Zihninizin takılıp kaldığını hayal edin,
Bir düşünceye ya da zihinsel bir görüntüye...
Ve bu düşüncenin veya görüntünün zihninizin içinde sürekli döndüğünü düşünün,
Tekrar
Ve tekrar...
Ne yaparsanız yapın...
Bu düşünceleri istemiyorsunuz fakat çığ gibi gittikçe artıyor...
Evliliğimle ilgili ciddi sıkıntılar yaşıyorum. Hayatımda ilk kez ‘boşanma’ kelimesini ağzıma almaya başladım.
Birbirimizi artık sevmiyoruz, hatta birbirimize tahammül edemiyoruz ama yine de ne yapacağımı bilemiyorum.
Bir tarafım ‘çık git kurtul’ diyor, diğer tarafım ‘çocukların için biraz daha dayan, belki bazı şeyler düzelir’ diyor.
Dayan diyen sesimi dinlediğimde içimde daha yüksek bir ses, ‘daha ne kadar dayanacaksın bu mutsuzluğa, bu huzursuzluğa, bu sevgisizliğe’ diyor.
‘O zaman hemen git’ diyen sesimi dinlediğimde de tek başıma olmaktan korkuyorum, geriliyorum, aklıma bin türlü felaket senaryoları geliyor, düzenimi bozmak istemiyorum.
Eşim biraz değişse, belki boşanmazdım ama bu şekilde bekleye bekleye de yıllarım geçti, ne yapacağımı bilemiyorum ve bu beni her geçen gün daha da çok strese sokuyor...
Bu düşünceler ve duygular içinde bocalayan birçok kişiyle karşılaşmış olabilirsiniz. Bu kişiler için en zor şey ‘karar vermek’ gibi gözükmektedir.
Defalarca “Bu sefer kesin kalp krizi geçiriyorum” diye hastaneye gitmiş, her defasında kalbinizde bir şey olmadığını öğrenip de “sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum” düşüncesiyle eve dönmüş olabilir misiniz?
“Ne olduğunu bilmiyorum ama bende kesin ciddi bir hastalık var. Nefes alamıyorum, ölecek gibi hissediyorum” korkusuyla doktor doktor gezmiş, buna rağmen bir şeyinizin olmadığına inanmakta güçlük çekiyor olabilir misiniz?
Zaman zaman yaşadığınız çarpıntı, nefes alamama, uyuşma gibi fiziksel şikayetler yüzünden çeşitli tahliller yaptırmış, sonuçlar tertemiz olmasına rağmen “ciddi” bir hastalığınızın olduğuna inanıyor olabilir misiniz?
Doktor doktor gezmekten bıkmış ve hâlâ bu yaşadığınız korku dolu anlara çözüm bulamamış, bu şikayetleri yaşamamak için hayatınızın birçok alanında kısıtlamalar yapıyor olabilir misiniz?
Eğer yukarıdaki senaryolar size tanıdık geliyorsa ve doktorunuz bu şikayetlerinizin psikolojik ya da “panik atak” olduğunu söylüyorsa bu aslında kötü haber değil, tam tersine iyi bir haber. Çünkü...
Birincisi ölümcül bir hastalığınız yok, ikincisi panik atak psikoterapi ile iyileşebilen bir bozukluk. Hatta kaygı bozuklukları arasında tedavisi en kolay olanlardan biri.
İLAÇ, ATAĞI DURDURUR AMA SORUNU ÇÖZMEZ
Her yıl sonunda yeni yıl için umut dolu bir yazı yazmak istiyorum.
Bu bazen yeni yıl için ‘yeni hedefler’ oluyor, bazen ‘nasıl daha iyi hissederiz?’ sorusuna cevap bulmaya çalışan küçük reçeteler.
Bu konuları aslında daha önce de birkaç kez yazmıştım.
Fakat bugün yazacağım yazının çok güçlü olmasını istedim, sanki daha çok güce ihtiyacımız var gibi düşündüm.
O nedenle, bu kez değişimi gözümün önünde yaşayanlara, danışanlarıma rica ettim.
Onlara şöyle bir e-mail yolladım: “2017’ye girerken sizden küçük bir ricam olacak. Bu cumartesi yılın son günü olacak ve ben de yılın son yazısını yazıyor olacağım. Değişimin mümkün olduğunu vurgulayan, umut dolu bir yazı yazmak istiyorum. Sizden rica etsem, terapi sürecinde yaşadıklarınızı anlatan bir paragraf yazar mısınız? İzninizle ‘isimsiz’ olarak yılın son yazısında kullanacağım.”
Onlarca e-mail geldi. Kadın, erkek, 18 yaşından 60 yaşına kadar herkes bir şeyler yazdı.
Yaşam koşullarının zorluğu, trafik, insanların davranışları ve bunun gibi bin bir çeşit faktör, her gün stres ve kaygı yaşamanıza neden oluyor, mutsuz ediyor olabilir.
Bunun için sürekli şikayet ediyor, umutsuzluğa kapılıyor da olabilirsiniz.
Ama unuttuğunuz çok önemli bir nokta var; olaylar, insanlar ve durumlar hakkında hiç farkına bile varmadan beyninizin içinde sürekli olumsuz yorumlar yapan, telaşa sürükleyen sizsiniz.
Yaşamımızı planlayan da sizsiniz. Aynı şekilde isteklerinizi, tercihlerinizi ve beklentilerinizi seçen de sizsiniz.
Yani ne hissediyorsanız hissedin, tek sorumlu sizsiniz.
KÖTÜ DİYE BİR ŞEY YOKTUR DÜŞÜNCELERİMİZ ÖYLE YAPAR
Danışan: Başımıza gelen tüm facialar, insanlar işlerini doğru düzgün yapmadığı için geliyor. Bunu bilmek ve buna seyirci kalmak beni çileden çıkarıyor. Her gün yeni bir haberle uyanıyorum. Kazalar, ölümler, ihmaller... Bu hafta olanlara ek olarak o kadar kötü bir hafta geçirdim ki anlatamam. Elimi neye atsam problem çıktı. Şirkette ayrı problemler, çocuğumun okulunda ayrı problemler, apartmanda ayrı problemler... Bunlar yetmiyormuş gibi dün annemi hastaneye götürdüğümde öyle problemlerle uğraşmak zorunda kaldım ki anlatsam inanamazsınız.
Çünkü herkes işini elinin tersiyle yapıyor. Kimsede iş etiği yok, kimseye güvenemiyorsun. Bir soru soruyorum, adam çok iyi biliyormuş gibi uzun uzun anlatıyor, sonra amiri geliyor başka bir şey anlatıyor.
Bazen uzun uzun düşünüyorum, acaba bu insanların anne-babaları neyi yanlış yaptı da bu insanlar bu hale geldiler... Ben ne yapmalıyım ki çocuklarım da günün birinde bu kızdığım insanlara benzemezsin?
Benim için dürüstlük ve işini doğru yapmak dünyanın en önemli şeyleridir ama çocuklarımın bu ortamda bu prensiplerden uzaklaşmalarından çok korkuyorum. Geçen gün büyük oğlum “Anne herkes kopya çekiyor, bir ben çekmiyorum. Kopya çekmediğim için çekenlerden düşük not alacağım, çeksem kendime yakıştırmam. Öğretmene şikayet etsem hiç olmaz, ne yapacağımı bilmiyorum” dedi. Ben de ne cevap vereceğimi şaşırdım, tek istediğim kendi doğrularından uzaklaşmaması. Ben çocuklarımın ahlakını nasıl koruyabilirim?
- Dr. Başak: Söz ettiğiniz zorlukları ben de yaşıyor ve çaresiz hissediyorum ama çocuğumun ve çevremdeki insanların etik çalışmalarını desteklemek için elimden geleni yapmaya gayret ediyorum.
Danışan: Çocuklar için umudum var ama çevremdekiler için ne yapabilirim ki?
- Dr. Başak: Örneğin benden ders alan her öğrencinin “etik bir psikolog” olması için her derste, psikologlar için belirlenmiş evrensel etik prensipleri, mesleki standartları, kuralları tekrarlıyorum. Eminim sizin işyerinizde de belirli kurallar vardır. Bunlara uyulması için daha baskın bir tutum sergileyebilirsiniz.
◊ Danışan: Narsisistik Kişilik Bozukluğu bugünlerde çok sık karşıma çıkıyor. Benim de dikkatimi çekti. Acaba eşim de mi böyle diye merak ettim, araştırdım. Çünkü eşimin hiç bitmeyen bir mutsuzluğu var, neden anlayamıyorum. İlk tanıştığımızda depresyonda olduğunu söylemişti. Bunun için ilaç da alıyor ama değişiklik yok. Bildiğim, ilaç alıyorsan depresyonunun azalması lazım. Neredeyse 3 yıldır aynı ilaçları alıyor ama fark yok. Doktoruna da gitmiyor, “Beni anlamıyorlar” diyor.
- Dr. Başak: Eğer 3 yıldır doktoruna gitmeden aynı ilaçları alıyorsa, onu uyarmanızda fayda var. İlaçlarını mutlaka psikiyatrist gözetiminde almalı ve psikiyatristi ile sürekli ilişki halinde kalmalı. Peki, aldığı ilaçlardan fayda görmediğinin farkında mı?
◊ Danışan: Mutsuzluğunda değişiklik yok, o da farkında ama onun genel tavrı herkesi suçlamaktır. Onu kimsenin iyileştiremeyeceğini, etrafında “bu kadar aptal insan” varken “düzen bu kadar bozukken” iyi hissetmesinin mümkün olmadığını söylüyor.
- Dr. Başak: Siz de bu özelliklerine baktığınızda onda Narsisistik Kişilik Bozukluğu olabileceğini düşündünüz.
“Yaşasın kış geliyor, kat kat giyinmeyi, battaniye altında geçirdiğim uzun kış gecelerini özledim” diyen kişilere şaşkın şaşkın bakıyor, neye sevindiklerini anlayamıyorsunuz...
Sabahları havanın bir türlü aydınlanmamasından, işten eve dönerken havanın çoktan kararmış olmasından, günlerin kısalmasından, havaların soğumasından şikayet ediyor ve kendinizi mutsuz hissediyorsunuz...
Bu sorun her yıl tekrarlanıyor, rahatsızlığınız genellikle sonbahar ile başlıyor ve ilkbahara doğru yatışıyor...
Bu durumda aşağıda sıraladığım maddelere bir göz atın.
En az 5 tanesini kendinizde görüyorsanız, mevsimsel depresyon yaşıyor olabilirsiniz.
İŞTE DEPRESYONUN BELİRGİN SİNYALLERİ