Kazada yaralanan ve tedavi giderleri SGK tarafından karşılanan kimseler adına katlanılan masrafları kazaya sebebiyet verenlere ödetmek için.. Evet, tam da böyle…
Dahası kazaya sebebiyet veren aile üyelerinden biri de olabilir.. SGK hemen harekete geçip masrafları ona ödetme sürecini başlatıyor.
Tam bir özel sigorta mantığı; “Madem benim genel sağlık sigortalımın yaralanıp tedavi görmesine sebep oldun, masraflar yaptım, bende bu masrafları senden alırım.” Kabaca böyle…
Otomobili eşiniz mi kullanıyor?
Diyelim aile üyeleri birlikte otomobille yolculuk yapıyor. Aracı devlet memuru Ahmet bey (4/c sigortalısı) kullanıyor ve uğradıkları trafik kazasında eşi işçi Elif hanım (4/a sigortalısı) ile çocukları 14 yaşındaki Ahmet ağır yaralanıyor, özel bir hastanede tedavileri yapılıyor.
İşte bu nokta da SGK devreye giriyor; aynı zamanda genel sağlık sigortalıları olan Elif hanım ile Ahmet için özel hastaneye ödediği tedavi giderlerini, Ahmet beyden istiyor. Aslında Ahmet bey de SGK’nın genel sağlık sigortalısıdır. Bugün için uygulama bu..
Kanuni dayanak…
Şaşırtıcı olan bu uygulamanın kanuni bir dayanağı olup olmadığını merak edebilirsiniz. Şüphesiz bu yönde bir kanun hükmü var. Ama kanun hükmüne SGK tam olarak uyuyor mu o tartışmalı..
Belgeler internetten e-sigorta kanalı ile SGK’ye veriliyor. Kanuna göre; süresinde, Kurumca belirlenen şekilde, internetten verilmeyen belgelerden dolayı asgari ücretin 2 katına kadar para cezası uygulanabiliyor...
Ceza rakamlarından ötürü işverenler ve çoğunlukla onlar adına işlemleri gerçekleştiren mali müşavirler prim belgelerinin verilmesinde oldukça özenliler...
Bu özen aslında bazen başa da bela olabiliyor...
Nasıl mı?
Yeni yönetmelik- yeni belge
Aylık prim ve hizmet belgesinin içeriği ve şekli yeni sosyal sigorta işlemleri yönetmeliği ile değiştirildi. Belgede artık, işçilerin sadece aylık ücretleri değil, prim ve ikramiyeleri de yer almaya başladı.
12 Mayıs 2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan bu yönetmelik ile değişik şekliyle ilk defa SGK’ye verilecek prim belgesi 2010/Temmuz belgesi olarak belirlendi. Bu belgenin de 23 Ağustos 2010’a kadar SGK’ye internetten verilmesi zorunluydu.
Baştan şunu söyleyelim; işe alınan işçinin gözle görülür bir özrünün varlığı onunla ilgili işlemleri yürütürken vergi hesabında hemen indirim yapmanıza imkan tanımamaktadır. Aşağıdaki sürecin izlenmesi gerekmektedir.
Sosyal güvenlik mevzuatımızda emeklilik esas olarak üç parametreye bağlanmıştır. Birincisi sigortalılık süresi, ikincisi çalışma gün sayısı ve üçüncüsü de yaş. Bunlardan birinin eksik olması halinde kişinin emekli olması mümkün olamamaktadır. Ancak, SSK sisteminde “sakatlık indirimi” bunun istisnalarından birisidir.
Sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanmaya hak kazanmış durumda olan sigortalılar, Kanunda belirtilen sigortalılık süresi ve gün sayısını tamamlamış olmaları kaydı ile yaş şartı aranmaksızın emekli olabilmektedirler.
Sakatlık indirim raporu nasıl alınır
Özürlü sigortalıların sakatlık indiriminden yararlanmalarına ilişkin usuller ise Gelir Vergisi Kanununda gösterilmiştir. Buna göre; çalışma gücünün asgari % 80’ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı 1. derece sakat, asgari % 60’ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı 2. derece sakat, asgari % 40’ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise 3. derece sakat sayılmaktadır.
Sakatlık indiriminden yararlanmak isteyen sigortalı/hizmet erbabı, defterdarlıklara/vergi dairesi başkanlıklarına ya da mal müdürlüklerine başvuracak, alacağı sağlık kurulu raporu Maliye Bakanlığı’na gönderilecektir. Maliye Bakanlığı Merkez Sağlık Kurulu ise, bu raporları inceleyip, başvuru sahibinin çalışma gücünün ne kadarını kaybettiğine karar verecektir. Bu şekilde sakatlık derecesi belli edildikten sonra, söz konusu raporlar başvuru sahiplerinin işverenlerine iletilmek üzere defterdarlıklara/vergi dairesi başkanlıklarına gönderilecektir.
Görüldüğü üzere oldukça uzun bir süreç. Ancak, uygulama çalışan özürlüye ikili bir fayda sağlamaktadır. Böylece çalışan özürlü sigortalı, hem daha az vergi ödemekte hem de yaş şartına takılmaksızın emekli olabilme imkanına kavuşmaktadır.
Aile hekimleri beyanname verecek
Hele bugünlerde, kadınlara erken emekliliğin geleceği yönlü haberlerden geçilmiyor. Uzmanımız da çok ya!.. Yalana da herkesin ihtiyacı var... O halde yaz gitsin... Tüketilsin... Kimsenin sorumluluğu da yok... SGK’da uğraşsın ki, bu yalan yanlış bilgi bombardımanını düzeltsin...
Bizden bir öneri; SGK’nın yeni bir Genel Müdürlük oluşturması lazım... Medyadaki yalan yanlış bilgileri izleme ve düzeltme işlerini yapsın.
Ülkemizde son durum
Hikaye uzun, özetlersek; Doğum borçlanmasından sadece SSK sigortalısı iken doğum yapan kadınlar yararlanabiliyor. Tartışma, doğum SSK sigortalısı olmadan önce olmuşsa bu sürelerinde borçlanılmasına olanak tanınması yönündeydi. Buna uygun yeni bir Tebliğ yayınlandı. Ama SGK “Genelge” ile çalışan bir kurum olduğu için şu sıralar konu ile ilgili yeni bir Genelge bekleniyor. Bundan sonra belirtilen sürelerde borçlanılabilecek... Bize göre bu da eksik. Esasen, kadın sigortalı hangi statüde olduğuna bakılmaksızın, ister SSK’lı ister Bağ-Kur isterse de Emekli Sandığı mensubu olsun doğum borçlanması hakkından yararlanabilmeli. Bakın Almanya’da, değil doğum sonrası boşta geçen sürenin borçlanılmasını, çocuk yetiştirilme süreleri bile borçlanılabiliyor... Hem de sadece doğum yapan kadın değil erkek de...
Çocuğuna Almanya’da bakana emeklilik hakkı
SGK’da başmüfettiş olarak görev yapan sayın Çetin Güneş hatırlattı bu hususu. Gerçekten de 01.01.1921 tarihinden sonra doğan kadınlarımız eğer Almanya’ya gitmiş ve orada doğum yapmışsa bu yaptığı doğum nedeniyle borçlanma hakkı veriliyor. Ancak, Alman Sosyal Güvenlik Mevzuatına göre; 31.12.1991 tarihine kadar dünyaya gelen çocuklar için borçlanma yapılabiliyor. Eğer, Türkiye’den Almanya’ya yerleştiyseniz ve 31.12.1991 tarihine kadar doğum da yaptıysanız, bakımının 12 ayını Almanya’da yapanlar için 1 yıl, bakımının
36 ayını Almanya’da
SGK’nın sigortalı çalışanların sağlık hizmetlerini finanse etmesinde temel kural, ilgili sağlık tesisine başvurduklarında geriye doğru bir yılda en az 30 sigorta gününün bulunmasıdır. İşçiler ve memurlar için bu kural gerekli ve yeterlidir. İşverenlerinin primlerini ödemiş olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Ancak, Bağ-Kur sigortalıları için bu kural yetmemekte, başka şartların da yerine getirilmesi gerekmektedir. Bağ-Kur sigortalısının hem en az 30 sigorta günü olacak hem de 60 günden fazla prim borcu bulunmayacak! Prim borcu var ise, sağlık giderlerini SGK karşılamaz... Prim borcu olan Bağ-Kur’lu sağlık tesisine gittiğinde sistem ona müstahaklık/provizyon vermez ve o sağlık tesisi de tedavi etmez...
Ama bu sıkıntılı durum biraz yumuşatıldı...
Borcunu taksitlendirene sağlık hizmeti geldi
19 Haziran 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5997 sayılı Kanun ile prim borcu olan Bağ-Kur sigortalılarına, borçlarını taksitlendirmeleri halinde sağlık hizmetlerinin yine SGK tarafından karşılanması olanağı getirildi.
Bağ-Kur’lular, 60 günden fazla prim ve prime ilişkin her türlü borçlarını tecil ve taksitlendirdiklerinde hem kendileri hem de bakmakla yükümlü olduğu eş ve çocukları sağlık yardımlarından faydalanabilecek.
Bunun için de taksitlendirme işlemi yapılmalı ve ilk taksit tutarı da peşin ödenmelidir.
Peki yapılması gereken ne?
Zaten SGK bir duyuru ile açıkladı, 23 Temmuz 2010 tarihinde... Bu durumda olanlar için SGK tarafından verilen ve 2 aylık geçerlilik süresi olan “Tecil Ve Taksitlendirmeden Faydalanan Sigortalılara Ait Sağlık Yardımı Müstahaklık Belgesi” tedavi için yeterlidir. Sağlık tesislerinin başka bir şey aramalarına gerek yok. İlgili sağlık tesisi, bu belge ile gelen Bağ-Kur sigortalısı ve hak sahiplerine verilen sağlık hizmetini SGK’ya fatura ederken, fatura eki belgelere bunu da koyacak. Hepsi bu... Belirtelim ki, eczanelerde aynı şeyi yapacak bunlara ilaç verirken..
Eskiden SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı şimdi ise, SGK meydana gelen sosyal ve ekonomik riskler konusunda adeta nötr bir tutum almaktadır. Bu yaklaşım şüphesizki SGK’nın kendinden kaynaklanmıyor. Kanunlarımızda kuruma aktif olma emrini ve görevini veren bir düzenleme yoktur...
SGK, sigortalılarının ölümlerini, uğradıkları iş kazalarını adeta seyretmektedir! Kendiliğinden harekete geçmek diye bir derdi yoktur.
Beklemektedir...
Hatta SGK, gazete okumakta, televizyon seyretmekte; maden ocaklarındaki ölümlere, trafik kazalarındaki kayıplara o da üzülmektedir... Ama beklemekten başka yapacağı da bir şey yoktur.
Hatta içinden kızarak; “keşke şu ölümler olmasa, ama ölenlerin yakınları gelip bana başvursa da onlara maaş bağlasam” diye söylenmektedir.
Başvuru yapanlara, koşulları taşımaları halinde ölüm aylıklarını veya iş kazasından gelirlerini de bağlamaktadır. Böyle olunca, ne güzel haklarını bilen yurttaşlarımız varmış diye de gizli gizli bir sevinme hali de olmaktadır...
Çok pasif durumda
Başvuru yapmayanları ise, seyretmeye ve beklemeye devam etmektedir. O kadar uzun süre bekledikleri var ki, halen kapısını çalan yok. Hasan amcalar, Elif teyzeler 5 yıl önce, 10 yıl önce iş kazasından veya vadeleri yetmekle ölmüşler; geride kalan eşler, çocuklar “aylık veya gelir” almayı hak ediyorlar, ama SGK’ya başvurmadıkları için alamıyorlar...
Anayasa Mahkemesi kararı ile söz konusu yasanın üniversite öğretim elemanlarına muayenehane açma yasağı getiren maddesi ve kamuda çalışan hekimlerin muayenehane dahil, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında da çalışmasını engelleyen düzenleme kısmen iptal edildi.
Bu noktadan sonrası ise, tam bir karmaşa... Karmaşa giderilmez ise, özel sağlık işletmelerini gizli bir tehlike bekliyor:
Kapatılmak!
Şaşırtıcı değil mi...
Anlatayım...
Sağlık Bakanlığı’nın yaklaşımı
Sağlık Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra üniversite öğretim elemanlarının mesai saatleri sonunda muayenehanelerinde veya özel sağlık işletmelerinde çalışabileceklerini kabul ediyor. Ama, kamuda çalışan hekimlerin 8 saatlik mesaileri sonunda bile ne muayenehanelerinde ne de özel hastane, özel tıp merkezi gibi sağlık işletmelerinde çalışamayacağını belirtiyor.