Osman Müftüoğlu

Büyüme hormonu gençleştirir mi?

13 Nisan 2016
Büyüme hormonu yaşlanmayı engellemez, gençleştirmez, gençlik ve güzellik vermez. Sadece ve sadece “büyüme hormonu eksikliği” saptanan çocuklarda endokrinolog kontrolü ve takibi altında kullanılabilir. Ciddi yan etkileri olabilen riskli bir ilaçtır.

İki gün önce beni endişelendiren bir e-posta aldım. İstanbullu bir okurum birçok hanımın birbirlerine “gençleşmek için!” büyüme hormonu enjeksiyonu yaptırdıklarını ve kendisine de tavsiye ettiklerini yazıyor. Bu hormonun “gençlik, güzellik ve uzun bir ömrün sırrı” olduğunu söylediklerini anlatıyor.
Arkasından da soruyor: “Ben de büyüme hormonu enjeksiyonları yaptırayım mı?” Konu son derece mühim. Endişelendirici sonuçları olabileceği için okurlar ve ilgililerle de paylaşmak istedim. Nedeni şu...
Yaşlanma sürecinin oluşturduğu sağlık sorunlarını azaltmada büyüme hormonu kullanmak 15-20 öncesi sık gündeme getirilen bir konuydu. Sonradan anlaşıldı ki bu enjeksiyonların ne ömür uzatan ne de gençlik ve güzellik sağlayan bir faydası var.
Üstelik bu enjeksiyonlar, akromegali gibi çok önemli bir hastalığa da yol açabiliyor ki bu hastalıkta eklemler, kemikler, kaslar, tendonlar ve bütün bağ dokusu yapılanması mahvoluyor.
Eller ayaklar büyümeye, çeneler uzamaya, vücut çökmeye başlıyor...
Özeti şu: Büyüme hormonu yaşlanmayı engellemez, gençleştirmez, gençlik ve güzellik vermez.
Sadece ve sadece “büyüme hormonu eksikliği” saptanan çocuklarda endokrinolog kontrolü ve takibi altında kullanılabilir.

Yazının Devamını Oku

5 soru 5 yanıt

12 Nisan 2016
Sayfamızı bugün “sizden gelen sorular”a ayırıyoruz. Bu arada “bahar diyeti”nin ikinci haftası ve “kolay ve kalıcı kilo kontrolü” konusundaki tavsiyelerimiz de devam edecek.

Kaç türlü guatr var 

Antalya’dan gelen bu sorunun açılımı şu: “Doktorum zehirli guatr olduğumu söyledi ve hemen tedaviye başlamak istedi. Oysa annemin de otuz yıldır guatrı var ama o ilaç kullanmıyor!”
Guatrlar üçe ayrılıyor: Aşırı hormon üretenler, normal hormon üretenler, yeteri kadar hormon üretemeyenler. Aşırı hormon üreten guatrlara “hipertiroidi” deniyor. Tiroid hormonu fazlalığının vücutta yaptığı “toksik” etkiler nedeniyle bunlara “zehirli guatr” da deniyor. “İç guatr” olarak adlandırılanlar da var. Bunlar hemen tedavi edilmeli. Bazı guatr olgularında ise tiroid hormonu üretimi azalıyor. Bunlara “hipotiroidi” tanısı konuyor. Bunlar da “hormon desteği”yle tedavi edilmeli. Hormon üretimi normal olarak devam eden “basit guatr”lar ise sadece takip ediliyor.

Horlamak yorar mı

Bu soru da Gaziantepli bir okurumuzdan geliyor, okur; “Uzun süredir eşim horlama sorunum olduğunu söylüyor, her sabah yorgun uyanıyorum, sebebi horlama olabilir mi?” düşüncesine yanıt arıyor. Haksız da değil.
Horlama başlı başına ciddi bir yorgunluk sebebidir. Gece boyunca apne (solunum durması) atakları geçiren ve bunun farkında olmayan ve ciddi horlama problemi olanların çoğu ertesi sabaha yorgun uyanırlar, baş ağrısından, dikkat dağınıklığından, unutkanlıktan da yakınırlar. Horlama problemini ciddiye alın.

Hindistancevizi faydalı mı 

Yarım kase kadar dilimlenmiş hindistancevizinde bol miktarda posa, potasyum, magnezyum ve bol miktarda da sağlığı destekleyici yağ var.

Yazının Devamını Oku

Midesi ekşiyenler ne yapsın?

11 Nisan 2016
Midenin normalden fazla salgıladığı asit, mide yanmalarına yol açıyor. Bu rahatsızlığın giderilmesi için ilk olarak yediklerimize ve içtiklerimize dikkat etmemiz gerekir.

“Midem ekşiyor!” yakınması sık karşılaştığımız bir sorun. Çoğunlukla da aşırı mide asidi üretimi nedeniyle oluşuyor. Ne var ki, belirli bir miktar mide asidi üretimi zorunlu. 

Midede gıdaların parçalanıp ön sindirime hazırlanması için asitli bir ortam lazım. Midenin ürettiği asit normalde kendisine zarar vermiyor. İç yüzeyi “aside dirençli” yapılarla korunmuş.
Ne var ki, normalden çok fazla mide asidi üretildiği zaman bu sizi rahatsız edebiliyor, reflünüz varsa asit yemek borunuza kaçabiliyor. Yemek borusunun iç yüzeyi midenin tersine aside dayanıklı değil, asitle karşılaşınca tahriş oluyor.
Sonuç mide ağrıları, yanmaları, göğüs altında ağrılar, ekşimeler, ağızda garip bir tat, ses kısıklığı, boğaz yanması ve daha pek çok şey...
Peki, ne yapacaksınız? Çoğunu biliyorsunuz ama tekrarda fayda var. Baharatlı yiyeceklerden, özellikle acılardan uzak duracaksınız. Ağır yağlı yemeklere, kızartmalara bir süre ara vereceksiniz.
Mide asidini arttırabilen asitli meyve sularından, özellikle portakal ve greyfurt suyundan da bir süre uzak kalmanızda fayda var. Yemekten sonra içtiğiniz kahvelere ve çaylara da ara verin. Ve yine yemekten hemen sonra ağır fiziksel aktiviteler yapmayın ama aynı zamanda sırt üstü de yatmayın.

Yazının Devamını Oku

İnsülin direnci önemli

10 Nisan 2016
‘Tutku’ derecesinde ciddi bir tatlı düşkünlüğünüz varsa, sorun ‘insülin direncinden’ kaynaklanıyor olabilir. Bunun çözümü de insülin direncini yönetmek. Nasıl mı? Buyurun...

Tatlı sevmeyen olabilir mi bilmiyorum, varsa da istisnadır. Bana gelince...Bir zamanlar ben de “tatlı sever” biriydim. İnsülin direncine bağlı kilo sorunum ve şekerle unun sağlık zararları hakkında öğrendiklerim beni tatlılardan uzaklaştırdı. Ha, canım çekmiyor mu? Çekiyor ama “tutku” derecesinde değil. Minik bir parça çikolata ya da küçük bir parça sütlü tatlıyla durumu idare edebiliyorum.İsterseniz biraz daha detay: Otuzlu yaşlara kadar kilo sorunu olan biriydim. Çocukluk ve gençlik yıllarımı “fazla kilolu” olarak tamamladım. Kırklı yaşlardan sonra durum değişti.

 

AKLINIZDA OLSUN

 

“İnsülin-kilo ilişkisi”ni keşfeden Kanadalı Dr. Jenkins’in bulgularını okuduğumda kilo sorunumun insülin direncinden kaynaklandığını fark ettim.İyi bir insülin direnci yöneticisi olmayı öğrenerek doksanlı yılların ortalarında fazla kilolarımın önemli bir kısmından kurtuldum ama hâlâ dikkatliyim. Beslenmeme özen göstermez, şekerli, tahıllı besinlerden uzak durmazsam ve hemen her gün düzenli egzersiz yapmazsam kilomu da, tatlı yeme arzumu da zorlukla kontrol edebiliyorum. Özeti şu: Ciddi bir tatlı düşkünlüğünüz varsa probleminizin sadece “damak tadınızı yönetememekten” değil, “insülin direncinden” de kaynaklanabileceği aklınızda olsun. 

 

FORMÜL AYNI

 

Yazının Devamını Oku

Diyet değil, niyet önemli

8 Nisan 2016
Kilo verme sürecini de, sonrasını da “kalıcı” ve “sürdürülebilir” alışkanlıkları ve de vazgeçilmezler yapmaya niyet edin ve bunlardan asla vazgeçmeyin.

Keyifli bir hafifleme yolculuğunu yürütmek, kimi zaman zevkli kimi zaman da stresli bir süreçtir. Eğer keyifli bir süreç olsun ve öyle kalsın istiyorsanız Niyetin diyetten daha önemli olduğunu unutmayın. 

Kilo verme sürecini de, sonrasını da “kalıcı” ve “sürdürülebilir” alışkanlıkları ve de vazgeçilmezler yapmaya niyet edin ve bunlardan asla vazgeçmeyin. Bu nedenle de “diyet listeleri”nden ziyade “beslenme ve aktivite tavsiyeleri”ni dikkate alın.
Bunları mucize listeler filan da sanmayın, size uygun mu, ekonomik mi, karın doyuruyor mu, lezzetli ve keyifli besliyor mu bunlara bakın.
Listeler her zaman değişebilir ama doğru beslenme tavsiyeleri kalıcıdır. Ayrıca daha iyi ve daha aktif bir hayatın sadece sağlıklı beslenme ile başarılamayacağını, aktif hayat ve egzersizin vazgeçilmez olduklarını unutmayın.
Son söz şu olmalı: Diyetler geçici, niyetler kalıcıdır!


Yazının Devamını Oku

Atıştırmak doğru mu, yanlış mı?

7 Nisan 2016
Atıştırmaların kimlere önerilip önerilmeyeceğine metabolizmanın durumuna bakarak karar vermek lazım. “Hipoglisemisi” olan birine “atıştırma yapma” demek ne kadar yanlışsa, “insülin direnci” olan birine “günde 6-8 kere ye” demek de bir o kadar yanlıştır.

Sık tartışılan beslenme konularından biri de “atıştırma” meselesidir. Bana sorarsanız bu da diğerleri gibi anlamsız ve boş bir tartışmadır. Zira atıştırma yapması gerekenler de var, atıştırmaya ihtiyacı olmayan, hatta atıştırmalardan zarar görenler de. 

Atıştırmaların kimlere önerilip önerilmeyeceğine metabolizmanın durumuna bakarak karar vermek lazım. “Hipoglisemisi” olan birine “atıştırma yapma” demek ne kadar yanlışsa, “insülin direnci” olan birine “günde 6-8 kere ye” deyip pankreası gıdıklamak da o kadar yanlıştır. 
Eğer kilo sorununuz yoksa ve sağlıklı şeyler atıştırıyorsanız konuyu zaten tartışmaya gerek yok, atıştırabilirsiniz. Gelelim detaylara...
Prensip olarak diyet programına başlayan birinin daha programa başlamadan 3-5 gün önce, sürece konsantre olması ve bazı ön hazırlıkları yapması lazım. Bu değişimleri diyetten sonra da sürdürmesi gerektiğine de kendini inandırmalı. Örneğin buzdolabındaki börekleri, dondurmaları, çikolata ve diğer tatlıları, dolap ve çekmecelerdeki cipsler, gofretleri kurabiyeler ve benzerlerini evin dışına çıkarmalı. Eğer diyet süresince acıkabileceğini düşünüyor ve bu nedenle kafası karışıyor, endişe duyuyorsa buzdolabını sebzeler ve sağlıklı meyvelerle doldurmalı (meyveleri de abartılı miktarlarda depolamamalı). 
Diyetteyken karnınız zil çalıyor, şekeriniz düşüp hipoglisemi krizleri sizi sık sık yokluyorsa öncelikle diyetinizi tekrardan gözden geçirin. 
Acıktığınızda da salatalık veya havuç dilimlerine limon ekleyip yiyin. Marul yaprakları ve diğer taze sebze parçaları da işinize yarayabilir. Bunlar yoksa eğer öncelikle bademden, sonra da fındık ve yer fıstığından, ya da cevizden istifade edin. Atıştırmak için çantanızda kuru meyveler de bulundurabilirsiniz ve burada da tıpkı taze meyveler gibi “miktar” konusu önemli, abartmamanız gerekiyor.


Yazının Devamını Oku

Ortaya karışık kilo aldırır

6 Nisan 2016
Kilo vermek mi, verilen kiloları geri almamak mı daha zordur? Bu “çok mühim” sorunun “bilimsel” cevabı şudur: Kilo vermek verilen kiloları korumaktan daha kolaydır. Kalıcı –sürdürülebilir- kilo kontrolü için şu beş mühim tavsiyeyi bir kenara lütfen dikkatle not ediniz...

◊ 1- Yavaş yiyin: Yeme mesajları beyne neredeyse yarım saat sonra ulaşabiliyor. Çok hızlı yediğinizde beyniniz doyma mesajlarını alamıyor, aldığında ise iş işten geçmiş oluyor.
◊ 2- Porsiyonları küçültün: Ne yerseniz yiyin, öncekinin dörtte üçü, bir süre sonra da yarısı ile yetinmeyi hedefleyin. Tabağınıza daima yiyebileceğinizi düşündüğünüzden daha azını isteyin.
◊ 3- Sadece yemeğinize odaklanın: Bir taraftan yemek yerken diğer taraftan televizyon seyretmeyin, bilgisayarla meşgul olmayın, okuyup çalışmayın. Gözünüz de, aklınız da, duygularınız da yiyip içtiklerinizde olsun. Yoksa farkına varmadan çok fazla yersiniz.
◊ 4- “Ortaya karışık
sistemini” yasaklayın: Ne yiyecekseniz kendi tabağınıza koyup yediklerinizin miktarını görmeyi hedefleyin. Ortaya karışık (!) ısmarlanan yiyecekler, tencereden, kaseden, tepsiden yapılan tadımlar porsiyon kontrolünü kaçırmanıza yol açar.
◊ 5- Tabağınızı silip süpürmek zorunda değilsiniz: Eğer doymuşsanız bırakınız bir miktar yiyecek tabağınızda kalsın. Kalanı sonraki öğünde de tüketebilirsiniz.

BİR ÖNERİ

Yazının Devamını Oku

En iyi diyet hangisi

5 Nisan 2016
Kolay ve ucuz olan, mutlaka bir diyetisyenle birlikte “kişiye özel” hazırlanan her diyet iyidir. Ama en iyi diyet bir yandan kilo verdirirken, diğer taraftan kilo almaya yol açan sağlık sorununu da çözebilendir.

Kolay ve ucuz olan evde, sokakta, işte ve tatilde de sürdürülebilen, “lezzet” ve “doygunluk” sözcüklerinden asla taviz vermeyen, mutlaka bir diyetisyenle birlikte “kişiye özel” hazırlanan her diyet iyidir.
Ama en iyi diyet bir yandan kilo verdirirken, diğer taraftan kilo almaya yol açan sağlık sorununu da çözebilendir.
Özellikle hafif bir kilo artışı değil de ciddi bir “fazla kiloluluk” hatta “obezite” durumu söz konusu olduğunda (rakamsal olarak ifade etmek gerekirse vücut ağırlığındaki artış olması gerekenin yüzde 5’ini geçtiğinde) diyete başlamadan önce mutlaka ama mutlaka ciddi bir tıbbi kontrol yapılmalıdır.
Metabolizma, hormonal faktörler, ruhsal durum ve kullanılan ilaçlar bir doktor tarafından dikkatle ve tek tek gözden geçirilip ortaya çıkan tablo dikkatle değerlendirilmeli, sonra da “kişiye özel” bir “diyet+aktivite” programı hazırlanmalıdır.
Şunları da unutmayın: Mucize diyet yoktur! Alkali sular içerek, alkali beslenerek kilo verilmez!
Yedikçe bel incelten, zayıflatan diyet de yoktur!
Moleküler diyetti, denge diyetiydi, ayırma veya sentez diyeti veya besin intoleransı diyetiydi, genetik diyetti, falandı filandı hepsi ama hepsi boştur ve palavradır.

Yazının Devamını Oku