirsporlu futbolcu ile tek başına mücadele eden ve 3 kez de üst üste kurtarış yapan Muslera’yı arkadaşları da tribündekiler gibi seyretmekle yetindi. Bu maçta en son kızılacak futbolcu Muslera’dır.
3 puan hak edilmedi
Geçen sezon da bu tarz bir duraklama dönemi yaşamıştı Galatasaray... Bu dönemin de böyle bir geçiş dönemi olduğunu umalım, “Avrupa maçı sonrası dağınıklığı” diyelim, iyi niyeti koruyalım elbette ama doğru teşhisi de koyalım. Galatasaray kötü oynadı ve galibiyeti hak etmedi, nokta...
Bülent Kayabaş’ın iki karate darbesiyle elindeki bıçağı kaptırdıktan sonra 6 kurşun yiyerek Hakk’ın rahmetine yürüdüğü sahneyle ilgili sorulacak en son soruyu yönelttiğimin farkındayım.
Niye öldürüyorsa öldürüyor işte...
Şiddete karşıyız fakat Filiz Akın gibi hanımefendiliğiyle nam salmış bir insan elini kana buluyorsa elbette kendince haklı bir sebebi vardır!
* * *
“Ne diyorsun pazar pazar?..” diyenleri öncelikle hurriyet.com.tr’ye davet etmeliyim.
Web sayfamızda “İngiltere bu Türk filmini konuşuyor: Dünyanın en kötü sahnesi seçildi” başlığıyla duyurulan haberde bahsi geçen film 1973 yapımı “Karateci Kız”.
En özendiğim insanlar enstrüman çalabilenlerdir, özellikle de gitar. Daha önce de bahsetmiştim, kendimi ve insanlığın kalan kısmını müzikten soğutabilecek seviyede yeteneksiz bir insanım bu bahiste.
Bu durumumda ortaokul yıllarında elektronik gitar isterken elime bir akustik gitar tutuşturulmasının yarattığı travma da etkili olmuştur belki. Fakat bu konuyu sizinle değil, ömrünü ruhbilimine adamış bir uzmanla konuşmak isterim!
Hayallerimi süsleyen gitarlar sıralamasında Fender Stratocaster ilk sıralarda yer alır.
Geçen hafta uzun süredir beklediğim Radiohead konseri için Berlin’deydim.
10 yıl önce ‘Kid A’ turnesinde seyredip unutamamıştım; yine çok iyilerdi hatta çok daha iyilerdi.
Umarım bir şekilde yolları bizim memlekete de düşer...
“Konserde Fender Stratocaster gördüm, iki gözüm iki çeşme ağladım heba olan gençliğime” türü bir bağlama yapmayacağım çünkü gitarın markasını anımsayamayacak kadar uzak bir noktadaydım.
İlk gün sevgi yumağı oluşuverdi çatının altında “Yok öyle 25 kuruşa simit... Yalancı, hain, namert...”
Bu tatil yapmış halleri, önümüzde sebilhane maşrapası gibi dizilen seçim sürecinde nasıl konuşacaklar varın siz hesaplayın.
Müsekkine kuvvet, yaşasın millet!
* * *
Üniversiteler açıldı.
Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş’in daveti üzerine Başbakan Erdoğan’ın akademik yıl açılışı için kampusa gitti.
Başbakan, rektörlük tarafından seçilen ve kimlik eşleştirmesiyle salona alınan “uslu öğrencilere” hitap etti, kibirden uzak durmalarını tavsiye etti.