Uslu’nun, “Erdoğan’ın Van’daki yolsuzluk iddialarından haberi var mı?” başlıklı yazısı, içinde “ihale” geçen tüm haberlerden duyduğu sıkıntı nedeniyle köşe bucak kaçan benim gibileri bile şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükleyecek türdendi.
Kimi şirketlerin “Adımızla yaparsak artık ayıp olabilir” diyerek yeni şirketler kurarak (34 şirket!) katıldığı ihalelerle ilgili iddialar, sadece dudakla sınırlı kalmayıp bünyeyi tamamen uçuklatacak düzeyde.
*
Van’da herkesin bildiği ama kimsenin yazmadığı, konuşmadığı iddialardan bahsediyor Uslu. Yerel gazetelerde duyurulmadan ihaleler yapıldığını, buna karşılık 100 gazeteciye “uygun şartlarda” TOKİ konutlarından kontenjan ayrıldığı söyleniyor mesela.
“Uygun şartlar” demişken...
Kendi özel arabasını devlete kiralayıp, daha sonra makam aracı olarak kullanan yöneticilerden bahsediliyor mesela.
Aylık 2-3 bin TL maaş alan bazı yöneticilerin kendi otomobilini devlete 5-6 bin TL’ye kiralaması ve bir de bu aracı makam otomobili olarak kullanmasına sanırım “dolandırıcılar kralı Raki” bile şapka çıkartır.
*
Hazmetmesi zor fakat gerekli dersler çıkartılabilirse fayda sağlanabilecek bir tür dram bu.
Ne yaptı bugüne kadar G.Saray futbol aleminin bir numaralı sahnesinde? İyi bir M.United deplasmanı oynadı, peki ya sonra? Kalibresinin, bütçesinin, kalitesinin çok ama çok altında iki rakibe kendi sahasında üstünlük sağlayamadı. Bahaneler sıralanabilir elbette.
Rakipler öne geçti ve kapandı denilebilr mesela, sanki bu tesbiti yapmak büyük bir marifetmiş gibi. Veya ‘bir nevi bataklıktı saha, ya ne yapacaktık topu şişirmekten başka’ tarzı bir bahanenin arkasına sığınılabilir. Fakat futbol maçları gayet somut hadiseler.
İlk 45 dakikanın ardından “N’oluyor?” diyen arkadaşlarıma bir başka soru cümlesiyle karşılık verdim tribünde: “Ne oynuyoruz?”
Hakikaten ne oynadı G.Saray? Taktiğin ‘zemin yorgun, topu şişirin’ olmadığına eminim ama manzara bundan ibaretti. Lakayıt bir penaltı, 10 kişi kalan rakibi sendeletmek için habire şişirilen toplara umut bağlamak vesaire...
Bu haliyle jöne benziyor
Bu mu Devler Ligi’nde yarışacak G.Saray? Kendimizi kandırmayalım. Maliyeti yüksek takım G.Saray. Kadro genişliğine sahip, yetenekli kabul edilen oyuncuların toplandığı bir takım.
1886’da doğan ve 1978’de ölen Mıntzuri, fakirlik ve derin acılarla harmanlanmış uzun hayatından pasajlar içeren kitabında II. Abdülhamid devrinde Beşiktaş’taki ekmek fırınında ailesiyle çalıştığı günleri, Ecole Français ve Robert Kolej’den de geçen başarılı eğitim yolunu, hep özlediği ve yücelttiği ancak kavuşamadığı köyünü dilimizde eşine az rastlanır güzellikte aktarır.
*
Yoksul insanın dünya hallerine tercüman olduğu “Bizler” adlı kısacık metin başlı başına sessiz bir isyan manifestosudur:
“... Kaldırımların kalabalığında herkes gibi biz de yürürüz. Bizi hiç kimse tanımaz; yüzümüze bakmazlar bile. Yahut, isterlerse baksınlar, kime isterlerse benzetsinler. Bir işçiye, bir zanaatkâra, bir esnafa, bir memura... Fark etmez.
Biz şehirde, nereye olursa olsun, uzak veya yakın, yürürüz bir arabayı ya da otobüsü beklemeden.
Eğer arada deniz olmasaydı (denizden korkar Mıntzuri, hiç hoşlanmaz) Kadıköy’e, Üsküdar’a da yürüyerek geçerdik.
... Ayakkabılarımız da eskidir. Genellikle boyarız; iki, üç, dört yıl giyeriz bir ayakkabıyı...
“Dünyanın en açgözlü grubu!
Başlık bizden değil İngiliz basınından ama katılmadığımızı söyleyemeyeceğiz.
Bu yıl 50’nci yaşını kutlayan Rolling Stones, bunun şerefine vereceği konserler için öyle bilet fiyatları belirledi ki, grubun hayranları dahil herkesin tepkisini çekti. Rolling Stones’u Londra O2 Arena’da iyi bir yerden izlemenin bedeli 3 bin TL’nin üzerinde. En ucuz biletse 300 TL’yi aşıyor...” (Milliyet, Cadde)
Haber doğru, eksik ama doğru.
Britanya ağırlıklı habercilik yapan www.metro.co.uk, grubun bazı hayranlarının sosyal paylaşım sitelerinde Halil Sezai tarzı “İsyaaaeeeen!” dediklerini duyuruyordu.
Hücumda ve savunmada kararlı olan taraf Gençlerbirliği, savruk ve tedirgin olan taraf Galatasaray.
Kalesinde pozisyon imkanı tanımazken rakip kalede tehlike üstüne tehlike yaratan taraf Gençlerbirliği; hem savunmada hem hücumda sarsak ve uyumsuz olan taraf Galatasaray. Bir takım ruhu ve bütünlüğüyle sahada yıkılmayan taraf Gençlerbirliği, -Elmander’i bir kenara ayıralım-, önünden geçen topu seyreden, düzgün bir pas atmaya mecali kalmamış taraf Galatasaray.
Sadece ilk yarıda Hurşut ve Tosiç ile Hakan Balta ve Amrabat’ın performanslarını tartıya koymak aradaki farkı ortaya çıkartmaya yeter.
* * *
Peki ikinci yarının manzarası nasıl?
İlk dakikalarda Galatasaray’ın büyük bir sıçrama yaşadığını veya Gençlerbirliği’nin dramatik şekilde gerilediğini söylemek güç.
Ancak liderin biraz silkinmesi, biraz daha cesaretle rakibin üstüne yürümesi bile fark yaratmaya yetti.
Yayın hayatına yeni başlayan ‘Bira’ dergisi, meşhur insanların bira üstüne söylediklerini derlemiş.
Humphrey Bogart’ın “Dünyada asıl sorun herkesin birkaç bardak geriden gelmesi” sözüne kadeh kaldırırım mesela.
Bir de Frank Zappa’nın çok meşhur söz vardır, o da dergide babanın tam sayfa fotoğrafı eşliğinde kendine yer bulmuş: “Bir biranız ve havayolunuz yoksa sahici bir ülke olamazsınız. Bir futbol takımı ya da nükleer silah filan da idare eder ama bir biranız illa ki olmalı.”
Frank Zappa’nın sözü üstüne söz söylenmez ama listeye bir de ‘rock bar’ eklemesi yapmak isterim.
Nereden çıktı bu şimdi?
Açıklayayım.
1990’ların başlarında Beyoğlu’nda pavyon kültürünün tahtı sarsıldı.
100 yılı devirdi geçti, hâlâ tepe tepe kullanıyoruz.
Başbakan Erdoğan’ın dün il başkanları toplantısında alıntıladığı “Şu mektepler olmasaydı Maarif’i ne güzel idare ederdim” lafı, İkinci Meşrutiyet döneminden kalma.
Erdoğan “CHP’nin tarihinde şu okullar olmasa Milli Eğitim’i ne güzel idare ederiz anlayışı vardır” dedi.
1858-1914 tarihleri arasında yaşayan Emrullah Efendi’nin CHP’li olması bazı teknik nedenlerden (ölmüş mesela!) ötürü mümkün değil.
Takside, berber koltuğunda, çay molasında “Hakan Şükür niye oylamaya katılmamış?” diye sorup gelen cevapları sıralasanız bile olur:
-Yaşanan bu golcü kısırlığına rağmen Abdullah Avcı Milli Takım’a çağırmayınca, küstü gitti.
-Lige milli maç arası verilince Meclis faaliyetlerine de ara verildiğini düşünmüş, tatile gitti.
-Partisinin kapalı toplantısında söz aldıktan sonra “Arif Erdem’i de milletvekili yaparsak Meclisspor’un gol sorununu çözerim” demesi destek bulmayınca canı sıkılmış, kırık gitti.