Vural dilekçesinde, “Ankara Keçiören, Tepebaşı Diş Hastahanesinde nerede ise 2 aydır, çenemde yapılan kaplamaların patlaması ve takılan protezlerin tam oturmaması üzerine, sorunlu alt ve üst çenelerime implant yapılması talebim, bu konudaki SGK Genelgesi gerekçe gösterilerek kabul edilmemiştir. Oysa yeni ve eski milletvekili ailelerine tanınan implant hakkının, benim de hakkım olması Evrensel ve Anayasal Hukukun gereğidir” diyor.
“Sayısı 13 bin 500’ü geçen milletvekili, eski milletvekili ve sosyal güvenlik şemsiyesindeki aile fertlerinin alt ve üst çene için 6’şar implant gideri Meclis bütçesinden karşılanacak. Gövde ve başlıktan oluşan implant malzemesi için bin lira ödenecek. Meclis’in ödeyeceği gözlük ve çerçeve bedelleri de arttırıldı. Vekili seçen ‘asil’ T.C. emekli yurttaşı olarak, benim vekilim ve ailesi gibi 12 adet implant diş taktırma talebim reddedildi. Demokrasi değerlerine ve Siyasi etiğe aykırı ‘haklı bir nedene dayanmayan’ bu işlem Anayasa’nın yasa önünde eşitlik ilkesi ile AİHS’nin 14. maddesindeki ayrımcılık ilkesine açıkça aykırıdır” gerekçesiyle talebinin kabul edilmesini istiyor.
BALIKESİR BELEDİYESİ'NİN İHALESİNE 'İTİRAZ' VAR
BALIKESİR Büyükşehir Belediye Başkanlığı Fen İşleri Müdürlüğü 2018/55444 ihale numarası ile ‘Balıkesir İli Muhtelif Mahalle Cadde ve Sokaklarının Sathi Kaplama, BSK ve Tretuvar Yapılması İşi’nin yaklaşık 200 milyon bedelli ihalesi 9 Şubat 2018’de ilana çıktı. İhale 12 Mart 2018’de yapılacak.
TRT’nin eski yapımcısı ve yazar Nazmi Kal, Cumhuriyet’in kuruluşundan yalnız üç yıl sonra ülkemizin ilk şekerinin üretildiği fabrikanın çok kısa bir öyküsünü ‘Atatürk’ün Diktiği Ağaçlar’ kitabından aktarıyor.
“Cumhuriyet kurulduğunda çayımıza atacak bir topak şekerimiz yoktu. Çayı üzümle içerdik. Cumhuriyet’in ilk şeker fabrikasının temeli Uşak’ta atılmasına rağmen Cumhuriyet’in ilk şekeri Alpullu’da üretildi. Montaj 11 ayda bitirildi ve 26.11.1926’da işletmeye açıldı, ilk Türk şekeri
üretildi.”
28.11.1926’de Ulus gazetesi, yazar ve milletvekili Ahmet Ağaoğlu o günü şöyle anlatır: “İşte 30 bin dönümlük geniş bir ovada muazzam bir anıt. Bacalarını semaya kadar yükseltmiş, bölgeye can vermiştir. Kayışlar sürünüyor, çarklar dolaşıyor, makineler inliyor, yüzlerce küp hareket ediyor. İşte Türk şekeri. Herkes oraya koşuyor, bir çimlemik alıyor ağzına koyuyor. Ah ne tatlı şeker, herkesin yüzünde bir sevinç, kalbinde heyecan. Bu Türk’ün, Trakya’nın şekeri.”
Kamuoyu araştırmalarında MHP’nin kanuni seçim barajını aşma zorluğuna karşı geliştirilmiş bir formül olduğu değerlendirilmesi yapılıyor.
2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu m.33; Genel baraj ve hesaplanması kenar başlığı ile, “... ülke genelinde geçerli oyların yüzde 10’unu geçmeyen partiler milletvekili çıkaramaz...” hükmünü düzenlemektedir. Yürürlükteki kanunun bu hükmüne rağmen, seçim ittifakı başlığı altındaki düzenleme ile, yüzde 10 barajı fiilen kaldırılmaktadır.
Bir kanun hükmünün etki alanını dolaylı olarak ortadan kaldırmak, velev ki bir kanun hükmü ile de olsa, ‘yasama tasarrufu ile kanuna karşı bir hile teşkil eder mi’ veya kanun yolu ile yapılması, ‘hile’ amacının ortaya koyduğu kanunsuzluğu izale eder mi, sorusu önemlidir.
Sonuç olarak Milletvekili Seçim Kanunu’nun baraj ile ilgili maddesi açıkça ihlal edilmektedir.
Kamuoyunun o kadar eleştirisine, Cumhurbaşkanı ve bazı bakanların eleştirilerine karşın hiçbir çaba gösterilmiyor. Dün İBB Meclisi’ne ne kadar imar dosyası geldiğini yazdık, kimseden tık çıkmıyor. Bir mahcubiyet var da, kimse bir şey diyemiyor.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Nişantaşı’ndaki Marmara Üniversitesi arazisine (Amerikan Hastanesi’nin arkası) rezidans ve AVM yapacağı ortaya çıktı.
Gazeteler dün tarihi sit alanı içinde yer alan kampusun 26 dönümlük arazisinin imar planının, Çevre Bakanlığı tarafından konut ve ticari birimler yapılmak üzere değiştirildiğini yazıyorlardı. Kat sayısı 10, ticaret alanındaki yükseklik sınırı da 5 kat olarak olacak.
TOKİ bir arsaya göz koydu mu, kimsenin yaşına bakmıyor. Hemen arsa sahipleri ile bir protokol imzalıyor. Bu yeni olayın, plan açıklama raporunda 2016 yılında Maliye Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Marmara Üniversitesi ve TOKİ tarafından imzalanan protokolün amaç ve hedefleri başlıklı bölümünde ne dendiğini biliyor musunuz?
Oysa OHAL ile eylemsizliğe mahkûm edilmeye çalışılan tüm kadın örgütleri senelerdir bu ülkenin kamuoyunu uyarıyor; aile zannettiğiniz kadar güvenli bir yer değil! Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü bu konuda bir not gönderdi:
“Müftülere nikâh yetkisi veren yasa tartışmaları esnasında kamuoyu ile paylaştığımız açık mektubumuz da dâhil olmak üzere, seslendiğimiz onlarca çağrımıza hiçbir zaman cevap verilmedi. Oysa çocuğa karşı cinsel sömürü ve istismarın önlenmesi siyasi irade gerektiren bir çabadır. Taleplerimizi bir kez daha tekrarlamak istiyoruz”
“TBMM’de Çocuk Hakları İzleme Komitesi’nin daimi bir komisyona dönüşmesi ve Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı teşkilat yapılanmasında içinde çocuğun savunuculuğunu yapacak ‘çocuk koruma görevlisi’ adı altında yeni bir yapı kurulmalı, Lanzarote Sözleşmesi gereğince Anayasa ve yasalarda değişiklik yapılmalı, İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere Türkiye’nin imza koyduğu uluslararası anlaşmaların eksiksiz uygulanmalı, çocuğun cinsel sömürü ve istismardan korunması için kayıt sistemi ve düzenli, ayrıştırılmış istatistik sistemi oluşturulmalı, çocuğun cinsel sömürü ve istismarı suçu faillerin kaydı ve bir daha bu sucu islememeleri için izlenmeleri...”
ŞİMŞEK, SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN KUTLADI
"SANİCA markası ile global bir oyuncu haline gelen ve Çin’de pazar lideri olan Fatinoğlu Holding sahibini, yöneticilerini, çalışanlarını tebrik ederim. İnşallah bu başarı Asya pazarını ihmal eden firmalarımıza ilham kaynağı olur.”
BAŞBAKAN Yardımcısı Mehmet Şimşek’in dün attığı bu twit, iş dünyasında dikkat çekti. Anlaşılan o ki, bakan Dünya gazetesindeki “Fatinoğlu Holding ikinci nesille globalleşiyor: Çin’de pazar lideri oldu” haberinden etkilenmiş.
Sanica markasıyla Çin pazarına hem panel radyatör, hem küvet hem de duşakabin satıyor. Panel radyatörü Akhisar’da OSB’de üretiyor. Dünyanın her yerine gönderiyor. Çin’de pazar payı yüzde 20’yi buluyor.
Yeğen
Kurultay sonuçlarının açıklanmasından 10 gün sonra yapılacağının duyurulması, tüzük kurultayının ‘baskın kurultay’ olarak nitelendirilmesine sebep oldu.
Tüzük bir partinin anayasasıdır. Ancak gündemde değiştirilecek tüzük maddeleri ve/veya ilave edilecek düzenlemeler yer almıyor.
Tüzük kurultayı ilanında hangi maddelerin değişeceği, nelerin ilave olacağı belli olmadığı gibi bu önerilerin örgütte ve kamuoyunda neden tartışılmadığına bir yanıt da yer almıyor.
CHP için örgütsel reform önerileri olmalıydı. Sağlıklı bir tartışma için bunlar kurultay ilanında yer almalıydı. Bu eksikliğin giderilmesi gerekmiyor mu? Bu KHK’lar gibi konuyu oldu bittiye getirmek değil midir?
Türkiye’nin efsane cildiyecisi idi. Toprağı bol olsun, ışıklar içinde uyusun ve anısı bizlere vatan sevgisini göstersin.
23 Ağustos 2010 tarihinde İlk Kurşun gazetesi’nde yayınlanan ‘Hayır’ adlı yazımdan bir bölüm sunuyorum:
“...1911 yılında Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesi Terzili köyünde doğan Kirkor bey, Anadolu’daki büyük kaos döneminde henüz dört yaşındayken babasını kaybetmiştir. Yoksullukla geçen günlerin ardından 25 yaşındayken, Yozgat’ın İğdere köyünden Mahruki hanımla evlenmiş ve 1938 yılında İstanbul’a yerleşmişlerdir. Bir yıl sonra doğan ilk çocukları Agop, yoksul bir aile oldukları için ilkokuldan mezun olduğu yıl gümüş atölyesinde işe başlamıştır. Bir gün sağ elinin tamamını prese kaptırmış, ameliyat olarak sağ kolu kesilmiş ve uzun sürede komada kalmıştır. Bir yıl ara verdiği eğitimine devam ederek 1963 yılında İ.Ü. Tıp Fakültesi’nden (Cerrahpaşa) birincilikle mezun olmuştur. 1964 yılında aynı üniversitenin Dermatoloji Kürsüsü’nde asistan olarak işe başlayan Agop Kotoğyan, başarılı iş yaşamını yurt içi ve yurt dışındaki üniversitelerde ders vererek, araştırmalarda bulunarak geçirmiş ve 21 Ekim 2004 tarihinde profesör olarak üniversitedeki görevinden emekli olmuştur. Uluslararası tıp dergilerinde üç yüzden fazla makalesi yayınlanmış ve cilt hastalıkları üzerine iki kitap yazmıştır.
Başta ABD, Almanya, Fransa, Kanada olmak üzere birçok ülkenin üniversitelerinden teklifler almış, ”Burada kal, kürsünün başına geç” önerilerini elinin tersiyle geri çevirmiştir. “Ermeni olduğun için dedeni, yoksul olduğun için kolunu kaybettiğin o ülkede ne işin var” diyenlere gülüp geçmiştir. Ve şu yanıtı vermiştir:
“Bir atasözümüz der ki: Köşeye sıkıştırdığınız kediye kaçacak bir yol bırakın! Yoksa kedi yüzünüzü tırmalar!” diyen Dinçer şöyle devam ediyor:
“Alkollü içkilere getirilen vergiler ve satış kısıtlamaları Batı basınının da gündeminde. Associated Press (AP) ’Türklerin favori içkisi’ rakının evlerde üretilmeye başlandığını aktarırken, toplam alkol tüketiminin de arttığını belirtti. Birçok kişi ev yapımı içkiye dönerek ülkenin en ikonik içkisine olan aşklarını yeniden alevlendirdi. Hükümetin uyguladığı vergiler ve alkol tüketimine ilişkin düzenleme ile alkol fiyatları tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. Rakının fiyatı 2004 yılından bu yana yüzde 500’e yakın oranda arttı”.
AP, OECD verilerine yer vererek şöyle diyor:
“Alkol satışı düşse de, gerçek tüketim düşmedi gibi görünüyor. OECD istatistiklerine göre, Türkiye’de kişi başına düşen alkol tüketimi, ülke nüfusunda yüzde 17’lik bir artışa rağmen 2002’den bu yana benzer seviyede kaldı. Bu durum, Türklerin tükettiği toplam alkol miktarının aynı dönemde arttığını gösteriyor.”
SAĞLIK ENDİŞESİ VAR
Evlerde alkollü içki yapımının artışının halk sağlığı konusunda endişeleri artırdığına değinen AP, Tüketici Hakları Derneği’nden Canan Ülkü Abbasov’un konuya ilişkin risklere dikkat çektiğini belirtti.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bundan bir süre önce, 1 Nisan’dan itibaren Etilalkol’ün her 100 litresine 1,2 gram ‘denatonyum benzoat’ katılacağını açıklamıştı.