Galatasaray da arkasına sığınacak bahane ararken elbette bu klişeye yüklenecek. Ancak şampiyonluk hedefiyle yola çıkan takımlar iç saha maçlarını kazanamazsa, puanları döke saça ilerlerse bedel çok ağır oluyor. Örnek vermek gerekirse, ‘Aklımız Manchester United maçındayken Karabük’ü yenemedik’ derseniz, gelecek sezon Manchester United’ın Şampiyonlar Ligi karşılaşmalarını ancak D-Smart’tan seyredersiniz!
Dramatik hatalar
Hızlı, dirençli ve kararlı Karabük ekibinin hakkını vermek gerekiyor öncelikle...
Galatasaray’ı skoru daha da geliştirebilecekleri bir oyunla yendiler. Ahmet, İlhan ve elbette Lua Lua başta olmak üzere bütün takım hem yüreğini hem de ciğerini koydu sahaya...
İyi yardımlaştılar, çok koştular, ikili mücadelelerde kararlı bir tavır sergilediler ve hak ederek maç kazandılar.
Peki bu süreçte G.Saray ne yaptı?
Kof bir babalanmayla oynadı, çok sayıda ve hepsi birbirinden dramatik hatalar yaptı ve neticede rakibine kendi sahasında boyun eğdi.
Zeki Müren ve (‘saz arkadaşları’ demek hafif kalabilir, ‘saz üstadları’ diyelim) Yorgo Bacanos, Hakkı Derman, Hilmi Rit, Şükrü Tunar ‘şarkı geçiyorlar’ mesela...
Radyo Müdürü Mesud Cemil’in canlı yayın konuğu Behçet Kemal Çağlar...
Radyo Tiyatrosu ekibi toplu halde kayıtta...
İsmail Dümbüllü bir ramazan özel yayınında Hüseyin Erşahin’le...
Bu fotoğrafların hepsi Harbiye’deki İstanbul Radyoevi’nden.
Televizyon krallığını ilan etmeden önce yıldızların parladığı ve söndüğü, toplumun şekillendirildiği, darbelerin anons edildiği binadan.
Bina üç ünlü ismin ortak projesi. Doğan Erginbaş ve İlhan Utkular (Çanakkale Şehitleri Anıtı da onların projesidir) ile Ömer Güney’in 1945’te başladıkları ve 19 Kasım 1949’da açılan İstanbul Radyoevi’nin fotoğraflarına bakarken bir süre önce Sahaf Festivali’nden aldığım dergileri hatırladım.
1992’den beri tekrarlanan bir haber bu aslında.
“BM, ‘koca’ ABD’yi nasıl kınar yahu?” diyebilirsiniz.
Cevap vereyim, neredeyse oybirliğiyle kınar.
*
Bu savunmayı aşmak için gerekli hamleleri yapamayacak kadar yorgun gözüken sarı kırmızılılar, ilk yarıda -atıyorum- 300 pas yaptıysa, bunların 250 tanesi stoperler arasındaydı herhalde...
Bulduğu iki pozisyonda da direklere takılan Galatasaray’ın aradığı gol için 47 dakika ve bir duran top gerekti.
Zaten duran top dışında bir gol çıksaydı şaşardım.
Kornerden gelen ve ceza yayı üzerine seken topa Emre’nin vuruşu ve kaleciden dönen bu topu yılın gol makinesi Umut’un takip etmesi çok şıktı açıkçası.
Sıkılarak izledik
Golden sonra biraz açıldı Mersin ekibi fakat Galatasaray bu süreçte skoru geliştiremedi.
Hamit ve Umut dışında pek de iştahlı bir gün yaşamayan lider, bir kornerde, “Yine mi duran top!” dedirtecek şekilde golü kalesinde gördü.
Sunta panolarla -benzetmek gibi olmasın- Berlin Duvarı çağrışımlı bir labirent oluşturuldu çalışmaların hemen başında.
Maksat trafiği rahatlatmak olarak gösterilse de var olandan fazla şerit eklenemeyecek bir şekilde, altgeçitle yeraltına indiriliyor yol anlayabildiğimiz kadarıyla.
Oluşacak meydanı tavaf edecek, oluşacağı iddia edilen geniş boşluktan istifade, çılgınca koşturacak halkın Taksim’den ayrılmak istediğinde yeraltına inmesi ve bir şekilde yolunu bulması öngörülüyor.
Topçu Kışlası için tasarlanan ağaç katliamı ve yerine oluşturulacak buz pateni pistiyle ilgili düşüncelerimi ve fantezilerimi kendime saklamam daha doğru olacaktır
Anlattıklarımdan bir şey anlamamış olabilirsiniz çünkü ben de anlamadım!
İlhan Berk, “Pera” adlı güzeller güzeli kitabında -1923 model- Taksim Meydanı’ndan şöyle bahseder:
Geçen hafta, yapılacak spor temalı mezatı duyurmuştum. “Gittim, aldım, geldim” netice itibariyle!
Neler aldığımı sayıp dökmeyeceğim fakat sizin de okumanız gereken bir parça var elimde.
Eskiden maç yazıları nasıl kaleme alınırmış bakın...
Kırmızı-Beyaz, 1937-1948 arasında toplam 500 sayı yayınlanmış bir haftalık spor gazetesi.
Telât Midhat Hemşeri, Cihad Baban ve Burhan Felek tarafından yayınlanan Kırmızı-Beyaz, ağırlık noktası futbol olmakla birlikte sayfalarını kış sporlarından güreşe, bokstan atletizme, bisikletten spor tarihine kadar çeşitli alanlarda yazılara açıyor.
‘Bitaraf (tarafsız) Spor Gazetesi’ ilkesiyle yola çıkan Kırmızı-Beyaz’ın 8 İkincikânun 1940 pazartesi günü yani 8 Ocak 1940’ta yayınlanan nüshasının kapağında Erzincan’daki deprem felaketinde zarar gören vatandaşlar yararına düzenlenen turnuvanın haberi yer alıyor.
“İstanbul takımları, zelzele felâketzedeleri menfaatine karşılaştılar. Galatasaray Fenerbahçe’yi kazandı: 2-0” başlığıyla duyurulan haberi aynen aktaracağım.
Salı itişmeleriniz sırasında ismimin zikredilmesi üzerine zorunlu olarak bu açıklamayı yapmak ihtiyacı hissettim.
Kamuoyunuza sesimi duyurmanız dileğiyle...
* * *
Dostlarım, bahtsızlıklarla yazılmış bir tarihim olduğunu yadsıyacak değilim.
Mısır’dan Ürdün’e Libya’dan Suudi Arabistan’a İsrail’den Kuveyt’e gittiğimiz her yerde kurcalandık asırlar boyu.
Keyfimizden göçebe yaşadığımızı söyleyenleri bir kutup ayısı eşliğinde kafese tıkıp durumumuzu bir daha gözden geçirmeye davet etmek isterim!
Tarih boyunca kavur kavur kavrulan çöllerde İngilizlerle karşılaşmışlığımız vardır; canımıza okudular.
Fransızlarla karşılaşmışlığımız vardır; soyumuza kastettiler.