Koca bir yıl. E ülkemizin de maşallahı var, bitmiyor tartışması, kaosu, sallantılı, çalkantılı gündemi...
Yazıp çizerek naçizane doğrularımızı anlatmaya çalıştık.
Dokunduysak zihinlere, bazen de kalplere, ne mutlu.
Neyse...
Dedim ya şöyle bir baktım.
Yıla Dilan-Engin Polat çiftinin haberleri damga vurmuş. Ve ben çok eminim, seneye de devam edecek bu sözde fenomenlerin konuşulmaları.
Çünkü yaptıkları yanlarına kâr kaldı gibi algılanıyor şu anda.
Oytun Erbaş katıldığı bir programda “Hayatımda hiç kitap okumadım” demiş, Arif Verimli de “O kadar belli ki” diye yorum yapmıştı.
Şahane laf sokmuştu.
Baksanıza Oytun yine saçmaladı.
Bu sefer de asgari ücretle ilgili konuştu ve “Et de protein, kuru fasulye de protein. Mütevazılığı öğrenmemiz gerekiyor. Asgari ücret 50 olsa, 50 harcar insanlar. Fakir hayat en sağlıklı hayattır. Bunun sonu yok” demiş. Saçmalamış.
Yetmemiş, tüy dikmiş.
Bir doktor düşünün, mesleğinden çok böyle laflarıyla gündeme geliyor.
Bir gün “COVID Türklere işlemez” diyor, öbür gün “Erkek dediğin çok eşli olur” açıklaması yapıyor.
Şahane!
Hâlâ gülüyorum buna.
Kaçmak nedendir? Kaçmak nedir? Kaçmak niyedir?
Zaten herkes biliyor sizi, kaçılmaz ki.
Vallahi ben o hanımefendinin yerinde olsam, bir daha selam bile vermem, beni bırakıp kaçana.
Bırakın sevgili olmayı, arkadaş dahi kalmam.
İşte insan insanı tanıyamıyor her zaman...
Diyaloğu izledim.
İzledikçe gözlerim fal taşı gibi açıldı. Çünkü o kadın “Siz hapishaneye girince ben kalp krizi geçirdim” diyor.
Sonra da başlıyor hüngür hüngür ağlamaya.
Bitti mi, hayır...
O hayranının yanındaki arkadaşı da “Hastanede sürekli sizin adınızı sayıkladı” diye eklemez mi...
Ben bir parodi mi izliyorum diye düşünmedim değil.
Eğer Polat’lar ücret ödemedilerse ve bu anlatılanlar gerçekse geçmiş olsun.
Sosyal medyada ‘Yakışıklı Güvenlik’ adıyla duymuşsunuzdur Muhammet Sürmeli’yi...
Hiç izlemedim, ne yapar ne eder. Bir alışveriş merkezinde güvenlik olarak çalışıyormuş. Ve TikTok’ta kelepçeyle falan dans ederek duyurmuş ismini.
Şimdi meselenin en önemli kısmına geliyorum işin. Bu arkadaş Ege Üniversitesi’nde söyleşiye katılmış.
Şaka değil. Bir baktım ne anlatıyor diye...
Almış eline kelepçeyi, garip hareketler yapıyor. “Tık tık kelepçeye vurun, sonra öpücük atın” diyor.
Haydaaaa... Bak sen şu eğitime! Üniversite yahu burası, üniversite!
Bu vasıfsız arkadaş nasıl olur da Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından birinde sahneye çıkıp söyleşi yapabilir, aklım almıyor. Tek özelliği ‘yakışıklı olmak’ olan -ki bu tamamen sosyal medyaya göre, bana göre doğru değil çünkü- biri çıkıp o sahnede ne anlatabilir?
Geçtiğimiz akşam Cemal Kalyoncu ve eşi Reyhan Kalyoncu’nun vesile olmasıyla Rumeli Caddesi’ndeki Kalyon Kültür’ü ziyaret ettim.
Aslında amaç hem o binayı görmek hem de içerideki yeni sergiyi gezmekti.
Ünlü İngiliz sanatçı Ian Berry dünyada pek eşi benzeri olmayan bir sergi açmış.
Kendisini ‘denim sanatçısı’ olarak tanımlıyor Berry. Bildiğimiz denim kumaşlarından oluşturuyor sergisini...
Bunun da nedeni, o kumaşların zaman içinde aşınarak renk değiştirmesi yani bir bakıma her seferinde başka bir dünyayı sunması.
“Çok istediğim bir şarkı vardı ama söyleyeni hiç sevmiyorum” dedi.
Attı bombayı.
Aleyna Tilki’ymiş, öyle diyorlar haberlerde.
Vallahi hiç şaşırmıyorum böylelerine.
Çünkü çok sık rastlanan bir durum bu...
Sevgisizlik kanımızda var artık.
Aynı sektördeki insanların, hele ki kadınların birbirini sevip desteklemesini beklemiyorum zaten.
Şimdi ona diyorum ki, ‘senin bize hatıran yetmez Ferdi Baba...’
Daha ‘hatıran yeter’ demek için çok yılların var...
Geçtiğimiz gün rahatsızlanmış ve Marmaris’teki bir hastaneye kaldırılmıştı Ferdi Tayfur...
Tam iyileşti çıkıyor derken Antalya’ya başka bir hastaneye sevk edildiği haberi geldi.
Sağ salim çıkacaktır oradan Ferdi Baba eminim.
Hatta çıktıktan sonra tekrardan bizlerle buluşması lazım bence.