Memet Eser

Trafik kazalarını SGK takip ediyor

20 Eylül 2010
Başlık şaşırtıcı gelebilir. Onca işine rağmen SGK bir de trafik kazalarını niye takip etsin ki..

Kazada yaralanan ve tedavi giderleri SGK tarafından karşılanan kimseler adına katlanılan masrafları kazaya sebebiyet verenlere ödetmek için.. Evet, tam da böyle…
Dahası kazaya sebebiyet veren aile üyelerinden biri de olabilir.. SGK hemen harekete geçip masrafları ona ödetme sürecini başlatıyor.
Tam bir özel sigorta mantığı; “Madem benim genel sağlık sigortalımın yaralanıp tedavi görmesine sebep oldun, masraflar yaptım, bende bu masrafları senden alırım.” Kabaca böyle…
Otomobili eşiniz mi kullanıyor?
Diyelim aile üyeleri birlikte otomobille yolculuk yapıyor. Aracı devlet memuru Ahmet bey (4/c sigortalısı) kullanıyor ve uğradıkları trafik kazasında eşi işçi Elif hanım (4/a sigortalısı) ile çocukları 14 yaşındaki Ahmet ağır yaralanıyor, özel bir hastanede tedavileri yapılıyor.
İşte bu nokta da SGK devreye giriyor; aynı zamanda genel sağlık sigortalıları olan Elif hanım ile Ahmet için özel hastaneye ödediği tedavi giderlerini, Ahmet beyden istiyor. Aslında Ahmet bey de SGK’nın genel sağlık sigortalısıdır. Bugün için uygulama bu..

Kanuni dayanak…

Şaşırtıcı olan bu uygulamanın kanuni bir dayanağı olup olmadığını merak edebilirsiniz. Şüphesiz bu yönde bir kanun hükmü var. Ama kanun hükmüne SGK tam olarak uyuyor mu o tartışmalı..

Yazının Devamını Oku

Ücretli öğretmenler dikkat

13 Eylül 2010
KAMUOYUNDA “Sosyal güvenlik reformu” olarak bilinen 5510 sayılı kanun uygulaması birçok kesimi olumsuz etkilemeye devam ediyor. SGK Başkanı’nın, “sosyal güvenlik reformunda kapsamlı değişiklikler yapılacağı” açıklaması 15 Haziran 2010 tarihli gazetelerde yer aldı. Anlaşılan, mevcut haliyle “reform” denilen düzenlemeler çok işe yaramadı. Dahası, birçok sosyal politika uygulamasını dahi olumsuz etkiliyor. Kamu ve özel sektörün istihdam politikası bile bundan nasibini alıyor.
Örneğin, ücretli öğretmenler açısından yeni sosyal güvenlik reformu sorunlarla dolu. MEB, nedense yeterli sayıda kadrolu öğretmen ataması yapmıyor. Ataması yapılmayan birçok öğretmen boşta geziyor ve MEB kadrolu öğretmen ataması yapmıyor/yapamıyor, okullardaki öğretmen açığını ücretli öğretmenler ile çözmeye çalışıyor.
Kimler olabiliyor?
Ücretli öğretmenler girdikleri ders saati başına ücret alıyor. Birçok sosyal haktan mahrum. Kaldı ki eğitim fakültesi mezunu olmaları da gerekmiyor. Bakanlar Kurulu’nun “MEB Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin” kararı uyarınca, yüksek öğrenimli olmak koşuluyla; resmi görevi bulunmayanlar ile emeklilere, okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim, özel eğitim ve yaygın eğitim kurumlarında haftada 30 saate kadar ek ders görevi verilebileceği hüküm altına alınmıştır. HÜcretli öğretmenliğe razı olanlar ise sevinsinler mi üzülsünler mi belli değil..Aldıkları ücretlerle hayatlarını idame ettirmenin zorluğu bir yana, sosyal sigorta ve sağlık güvenceleri de yok gibi.
Sigorta gün sayısı
İlgili mevzuatta uzman ve usta öğretici olarak çalıştırılanların sigorta gün sayılarının nasıl hesaplanacağı 5510 sayılı kanunda gösterilmiş olmakla birlikte, ücretli öğretmenler açısından bir açıklık bulunmamakta. Maliye Bakanlığı’nın Milli Eğitim Bakanlığı’na yazdığı 9 Temmuz 2010 tarihli yazısında bu konuya açıklık getirilmiştir. Buna göre; uzman ve usta öğretici statüsü dışında çalışanların (ücretli öğretmenlerin) prim ödeme gün sayısı, bir takvim ayındaki ek ders saati toplamının 7,5 saate bölünmesi suretiyle tespit edilecektir. Örneğin; haftada 30 saat çalıştırılacak bir ücretli öğretmenin, 2010/Ekim ayındaki sigorta gün sayısı (4x30=120/7,5) 16 olacaktır. Dolayısıyla bu şekilde çalışan bir ücretli öğretmen adına her ay en çok 16 sigorta gün sayısı SGK’ye bildirilecek ve primleri MEB’nca ödenecektir. Bu durum hem emeklilik, hem de sağlık hizmetlerinden yararlanabilme açısından sorun yaratacaktır. Ücretli öğretmen dilerse, her ay 14 gün isteğe bağlı sigorta primi yatırıp günlerini 30’a tamamlayabilir, ama primlerini kendi cebinden ödemesi kaydı ile?
Sağlık hak sahipliği
Diğer 4/a(eski deyimle SSK) statüsündeki sigortalılar gibi ücretli öğretmenlerin de sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için evvela 30 genel sağlık sigortası gün sayısı olması gerekmektedir. Bu gün sayısı sağlık tesisine başvuru tarihinden önceki bir yıl içindeki toplam gün sayısı olarak dikkate alınacaktır. Ama, ücretli öğretmenler için bu yetmez. Eksik günlerine ilişkin genel sağlık sigortası primlerini her ay için 30 güne tamamlamaları gerekmektedir. Aksi halde 60 günden fazla GSS prim borcunun bulunması halinde sağlık hizmeti alamayacaklardır. Belirtelim ki, GSS prim borçlarını taksitlendirmeleri de mümkün?
Cepten sağlık primi
Yukarıdaki örnek üzerinden gidersek; bu 16 gün aynı zamanda GSS gün sayısıdır. Ücretli öğretmen eksik kalan 14 günün GSS primini de ödemek zorunda. Ödemez ve borcunu taksitlendirmez ise 60 günden fazla GSS prim borcunun bulunması halinde sağlık hizmetleri SGK tarafından karşılanmayacaktır. Ödemek zorunda oldukları GSS primleri gelir testi talep edip etmemesine göre değişecektir.
Gelir Testi isteyen
Ücretli öğretmen eğer gelir testi talep ederse; harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak, SGK’ca belirlenecek test yöntemleri ve veriler kullanılarak tespit edilecek aile içindeki geliri kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin üçte birinden az ise, genel sağlık sigortası primleri devlet tarafından ödenecektir. Bu durumda olanlar için şimdilik 01.01.2012 tarihine kadar yeşil kart verilecektir. Bu araştırmalar kaymakamlıkların yeşil kart büroları tarafından yapılacaktır. Görüldüğü gibi koşulları var ise bir ücretli öğretmen yeşil kart ile tedavi olabilecektir. Ya da yeşil karta mecbur kalabilecektir.
Gelir Testi istemeyen
Eğer ücretli öğretmen olarak çalışan kişi yeşil kart istemez veya gelir testi talep etmezse, eksik günleri için cebinden ödeyeceği genel sağlık sigortası prim matrahı, asgari ücretin iki katı olacaktır. Bu şekilde, primlerini ister gelir tepsi talep ederek isterse etmeden ödemek zorunda olan ücretli öğretmenler, eksik günlerine ilişkin GSS primlerini her ay için 30 güne tamamlayacaklar ve sağlık hizmeti alırken de 60 günden fazla sağlık prim borçları bulunmayacak?
Reforma “reform”
SGK yönetimi sosyal güvenlik reformunda kapsamlı değişiklikler yapılmasını planlarken umarız ücretli öğretmenler gibi kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışanların sağlık primi sorunlarını da çözerler. Bize göre, bunun için yapılacak en iyi reform, sözkonusu prim ödeme zorunluluğunun dayanağı olan 5510 sayılı Kanunun 88.maddesi dördüncü fıkrasının tamamen yürürlükten kaldırılmasıdır.
Yazının Devamını Oku

SGK’den ceza yağacak

6 Eylül 2010
GEÇTİĞİMİZ ay mali müşavirler için biraz yorucu geçti. 2010 Temmuz ayı prim ve hizmet belgelerinin ağustos ayının 23’üne kadar verilmesi gerekiyordu.

Belgeler internetten e-sigorta kanalı ile SGK’ye veriliyor. Kanuna göre; süresinde, Kurumca belirlenen şekilde, internetten verilmeyen belgelerden dolayı asgari ücretin 2 katına kadar para cezası uygulanabiliyor...
Ceza rakamlarından ötürü işverenler ve çoğunlukla onlar adına işlemleri gerçekleştiren mali müşavirler prim belgelerinin verilmesinde oldukça özenliler...
Bu özen aslında bazen başa da bela olabiliyor...
Nasıl mı?
Yeni yönetmelik-        yeni belge
Aylık prim ve hizmet belgesinin içeriği ve şekli yeni sosyal sigorta işlemleri yönetmeliği ile değiştirildi. Belgede artık, işçilerin sadece aylık ücretleri değil, prim ve ikramiyeleri de yer almaya başladı.
12 Mayıs 2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan bu yönetmelik ile değişik şekliyle ilk defa SGK’ye verilecek prim belgesi 2010/Temmuz belgesi olarak belirlendi. Bu belgenin de 23 Ağustos 2010’a kadar SGK’ye internetten verilmesi zorunluydu.

Yazının Devamını Oku

Sakatlık indirimi ve emeklilik ilişkisi

30 Ağustos 2010
SAKATLIK raporu alan işçilerin emeklilik durumları ile ilgili bize gelen benzer nitelikteki sorular için aşağıdaki açıklamalara yer verdik.

Baştan şunu söyleyelim; işe alınan işçinin gözle görülür bir özrünün varlığı onunla ilgili işlemleri yürütürken vergi hesabında hemen indirim yapmanıza imkan tanımamaktadır. Aşağıdaki sürecin izlenmesi gerekmektedir.
Sosyal güvenlik mevzuatımızda emeklilik esas olarak üç parametreye bağlanmıştır. Birincisi sigortalılık süresi, ikincisi çalışma gün sayısı ve üçüncüsü de yaş. Bunlardan birinin eksik olması halinde kişinin emekli olması mümkün olamamaktadır. Ancak, SSK sisteminde “sakatlık indirimi” bunun istisnalarından birisidir.
Sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanmaya hak kazanmış durumda olan sigortalılar, Kanunda belirtilen sigortalılık süresi ve gün sayısını tamamlamış olmaları kaydı ile yaş şartı aranmaksızın emekli olabilmektedirler.

Sakatlık indirim raporu nasıl alınır

Özürlü sigortalıların sakatlık indiriminden yararlanmalarına ilişkin usuller ise Gelir Vergisi Kanununda gösterilmiştir. Buna göre; çalışma gücünün asgari % 80’ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı 1. derece sakat, asgari % 60’ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı 2. derece sakat, asgari % 40’ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise 3. derece sakat sayılmaktadır.
Sakatlık indiriminden yararlanmak isteyen sigortalı/hizmet erbabı, defterdarlıklara/vergi dairesi başkanlıklarına ya da mal müdürlüklerine başvuracak, alacağı sağlık kurulu raporu Maliye Bakanlığı’na gönderilecektir. Maliye Bakanlığı Merkez Sağlık Kurulu ise, bu raporları inceleyip, başvuru sahibinin çalışma gücünün ne kadarını kaybettiğine karar verecektir. Bu şekilde sakatlık derecesi belli edildikten sonra, söz konusu raporlar başvuru sahiplerinin işverenlerine iletilmek üzere defterdarlıklara/vergi dairesi başkanlıklarına gönderilecektir.
Görüldüğü üzere oldukça uzun bir süreç. Ancak, uygulama çalışan özürlüye ikili bir fayda sağlamaktadır. Böylece çalışan özürlü sigortalı, hem daha az vergi ödemekte hem de yaş şartına takılmaksızın emekli olabilme imkanına kavuşmaktadır.

Aile hekimleri beyanname verecek

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya’da doğum borçlanması

23 Ağustos 2010
ÜLKEMİZDE SSK sigortalısı kadınlara, kamuoyunda doğum borçlanması olarak bilinen, ama amacını bir türlü gerçekleştiremeyen bir olanak tanındı.

Hele bugünlerde, kadınlara erken emekliliğin geleceği yönlü haberlerden geçilmiyor. Uzmanımız da çok ya!.. Yalana da herkesin ihtiyacı var... O halde yaz gitsin... Tüketilsin... Kimsenin sorumluluğu da yok... SGK’da uğraşsın ki, bu yalan yanlış bilgi bombardımanını düzeltsin...
Bizden bir öneri; SGK’nın yeni bir Genel Müdürlük oluşturması lazım... Medyadaki yalan yanlış bilgileri izleme ve düzeltme işlerini yapsın.
Ülkemizde son durum
Hikaye uzun, özetlersek; Doğum borçlanmasından sadece SSK sigortalısı iken doğum yapan kadınlar yararlanabiliyor. Tartışma, doğum SSK sigortalısı olmadan önce olmuşsa bu sürelerinde borçlanılmasına olanak tanınması yönündeydi. Buna uygun yeni bir Tebliğ yayınlandı. Ama SGK “Genelge” ile çalışan bir kurum olduğu için şu sıralar konu ile ilgili yeni bir Genelge bekleniyor. Bundan sonra belirtilen sürelerde borçlanılabilecek... Bize göre bu da eksik. Esasen, kadın sigortalı hangi statüde olduğuna bakılmaksızın, ister SSK’lı ister Bağ-Kur isterse de Emekli Sandığı mensubu olsun doğum borçlanması hakkından yararlanabilmeli. Bakın Almanya’da, değil doğum sonrası boşta geçen sürenin borçlanılmasını, çocuk yetiştirilme süreleri bile borçlanılabiliyor... Hem de sadece doğum yapan kadın değil erkek de...

Çocuğuna Almanya’da bakana emeklilik hakkı

SGK’da başmüfettiş olarak görev yapan sayın Çetin Güneş hatırlattı bu hususu. Gerçekten de 01.01.1921 tarihinden sonra doğan kadınlarımız eğer Almanya’ya gitmiş ve orada doğum yapmışsa bu yaptığı doğum nedeniyle borçlanma hakkı veriliyor. Ancak, Alman Sosyal Güvenlik Mevzuatına göre; 31.12.1991 tarihine kadar dünyaya gelen çocuklar için borçlanma yapılabiliyor. Eğer, Türkiye’den Almanya’ya yerleştiyseniz ve 31.12.1991 tarihine kadar doğum da yaptıysanız, bakımının 12 ayını Almanya’da yapanlar için 1 yıl, bakımının
36 ayını Almanya’da

Yazının Devamını Oku

Borcu olsa da hastaneler bakacak

16 Ağustos 2010
BAZI kimselerin sağlık giderlerini SGK’nın karşılaması, bunların prim borçlarının bulunmamasına bağlıdır. Bunların başında da Bağ-Kur’lular gelmektedir.

SGK’nın sigortalı çalışanların sağlık hizmetlerini finanse etmesinde temel kural, ilgili sağlık tesisine başvurduklarında geriye doğru bir yılda en az 30 sigorta gününün bulunmasıdır. İşçiler ve memurlar için bu kural gerekli ve yeterlidir. İşverenlerinin primlerini ödemiş olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Ancak, Bağ-Kur sigortalıları için bu kural yetmemekte, başka şartların da yerine getirilmesi gerekmektedir. Bağ-Kur sigortalısının hem en az 30 sigorta günü olacak hem de 60 günden fazla prim borcu bulunmayacak! Prim borcu var ise, sağlık giderlerini SGK karşılamaz... Prim borcu olan Bağ-Kur’lu sağlık tesisine gittiğinde sistem ona müstahaklık/provizyon vermez ve o sağlık tesisi de tedavi etmez...
Ama bu sıkıntılı durum biraz yumuşatıldı...

Borcunu  taksitlendirene sağlık  hizmeti  geldi

19 Haziran 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5997 sayılı Kanun ile prim borcu olan Bağ-Kur sigortalılarına, borçlarını taksitlendirmeleri halinde sağlık hizmetlerinin yine SGK tarafından karşılanması olanağı getirildi.
Bağ-Kur’lular, 60 günden fazla prim ve prime ilişkin her türlü borçlarını tecil ve taksitlendirdiklerinde hem kendileri hem de bakmakla yükümlü olduğu eş ve çocukları sağlık yardımlarından faydalanabilecek.
Bunun için de taksitlendirme işlemi yapılmalı ve ilk taksit tutarı da peşin ödenmelidir.

Peki yapılması gereken ne?

Zaten SGK bir duyuru ile açıkladı, 23 Temmuz 2010 tarihinde... Bu durumda olanlar için SGK tarafından verilen ve 2 aylık geçerlilik süresi olan “Tecil Ve Taksitlendirmeden Faydalanan Sigortalılara Ait Sağlık Yardımı Müstahaklık Belgesi” tedavi için yeterlidir. Sağlık tesislerinin başka bir şey aramalarına gerek yok. İlgili sağlık tesisi, bu belge ile gelen Bağ-Kur sigortalısı ve hak sahiplerine verilen sağlık hizmetini SGK’ya fatura ederken, fatura eki belgelere bunu da koyacak. Hepsi bu... Belirtelim ki, eczanelerde aynı şeyi yapacak bunlara ilaç verirken..

Yazının Devamını Oku

SGK bilgi vermeli

9 Ağustos 2010
SOSYAL güvenlik sistemimizin en sağlıksız işleyen tarafı vatandaş odaklı olmamasıdır.

Eskiden SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı şimdi ise, SGK meydana gelen sosyal ve ekonomik riskler konusunda adeta nötr bir tutum almaktadır. Bu yaklaşım şüphesizki SGK’nın kendinden kaynaklanmıyor. Kanunlarımızda kuruma aktif olma emrini ve görevini veren bir düzenleme yoktur...
SGK, sigortalılarının ölümlerini, uğradıkları iş kazalarını adeta seyretmektedir! Kendiliğinden harekete geçmek diye bir derdi yoktur.
Beklemektedir...
Hatta SGK, gazete okumakta, televizyon seyretmekte; maden ocaklarındaki ölümlere, trafik kazalarındaki kayıplara o da üzülmektedir... Ama beklemekten başka yapacağı da bir şey yoktur.
Hatta içinden kızarak; “keşke şu ölümler olmasa, ama ölenlerin yakınları gelip bana başvursa da onlara maaş bağlasam” diye söylenmektedir.
Başvuru yapanlara, koşulları taşımaları halinde ölüm aylıklarını veya iş kazasından gelirlerini de bağlamaktadır. Böyle olunca, ne güzel haklarını bilen yurttaşlarımız varmış diye de gizli gizli bir sevinme hali de olmaktadır...

Çok pasif durumda

Başvuru yapmayanları ise, seyretmeye ve beklemeye devam etmektedir. O kadar uzun süre bekledikleri var ki, halen kapısını çalan yok. Hasan amcalar, Elif teyzeler 5 yıl önce, 10 yıl önce iş kazasından veya vadeleri yetmekle ölmüşler; geride kalan eşler, çocuklar “aylık veya gelir” almayı hak ediyorlar, ama SGK’ya başvurmadıkları için alamıyorlar...

Yazının Devamını Oku

Tam günde gizli tehlike!

2 Ağustos 2010
KAMUOYUNDA “tam gün yasası” olarak bilinen 5947 sayılı yasanın bazı maddelerini Anayasa Mahkemesi iptal etti ve yürütmeyi durdurma kararı da 22 Temmuz 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.

Anayasa Mahkemesi kararı ile söz konusu yasanın üniversite öğretim elemanlarına muayenehane açma yasağı getiren maddesi ve kamuda çalışan hekimlerin muayenehane dahil, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında da çalışmasını engelleyen düzenleme kısmen iptal edildi.
Bu noktadan sonrası ise, tam bir karmaşa... Karmaşa giderilmez ise, özel sağlık işletmelerini gizli bir tehlike bekliyor:
Kapatılmak!
Şaşırtıcı değil mi...
Anlatayım...
Sağlık Bakanlığı’nın yaklaşımı
Sağlık Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra üniversite öğretim elemanlarının mesai saatleri sonunda muayenehanelerinde veya özel sağlık işletmelerinde çalışabileceklerini kabul ediyor. Ama, kamuda çalışan hekimlerin 8 saatlik mesaileri sonunda bile ne muayenehanelerinde ne de özel hastane, özel tıp merkezi gibi sağlık işletmelerinde çalışamayacağını belirtiyor.

Yazının Devamını Oku