Kanat Atkaya

Tek bir umut ışığı

1 Aralık 2012
M.United maçı öncesi yaşanan lig faciası zihinlerde tazeliğini korurken bu maça ‘cepte’ gözüyle bakmak pek mümkün değildi G.Saray için.

Ancak bu kez daha ciddiydi liderin hâli diyemesek de en azından niyeti öyleydi... Gaziantepspor bugüne kadar deplasmanda sadece iki gol bulmuş ve üç puan toplayabilmiş bir ekip de olsa, Hikmet Karaman genellikle büyük maçlara iştahla yaklaşan bir hoca olsa da, G.Saray hem olumlu hem de olumsuz sayılabilecek şartları hesaplamış gibi duruyordu.

Hücum anahtarı kayıp

Bir yanda Eboue, Melo, Riera... Bu oyuncuların formlarında küçük sıçramalar yaptıklarını görmek belki de ilk yarıyla ilgili tek olumlu tespit olacaktır. Öte yanda ‘Rus Ruleti’ gibi bir performans gösteren, ne zaman patlayacağı belli olmayan ve patlamama ihtimali de bulunan Amrabat... İlk yarının genel manzarası bundan ibaretti. İkinci yarıda Galatasaray açısından elbette işler biraz değişti. Antep ekibi bir diriliş diyemesek bile, bir direniş gösterdi. Başta kaleci Mahmut ve Binya olmak üzere müthiş ve sağlıklı bir direnç sergileyen Gaziantepspor’u sadece Elmander’in ruhu ve Burak Yılmaz’ın inatçılığı ile zorlayabildi sarı kırmızılılar. Hem sakatlıkla hem de kartla eksilen lider galibiyeti zorlayacağı anlarda sendelemiş oldu. Galatasaray’ın hücumda gerekli anahtarı bulmakta zorlandığı ve defansta çok kırılgan olabileceğini gösterdiği maçlardan biri oldu. Bu felaket gibi görünen lig mücadelesi için tek bir umut ışığı yanıyor ileride: Braga maçı ve Şampiyonlar Ligi’nde devam.

Yazının Devamını Oku

Başkan babamızdır o, sever de döver de

29 Kasım 2012
MEHMET Altan 20 yıl önce İkinci Cumhuriyet kavramını atmıştı ortaya; bugünlerde Ahmet Altan Üçüncü Meşrutiyet’ten bahsediyor.

Fehmi Koru, dün Star’daki köşesinde şunları yazıyordu:
“Başbakan Tayyip Erdoğan kendisini, evlatlarını yanlış etkilerden korumakla görevli, onların üzerine titreyen bir baba gibi görüyor... O tür babalar gibi yapılan yanlışı yüze vuruyor, düzeltilmesini istiyor, düzeltilmezse başa geleceği hatırlatmaktan da edemiyor...”
Fehmi Bey’e göre “biz çocuklar”, zamanla “babamızın karşısında haklı çıktıkça“ bütün bu itişmeler yoluna girebilir, mesut oluruz, 3 elma da bizim kafamıza düşer, çıkarız kerevetimize vesaire vesaire.

Ancak Fehmi Bey’in bahsettiği baba ile Erdoğan arasında bir fark var.

Bahsettiği baba en fazla fırçalar, bilemedin ceza verir, haydi abartıp kulak çeker diyelim; tutup da, “Evladım bana göre saçma işlere prim verir hale geldi; kürtaj diyor, idam istemiyor, Uludere’yi sorguluyor, ucube heykeller dikiyor, bomba gibi kitaplar yazıyor, Hürrem yüzüğü takıp dolanıyor, nayır nolamaz” deyip savcıları göreve çağırmaz.

Yazının Devamını Oku

Hangi Süleyman?

27 Kasım 2012
ÇORLU yakınlarındaki Sırt Köyü’nde, 1520 senesinin 21 Eylül’ü 22 Eylül’e bağlanırken sırtındaki şirpençeyi (kan çıbanını) sıktırır Yavuz Sultan Selim ve ölür.Tahta çıkarken kardeşlerini ve onların yedi oğlunu boğdurtan Selim’den tahtı devralacak Süleyman’ın böyle bir derdi yoktur, tek erkek çocuktur.

Hoş, daha sonraları mesela Mustafa’yı, Bayezid’i, yani kendi evlatlarını boğdurtacaktır ama tahta çıkışı atalarına göre cana kıymadan, kan dökmeden olmuştur.

Ulak olarak görevlendirilen Silahdarlar Kethüdası Süleyman Ağa’nın Manisa’ya varıp “Baban öldü” demesiyle yola çıkan 25 yaşındaki genç sultan, 30 Eylül’de İstanbul’a varır ve tahta oturur.

*

Daha iktidarının ilk yılı dolmadan atalarının iki kez kuşattığı ama alamadığı Belgrad üzerine yürür.

Yazının Devamını Oku

Eduardo’nun ruh pansumanı

25 Kasım 2012
ANKARA’daki arkadaşımızdan gelen mektuptan (elektronik postadan önceki çağlardan bahsediyorum, o zaman mektup geliyordu) çıkan şiir, dönemin öğrenci evi dekorasyonunun değişmez parçalarından “hasır pano”ya asılmıştı.

Bir düelloda 26 yaşında ölen Lermontov’un “Düşünce” adlı şiiri şöyle başlıyordu:
“Kaygıyla bakıyorum bizim kuşağa!
Geleceği ya boş ya karanlık görünüyor...”
Elimizi aklımıza, fikrimize, vicdanımıza koyup ülkemize ve yaşadığımız çağa bakınca “kaygı” duyan, “Koşarak uzaklaşmak istiyorum oralardan buralardan” diye yaşayan bir grup arkadaş için durum pek değişmedi, sadece yeni rehberler aradık o günden sonra.
*
Bu rehberlere (ki sağ olsunlar sayıları az değildir) Eduardo Galeano’nun eklenmesi çok vakit almadı.
Dikta sürgünü bu Uruguaylı gazeteci-yazarın cümleleri ruh ve vicdan pansumanı yaptı yıllarca.

Yazının Devamını Oku

Pitbull hesabı ödedi

25 Kasım 2012
GALATASARAY, Doğu seferine rezerv kuvvetlerden derlenmiş bir ekiple çıktı.

Büyük ihtimalle Florya’da idmanda bile aynı 11’de yer almamış olan ekip, ilk 45 dakikada oyunun soğutma kısmında hata yapmasa da hücum hattında sınıfta kaldı.
Pozisyonlar ve pozisyonumsular bulup buluştursa da ciddi anlamda tehdit oluşturamadı Elazığ cephesi için. Mesela ilk 45 dakikada Galatasaray’ın kaleyi bulan şut sayısı “0” (sıfır!) idi.
Yılmaz Vural’ın yönetiminde neredeyse bitkisel hayat denebilecek durumundan sıyırılan, üst üste puan kazanan ve üstün direnç gösteren bir takıma dönüşen Elazığspor ilk yarıda gole daha fazla yaklaştı.
Galatasaray’ın orta sahada Melo ve Selçuk ikilisine denge sağlayıcı aradığını ve bu iş için Engin, Emre Çolak, Ceyhun Gülselam -ki tamamen unutulduğuna inanıyorum- gibi alternatifler denediğini biliyoruz. Aranan isim ufukta belirmiş olabilir: Yekta. Attığı gol bir kenara mükemmele yakın oynadı ve sorumluluk aldı.

İçinden kedi çıkardı

Sarı kırmızılılar 0-1’den sonra skor geliştirebilecek pozisyonları yaygın tabirle “cömertçe” harcarken rakibini de oyunda tutmuş oldu bir şekilde. Ancak kesinlikle maçın, muhtemelen sezonun ve bence gelecek sezonların da unutulmaz hareketi için maçın sonunu beklemek gerekti. Muslera’nın sakatlandığı ve kırmızı kart gördüğü doğru şekilde değerlendirilen penaltı pozisyonu sonrasında Melo’nun dirilişini gördük. Yılların pitbull’u olarak tanıdığımız Melo içinden bir kedi çıkardı. Liderliği böyle uzun yıllar unutulmayacak bir hareketle korumak Melo’nun bu sezonda yarattığı ufak tefek gönül kırıklıklarını ziyadesiyle halledecektir. 

 


Yazının Devamını Oku

Bir Top 20 listesi olarak hayat

24 Kasım 2012
Bundan altı yıl önce Lisa ve Adam adlı iki arkadaş bir web sayfası oluşturuyor. Adı listography.com... Burada istediğiniz her şeyin listesi var.

Listeden otobiyografi çıkar mı? Evet çıkar, nasıl çıktığını anlatacağım zaten.
Geçen yaz, çok eski bir dostumdan bir hediye aldım ki hediyenin en güzeli de böyle olur.
“Paris’te kitapçı gezerken gördüm, aklıma hemen sen geldin” diyerek bir kitap uzattı; ‘Music Listography.’ Defter de diyebiliriz, sayfalarını kullanıcının/okuyucunun doldurması gerekiyor.
Şöyle gelişiyor olaylar...
2006’da Lisa ve Adam adlı iki arkadaş (yoksa sevgili mi bilemiyorum işin o kısmını) bir web sayfası oluşturuyor: www.listography.com.
Adından da tahmin edebileceğimiz gibi, ‘liste’ sevgisiyle hazırlanıyor.
Sevdiğiniz filmler listesi, dinlediğiniz en iyi albümler listesi, gördüğünüz ve görmek istediğiniz yerler listesi, gittiğiniz güzel lokantalar listesi, vb. derken akla gelebilecek ve belli durumlarda gelmeyecek her şeyin listesi oluşmaya başlıyor.

Yazının Devamını Oku

Bravo G.Saray

21 Kasım 2012
GALATASARAY, üstüne düşen vazifeyi yerine getirdi, ne mutlu. Şampiyonlar Ligi’nde iyi başladığı ancak hak ettiğini alamadığı bir maçtı, Manchester United maçı. Sonrasında yaşananlar malum.

Cluj’den sonra, titreyen ve kendine dönme konusunda yol alan Galatasaray, düğümü çözmek için yine Manchester maçına bakıyordu. Maça güzel başladı. İddiasını ve ısrarını gösterdi. Rakibini her alanda rahatsız etti. Boyun eğmedi ve istediğini elde etti.

Ait olduğu yere demir attı

Geçen sene, şampiyon olan takımın izlerini belki de ilk kez görmüş olduk bu sezon. Bu galibiyet, Galatasaray’ın ait olduğu yere yani, Avrupa’ya tekrar demir atması anlamına geliyor.

Bu noktadan sonra, Şampiyonlar Ligi’ne mi devam eder, UEFA Avrupa Ligi’ne mi katılır... O tamamen ayrı bir konu. Fakat gerek oynadığı oyun, gerek gösterdiği karakterle bir dünya kulübü olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Mühim olan budur Galatasaray için. Manchester United’ı yenmek, her zaman ve her koşulda önemlidir.

Üzerine düşen vazifeyi layıkıyla yerine getiren bu kadroyu ve takımı yönetenleri kutlamak da boynumuzun borcu.

Bravo Galatasaray!

Yazının Devamını Oku

Manidar mantık

18 Kasım 2012
GAZETECİ Cüneyt Ünal, 3 aydır Suriye’de Esad’a bağlı güçlerin elinde tutsaktı.

Dün CHP heyeti tarafından Şam’da teslim alındı.
Öncelikle Cüneyt Ünal’a, sonra büyük sıkıntı ve üzüntü içinde 3 ay geçiren ailesine büyük geçmiş olsun.
Bir de bu süreçte Cüneyt için sürekli girişimde bulunan, konuyu gündemin kaygan yüzeyinde tutmayı başaran meslektaşlarına ve tüm STK’lara müjdeler olsun.
Her sabah başka bir bunalıma, felaket haberine, gerilime, krize, kavgaya alışık bünyelerimiz böyle bir sabah yaşamayı özlemiş, emeği geçen herkese de tebrikler.

Cüneyt Ünal’ın özgürlüğe adım atmasının ardından hükümet cephesinden açıklama da gecikmedi.
Hürriyet’ten Zeynep Gürcanlı’ya konuşan Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik “Manidar” dedi.
Nedir manidar olan?

Yazının Devamını Oku