Bu konuşmalar İzmir’de geçtiği için de ayrı bir hassasiyetimiz var.
Bayraklı Meclis Üyesi Latif Aydemir diyor ki:
“Hanımlarımızı kadınlarımızı tenzih ediyorum ama bir kısmı bayanlar olmak üzere erkeklerin de çoğunda öldüren kadar ölenler de suçludur. Bunu iyi irdelemek lazım. Bakın hanımlarımızın birçoğunu tenzih ederek dedim...”
Arkadaş kimi tenzih ediyorsun; neyi irdelemek istiyorsun?
Bir anlat da anlayalım tam olarak...
Artan şiddet olaylarını; küçük bir olaydan büyük bir fırtına çıkaranları, sağa sola tehdit savuranları, öfke kusup hayatı felç edenleri görmüyor musun?
Masum çocukları, genç kızları, anneleri katledenleri görmüyor musun?
Her yerde yemek yemem, her yerden giyinmem, bilmediğim yere gitmem.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın taklit, tağşiş listesini burada yayınlamayayım. İsteyenler listeyi bulup bir baksınlar… Ama eminim; denetimler artsa, yayılsa bu liste daha çok uzar.
Bazıları bu konuyu yüksek enflasyona bağlıyor, bazıları devlet politikalarını suçluyor, bazıları bozulan ekonomik dengelere bağlıyor. Hepsi olabilir, bazen ayarlar kaçabilir, dengeler bozulabilir.
Ama önce herkes kendisine bakacak; devleti, hükümeti, ekonomi yönetimini suçlamak yerine kendi yaptıklarına bakacak.
Her vatandaş önce kendine sonra topluma karşı sorumludur.
Bize düşenleri yerine getirmeden başkalarını suçlamak, meselelerin çözümünde bahaneler aramak bizi bir yere götürmez.
Tabii son olaylar Köfteci Yusuf üzerinden yapılıyor.
Önemli ve etkin bir sivil toplum örgütünün başkanı, “Geçen akşam toplantımız geç bitti. Arabama giderken ister istemez tedirgin oldum, bunu daha önce hiç yaşamamıştım” dedi.
Bir diğeri araya girdi; “Bizim iki numara üniversite sınavlarına hazırlanıyor. Metroya, tramvaya binip geliyordu. Birkaç haftadır ben ya da eşim alıyor. O yüzden bana müsaade” dedi ve toplantıdan erken ayrıldı.
Bu ruh halini tersine çevirmek için sadece devlete değil, hepimize büyük görevler düşüyor.
Biliyorum olaylar üst üste geldi, hepimizi derin bir karamsarlığa sürükledi.
Diyarbakır’da Narin kızımızın katledilmesi gerçekten toplumun sinir uçlarını bozdu. Olayın hala tam olarak aydınlatılmaması da bu travmayı büyüttü.
İki yaşında Sıla bebeğin başına gelenler daha da kötü… İnsan düşündükçe çıldırıyor, öfkeleniyor.
İkbal Uzuner ve Ayşenur Halil’i vahşice öldürdükten sonra intihar eden Semih Çelik ile ilgili haberler de sinirlerimizi bozdu. Ailelerin ifadeleri çıktıkça, hastane raporlarına rağmen bu gençlerin tedavi edilememesi, sokaklara bırakılması da hepimizi etkiledi.
Fizik ödülünü; John Hopfield ve Geoffrey Hinton aldı.
Hinton’u bir süredir yakından takip ediyorum.
İki bilim insanı yapay sinir ağlarının geliştirilmesine yardımcı olan keşiflerinden dolayı bu ödüle layık görüldüler.
Yani çok konuştuğumuz yapay zeka teknolojilerinin en önde isimleri olarak biliniyorlar.
Ödülden sonra The Times soruyor.
“Okuyucularının anlayabileceği bir dille neden ödül aldığınızı anlatabilir misiniz?”
Şöyle cevap veriyor.
“Nobel Ödülü'nü aldığında fizikçi Richard Feynman'ın söyledikleri aklıma geliyor. Bir gazeteci ona, ‘Profesör Feynman, Nobel Ödülü'nü neden kazandığınızı birkaç dakika içinde açıklayabilir misiniz?’ diye sordu. Feynman, görünüşe göre ‘Dinle dostum, eğer bunu birkaç dakikada açıklayabilseydim, Nobel Ödülü'ne değmezdi’ diye cevap verdi.”
İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener’in konuşmasını alıp sporla ilgilenen herkesin okuması lazım.
Özgener dedi ki:
“Spor yöneticilerini seçerken, onları görevlendirirken önceliklerimizi doğru belirlemeli, ülkemizde spor yönetimi alanında da belirli sorunlar olduğunu kabullenerek bu alanda ilerlemeyi nasıl sağlayacağımızı planlamalıyız.
Bu görevlendirmeler yapılırken, özellikle sporun içinden gelen, bu konuda yüksek düzeyde bilgisi ve deneyimi olan spor insanlarını değerlendirmesine odaklanmalıyız.
Dünyada başarılı spor sistemlerine baktığımızda hem devlet yapılarında hem de kulüplerde sporun dışından gelen insanlara pek rastlamıyorsunuz. Ülkemizde spor yöneticilerinin dikkat etmesi gereken konuların başında görünmez olmak geliyor.”
Çok doğru değil mi?
Avrupa’nın önemli kulüplerinin başkanlarını, yöneticilerini herkesin bildiğini zannetmiyorum.
Oysa Türkiye çok değişti.
Gençler sadece futbolla ilgilenmiyor.
Bu ülkede gençler kadar yaşı ilerleyenler de artık spor yapıyor.
Ve bu fotoğraf beni daha çok mutlu ediyor.
Bazen popüler isimlerin Türkiye’ye olan transferleri hoşumuza gidiyor.
Ama düşününce keşke bu kaynaklar gençlerimizin daha sağlıklı ortamlarda spor yapmaları için harcansa diye düşünüyorum.
O yüzden yarışmacı kulüpler kadar amatör sporlara destek olanları daha çok önemsiyorum.
Arkasspor futbol dışında voleybola, yelkene yatırım yapan bir grup...
Şadan Doğan da ailenin işe başladığı ve büyüttüğü Biga’nın çehresini değiştirmek için önemli yatırımları planlıyor.
Birkaç önemli hedefleri var.
“Yat Üretimi İhtisas Serbest Bölgesi”, “Karabiga Konteyner Limanı”, “Veterinerlik Fakültesi ve Hayvan Hastanesi”, “Biga Organize Sanayi Bölgesi’nin genişlemesi...”
Her bir başlık ayrı bir iddiayı ortaya koyuyor.
Biga Ticaret ve Sanayi Odası 1973 yılında kurulmuş.
2023 yılında 1.3 milyar dolar ihracat hacmine ulaşmış; hedeflenen projeler hayata geçtiğinde bölgenin en önemli ekonomi üssü Biga olacak.
“İşsizliğin kökü kurutulacak” diyen Biga Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şadan Doğan, bölgedeki bütün dinamiklerin desteğini almış durumda.
Özellikle futboldaki gerilimin artık sonlanması gerekiyor.
Hafta sonu oynanan maçlar orada kalmıyor; bir hafta boyunca yaşananlar, söylenenler yorumlanıyor, konuşuluyor.
Bunun böyle gitmeyeceğini herkes görüyor.
Peki ne yapmak lazım; bu gidişata nasıl son verilecek?
İzmir önemli bir zirveye ev sahipliği yapacak; Salı günü
İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Ticaret Odası birlikte bu organizasyonu gerçekleştirecek.