Nora Romi

Çocuk büyütme

15 Eylül 2007
Çocuk büyütmekle ilgili pek çok yerde pek çok yazı bulabilirsiniz. Bu iş için bunun üniversitesine gitmeye gerek olmasa da okumak ve takip etmek önemli. Ben neredeyse 5 senedir mesleğimi çocuk üzerine yoğunlaştırdığım için elimde güzel de bir arşiv oluştu. Arada sırada onları eşelemeyi çok severim. İşte o eşelediklerimden çıkardığım bazı cümleleri sizlerle de paylaşmak istiyorum. Tabii arada benim olanlar da var!!! Ama hangileri, söylemem!!!

- Eğitim, doğruları söylemek değil, doğruları yapmaktır.

- Çocuklar öğütten daha çok, iyi örneğe ihtiyaç duyarlar.

- Çocuklara "ne" düşünecekleri değil, "nasıl" düşünecekleri öğretilmelidir.

- Çocuklarımızı "kişilik sahibi" yapabilmek için düşündüklerini, isteklerini ve inandıklarını keşfetmelerine izin verin.

- Çocuğunuza vereceğiniz en değerli hediye, "ilgi ve zamandır."

- Çocukların büyüme hormonu, gece uykuda iken salgılanır. Bu nedenle geç yatan çocuklar sağlıksız olurlar. On iki yaşına kadar çocuklar, kışın en geç 21.00, yazın 22.00’de yatmalıdırlar. (Hele bu hormonun sadece yarım saat boyunca salgılandığını bilince bu süreyi kaçırmayı göze alamıyorsunuz.)

- Çocuklarınızla duygu, düşünce ve ihtiyaçları hakkında konuşun.

- Çocuklarınızı, tüm duygularınızla dinleyin ve onlara değer verdiğinizi "beden dilinizle" onlara hissettirin.

- Çocuğunuzun yaşına ve gelişimine göre, uygun görev ve sorumluluklar verin.

Ñ Hangi yaşta olursa olsun, çocuğunuzla oynama ve onun heyecanına katılma fırsatını kaçırmayın.

- Çocuğunuzun her yaşta anlattığını, sıkıntıdan patlasanız bile dinleyin. Onu dinlerken, mutlaka yüzüne bakın ve onunla "göz ilişkisi" içinde olun. Eğer onu dinlemezseniz, bir süre sonra onun da sizi dinlemediğini görürsünüz.

- Çocuğunuza "ne" söylediğiniz değil, "nasıl" söylediğiniz önemlidir.

- Çocuğunuzun problemlerini kendi kendine çözmesine fırsat verin. Çözemediğinde devreye girin.

- Çocuğunuzu başkasının çocuğuyla karşılaştırmayın.

- Çocuğunuzun yanlışlarını değil doğrularını yakalayın. Çünkü dengeli, takdir edilen ve övülen çocuklar, anne-babalarını ve arkadaşlarını da takdir etmeyi öğrenirler. Ama unutmayın, aşırı sevgi ve takdir, çocuğunuzu "şımarıklığa" yöneltebilir.

- Çocuklarınıza ne derseniz öyle olma ihtimalini arttırırsınız.

- Sık eleştirilen çocuklar, içe kapanık ve güvensiz olurlar. Suçlanan, her konuda kabahatli bulunan çocuklar, suçlamayı ve yalan söylemeyi öğrenirler.

- Kızgın olduğunuz bir sırada çocuklarınıza hayat dersi vermeye kalkmayın.

- Çocuğunuza hep çocuk gibi davranırsanız, hep çocuk kalır.

- Anne-babalar, çocuklarına karşı davranışlarında mutlaka tutarlı olmak zorundadırlar.

- Çocuğunuza hep kendi isteklerinizi söylerseniz, ergenlik çağından itibaren istemediklerinizi işitirsiniz.

- Çocuklarınızın arkadaşlarına karşı çıktığınız zaman, çocuğunuzu kendinizden uzaklaştırır, onlara yaklaştırırsınız.

- Çocuğunuzun istediği mesleği seçmesine izin verin.

- Korkuya dayalı değil, sorumluluğa dayalı disiplin verin.

- Çocuğunuza istemediğiniz hareketleri yasaklamadan önce, nedeninizi mutlaka açıklayın.

- Çocuğunuza ne kadar çok kural koyarsanız, o kadar çok çatışır ve disiplin sorunu yaşarsınız.

- Çocuğunuzu ilgilendiren bütün konularda, kararı onunla birlikte verin.

- Hangi yasta olursa olsun, her fırsatta onun fikrini sorun.

- Dövülen çocuklar, kavgayı, geçimsizliği ve düşmanlığı öğrenirler.

- "Ceza" gelişmeye engeldir. "Ödül" ise gelişmeye katkı sağlar.

- Çocuklar da insandırlar. Onlar da herkes gibi kendilerini devamlı emir verilmesinden hoşlanmazlar.

- Topluma faydalı, değişik ve yenilikler yapan insanları, çocuklarınıza örnek gösterin.

NOT: Geçen hafta size bahsettiğim Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası, 2007 konser programının son durağında, dünyaca ünlü besteci ve piyanistimiz Fazıl Say’la birlikte bir konser veriyor. Konser yarın, 16 Eylül saat 20.00’de İstanbul Aya İrini’de gerçekleşecek. Bilet fiyatları 15-25 YTL. Lütfen izlemeye çalışın.

Henüz doğmamış çocuğuna mektup yaz

Hamilelik günlerinde yaşadığınız duyguları yazarak çocuğunuza hayatı boyunca zevkle okuyacağı bir hatıra bırakabilirsiniz. Bebeğinizi kucağına almak için gün saydığınız bu dönemde, çocuğunuzun zevkle saklayacağı bir iz bırakabilirsiniz. Birçok kadın hamileliği boyunca zaten günlük tutarak henüz doğmamış bebeği için çok özel defterler hazırlıyor. Bu defterleri de ultrasonda çekilmiş fotoğraflarla süslüyorlar. Ama eğer duygularınızı, merakınızı, heyecanınızı diğer anne adaylarıyla da paylaşmak istiyorsanız www.gebe.com.tr adresine girin. Bu adreste açılan "Bebeğe Mektup" isimli bir yarışmada anne adayları hem duygularını mektuplarla anlatıyor, hem de başka anne adaylarının bıraktığı mektupları okuyup, değerlendirerek, yarışmanın birincisini belirliyor.

YARIŞMA DEĞİL, PAYLAŞIM

Hamile kıyafetleri tasarlayan GeBe firmasının internet sitesinde düzenlenen etkinlik için GeBe Genel Müdürü Yasemin Bulak yarışma demekten kaçınıyor: "Biz anne adaylarını içlerinden gelen ve bebeklerine söylemek istedikleri her şeyi satırlara dökmeye davet ediyoruz. Bu kesinlikle yarışma olarak görülmemeli. Yalnızca anne adaylarının birbirleriyle duygularını paylaştığı bir ortam yaratmak istedik, çünkü annelik benzersiz bir duygu." Ama gene de mektup yazanlara teşekkür amacıyla, en çok oy alana bir hediye paketi verilecek. "Bebeğe Mektup" 31 Ekim’e kadar devam edecek.

Simla YERLİKAYA

HAYATIMIN EN ACI VE EN MUTLU GÜNÜ

CANIM YAVRUMA... 19 Ocak 2007, hayatımın en acı ve en mutlu günüydü. İki beklenmedik olay... Bir yandan canımdan çok sevdiğim, biricik annemi kaybedeceğimi öğreniyorum, diğer yandan 9 yıllık bekleyişin ardından anne olacağımı. Sen mucize bir bebeksin. Umutlarımızın tükendiği bir anda Allah anneanneni alıp seni gönderdi bize... Seni çok seviyoruz mucize bebeğim! Gülden İrioğlu

Aramıza Hoşgeldin Bebeğim! "Aramız". Ne garip geliyor. Baban ve ben uzun süredir birlikteyiz ve aramıza şu ana kadar senden başka kimseyi almadık :) O kadar mutluyuz ki, ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Dün 14 haftalık oldun ve senin kalp atışlarını nefes almadan dinledim. Resimlerini herkese gösterdim. Senden bahsederken gözlerimden her defasında akıttığım yaşlar, mutluluk göz yaşları bebeğim. Aslı Gökdemir.

Kelimeler boğazıma düğümleniyor. Yazacaklarımı aklımda toparlayamıyorum. Bebeğimi kucağıma almama çok az bir zaman kaldı. Biliyorum ki o da çok sabırsız. İçimde kıpır kıpır. Hiç durmaksızın hareket ediyor. Çektiğim acıların en tatlı yanı da bu. Merve

Su damlası kadar berrak, hayatıma düşen en güzel şeysin sen. En umutsuz anımızda varlığını hissetmek öyle inanılmaz geldi ki, tüm mutluluklar eminim seni kucağıma aldığımda sönük kalacak.Pervin Karaörs.
Yazının Devamını Oku

Klasik müzik konserlerini dinleyen üç küçük çocuk

8 Eylül 2007
Sanırım 13 ya da 14 yaşındaydım. Nereden dinledim bilmiyorum ama Çaykovski’nin keman konçertosuyla tanışmıştım. Açıkçası dinlerken neye uğradığımı şaşırmıştım. O günlerde Türkçe okuyabileceğimiz dergi bile olmadığından Alman Bravo’sunu takip eden, müziği, yani İngilizce sözlü müziği keşfetmeye başlayan tiplerdik. Ama ben bu konçerto sayesinde dağılmıştım. O gün bu gündür ne zaman dinlesem, belli bir yeri var; orada mutlaka gözlerim dolar. Düğmeye basılmışım gibi...

Sonra Lalo’nun İspanyol Senfonisi, Carmen’in Habanera’sı gibi eğlenceli, iç açıcı parçaları hep tercih etmişimdir...

Sinan anneannesine benzediği için Maria Callas’ı tanıdı artık...

Annem de yetiştiği katı Fransız ekolünde iyi klasik müzik eğitimi alan bir kadın olduğundan...

Bodrum Turgutreis’te bulunan marinada bu yıl üçüncüsünün yapıldığı D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali’ne Sinan’la gitmenin çok da sorunlu olmayacağını düşündüm.

Doğrusunu isterseniz Sinan’la beraber 4 gün boyunca açık havada konser dinleyecek iki arkadaşı daha vardı: 8 yaşındaki Neyir ve 5 yaşındaki Emre...

Onları önce açılış kokteyline götürdük. Çok kibarlardı, tepsileri yerlere devirmediler...

Sonra da konser alanına yerleştik. Açılış gecesi olduğu için belli konuşmalar yapılıyordu ve bizimkiler bir an önce orkestra görmek için sabırsızlanıyordu. Ben arada bizimkine sıkılmasın diye bilgiler veriyordum: Bak bu enstrümanların belli bir sırası vardır, kimse istediği yere oturamaz, orkestra şefi olmazsa ortaya nasıl bir ses çıkar biliyor musun, gibilerinden...

Nitekim ilk gecenin müthiş performansı, Bilkent Senfoni Orkestrası’na eşlik eden dünyanın bir numaralı keman virtüözlerinden Shlomo Mintz bizimkilere biraz ağır geldi.

Ve biz heyecanla iki gün sonraki Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nı bekliyorduk.

Bu orkestra yaşı en fazla 15 olan çocuklardan kuruldu. Baka baka bakmaya, dinleye dinleye dinlemeye doyamadığınız bir grup çocuk... Hepsi o kadar güzel ve ışıltılılar ki! Üstelik cıvıl cıvıllar: Birinin sapsarı beline kadar olan saçları incecik örülmüş, mavi gözleri uzaktan bile görünüyordu. Bir oğlanın küpesi parlıyordu. Bazı kızlar mankenleri çatlatacak kadar güzeldi. Erkeklerin saçları son derece moderndi. İnsan sanıyor ki, klasik müzikle ilgilenen çocuklar ağır ve klasik tipli olur! Hiç de öyle değiller açıkçası...

Orkestranın şefi Rengim Gökmen’di ki, çocuklarla müthiş bir ilişkisi olduğu belliydi.

Bu çocukların yaşı geçti mi, yerine yenileri geliyor ve onlar tekrar eğitiliyorlar. Çok sıkı bir iş anlayacağınız.

O gece konserde bu çocuklara 14 yaşında bir piyanist de eşlik etti. Kit Armstrong adındaki bu çocuk piyano çalmanın yanında beste bile yapıyordu. Onun büyülü parmaklarından bizim çocuklar ne anladı bilemem ama benim gözlerim kamaştı. Darısı bizimkilerin de başına dedim, içimden.

Sinan açıkçası konserlerin sonuna kadar dayanamadı. Uykusuzluk ve yorgunluk da vurdu başına. Çünkü erkenden dinlenmek için odamıza gitsek bile o, odada uzanmak yerine top oynamayı tercih ediyordu. Dolayısı ile de geceleri dayanamadı. Ben de çok zorlamak istemedim, çünkü bu müziğe cephe almasından çekindim. Klasik müzik insanın hayatında mutlaka olmalı. Sinan’ın da olmalı ama yavaş yavaş.

Şimdi evde bazı parçaları tatlı tatlı ona dinletmeye başlayacağım. Kısa ve neşeli olanlarından... Benim sevdiklerimden... Çaktırmadan...

Ve müziğin sesini çok yükseltmeden. Çünkü nedense çocuklar çok yüksek sesten de rahatsız oluyorlar; aklınızda bulunsun...

Deniz’in Gezi Günlüğü TAYLAND

"Deniz’in Gezi Günlüğü TAYLAND" adlı kitap, 13 yaşındaki Deniz’in gittiği Tayland seyahatinde yaşadıklarını, yaşarken ülke hakkındaki izlenimlerini de aktaran eğlenceli bir gezi kitabı. Hem çocuklar hem de anne-babalar için. Deniz Aral, Coşkun ve Müge Aral çiftinin kızları. Yazar Müge Aral "Deniz’in o çocuksu, sevimli, afacan değerlendirmelerinin bütün çocuklarının gezi kültürünü olumlu yönde etkileyeceğini düşünüyoruz. Tüm çocuklar gezsin, dünyayı öğrenebilsin diye bu kitabı hazırladık" diyor. Daha anne karnında iken ailesiyle birlikte yurtdışı seyahatlerine katılan Deniz, yaptığı yolculuklardan büyük zevk ve keyif alıyor. Erken yaşta gezmeyi, seyahat etmeyi öğrenen Deniz şimdiye dek pek çok ülkeye ayak bastı bile. İşte bunlar arasında en beğendiği ülke: Tayland. Müge Aral bu ilk kitabında çocuğuyla birlikte çıktığı yurtdışı gezisinin izlenimlerini kızının ağzından kağıda döktü. Fotoğraflarını Coşkun Aral’ın çektiği kitap tüm kitabevlerinde satışa sunuldu. Fiyatı 15 YTL. Müge Aral kızı Deniz’le farklı ülkelerde gezmeye ve gördüklerini aktarmaya devam edeceğini söylüyor.

"Gezi izlenimleri çocukların gözüyle farklı mıdır?

Çocuklar gezdikleri yerlerde gördüklerini büyüklerden farklı mı algılarlar?

Tatilde nereye gidileceği kararına çocukların etkisi ve katkısı olabiliyor mu?" sorularına cevap bulabilirsiniz.
Yazının Devamını Oku

Yeni sorunumuz KORKU

1 Eylül 2007
Yok şekerim, bunlar büyüse de adam olmuyorlar!!! "Tamam" dedik, artık büyüdü. "Yedi yaşı bitiriyor. Pek çok şeyi kendi başına yapabilir. Bazı tehlikelerin farkında olduğundan kendini korumayı bilir." Nerdeeeee...

İşin aslını çözebilmiş değilim. Geçenlerde Sinan’dan 2 yaş büyük kızları olan bir arkadaşlarımızla beraberdik. Hatta gece yatıya da kalmıştık. O yüzden güzel bir yaz gecesi geçirmeyi planlıyorduk. Bu da açık havada kanasta demek!!! Kanasta bir kart oyunu. Arada sırada oynamasını severim. Dört kişi olduğunuz zaman karşılıklı oturanlar çift oluyor. Biz bu durumda çiftleri karılar ve kocalar olarak ayırmışızdır.

Her neyse, çok sık olmasa da arada oynamak hoşumuza gider. Rahat etmek için de, çocuklara bir film koyalım dedik. Ev sahibimiz bekar bir kadın olduğundan evinde çocuk filmi yoktu; bula bula korku komedi bulduk. Filmi koyduk...

Hay nereden heveslendim iki saat kart oynamaya!!! O gün bu gündür her gece evde kıyamet kopuyor.

Ben gençliğimde cuma gecelerini korku filmlerine ayıran, üstelik ortamı heyecanlandırmak için pencereyi açıp üzerinden tülü geçiren bir insan olarak, oğlum geceleri korkudan uyuyamadığını söylüyor.

Hüngür hüngür ağlıyor. (Daha bu yazıları okumaya başlamadığından gönül rahatlığı ile yazıyorum bunları. Oysa bir duysa canıma okur!)

O gece Sinan yattıktan 10 dakika sonra eşim onu kontrole çıktı. Yatağın ortasında örtüyü kafasına çekmiş ağlıyormuş. Filmdeki birkaç sahneden korkmuş ama aşağıya gelip herkesin içinde bunu söylemekten çekinmiş.

Hemen bana seslendiler ve onun yanına çıkıp beraberce uyuduk. (Başka oda olmadığı için zaten tek seçeneğimiz buydu.)

Ona filmlerin gerçek olmadığını, korkması için bir sebep olmadığını, bizim yanında olduğumuzu falan hep anlattım.

Her gece anlatıyorum ama yok! Ne zaman iş yatmaya geliyor, koridorda tek başına bile dolaşamıyor. Su alamıyor mutfaktan.

Önce sakin duruyor ve ılımlı bir şekilde yol almaya çalışıyorum ama inatla devam ediyor. Ne dediysem, anlatamıyorum. Onunla beraber uykuya yatmamı istiyor. Böyle bir şey mümkün olamaz ki artık!

Evet, önce sakinim. Beraberce uzanıyoruz yatağa, kitap okuyoruz. Sonra ışığı kapatıp hafif sohbetle uyku havasına giriyoruz. Sonra da ben artık gideyim içeri dediğim anda bizimki ağlamaya başlıyor. İnanın sonrasında çok kötü kıyamet kopuyor. Elimi duvara geçirdiğimi biliyorum hırsımdan. İtiraf ediyorum, o sırada, "Gerçek olmayan filmlerden korkacağına, bu elin sana vurabileceğinden kork" da dedim. Yalan da değil. Ama öyle bir şey bilmediği için çocuk anlayamıyor tabii.

İnanın anneannesinde kaldığı gecelerin dışında hep böyle oldu. Anneanne gecesinde beraber yattıkları için sorun olmuyor tabii. Ama evde durum fena... Dün gece artık ben pes edip salona kaçtım. Babası devreye girdi. Onu odaya götürüp sakinleştirdi. Biraz onun yanında kaldı, yanıma gelip özür diledi Sinan. Babası tekrar onunla içeri gitti, 1-2 dakika yanında kaldı ve geldi salona.

Bu sabah başka bir yol denemeye karar verdim. Dün geceki gibi bir gece yaşamayalım cilvelerinden sonra, son kozumu kullandım: Tabii bir hafta içinde bu gece uykusu sorununu halledebilmemizin bir karşılığı olacağını ona söyledim. Kimileri buna rüşvet de diyebilir ama ben demiyorum çünkü ödül olacak. İnşallah!!!

Aslına bakarsanız, bu krizleri geçirdiği sırada kendime de kızdım. Bir kart oynayacaksın diye çocuğu başıboş bıraktın, yanlış bir film kondu ve ödediğin bedele bak! dedim kendi kendime. Ama bunun sonu yok. Sanırım çocuğun her anını, her yaptığını, her dediğini kontrol etmek de mümkün değil. Doğru da değil. Sonuçta bu filmi seyretti, asıl korkabileceği sahneler olan Harry Potter’lardan korkmadı, bundan korktu. Ne kadar korktu ondan emin olamasam da, gerçekten korkmuş olduğunu varsayıyorum bir anne olarak. Bakalım, bu ödül sisteminden umutluyum. Yoksa pedagog yolları göründü demek.

Çocuğunuza özel hissettirmenin 10 YOLU

Sevildiğinizi bilmek, kendinizi iyi hissettirirken, aynı zamanda özgüveninizi güçlendirir. Bu durum çocuklarınız için de geçerlidir. Kendine güveni olan çocuk, çevresiyle ve arkadaşlarıyla daha kolay iletişim kurar. Bu yüzden çocuğunuza gözbebeğiniz olduğunu hissettirin.

SENİ ÇOK ÖZLEDİM

Kısa bir süreliğine ayrıldıysanız, çocuğunuzla ilk karşılaştığınız an onun için çok önemlidir. Kocaman sarılarak onu gördüğünüze ne kadar mutlu olduğunuzu gösterin. O da sizi gördüğüne mutlu olacak, ona gösterdiğiniz ilgiden dolayı günün geri kalan kısmını da aynı derecede mutlu geçirecektir.

SENİ DİNLİYORUM

Günlük hayatınızda yaptıklarınızı çocuğunuzla paylaşın ve cevaplarını özenle dinleyin. Aranızdaki konuşmayı çocuğunuz açısından değerlendirmeniz, onun cevaplarını dinleyip önemsemeniz ve ona cevap vermeniz çocuğunuz için çok önemlidir. Böyle olduğunda, çocuğunuz, anlattığı şeylerin sizin için önemli olduğunu farkına varır. Her zaman kendisini kolayca ifade edemeyecektir. Bu yüzden anlatmak istediği konu hakkında ona yardımcı olun; ama önceliği ona bırakın ve denemesine izin verin.

ANNE, BENİMLE OYNA

Çocuklarınızla beraber oyun oynamanız; ’seninle zaman geçirmekten ve eğlenmekten mutluyum’ demenin bir başka yoludur. Oyun oynarken önceliği ona bırakın. Yeni fikirler bulamıyorsa veya zorlanıyorsa, ona oyunla ilgili düşüncelerinizi anlatın.

SADECE İKİMİZ

Çocuğunuza verebileceğiniz en güzel hediye, onunla baş başa geçireceğiniz zamandır. Birden fazla çocuğunuz varsa, bunu başarmakta zorlanabilirsiniz; ama bu sorunun da çözüm yolları var. Örneğin; büyük çocuğunuz televizyon seyrederken, siz de o sırada küçük çocuğunuza kitap okuyabilirsiniz veya eşiniz yaşça daha büyük olan çocuklarınızı dışarı çıkardığında, küçük çocuğunuzla bire bir zaman geçirip oyunlar oynayabilirsiniz. Bu markete gitmek bile olsa işinize yarayacaktır.

HEPSİ SENİN HAKKINDA

Çocuğunuz için bir kitap hazırlayın. Boş káğıtları alın ve birbirine ekleyin. Küçük bir kitapçık haline getirin; sonra sayfalara çocuğunuzun bebekken çekilmiş ve ailesinin, arkadaşlarının, evcil hayvanlarının da yer aldığı fotoğrafları yapıştırın. Bu kitaba çocuğunuzun çizdiği resimleri, sanatsal çalışmalarını eklemeyi de unutmayın. Fotoğrafların ve çizimlerinin altına küçük notlar yazın. Son olarak da kitabın ön kapağını tasarlayın. Çocuğunuzun ismini büyük ve renkli harflerle yazmaya özen gösterin.

İLGİ ALANLARINI DESTEKLEYİN

Çocukların ilgi alanları çeşitlilik gösterir. Dinozorlar ya da prensesler gibi bazı konular ise daha çok dikkatlerini çeker. Çocuğunuz bu ilgi alanlarından biri üzerine yoğunlaşmaya başladıysa, onu destekleyin. İlgilendiği alan hakkında onu bilgilendirmeye çalışın.

GİTTİKÇE GÜÇLENİYORSUN

Fiziksel bakımdan güçlü olmak çocuğunuzun kendine güvenini ve ’yapabilirim’ duygusunu güçlendirecektir. Fiziki gelişimini destekleyebileceğiniz en uygun yer, onun oyun alanıdır. Bu hem eğlenceli zaman geçirmesini hem de fiziksel olarak daha da güçlü bir çocuk olmasını sağlayacaktır. Kendi oyun alanı dışında onu, yüzme, müzik, dans ya da hafif jimnastik kurslarına da yazdırabilirsiniz. En küçük aktivite bile çocuğunuzun kendine güvenini perçinleyecektir.

YAPTIKLARINI ÖVÜN

Çocuğunuzun, bütün çizimleri ve resimleri için küçük bir sanat galerisi yaratın. Sonra da onların yanında gururla dururken, oğlunuzun bir fotoğrafını çekin. Fotoğrafı dikkat çekici bir çerçeveye yerleştirip, herkesin görebileceği bir yere koyun.

MÜCADELEYE DAVET EDİN

Son olarak, çocuğunuzun başarılı olabileceğine inandığınız yeni konularda onu mücadeleye davet edin. Burada önemli olan nokta seçeceğiniz etkinliğin ne çok kolay, ne de çok zor olması. Çocuğunuz zorlanırsa, nasıl başarılı olabileceği konusunda ona taktikler verin; ama bunları denerken, onun için yaptığınızı belli etmeyin. Başarılı olunca onu sözlerinizle ödüllendirin.

CANIM, NE KADAR BÜYÜMÜŞSÜN

Çocuğunuz bebeklik çağından henüz çıkmış olabilir; ama artık büyüdüğünü fark etmeye başlamıştır. Ona bebekliğinde yaptığı şeyleri anlatın. Bebekliğinde yaptıklarını duydukça, kendisini daha da büyümüş hissedecektir.

Onlar da güneş gözlüğü kullanmalı

Son yıllarda güneş ışınlarının zararı gittikçe artıyor. Bunlar sedece cildimize değil, gözlerimize de zararlı. Dolayısıyla çocuklarımızın gözlerine de... Bu yüzden onların da güneş gözlüğüne alışmalarını sağlamalı ve sadece yazın değil, diğer güneşli günlerde de gözlük kullanma alışkanlığını edinmelerini sağlamalıyız. .

Çocuklarda güneş gözlüğü kullanımı 1 yaşından itibaren olabilir. Yaşına uygun olmalı ve kaliteli güneş gözlüğü kullanmalılar. Öncelikle yüz şekillerine uygun, camları mutlaka kaliteli UV ya da Polarize olmalı. Çocuklar için üretilen gözlüklerde daha çok poloraid cam kullanılıyor. Bu da çift etkili bir koruma sağlıyor

Marka gözlükler ya da kalitesine güvendiğimiz gözlük seçimi doğru güneş gözlüğünü tanımlar. En önemlisi kolay kırılmayan, ince, hafif ve ışınları süzen camlardan üretim yapılmalı. Nereden geldiği belirsiz, tanımsız gözlükler ciddi göz bozukluklarına ve göz hastalıklarına neden olur. Zamanla katarakta dönüşecek zararlar da verebilir.

Asıl sorun çocukların daha sorumluluk duygusu tam gelişmediğinden çok sık eşya kaybedebilmeleri... En sevdikleri eşyaları bile unutup kaybedebiliyorlar. Çocuklar güneş gözlüklerini kaybetmemeleri için ip kullanabilirler. Ama öncelikle çocuğa gözlük sevdirilmeli ve kullanımı ebeveynler tarafından özendirilmeli.

Uzman Doktor Mustafa Soyluoğlu, artık gözleri bozuk olan çocuklara da büyüklerde olduğu gibi numaralı güneş gözlüğü yapılabildiğini söylüyor.

Yılın trendlerine uygun olarak çocuklarda da gözlük modası var. Artık kıyafetlerine uygun gözlükleri seçiyorlar. Anne babaların önerdiklerini zevklerine hitap etmiyorsa kabul etmiyorlar. Peki, çocuklar nasıl gözlük modellerini tercih ediyor. Merve Optik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Demirel, kız çocukları için Barbie gözlüklerin ön plana çıktığını söylüyor. Osse Kids serisi ise polarize camlarıyla hem kız hem erkek gözlüklerinde çok talep gören markalardan biri. Polarid Kids de tercih edilen bir marka.
Yazının Devamını Oku

Beş ucuz yerine bir iyi

25 Ağustos 2007
Geçen hafta hepimiz, bazı oyuncakların dünyada toplatıldığını duyduk. Atlamış olanlar için olayı özetleyelim. Mattel grubuna bağlı Amerikan oyuncak devi Fisher-Price, kurşun bazlı zehirli boya içerdiği şüphesiyle Çin’de imal edilen 1 milyon kadar oyuncağını piyasadan çekme kararı aldı. Aralarında Türkiye’de de satışa sunulanlar vardı. Onlar da belirlendi ve Sarge adlı araba ile Barbie ve Taner bebeğinin satışı Türkiye’de durduruldu. Alanlardan ürünü geri getirmeleri istendi.

Panik olmayalım. Önce, anne diliyle, zehirli boya ne demek, onu bir açıklayalım: İçinde fazla miktarda kurşun olan boya, tehlikeli olabiliyor. Yoksa her türlü boya sakıncalıdır demek değil. Renkli kalemler, hamurlar, Odalarının duvarları, mobilyaları... Giydiğimiz kıyafetler için bile aynı şeyler söz konusu.

Çocuk sağlığının korunması amacıyla, Amerika’da 20 Haziran 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, toplam ağırlığında yüzde 0.06 (600 ppm) oranından fazla kurşun bulunan çocuk ürünleri yasakladı. Bunların içinde giyim, aksesuvar, takı, dekoratif objeler, yenilebilir ürünler, perhiz destekleyici ürünler, oyuncaklar, mobilya ve çocuklar tarafından kullanılan ya da onlar için tasarlanmış ve ağızlarına alabilecekleri pek çok ürün bulunuyor. Çocukların ellerini hatta oyuncaklarını sıkça ağızlarına götürdüklerini düşünürsek, gerçekten hoş olmayan sonuçlar çıkabilir.

Bir noktada insan ister istemez şöyle düşünüyor: Ucuz etin yahnisi! Pek çok ailenin, kendilerine göstermedikleri özeni çocuklarına gösterdiklerini biliyorum. Çocuklarına daha iyisini alabilmek için kendilerine bir parça eksik alabiliyorlar. 5 tane "ucuz" oyuncak yerine bir tane iyi bir şey almayı tercih ediyorlar. Onlar için oyuncak almamak söz konusu bile değil çünkü oyuncağın çocukların gelişimi için gerçekten çok gerekli ve önemli olduğunu biliyorlar. Üstelik sadece oyuncağın değil, onlarla beraber oynamanın, oyuncakla nasıl oynanacağını çocuklarına öğretmenin önemini de biliyorlar.

BİLGİLENDİRMESİ BENDEN DENEMESİ SİZDEN

Her ne kadar güneşlenme sezonunun sonuna yaklaşsak da ileriki seneleri göz önünde bulundurarak bu bilgiyi size iletmenin doğru olacağını düşündüm. Bu bir nevi bileklik. Doktorlar tarafından tasarlanmış, patentli bir güneş monitörü olan SolarSafe güneş bilekliği. Zararlı UVA ve UVB ışınlarının etkisiyle renk değiştirerek, sizi tekrar güneş kremi sürmeniz veya gölgeye gitmeniz için uyarıyor. Kahverengine dönmesi güneş ürününü tekrar sürmeniz, sarı olması ise artık güneşe ara vermeniz gerektiği anlamına geliyor. Kullanılan güneş kreminin koruma faktörü ne kadar yüksekse, her renk değişimine kadar geçen süre de daha uzun oluyor.

Sınırları belirleyin onu yönlendirin

Çocukların 3-4 yaşındayken sürekli değişik şeyler yapma isteği anne-babalar için ne kadar sinir bozucu olursa olsun, bu aslında onların normal öğrenme sürecinin bir parçası, dünyayı keşfetmeye dair sağlıklı bir telaşın yansıması. Bu yaştaki çocuklar her şeyi bir anda yapmak ister. Ancak siz yardım ederseniz tek bir şeye odaklanabilirler. Mesela en son ne zaman zengin bir büfeyle karşı karşıya kaldığınızı hatırlayın. Bütün o lezzetli yiyeceklere rağmen hepsini alamayıp, yapmak zorunda kaldığınız seçimleri düşünün. Çocuğunuz, bunun gibi bir kendini tutma ya da sınırlama yetisine sahip değil. O üç tekerlekli bisiklet, legolar ve pastel boyalar arasında kendini bölünmüş hisseder. Uzmanlara göre, okul öncesi çocuklar seçici değiller ve bir şeyleri en iyi şekilde, çevreleriyle ilgilendikleri sırada öğreniyorlar. Tecrübelerin çeşitliliği ise beyindeki sinirsel bağlantıların kurulmasına yardımcı oluyor. Küçük çocuklar her zaman yeni bilgiler bulmaya çalışırlar. Bu da ilk anda gösterdikleri heyecanın bir anda kaybolmasının nedeni. Bu yüzden çocuğunuzdan herhangi bir şeye 10 veya 15 dakikadan fazla ilgi göstermesini beklemeyin. Yine de dikkatini toplamasını ve gerektiğinde sakin davranmasını sağlayabilirsiniz. Şimdi anne-baba olarak bunu nasıl yapacağınıza bakalım.

Ona çok seçenek sunmayın: Oynamayı sevdiği birkaç oyuncağını çıkarın. Mevcut seçenekleri değiştirerek oynatın, böylece dikkati bir anda kaybolup gitmez.

Yaşına uygun oyuncaklar alın: Oyun yetisinin üzerindeki herhangi bir şey, onun hemen vazgeçip başka bir şeyle ilgilenmesine sebep olabilir. Süslü ve çekici olan oyuncakların her zaman en iyi olmadığını aklınızda tutmaya çalışın. Önemli olan, aldığınız oyuncağın çocuğunuz için uygun olup olmadığı.

Oyunların devamını sağlamak: Uzmanlara göre, okul öncesi çocuğunuzun dikkatini şarkılar eşliğinde dans etmek veya top oynamak çekebilir.

Sağlıklı beslendiğinden ve yeteri kadar uyuduğundan emin olun: Az uyku ve zayıf beslenme gözden kaçmamalı. Özellikle daha büyük yaşlardaki çocuklarda buna çok dikkat etmelisiniz.

Televizyon zamanını sınırlayın: 1-3 yaş arasındaki bir çocuğun televizyon başında geçirdiği her saat, onun 7 yaşına geldiğinde dikkat sorunu olma ihtimalini yüzde 10 artırabiliyor.

Eğlenceli şeyler yapın: Çocuğunuzun dikkatini bir aktivite üzerinde daha fazla odaklamak istiyorsanız, bir süre ölçer koyun ve onu aynı şeyle oynamaya devam etmesi için teşvik edin. Bu işe yaramazsa ona ısrar edin. Sonunda sabırlı olmayı öğrenecek ve ne seçerse seçsin onunla oyalanacaktır.

SESSİZLİK LÜTFEN

Lokantada:
Yanınıza bir oyuncak veya boyama kitabı almak yerine, çocuğunuzu konuşmaların içine katın. Sohbetiniz sırasında ona basit sorular sorun "Duvardaki kayık resmini gördün mü ?" gibi.

Uçakta: Bir çanta dolusu paketlenmiş eşyayı toplayın ve aralarda onları çıkartın. Bütün oyuncaklar hediye paketli olmalı çünkü önceden sahip olduğu bir oyuncak bile olsa paketin içinden çıkması ona çekici gelecektir.

Markette: Çocuğunuzdan kırılmayacak küçük şeyleri market arabasına koyması için yardım isteyin. Kasada sıra beklerken onunla küçük oyunlar oynayın veya ona bir şarkı söyleyin.
Yazının Devamını Oku

Aliyle Sinan tıpkı Elifle Nora

18 Ağustos 2007
Sinan 6,5 yaşında Nora’nın oğlu. Anne ve oğlan Akrep burcu. Ali 4,5 yaşında. Annesi Nora’nın en eski iyi arkadaşlarından. Anne ve oğlan Terazi burcu.

Anneler liseden beri arkadaşlar. Pek çok ortak noktaları olmasına rağmen Elif, her zaman için daha romantik, hassas, iç dünyası daha yoğun bir kız oldu. Nora, daha somut, daha müspet bir insandı.

Elif, gençliğinde Bodrum’un gün batımını seyretmenin hayalini kurarken Nora, Bodrum’un gece hayatının peşinde koşardı. Neyse ki Elif de yanında olurdu!

Şaka bir yana, iki farklı karakterde iki arkadaşın, iki oğlu arasında yaşanan bir konuşma oldu. Konuşma konusunun sebebi, paylaşılamayan yüzme tahtası. Tahtanın sahibi Ali olmasına rağmen tahta Sinan’ın elinde ve Ali tahtasını geri almak için çabalıyor. Muhabbet şu noktaya geliyor:

Ali: Ama sen benim içimde neler var bilemezsin?

Sinan: Bilirim tabii, kalbin vaaar, ciğerlerin var, kemikler var!

Ali: Ama benim hayal dünyam var, orada neler oluyor bilemezsin!

Sinan: Bilirim, orada ruhun var!

Tahmin edersiniz ki, kriz geçirdik tesadüfen duyduğumuz bu diyalog karşısında. Tam bir küçük Elif ve küçük Nora tartışmasıydı bu. Biz buyduk.

Sık sık bu konuşmayı aklıma getiriyorum. Bizi tanıyanlar hiç şaşırmıyor bu duruma. Neyse, diyorum kendi kendime, babalarına bu kadar benzeyen çocuklarda bize benzeyen tarafların sinyallerini görebiliyoruz. İki anne birbirimizi, "Yok canım şu huyu sana çok benziyor; bu huyu aynı sen!" diye gaza getiriyoruz.

Kime ne kadar benzediler tabii bunun sonu yok. Ama insan ister istemez acayip çıkarımlara ulaşmak istiyor. Mesela, "Ben erkenciyim, işlerimi bitirir sonra keyfime bakarım. Benimki ödevlerini son dakikaya bırakıyor. Demek ki o son dakikacı, o zaman." diye kendi kendine bir sonuca ulaşıyoruz.

Ödev demişken...

Pes ettiğimi size söylemiş miydim?!! Sinan ödevlerini yapsın diye elimden geleni yaptım. Hatta bağırdım çağırdım ama yok! Çocuk iki kelime yazdıktan sonra bitiriyor her şeyi. Eğer ifade etmek istediği şeyi yazacağı daha kısa bir kelime varsa onun bile hesabını yapıyor. Bir paragraf, onun için bir cümle demek. Mümkünse en fazla 3 kelimeden oluşan.

İnanın aklım almıyor. Ben geçimimi yazmak ve okumaktan sağlarken, benim oğlum nasıl olur da iki kelimenin, üç harfin hesabını tutuyor. Üzülüyorum, endişeleniyorum. Son olarak eşimin önerisini dinlemeye karar verdim. Asla ödev yap demeyeceğim. Okullar açıldığında ödevlerini bitirmeden okula gidip bunun sıkıntısını yaşasın ve öğrensin. Belki böylece ödevlerini yapmayı öğrenir.

Neyse arada diğer birkaç anne ile konuştum. Onlarda da durum çok parlak değilmiş, yani biten ya da bitmeye yakın ödev yok. Ama ben bilirim, son dakikada yapılan anne atağı ile çoğu çocuk ödevlerini bitirecektir.

Benimki bitirmeyecek gibi. Yeliz Öğretmen, hazır olun; okuma yazmayı unutmayan ama ödevlerini tamamlamayan koca bir sınıf çıkacak karşınıza!

İkiz bebek anneleri internette buluşuyor

Bir internet sitesi aracılığıyla arkadaş olan ve farklı yaşlarda ikizleri bulunan Özlem Ünal, Pınar İlbasmış ve İlknur Okay, Türkiye’de ikiz-üçüz anneliği ile ilgili kapsamlı bilgilerin bulunabileceği www.ikizanneleriyiz.biz adlı bir internet sitesi kurdu. Amaçları ikiz annelerinin dayanışmasını sağlamak, birbirleriyle tanışıp tecrübe aktarımına ve paylaşımlarına yardımcı olmak. Site ikizlere, ikiz bekleyenlere, ikizleri olan ve ikiz gibi yaşları yakın çocuk büyüten ailelere hitap ediyor. İki ay önce açılmış olmasına rağmen, üye sayısı 375’e ulaştı. Bu üyelerin 41’i babalardan oluşuyor. Babalar ve baba adayları özel "Süper Babalar" forumunda kendi aralarında dertleşme, birbirlerinin tecrübelerinden faydalanma imkanı buluyor. Sitede ikiz anneleri ve ikiz babalarından oluşan köşe yazarları, hem ebeveynlere hem de çocuklara yönelik beslenme, gelişim, eğitim, bedensel ve ruhsal sağlık konuları, uzmanlarla çeşitli konularda yapılan röportajlar, ikiz haberleri ve güncel haberler, kitap, etkinlik, gezi, ve mutfak önerileri gibi birçok konu yer alıyor. "Sizin köşeniz"de isteyen tüm ikiz-üçüz anneleri, doğum hikayelerini, çocuklarının fotoğraflarını paylaşabilir ve konuk yazar olarak siteye katkı sağlayabilir. En sık emzirme ve tuvalete alıştırma, kanama, ikizleri aynı sınıfa verip vermeme, bakıcılar konusunda soru geliyor. Pınar İlbasmış " 11 Ağustos’ta ikiz anneleriyle Ankara’da toplandık. Şimdi sıra İstanbul’da." diyor.

Rabia ZAMUR

İkizlerim tam bir suç örgütü

Pınar İlbasmış (35) / 4 yaşındaki Gökçe ve Ege’nin annesi, ev hanımı: Tüp bebek olunca tedavi için mesleğimi bırakmak zorunda kaldım. Çalışan anneler için "İkiz de Yaparım Kariyer de" isimli bir bölümümüz var. Burayı çocuklarını bakıcılara emanet eden, kariyerini ertelemeyen annelerin suçluluk duymamaları için hazırladık. İkizlerim birbirine çok bağlı. Tam bir suç örgütü. Birinin akıl edemediğini diğeri edip birbirlerini örgütlüyorlar. Geçenlerde telefonumu arıyorum baktım su dolu küvetin içinde. Amaçları sadece yıkamakmış. Fotoğraf makinesi parçalanmış. Burada da dertleri temizlik. İkiz anneliği bana disiplinli yaşamayı öğretti. Ama kolay değil. Bunlar iki farklı çocuk. Biz yabancı kaynaklardan bilgi alıyorduk. İkizlere hamile olduğunuzu öğrendikten sonra yeterli kaynak ve bilgiye ulaşamadıysanız sitemiz tam size göre.

Tecrübelerimi paylaşıyorum

Özlem Ünal (37) / 4.5 yaşındaki Alara ve Ata’nın annesi, iş denetim birim yöneticisi: Doğumdan sonra çalışmaya devam ettim. Benimkiler farklı cinsiyetlerde olmalarına rağmen birbirlerini çok kıskanıyor. Bir anne ama iki çocuk var. Emzirme döneminde kızımla arama bir mesafe girmişti. Oğlum emmeye daha düşkündü. Bir de uyku problemi var tabi. Şimdi gülüyorum ama o zamanlar kabustu. Geceleri biri uyanır korkar; diğeri de o koktuğu için korkar ve uykusuz geçerdi her gece. Anneler doğum sonrası boşuna depresyona girmiyor. Bir pedagogdan yardım aldım ama herkes bunu yapamayabilir. Tecrübelerimi annelerle paylaştım. İkiz anneliği bana pratik olmayı, zamanı verimli kullanmayı öğretti. Aileler ikiz bebekleri büyütürken zorlanıyorlar, fakat büyüyüp bugünleri atlatıklarında da eskiyi gülümseyerek anlatacaklar.

Annelerin imdadına yetiştik

İlknur Okay (36) 7.5 yaşındaki Lal ve Pırıl’ın annesi / Dış ticaret uzmanı: Benim doğumum 30. haftada gerçekleşti. Lal 40 cm ve 1320 gr, Pırıl 44 cm 1440 gr doğdu. Prematüre bebeklerin yeterli beslenmeleri çok önemli olduğu için doktorumuz ne yapıp edin, besleyin dedi. Bizde en büyük sorun iştahsızlıktı. Hem kendim hem de çocuklar için zor bir dönemdi. Ama şimdi ilkokul üçe gidiyorlar. Bizler zaman zaman gerçekten çok yardıma muhtaç oluyoruz, sorduğumuz soruların cevaplarını ise ancak ikizleri olanlar biliyor. Bu site birçok annenin imdadına yetişti. Her türlü hizmet ve yardımlaşma ücretsiz. Ayrıca psikologlarla ikizlerde cinsel hayat üzerine dosyalar hazırlıyoruz. Belli bir yaştan sonra nasıl davranmalı, odalarını ayırmalı mı gibi sorulara cevaplar buluyoruz. Ben ailenin tek çocuğuydum. İkiz çocuk sahipleri her şeylerini eşit olarak ikiye böler ve çocuklarına dağıtır. Ben de çocuklarımla beraber paylaşmayı öğrendim.
Yazının Devamını Oku

Tatil her zaman rahatlatmıyor

11 Ağustos 2007
Oğlumun nesi en çok bana çekti diye incelerim onu bazen kendi kedime... Kimileri tipini bana benzetir. Açıkçası ben benzetmem. Zaten tipinden daha çok karakteristik özellikleri yakalamaya çalışırım. Daha çok babasının özelliklerini görüyorum onda. Ve kardeşimin... Benden alamadan kardeşimden alması bazı şeyleri, hafif bozulmama da sebep olmuyor değil. Ne var ki yapacak bir şey yok.

Peki benden hiç mi bir şey almadı...

Valla gördüğüm kadarıyla almış olduğunu, almamış olmasını tercih ederdim: 8 kişilik bir masa kurulmuş. Çocuklar oynuyor, büyükler yerleşti, mezeleri tırtıklıyor. Çocukların yemekleri gelince seslendik. Feride, koşarak geldi yerine oturdu. Sinan kafasını kaldırdı ve masada onun oturacağı yerde sandalye olmadığını görünce öylece olduğu yerde kaldı. Masaya yanaşmadı bile. Kendi çocukluğumu hatırladığımdan hemen oraya sandalye koyduk ve Sinan masamıza teşrif etti.

Ne yapabilirdi: Masaya gelip, "Aaa benim sandalyem nerede" deyip, bir sandalye çekebilirdi.

Yapmadı, sustu pustu.

Yahu benim bu çekingenliğimi, pasifliğimi üzerimden atmam kaç yılıma ve saatle süren duvar terapisine (yani kendi kendine, kızım böyle olmaz kendine gel, muhabbeti) mal olmuştu. Şimdi bu çekingenliği oğlumda da görüyorum.

Dahası da var: Tiklerimiz... Okul zamanı gerildiğinde tikler ortaya çıkmıştı. Hem de yuvadayken. Mesela müsamereye hazırlanırken. Ama yaz tatilinde geçmişti. Sonrasında ara ara tiklenmeler yeniden görülür oldu. Farklı farklı şekillerde. Annem, "Oğlanı rahat bırak, sen de tikliydin. Büyüyünce geçer" dedi. Beraber yolculuk yaptığımız bir baba, "Aynı tik bende de vardı, hiç lafını bile etmeyin" dedi.

Ben tik yazısını araştırıp bu sayfalara çoktan taşımıştım zaten... Evet, hiç laf edilmemesi, böyle bir şey yokmuş gibi davranılması gerektiğini biliyorum. En azından bir süre için. Ne var ki karşınızda sürekli sağ gözünü kırpan biri olunca kendinizi tutamayabiliyorsunuz. Ben de ona göz kırpmaya başlıyorum. Gülüşüyoruz.

Bazen azalıyor, o da bunu fark ediyor, hatta bana soruyor, "Anne azaldı di mi" diye. Ama ödev için masaya oturduğumuz anda, ya da yeni çocuklarla tanışıp oynayabileceği bir ortama girdiği anda coşuyor tiklerimiz...

En komiği de şu oldu: Bizim iş yerinde bir arkadaşımız var. Sinan’la arası çok iyi, çünkü Sinan’dan daha fazla Spiderman ıvır zıvıra sahip. Dilinde de yuvarlak küpesi vardır Oktay’ımızın. Piercing yani. Ve bir alışkanlığı var, dilini dişinin üzerinden gezdirerek küpeye takar.

Sinan geçen gün bizim işe geldi ve Oktay’ın yanında epey kaldı. Beraber takıldılar. Akşamına bir baktım, aynı hareketi bizimki de yapıyor.

Tikler ya da bu tip hareketler, bazen başka birinin yaptığını taklit olarak ortaya çıkabiliyor. Hatta ilk aranan sebep bu. Ama belli bir süreyi aştıktan sonra kontrolü ele geçirmek lazım.

Artık şu yaz bitsin de normal düzenimize dönelim, kontrollerimizi yapalım.

Disiplin başlasın artık!

Gözünüzü dişlerinden ayırmayın

İnsanlar "diphyodont" canlılardır; yani yaşamları boyunca iki dişlenme dönemi geçirirler. İlki 20 adet geçici dişin ağızda bulunduğu "süt dişi" dönemi. Bebek doğduğunda 20 süt dişi çene kemiğinin içinde zamanı gelince çıkmayı beklemektedir. İkinci dönem ise, 6 yaş civarı. Süt dişlerinin yerlerini 32 adet sürekli dişe bırakmaya başladıkları "daimi diş" dönemi. Bebeğin ağzında dişlerin ilk görünme zamanları 6-8 aylar arası.

Pek çok çocuğun yaşı küçük olmasına rağmen diş sorunları gözle görülür halde. Oysa sağlıklı dişler sağlıklı bir hayatın temeli. Ve bu da bebeklikten itibaren sağlanmalı. İstanbulsmile’ın diş hekimlerinden Kıvılcım Teksöz, çocuklarımızın ağız ve diş sağlığı için bilmemiz ve yapmamız gerekenleri hatırlattı.

Diş çıkartma döneminde sizi neler bekler?

Bebekler konuşamadıkları için tam olarak sıkıntılarını ifade edemez; ancak ortak bazı belirtiler bunu açıklar:

4 Yakınma, mızmızlanma

4 Başta eller, parmaklar olmak üzere her şeyi ağzına götürme ve ısırma.

4
Tükürük akışında artış

4
Ateş yükselmesi, halsizlik, burun akıntısı

Bu dönemi rahat geçirebilmek için ne yapmalı?

4
Çocuğa diş etlerini kaşıması için bisküvi, salatalık gibi yiyecekler verilebilir.

4 Diş kaşıyıcıları, aynı şekilde "first teeth"in parmağa takılan fırçası buzlukta soğutularak çocuğa verilebilir.

4 Çocuk doktoruna sorularak ateş düşürücü ilaçlar uygulanabilir.

Diş macunu ve diş fırçası kullanmaya ne zaman başlanabilir?

Bebeğin ilk dişleri ağızda belirdiğinde. Hatta dişler sürmeden önce de "pamukçuk" oluşumunu engellemek için, temizlenmelidir. Günümüzde kullanımı kolay bebek diş fırçaları var.

Bebeği uyurken ağzında biberonla bırakmak neden tehlikelidir?

Tüm gece boyunca diş yüzeyine yapışan ve tükürükle yıkanamayan içecek tabakası "erken çocukluk dönemi çürüğü"ne sebep olur. Eğer mutlaka uyurken biberon kullanılıyorsa içine sadece su konulmalı.

Bebeğin ilk diş hekimi ziyareti ne zaman yapılmalıdır?

1 yaş diş hekimi ile tanışmak için uygundur.

Beslenmenin bu dönemde ağız-diş sağlığına etkisi var mıdır?

Özellikle ilk 6 ay, mümkünse 1 yaşına kadar anne sütüyle beslemek çok önemli. Anne sütüyle beslenen çocuk şeker, nişasta gibi ağızdaki bakterilerin asit üretmek, dolayısıyla diş çürüğüne sebep olmak üzere kullandıkları karbonhidratlarla karşılaşmaz. Ek gıdalarla beslenen çocuklarda öğünlere eklenecek basit şekerlere özellikle dikkat etmek gerekir. Günümüzde iki tür yanlış beslenme olgusuyla karşı karşıyayız. İlki açlık veya yetersiz beslenme. Diğeri aşırı beslenme yani obezite. Yetersiz beslenmede kalsiyum ve D vitamini eksikliklerinde kemik ve dişlerde zayıflama, C vitaminin az alınmasında ise diş etlerinde sorunlar ortaya çıkar. Aşırı beslenmede diş çürüğü riski artar.

Çocuktaki çürük riski önceden belirlenebilir mi?

Diş çürüğü, bulaşabilen -özellikle de anneden, çocuğa bakan kişilerden- bir enfeksiyon hastalığıdır. Hem anne, bakıcı vb. kişilerin hem de çocuğun çürüğe yatkınlığı, basit ve maliyeti düşük tükürük testleri ile belirlenebilir.

6-8 ay: Alt ön dişler

7-9 ay: Üst ön dişler

9-13 ay: Kesici dişler tamamlanır

12-15 ay: Arka azı dişleri

16-18 ay: Köpek dişleri

20-30 ay: Diğer azı dişleri

Hafta sonu çocuklara sihir atölyesi

Hafta başında Harry Potter serisinin beşinci filmi, Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nın galasını yapan Levent Kanyon’da sihir devam ediyor. Gala sırasındaki yoğun ilgiden ilham alınmış olsa gerek, bugün ve yarın çocuklar için sihir atölyesi düzenliyorlar.

Alışveriş merkezinin B2 katındaki meydanda düzenlenecek atölye çalışmaları sırasında çocuklara, sihirbazlığın ipuçları öğretilecek. Çocuklar öğrendiklerini uygulama fırsatına da sahip olacaklar. Ayrıca günboyu profesyonel sihirbazların sahne şovları olacak.

Sihir atölyesi hafta sonu boyunca 13.00, 15.00 ve 17.00 saatlerinde tekrarlanacak. Sihirbaz şovları ise 18.00’de başlayacak. Etkinliğin tamamı ücretsiz ve tüm çocuklar davetli.
Yazının Devamını Oku

Çocuklar için yenilikler

4 Ağustos 2007
İlginçtir, yaz aylarının durgunluğu beni bile etkiledi. Her zaman duyuruları gelen bültenler, haberler, yarışmalar ya da etkinlikler azaldı. İnsanlar yapabildikleri kadar tatil yapma derdinde, haklı olarak. Eh, ben de yeterince tatil muhabbeti ettim. Güneş ve havuz uyarılarımızı da yaptık. Gönlüm rahat...

Bütün bu kıtlığa rağmen size iletecek birkaç yeni ve keyifli haberim var neyse ki. Bunlardan biri Simply Colors’ın Türkiye’ye gelmesi. Bu, 2005 yılında Hollandalı bir karı kocanın kendi kendilerine kurdukları bir internet şirketi. Nefis bir fikir. Bir tişört işi diyelim kısaca.

Rengini seçeceğiniz tişörtlerin üzerine istediğiniz ismi, kelimeyi ya da mesajı yazıyor, bu mesaja renk verdiriyor ve sonra da sipariş ediyorsunuz.

Biraz daha açalım: www.simplycolors.com.tr adresinden seçtiğiniz ürünlerin üzerine istediğiniz yazı basılıyor. Bu yazı, çocuğunuzun ismi, sizin düşündüğünüz güzel bir söz veya yaratıcılığınızla ortaya çıkan esprili bir not, hatta şiir olabilir. Çocuklara uygun olabilecek birçok yazı karakteri ve renk arasından kendi zevkinize uygun seçimler de yapabilirsiniz.

Sizin tasarladığınız bu giysi en kısa zamanda adresinize teslim ediliyor. Üstelik siparişinizin hediye olduğunu belirttiğinizde, özel bir not eşliğinde özel paketinde yerine ulaştırılıyor. Pırıl pırıl rengarenk bir paket olarak hem de... Yüzde 100 pamuklu olduğundan ve zararlı kimyasallar içermediğinden bu tişörtler, çocuklarınız, torunlarınız, yeğenleriniz, tüm bebek ve çocuklar için muhteşem bir hediye. Tabii kendiniz için de.

ÇOCUĞUM, O KREDİ DEĞİL, SİNEMAKULÜBÜ KARTI

Bir başka yenilik de sinema meraklısı çocuklar için... Mars Entertainment Group bünyesinde sadece çocuklara özel bir kulüp kuruldu. İsmi, MarsKids.

4-12 yaş arasındaki çocuklar için. Özellikle sinema ve Numnum restoranı sevenler için çok cazip. Bu karta sahip çocuklar, tüm Cinebonus sinemalarındaki filmlerde öğrenci bileti üzerinden indirim, küçük mısır ve içecek mönüsünde indirim alıyor. Bir sürü yarışma, bu yarışmadan hediyeler kazanma, Numnum’ların çocuk mönüsünden de yüzde 10 indirim var. Ayrıca bazı filmleri önceden izlemek de mümkün. Spora başlayanlar için MAC (Mars Athletic Club) spor komplekslerinde belli bir indirim sağlanıyor. Türkiye’de bulunan 13 Cinebonus’dan birine film seyretmeye gittiğinizde, gişelerdeki üyelik formlarını doldurarak ücretsiz üye ve kart sahibi olabilirsiniz.

Çocukların kart sorumluluğu taşımalarını görmek eğlenceli tabii. Sinemaya gideceği zaman artık cüzdanındaki tek nesne olan kartlarını gururla bilet gişesine gösteriyorlar. Kredi kartı sanıyorlar. Pek çok şeyi halledebileceklerini umuyorlar. Sinan, sinemaya gidelim dediğinde, "Bugün değil, param yok" cevabını alınca kartıyla beni götürmeyi öneriyor.

Bütün yiyecekleri yiyip neredeyse hiç para vermeyeceklerini sanıyorlar. Onlara açıklıyoruz tabii. Yine de kart sahibi olmak çok hoşlarına gidiyor doğrusunu isterseniz.

Şimdilik bununla idare edelim...

Yakında kredi kartı soracaklar gibi sanki!!!

Patchwork aile

Bugün artık "aile" tanımı yapmak çok kolay değil. Anne-baba-çocuk yani çekirdek aileler elbette geçerliliğini koruyor. Ama yanı sıra başka aile modelleri ortaya çıktı. Patchwork (eklenmiş) aile bunlardan biri. Batı toplumlarında yapılan araştırmalar, yedi aileden birinin eklenmiş yani patchwork olduğunu gösteriyor. Yani boşanmışsanız; yeni eşiniz, eski eşinizin yeni eşi, onların önceki evliliklerinden olan çocukları. Bütün bu ilişkiler kocaman ve karışık aile ilişkilerine yol açıyor. Davranış Bilimleri Enstitüsü Çocuk ve Genç Birimi Klinik Psikolog Şeniz Pamuk bize bu aileleri anlattı.

HER BİREY EKLERDEN BİRİNİ OLUŞTURUR

Eklenmiş ailelerde, eşlerin biri ya da her ikisi de daha önce başka ilişkiler içinde olmuşlardır. Büyük ihtimalle her ikisinin daha önceki ilişkilerinden çocukları vardır. Bu çift, yeni bir ilişki için yola çıkar ve aynı çatı altında yaşamaya başladıklarında çocukları da onlara katılır. Belki bir süre sonra, bu yeni çiftin bir de kendi çocukları olur. Bu aile yapısını oluşturan bireylerin tümü ya da bir bölümü ayrılık, boşanma, maddi ve manevi zorluklar, belki de travmalardan geçmişlerdir. Bu geçmişleriyle yetişkin olarak kendi seçimleriyle, çocuk olarak da mecburen yeni bir aile oluşturmak gibi karmaşık bir görevle karşı karşıyadırlar.

Bu yapı, çok hoş olarak düşünülebilecek özelliklerin yanında birçok sıkıntıyı da barındırır. Eklenmiş ailelerde, her birey eklerden birini oluşturur. Bu eklerin hepsi kendi içinde bir bütündür; kendine ait nitelikler taşır, kendine ait bir tarihçesi vardır; ancak aynı zamanda bir bütünün de parçasıdır. Bu eklerin nasıl bir bütün oluşturacakları da, aralarındaki dikişlerin sağlamlığına bağlıdır. Eklerin birbirlerine bağlandığı dikişler ise, iletişim, iyi niyet, yapıcı çözümler bulma, bu yapının zenginliklerini takdir etme, birlikte bir gelenek yaratma gibi alanlardan oluşur.

EBEVEYNİN YENİ İLİŞKİSİ HAKKINDA ONU BİLGİLENDİRİN

Ne kadar kötü şartlar altında gerçekleşirse gerçekleşsin, hiçbir çocuk anne-babasının ayrılmasını özellikle tercih etmez. En ideal şartlarda bile çocuğun, anne ve babanın ayrılığa ve ayrılıktan sonraki yaşam düzenine alışması ortalama bir-iki yıl sürer. Bu süre içinde çocuklar, anne ya da babalarının yanında yeni bir partner görmekten hiç hoşlanmazlar ve çok karışık duygular yaşamaya başlarlar. Çocuğun yaşı ne kadar küçükse anne/babasının sadece ona ait olması da o kadar önemlidir. Yaşı büyüdükçe anne/babasının yanındaki kişiyi kabullenme olasılığı artar. Ancak bu sefer onu bekleyen tehlike, sadakat duygusu ya da ihanet etmenin getirdiği suçluluk duygusudur. Çocuk anne ya da babasının yeni partneriyle anlaştığında, onunla iyi vakit geçirdiğinde diğer ebeveyne ihanet ettiğini düşünür. Bu da çocuğun ruh halinin çok inişli çıkışlı olmasına yol açabilir.

Çocuğa yeni biriyle tanışacağı ve bu kişinin nasıl bir önem taşıdığı mutlaka önceden anlatılmalıdır. Çocuk, kendine göre büyük bir özveride bulunmaktadır. Duruma göre çocuğun her an göreceği kişilerin, evinin, arkadaş çevresinin, okulunun değişmesi söz konusudur. Bu nedenle çocukların duygularını anlayışla karşılamak, hatta onları duygularını ifade etmeleri yönünde desteklemek, ilşkiyi daha sağlam ve dürüst kılar. Sonuç olarak çocuklara zaman tanımak ve her çocuğun tepkisinin farklı olacağını bilmek önemlidir.

EŞLER BİRBİRİNİN ÇOCUĞUNUN ANNE BABASI OLMAYA KALKMASIN

Eğer yeni eşlerden her birinin kendi çocuğu ya da çocukları varsa, aile içinde yeni dengeleri oturtmak daha da zorlaşır. Üstelik yeni çiftin kendi çocukları da olursa işler daha da zorlaşır. Bu durumda eşlerin kendi aralarında bir görev dağılımı yapmaları ve kimin neden sorumlu olduğunu saptamaları işleri bir nebze olsun kolaylaştırır. Beklentilerin çocuklar için de oluşturulması gerekir. Evde herkesin bir sorumluluğu, evin yaşantısına bir katkısı olabilir. Eşler birbirlerinin çocuklarının anne ve babası olmaya çalışmazlar. Çocukla ilgili kararlar, çocuğun biyolojik anne ve babası tarafından alınır.

Dengelerin tam ayarında olmasına ne kadar dikkat edilse de, zaman zaman çocuklar arasında, üvey anne/baba ve çocuklar arasında sorunlar yaşanması kaçınılmazdır. Yetişkinlerin çocuklardan gelecek saldırılara öfkeyle yaklaşmaması çok önemlidir. Çocuklar tabii ki, hayal kırıklıklarını, haksızlığa uğramışlık hislerini, öfkelerini bir noktada dile getireceklerdir. Bu saldırılara soğukkanlı yaklaşmak, çocukların neler hissettiklerini onlarla paylaşmak ve her söyleneni gerçek bir hakaret olarak algılamamak gerekir. Çocukların aralarındaki sorunlarda da, her yetişkinin kendi çocuğunu kayırması çok rastlanan bir durumdur.

SİSTEMİN DIŞINDA KALAN ESKİ EŞİN TUTUMU BELİRLEYİCİ

Yeni kurulan ailenin ne kadar verimli bir şekilde çalışacağı, bir ölçüde, sistemin dışında kalan eski eşin tutumuna bağlıdır. Bu kişi, sadece çocukla olan ilişkisini yürütürse, sorun çıkmaz. Ancak çocukla yeni aile hakkında konuşur, olumsuz yorumlar yaparsa, işler zorlaşır. Çocuğun aklı karışır, kendini yeni aileye ait hissedemez ve giderek öfkesi artar.

YENİ EŞLER SAĞLAM DURMALI

Eşlerin mutlaka birbirlerine özel zaman ayırmaları, çocukların katılmadığı programlar yapmaları gereklidir. Bu cephenin sağlam olduğunu görmek çocuklara da belli sınırlar içinde durmaları mesajını verecektir.

KIZLAR ANNELERE TEPKİLİ BABAYLA YAŞAYANLAR RAHAT

Araştırmalar kız çocukların bir ayrılık durumunda anneleriyle ilişkilerinin çok yakınlaştığını, annelerinin yeni partnerlerine çok büyük tepki gösterdiklerini; babalarıyla yaşayan çocukların ise yeni eşlerle daha rahat iletişim kurduğunu gösteriyor.

Yazının Devamını Oku

Tatilde, takipte

28 Temmuz 2007
Ben evlenene kadar izinlerini bahar ya da kış aylarında şehir tatilleri şeklinde kullanan biriydim. Evlendikten sonra da karı koca keşifçi olduk. Bilinmedik, kıyıda köşede kalmış cennet parçacıklarını tercih ettik. Ne var ki, çocuktan sonra hayat değişiyor. En azından bir süre için, rahat ve konforlu, pratik ve düzgün yer arayışına giriyorsunuz. Kekova’nın yaya yolu olmayan koylarına kaçmaya cesaret edemiyorsunuz.

Oralara dönüş günleri de gelecek. Ela Qualitiy Resort’un genel müdürü Ahmet Çolakoğlu’yla konuşurken bunlardan bahsettik, iki küçük oğlan çocuğu sahibi olarak... Mavi yolculuğun keyfi kaçınılmaz ama çocukların kaç yaşında olması daha iyi olur acaba!

Ahmet Bey, bu sene açılan işletmenin temel noktalarından birinin çocuklar üzerine yoğunlaştığını anlattı. Burada çocuk kulübü akşam 24.00’e kadar açık. Üstelik oradaki lokantada çıkan yemekler arasında kola da, hamburger de, patates kızartması da yok. Tabii bazı anne babalar buna tepki gösterse de kararlarından vazgeçmiyorlar. "Otelin diğer lokantalarında her şey yenebiliyor, ama çocuk lokantasında çocuklara zararlı bir şey olmayacak!" diyor.

Benim ilgimi çeken ise durmadan bahsedilen şu izleme aleti. Çocuklarınızı teslim ettikten sonra onlara bir kolye veriyorlar. Üzerinde size ulaşabilecekleri telefonun yanı sıra çocuk hakkında gerekli notlar var. Mesela alerjisi varsa, o not ediliyor. Kartın boyunda taşınmasını sağlayan kordon renginin de bir anlamı var. Mesela yeşil kordonsa, çocukların everland Q’dan çıkışları serbest. Ama turuncuysa imkan yok, ailesi ile irtibata geçilmeden adım atamaz. Ve çocuğunuzun orada olduğu süre içinde mekana yerleştirilen 4 ayrı kameradan olan biteni izleyebiliyorsunuz. Odanızdaki ya da otelin çeşitli yerlerindeki televizyondan ya da o meşhur el kadar aletle...

Bu aleti elinize alıp aynı anda 4 kamerayı görebileceğiniz gibi, birini tercih edip sağa sola dolanabiliyorsunuz. Hatta yakınlaştırmak da mümkün. Böylece, ha gayret, çocuğunuzun yüz ifadesini bile anlayabilirsiniz. Anneler için gerçekten rahatlık. Doğrusunu isterseniz ben, benim kocaman oğlanı aletle takip etmek istemedim. Kendim için bunu yapmak istemedim. O da ben de biraz ayrı takılmaya artık alışmalıyız çünkü.

Yaz iyidir, güzeldir ama tehlikelerle doludur

Yaralanmalardan güneş rahatsızlıklarına, havuz kazalarına, hatta böcek ısırmalarına kadar pek çok sıkıntıya karşı ne yapacağımızı bilmemiz gerekiyor.

Güneşten nasıl korunmamız gerektiğini artık öğrendik sayılır. Ne var ki güneş, sadece deniz ya da havuz kenarında değil, spor yapan ya da oyun oynayan çocuklar için de tehlike yaratabiliyor. Havadaki nem oranının artması, sıcağın daha yoğun hissedilmesine yol açıyor. Meteoroloji tarafından aşırı sıcak ve nem artışı uyarısı yapılan günlerde, çocuklar mümkünse açık havada ağır aktivite ya da spor antrenmanlarından kaçınmalı. Aktiviteler böyle günlerde 15 dakika ile sınırlanmalı. Tatil için sıcak bir bölgeye gidilmişse, vücudun ortam ısısına uyum sağlamasının biraz zaman alacağı unutulmamalı. Böyle bir ani hava değişikliği olduğunda dışarıda yapılan aktivitelerin süresi ve ağırlığı yavaş ve kademeli olarak arttırılmalı.

Aynı kural açık havada yeni bir egzersiz programına başlayan çocuklar için de geçerli. Vücudumuzun yeni iklime uyum göstermesi 10 ile 14 gün kadar sürebilir. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Akcan Arıkan, sıcak günlerde açık havada oynayan ya da spor yapan çocuklar için yeterli su içmenin çok önemli olduğunu söylüyor: "Çocuklar dışarı çıkmadan bol su içmeli, oyun sırasında da su içmek için mola vermeleri istenmeli ve bol su içmeleri için teşvik edilmeli. Terli iken su içmek sanılanın aksine zaralı değildir, öyle olsaydı profesyonel sporcular hastalıktan kurtulamazlardı! Ter ile oluşan su kaybının yeterli su içilerek yerine konması gerekli. Ayrıca, spor yaparken kullanılan giysiler açık renkli, ince ve emici özellikte olmalı, terin buharlaşmasını kolaylaştırmak için tek kat giyinilmeli. Terli, ıslak giysiler kuru giysilerle değiştirilmeli.

HAVUZ UYARILARI

á
Çocukları havuzda veya havuz kenarında asla yalnız bırakmayın. Bir çocuğun boğulması için dize kadar gelen su seviyesi yeterli, bunu unutmayın. Küçük bebekler ise bir karış suda bile boğulabilirler.

á Çocuklar su yatağı gibi şişme oyuncaklar ile oynarken çok dikkatli olun. Bunlar çocukların su yüzeyinde kalmalarını sağlayacak kadar güvenli değildir.

á İki yaşın altındaki çocuklar ve bebekler havuz kenarında ya da suda oynarken her zaman uzandığında dokunacak kadar yakın mesafede olan bir erişkin tarafından gözetilmeli.

á Havuz kenarında cep telefonunuz ve bazı acil telefon numaraları yanınızda olsun.

á Çocuklar dört yaşını doldurmadan önce yüzme dersleri için tam hazır olmayabilirler.

á Mümkünse havuzun bulunduğu alanın etrafı bir çitle çevrilmeli ve çocukların serbest giriş çıkışına izin vermeyecek kapılar olmalı.

BÖCEKLERDEN KORUYUN

á
Çocuklarınızı yoğun parfümlü sabun ve şampuanlar ile yıkamayın, bunlar böcekleri çekebilir..

á Durgun sular, çöplerin ya da yiyeceklerin açıkta durduğu alanlar gibi böceklerin toplandığı ya da yuvalandığı yerlerde çocukların oynamasına izin vermeyin

á Parlak renkli çiçek desenli kıyafetlerin özellikle arıları çekebileceğini akılda tutun.

á Çocuğunuzu bir böcek sokmuş ve iğne deride kalmışsa, kredi kartı ya da tırnağınız ile deriye paralel olarak yavaşça kazıyarak kaldırıp çıkarabilirsiniz.

á Deriye sürülen böcek kaçırıcı ilaçlar 2 aylıktan küçük bebekler için uygun değil ve kullanılmamalı.

á Böcek kaçırıcı ve güneşten koruyucu ürünlerin kombinasyonundan oluşan spreyler ya da losyonlar çocuklar için uygun değil, çünkü güneşten etkili korunmak için tekrarlandığında içerdikleri böcek kaçırma ürünü yüksek dozda uygulanmış oluyor.

Eti Çocuk Vapuru ile 3 haftada 300 çocuğa eğitim

"Eti Çocuk Vapuru" projesi, sosyal imkanları kısıtlı olan İl Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı 7-12 yaş grubunda üç yüze yakın öğrencinin haftanın beş günü devam edecekleri bir yaz okulu. Burada öğrenciler resim ve müzik atölyesinde uygulamalı eğitim alıyor. İstanbul Boğazı’ndaki tarihi mekanların ilginç hikayelerini Sunay Akın’ın ve tarih öğretmenlerinin anlatımıyla dinliyor. İstanbul’un birçok semtini tanıma fırsatı buluyor. "Zübeyde Hanım" vapurunda devam eden dersler sonunda, çocukların gözünden İstanbul’un resimleri kendi yaratıcılıkları ile ortaya çıkacak ve Oyuncak Müzesi’nde sergilenecek.
Yazının Devamını Oku