Ligde Celtic’in 16 puan gerisindeler. Dün Kadıköy’e içeride üst üste 3 müsabaka kaybetmenin üzüntüsüyle geldiler, üstelik bunlardan biri bir ikinci küme takımınaydı. Kulüp, Amerikalılar’a satılmanın eşiğinde. Kulübedeki Barry Ferguson’ın son teknik adamlık deneyimi üçüncü kümede mücadele eden Alloa Athletic’te.
Ancak tüm bu olumsuz tablo belli ki soyunma odasında bir pozitif enerjiye dönüşmüş, ellerinde kalan tek hedefin Avrupa olması futbolcuları birleştirmiş. Takıma pozitif enerji yüklemiş gibi gözüken Ferguson, dün taktiksel olarak da enteresan bir tercih yaptı: Rangers, üç yıl sonra ilk kez bir maça üçlü savunmayla başladı. Bu formasyon ve pragmatik anlayış da meyvelerini defalarca verdi dün. Kalabalık bir savunma anlayışıyla geride yürekli durdular. Fenerbahçe’nin tamamlayamadığı hücumlarda da Diomande, Dessers ve Cerny ile hızlı çıktılar. Bu sayede üç gol attılar, Dessers’ın iki sayısı da VAR’a takıldı.
Dün Rangers orta sahayı yürüyerek geçerek sürekli fırsat yakalarken, Mourinho’nun değişiklikleri de ekmeklerine yağ süren nitelikteydi. Önce 46’da Yusuf/ Talisca değişikliğiyle ön tarafa bir general daha ekledi. Ardından 53’te Szymanski’yi de oyundan alarak orta sahayı adeta meleklere bıraktı! Evet Szymanski de iyi oynamıyordu ama onun yerine giren Maximin olunca takım 5-0-5’e döndü pratikte.
Dün Rangers’ın Fenerbahçe’yi kontralarla çok kolay geçmesinin iki temel sebebi var:
1) Mourinho sezonun en formsuz gününü geçirdi. Merkez zaten Szymanski-Amrabat oynuyorken dahi çok geçirgendi. Ben oraya takviye yapacağını düşünürken tam aksine her değişiklikte daha da boşalttı merkezi. Ve Rangers’in kontralarına davetiye çıkardı.
2) Fenerbahçe golü köşe atışı sonrası seken bir toptan buldu ama imkanınız varsa ilk 7 korneri inceleyin lütfen. Sahada hem Tadic, hem Kostic varken yedi köşe atışının tamamını Szymanski’nin kullanmasının birisi bana mantıklı bir açıklamasını yapabilir mi? Yedi kornerin neredeyse tamamını ön direkteki ilk Rangerslı’ya nişanladı Szymanski.
Galatasaray’ınsa bu sezon tüm kayıplarında olduğu gibi dün de yine bir taktiksel fantezi başrolde. Buruk, Süper Kupa’da Beşiktaş’a karşı oyuna Batshuayi’yi sokmuş, 4-4-2’ye dönmüş ve 5-0’a gitmişti maç. Ardından Young Boys’a yine gereksiz bir 4-4-2 denemesiyle yenilip Devler Ligi’ni kaçırdı elden. Gruplarda Malmö ve eleme turunda Alkamaar’da üçlü savunma fantezileri Avrupa Ligi’ne mâl oldu. Dün de takımı aslında iyi oynamıyorken, bireysel performanslarla 3-2’yi bulmasına rağmen Cuesta’yı sol bek olarak oyuna sokarak yitirdi 2 puanı. Daha önce stoper ve sağ bek olarak da göz doldurmayan Cuesta dün de müsabakaya tuhaf bir penaltıyla damga vurdu.
Cuesta’nın kariyerini inceledim. 261 resmi maça çıkmış. Sadece 1 kere (2020’de bir prestij maçında) sol bek oynamış. Bence Galatasaray’ın dünkü puan kaybının sorumlusu penaltı yapan Cuesta değil, onu sol bek olarak oyuna sokma talimatı veren Okan Buruk’tur.
BiR DZEKO RESiTALi DAHA
Gün itibariyle Okan Buruk’la Mourinho arasındaki fark da tam da bu noktada oluştu: Buruk, Cuesta hatasında ısrar ederken, Mourinho bariz yanlışlarından dönme yolunu seçti. Fenerbahçe, sezonun ilk bölümünde (2024’te) iyi oynamıyordu, istikrarsızdı, aşırı emniyetliydi. Sezonun ikinci bölümünde (2025’teki 16 resmi maçta) 3-4-1-2 ile namağlup. Mourinho bir oyun istikrarı yakaladı, en önemlisi de yanlışlarında ısrar etmedi.
Amrabat ön liberoda aşırı giriyordu stoperlerin içine. Ondan vazgeçti. Maximin takım disiplinine aykırı bireysel tercihler yapıyordu. Mourinho, Maximin ısrarından döndü. Dzeko ile Nesyri uyumu yakalayınca, Boşnak santrforu kesmeyi bıraktı. Dün Dzeko yine Fenerbahçe’nin beyni-kalbi, her şeyiydi. Antalya’nın sağında gördü fırsatı. Sürekli oraya deplase olup çekti rakibinin fişini.
Dün Kayserispor önünde özellikle ikinci devrede oyun standardı olarak Eyüpspor ya da Trabzonspor maçının altında kaldılar ama yine de bazı önemli gelişimlerin altını çizmemiz gerek Beşiktaş’ta.
1) Ben ilk canlı izlediğim günden itibaren Al Musrati’ye verilen paranın pek de makul olmadığını dile getirmiştim. Solskjaer onun formasını o tip sert, dayanıklı, savaşçı ama yeteneği kısıtlı bir oyuncuya değil, derin oyun kurucu rolünde yetenekli Oxlade-Chamberlain’a verdi. Dün 60 dakika Oxlade, yarım saat de Amir Hadziahmetovic oynadı ön libero rolünde. İkisi de gerek oyun kurulumunda kaliteleri, gerekse karşılamada iştahlarıyla iyiydiler. Solskjaer, Oxlade-Chamberlain’i kazandığı için gururludur bence.
2) Beşiktaş’ta uzun top yasaklandı adeta. Mert Günok maç başına 30 uzun top vuruyordu Solskjaer öncesi. Şu anda neredeyse tamamen bıraktı bu huyu.
3) Beşiktaş’ta kenardan penaltı noktası üzerine anlamsız yüksek orta alışkanlığı da yok oldu artık. Kanat hücumu var ama çizgiye inen (havadan bölgeye değil) yerden adama atıyor topu. Solskjaer bir doktor edasıyla yaklaştı yeni takımına. Önce doğru teşhisi koydu, şimdi tedavi sürecinde.
SEMiH’TE KENDi GENÇLiĞiNi GÖRÜYOR
Solskjaer de Semih Kılıçsoy gibi kısa sayılabilecek bir santrfordu. O da Semih gibi hücumun neredeyse her bölgesinde oynadı. O da pahalı yıldız santrforların arkasında yedek bekledi yıllarca. Ama moralini hep yüksek tuttu, kendini hep geliştirdi ve Manchester United efsanesi olarak bıraktı futbolu.
Semih’e sürekli uzun süreler vermesini, hta kredisi tanımasını biraz empati duygusuna bağlıyorum. Semih’i Solskjaer yapmak istiyor sanki.
Dün soğuk havada stadyuma giden 52 bin kişiye ya da bir iş günü alel acele eve yetişip televizyon başına oturmak için çabalayan milyonlara sorsak, onlar da herhalde bu kadar emeğe değmediğini söyleyeceklerdir. İki teknik adam maçtan önce belli ki 0-0’a razılarmış. Zaten Okan Buruk maç önü demecinde (ikili averaj avantajına dikkat çekerek) “3 puan 4 puan demek, 1 puan da 2 puan demek” demeciyle bu kontrol oyununun sinyallerini vermişti. Tabloda 6 puan geride olan Fenerbahçe bir tık daha fazla şut deneyen taraftı ama Mourinho’nun da skora isyan ettiğini söyleyemeyiz. Maçın herhangi bir anında 0-0’dan çok rahatsız gözükmedi iki teknik adam da.
SAVUNMACILAR ÖN PLANDA
Belki iki teknik direktör ve futbolcuların önemli çoğunluğu beraberliğe razı gözüktüler ama birkaç adamı ayırabiliriz ekstra çabalarıyla. Fenerbahçe’de 3-4-1-2’ye dönüş sonrası oyunun kalbi haline dönüşen Dzeko, dün yine yorulana kadar takımının iyisiydi. Geriden gelen serseri topları indirerek zaman zaman olgun akına dönüştürdü. Bir pozisyonda iki kez pres yapıp, Fred’e şut fırsatı yarattı. Fenerbahçe’nin neredeyse tüm akınlarının sol kanattan geliştiğinin altını çizmek gerek. Sol stoper Yusuf, sol kanat bek Kostic ve o bölgeye yaklaşan Dzeko’ydu bunun sebebi. Oyuna girdikten sonra Djiku’nun kornerlerde bir etkinliği olduğunu da ekleyebiliriz. Galatasaray’daysa maçın defansta-ofansta yıldızı Lemina idi. Premier Lig’de Bowen’la yaşadığı soruna kadar tüm maçlarda düzenli oynayan Lemina çok hazır, çok güçlü ve çok istekli. Dün birçok pozisyonda Dzeko bağlantısını kesen oydu. 80 ve 88’de de iki gol girişiminde bulundu Gabonlu dinamo. Çok kısa sürede takımın doğal lideri rolünü üstlenen Lemina’nın yanına savunmadaki çabalarıyla Davinson ve Frankowski de eklenebilir.
Futbolda maçları dizilişler değil, sporcular kazanıyor. En iyi diziliş, oyuncu kadronuza en uygun diziliştir. Fenerbahçe 13 maçtır 3-4-1-2’yi bir elbise gibi giydi üzerine. Ve bir devamlılık sağladı. Okan Buruk’sa üçlü rüzgârından etkilenmiş gibi. Galatasaray’ın bu kadrosuna uymadı üçlü elbisesi.
ŞIMARIK YÖNETiCiLERi GÖRMEZDEN GELMELiLER
Her iki kulübün bazı şımarık yöneticileri ve TFF’nin bütün işbilmezlikleri ve liyakatsizliklerine rağmen sporcuların sahaya çıkıp onurlu bir mücadele vereceklerini düşünüyorum. Sahada Edin Dzeko’su, Victor Osimhen’i, Dries Mertens’i, Dusan Tadic’i, Nesyri’si, Davinson’u çok seçkin bir futbolcu grubu olacak. Umarım bu seçkin sporcular, yöneticilerinin çocukça tavırlarını görmezden gelerek, CV’lerine yakışır şekilde tempolu, az faullü, kesintisiz, aldatmasız, tertemiz bir maç izletirler bize. Temennim bu.
GALATASARAY’DA FiZiKSEL DÜŞÜŞ VAR
Galatasaray’ın zayıf yönü son dönemdeki fiziksel düşüş. Geçen sezon Manchester United-Bayern Münih, bu sezon Tottenham maçlarındaki fiziksel seviye artık yok. Galatasaray’ın güçlü yönleri Okan Buruk’un derbi karnesi. Rize maçı ikinci yarısında sağ kanatta Frankowski’nin yarattığı ekstralar. Ve Lemina’lı orta sahanın daha dengeli gözükmesi.
DZEKO FENERBAHÇE’NiN OYUN KOMUTANI
Fenerbahçe’nin derbide zayıf karnı belki zaman zaman orta sahada üçe iki kalmaları olabilir. Zira Galatasaray derbiye Torreira-Sara-Lemina üçlüsüyle çıkarsa, Mourinho’nun Fred-Szymanski ikilisine sürekli bir destek timi çözümü üretmesi gerek. Fenerbahçe’nin en büyük avantajıysa Dzeko. Müthiş bir grafiği var. Takımın hem en iyi orta sahası, hem en iyi forveti. Fenerbahçe’nin bağlantı operatörü. Oyun komutanı.
BURUK ÜÇLÜ RÜZGÂRINDAN ETKiLENMiŞ GiBi
Bu güzel ilk devrenin futbol açısından daha fazla takdiri hak eden tarafıysa misafir Beşiktaş’tı. Siyah-beyazlılar ilk devrede 2 gol attılar, 2 kez direğe takıldılar, 1 tane de Immobile’nin kaçırdığı net fırsat vardı. Tempo bir miktar düşse de, siyah-beyazlılar maçın ikinci yarısında da olumlu oyunlarını sürdürdüler.
ATEŞi SiVAS’TA YAKTI
Solskjaer'in özellikle Sivasspor maçıyla beraber ateşini yaktığı bu çıkışı üç ana gerekçeyle açıklayabiliriz:
1) Norveçli teknik adam, Sivas’ta Beşiktaş’ın temel probleminin ‘geriden çıkarken yapılan kolay top kayıpları’ olarak açıklamıştı. O gün Beşiktaş’ın orta sahasını değiştirdi, Gedson’un yanına Oxlade’i ekledi. O günden beri Beşiktaş daha anlamlı çıkıyor geriden.
2) Mert Günok’un Solskjaer öncesi son 3 maçta uzun top ortalaması 26... Sivas-Trabzon ve Eyüp maçlarındaysa bu sayı 11’e gerilemiş. Sezon başından beri Mert’le anlamsız uzun top problemini çözdü Solskjaer.
3) Dünün Beşiktaş adına en dikkat çekici detaylarından biri de, oyunun yönünü soldan sağa uzun toplarla çevirme becerisiydi. Sol kanatta birkaç pas yapıldıktan sonra özellikle Joao Mario, kros toplarla oyunun yönünü Svensson-Rashica’ya çevirdi. Ve böylece dengesini bozdular Eyüp savunmasının.
Dünün benim için dikkat çekici detaylarından biri de, Immobile’nin iki maçtır üst üste kritik frikikleri kullanması. OPTA’dan aldığım bilgiye göre Immobile 6 senedir hiç frikik kullanmamış. Beşiktaş’tan önceki kariyerinde de kullandığı frikik sayısı toplam sadece 4. Golü de yok.
Mesele Cuesta’nın iyi ya da kötü futbolcu olması değil. Mesele şu: Kendi kadronda zaten var olan, henüz 26 yaşında, Uluslar A Ligi seviyesindeki Danimarka Milli Takımı’nda İspanya’ya karşı her iki maçta ilk 11’de çıkan Nelsson’u Roma’ya gönderiyorsun. Evet Nelsson çok iyi bir sezon geçirmiyor, birkaç bireysel hata da yaptı, ancak mesela Berkan’a tanınan kredinin onda biri tanınmadı Danimarkalı’ya. Kazanmak için çaba gösterilmedi. Rotasyonda genç Metehan’ın da arkasına itildi.
Nelsson’u itibarsızlaştırıp göndermenin üç ayrı maliyeti oldu Galatasaray’a: Hem Avrupa listesinde stoper boşluğu oluştu. Genk’te üçüncü stoper konumuna düşmüş 1,79’luk Cuesta’ya 8 milyon euro ödendi. Hem de Avrupa listesinin matematiği karıştı: Nelsson kazanılabilseydi, (sezonu kapatan İcardi liste dışı bırakılarak) Lemina eklenebilirdi Avrupa kadrosuna. Yani bir tek Cuesta’nın Galatasaray’a maliyeti: 8 milyon Euro + Nelsson ve Lemina’nın Avrupa kadrosunda olamamaları... Enteresan değil mi?
Dün Galatasaray, Alkmaar önünde maça dörtlü savunmayla başladı. Cuesta ilk 45’te sağ bek rolündeydi. Buruk ikinci devrede Cuesta’yı stopere, Metehan’ı sağ beke koydu. Alkmaar’daki maçta da Cuesta’yı üçlü savunmanın sağ stoperi olarak başlatıp, 40’ta sağ beke kaydırıp, 46’da yine stopere çekmişti. Galatasaray-AZ eşleşmesinin 180 dakikasının özeti, Genk’in üçüncü stoperine sahada yer bulma çabasıdır benim gördüğüm. Bu konsantrasyonla da Galatasaray’ın Alkmaar’a elenmesi normal bence.
YUSUF AKÇİÇEK GELİYOR
Dün akşam seansında İstanbul’da Kolombiyalı bir stoper başroldeyken, gece seansında Brüksel’de 19 yaşında bir Türk stoper parladı ışıl ışıl. 2006’lı Yusuf Akçiçek ilk maçın da yıldızıydı, iki golün üretiminde vardı. Rövanşta da attığı kritik golle turu getirdi Fenerbahçe’ye. Türk futbolu uzun boylu, solak, oyun kurulumunda da cesur, komple bir stoper kazanıyor. Tebrikler Yusuf. Böyle devam.
VICTOR Nelsson 26 yaşında. 1,85 boyunda. FIFA sıralamasında 21’inci basamakta olan, Uluslar A Ligi takımı Danimarka’nin milli stoperi. Dünya Kupası’na gitti. Son Uluslar Ligi maçlarında İspanya’ya karşı iki maçta da ilk 11 başladı. Roma’ya kiralandı, orada da ilk iki maçında 30 ve 45’er dakika şans buldu. Carlos Cuesta 25 yaşında. 1,79 boyunda. Kolombiya Milli Takımı’yla Copa America şampiyonu oldu. Genk’ten geliyor. Son dönemde gerek Kolombiya’da, gerek Genk’te formasını kaybetmişti. Genk yetkilisinin Belçika medyasına verdiği bilgiye göre takımında formasını kaybettiği için mutsuzdu. Ancak kendisine Galatasaray’da ilk 11 garantisi verildiği için 8 milyon euroya Türkiye’nin yolunu tuttu. Herhalde o garantiden dolayı ilk 11’de. Ancak Nelsson’un bir türlü kazanılmayıp, karşılıklı güven tesis edilemeyip, Genk’te üçüncü stoper konumuna düşmüş bir oyuncuya ilk 11 garantisi verilmesi bence tartışılacak bir karar.
OSiMHEN BU LiGiN HEP ÜZERiNDE
GALATASARAY son 4 maça (Gaziantep, Adana, Alkmaar, Rize önünde) üçlü savunmayla başladı. Yarım kalan Adana maçını saymazsak, hepsini dörtlü savunmayla bitirdi. Alkmaar maçına Cuesta üçlünün sağında başladı. 40’ta dörtlü savunmanın sağ beki oldu. 46’da dörtlü savunmanın merkezine döndü! Dün Galatasaray maça yine bir türlü üzerine tam uymayan 3-4-1-2 formasyonuyla başladı. İlk yarı organizasyondan tamamen uzaktı. Dağınıktı. Şaşkınlar grubuydu. 46’da Cuesta’yı çıkarıp 4-4-2’ye, 60’ta da Ahmed/Lemina değişikliğiyle 4-3-3’e döndü. Şaşkınlık azaldı, tempo arttı ve bu ligin üzerinde bir oyuncu olan Osimhen’le 3 puan geldi. Ancak Alkmaar ve Rize maçlarının ardından Okan Buruk’un şu soruları cevaplaması lazım sanırım:
1 - Neden ısrarla maçlara 3’lü başlayıp 4’lüye dönüyor? Üçlü savunma yanlışsa üçlüyle başlamamalısınız. Üçlü doğruysa da takımın adapte olması için ısrar etmelisiniz.
2 - Perşembe akşamı sezonun en kritik maçına çıkacak Galatasaray. Alkmaar önünde de bu 3-4-1-2 başlama ısrarı sürecek mi? Yoksa Galatasaray’ı iki buçuk yıl başarıya taşıyan 4-2-3-1 mi tercih edilecek?