10 Kasım 2007
Doktor tavsiye edilmez. Bunu artık bir kural gibi biliyoruz. Ama kitap tavsiye edilir. Ya da kitapta doktor seçimine dair olabilecek bilgiler aktarılabilir. Dizimax’te oynayan House dizisinden sonra sağlık konusunda ciddi bir paranoyak haline geldiğimi söyleyebilirim. Sıradan, en ufak bir rahatsızlık belirtisinin, dünyanın en acayip ve nadir görünen hastalığı olabileceğini bile düşünüyorum. Biliyorum, sağlıklı bir durum değil. O yüzden de seyretmenin dışında okumaya da karar verdim.
Tam o sırada elime bir kitap geçti: "Doktorlar Nasıl Düşünür?" Dr. Jerome Groopman tarafından yazılan bu kitabı elimde kalem, ders kitabı gibi okudum.
Size bir doktor adı veremem belki. Ama bir anne olarak, özellikle çocuk doktorumuza karar verirken ne gibi noktaları göz önünde bulundurabileceğiniz konusunda yardımcı olabilirim.
Bir kere çocuğunuza ayrılan zaman önemli. Her annenin, çocuğunun doktorundan, sanki tek hastası kendi oğluymuş gibi özel ilgi beklemesi son derece normal. Kitapta da bu geçiyor. Bir hastasının annesinin kendisine böyle söylediğini anlatan Dr Groopman, "Önce bencil görünen bu istek karşısında şaşırmıştım. Ama sonra ne demek istediğini anladım: Birlikte olduğumuzda beynim sadece onun vakasıyla ilgilenmeliydi. Sorunlarını dinleyebilmem ve düşünüp taşınabilmem için zamanımı iyi ayarlamam gerekiyordu. Bu ayrıca bana gelmeden önce konularını derlemesi için hastamı teşvik etmemi de sağladı."
Burada bize önemli bir mesaj var. Doktorumuzun karşısına önceden çalışarak geçmeliyiz biz de. Çocuğumuz ya da kendimiz için, hiç fark etmez, anlatacaklarımızı detaylarıyla belirlemeli ve mümkünse sırasıyla anlatmalıyız.
Ben Sinan’ın birinci ay kontrolüne gittiğimde elimde koca bir not kağıdı ve soru listesi vardı. Hepsini teker teker doktorumuza sormuştum. Hepsini yumuşak bir tebessümle yanıtladıktan sonra, bir sıkıntı olmadığı takdirde bu kadar evhamlı olmamamı önermişti bana.
Kitabımıza dönelim. Önemli bir soru daha var: "Ciddi bir sorun var mı?"
Dr. Groopman, hasta odaya girer girmez tüm pediatristlerin kendilerine bu soruyu sorması gerektiğine inanıyor.
"Temel olarak doktorlar bilgileri ebeveynlerden alır. Bu da demektir ki doktor, ebeveynlerin çocuklarına olan ilgi seviyelerini ve herhangi bir hastalık olması ihtimaline karşı içinde bulunabilecekleri bilinçaltı veya duygusal durumu dikkate almalıdır. Bu reaksiyonlar bazen uç noktalarda olabilir: Bazı ebeveynler ciddi bir sorun olduğunu kabul etmek istemez, bazıları ise, telaşlarından dolayı normal bir durumu dahi abartır."
Kitapta pediatrinin güzel bir tanımı var. "Pediatri sanatı çocuğu daha yakından incelerken, ebeveynlerin söylediklerini tercüme etmektir".
Yani sizin söyledikleriniz gerçekten çok önemli. Seçeceğimiz doktor, ailemizden biri olabilecek kadar önem taşır bana kalırsa. Yine kitabımıza dönersek, "Pediatristler, çocuklarında ciddi bir hastalık olduğunda anne ve babanın yaşadığı umutsuzluğu çok iyi bilir. Doktorlar ümitsizlikten kaynaklanan, alakasız gördükleri taleplere dahi anlayışla yaklaşmak üzere eğitilmişlerdir." Kimse böyle durumlarla karşı karşıya kalmak istemez tabii ama kaldığımız durumlarda da şanslıysak karşımızda bizi gerçekten anlayan bir doktor olur.
Okul öncesi okuma öğretmeyin demiyoruz
ABD Kent State Üniversitesi’nin İstanbul Zeytinburnu’nda kurulmasına öncülük ettiği Kent State Koleji’ne her ay Amerika’dan gelen profesörler, belli bir konuda öğretmenleri eğitiyor. 10 uzman bu ay Prof. Dr. Wendy C.Kasten önderliğinde okuma yazma öğretimi ve teknikleri konusunda eğitim verdi. 35 yıldır bu alanda eğitimler veren ve Kent State Üniversitesi Eğitim Fakültesi Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Kasten’le okuma yazma koçluğu üzerine sohbet ettik. Prof. Kasten’a göre okumaya alışmak, çocuklar için evde, okulda çok küçük yaşta başlayan ve devam eden bir süreç.
Nuran ÇAKMAKÇI
Fotoğraf: Ülkühan ZEKİOĞLU
VELİLERE ÖNEMLİBİR ROL VERİYORUZ
ABD’de okuma yazmaya evde başlıyoruz ama özel olarak öğretmiyoruz. Hayatın içinde kendiliğinden bir süreç oluyor. Evde çocuğun kitaplarla, yazılarla iç içe olması bu doğal sürecin önemli bir parçası. Önemli olan çocuğun anaokuluna başlamadan önce edebiyatla, okuma yazma ile içiçe olmasını sağlamak. Benim okuduğum yıllarda velilere öğretmenler "okula başlamadan çocuğunuza okuma yazma öğretmeyin" derlerdi. Ama, artık demiyoruz. Çünkü, felsefemiz değişti. Velilerin, anne babaların o çocuğun eğitiminde önemli rol aldıklarını biliyoruz. İstediği zaman çocuğuna okusun, öğretsin. Çocuğun merakını öldürmemek lazım.
18 AYLIK ÇOCUKTAN YAZMASINI İSTERİZ
Okuma, aynı zamanda yazma demektir. 18 aylık çocuğa kalemler, renkli kağıtlar vererek onun üzerinde yazmasını isteriz. Üç yaşındaki bir çocuk böyle okuma yazmayı öğrenebilir. Doğum günü kartını bile isterse kendi yazabilir. Kimi zaman başkasını taklit ederek, kimi zaman görerek, yaşayarak yazar. Okuma-yazma hayatın bir parçasıdır, yemek, içmek gibi. Her yerde bu eğitim verilir. Sokakta, evde, alışverişte, sütün üstünde yazılan etikette, fast food kağıtlarında, alışverişte her yerde vardır.
İLGİSİNİ ÇEKECEK KİTAP BULUNCA İŞ KOLAY
Bir gün üniversitede bir deneme yaptık. Dört yaşındaki çocukları topladık ama aynı sınıfa 2 ve 3 yaşındakileri de aldık. Sonra 4 yaşındakilere hikaye okumaya başladık. Hikaye o kadar güzel, kitaptaki resimler o kadar cezbediciydi ki, bir baktık 2 ve 3 yaşındaki çocuklar da etrafımıza toplanmaya başladılar. Hatta o yaş grubu bununla yetinmeyip, kitapları aldılar, bahçeye götürdüler, oyun oynarken kitapları incelediler. Gördük ki, çocukları yönlendirecek, ilgilerini çekecek bir kitap bulunca onların öğrenmesi ve bu öğrenmeyi hayat boyu götürmesi çok kolay.
ÇOCUK OKUMAYA DOĞDUĞU GÜN HAZIR
Okuma yazma öğrenme yaşı herkes için farklı. Aslında çocuklar doğduğu anda hazırdır. 1 yaşında konuşamayan bir çocuk, eline bir kitabı alıp, "bunu okur musun" diye istekte bulunabilir. 3 yaşındaki bir çocuğun kafasında kavram olarak okuma yazma var. 5-6 yaşında ise çok rahat öğreniyorlar. Ama, bazı çocuklar, onlara öğretmeye çalıştığımız anda bundan hoşlanmıyor, zorlanıyor. Okuma yazmayı okulun bir parçası olarak gördüklerinde kendilerini kapatabiliyor. Biz, okullarımızda sadece okuma yazma değil, okuma yazma sevgisini öğretiyoruz. Okuma yazmanın hayatımızı nasıl zenginleştirdiğini, nasıl renk kattığını onlara oyunla aktarıyoruz.
ÇOCUĞA YÜKSEK SESLE KİTAP OKUMALI
İlköğretim birinci sınıfta okuma yazma için çok fazla fırsatları var. Ama hepsinin aynı düzeyde olmasını beklemeyiz. Bazı çocuk koskoca kitaplar okur, bazısı beş sayfayı zor bitirir. Her çocuğun farklı yetişme ve öğrenme tarzı olduğunu kabul ediyoruz. Önemli olan her çocuğun kitaplarla aşk yaşaması. Yazma ve okumanın ders değil, bir eğlence, bir zevk haline gelmesi lazım. Bunun en önemli yolu, yüksek sesle çocuğa kitap okumak. Aile de, öğretmen de çocuğa sık sık yüksek sesle okumalı. Çocuk o kitabın resmini, yazısını gözleriyle takip etmeli.
TÜRK ÖĞRENCİLER YAZILARINDAN AYIRT EDİLİYOR
Erken okuma yazma öğrenen çocuk avantajlı mıdır?
- Kesinlikle. Anasınıfı ve birinci sınıfta bu çocuklar her zaman diğerlerinden daha üstün oluyor. Okulda rahat davranıyorlar. Anlatılanları anlamaları, kavramaları daha kolay oluyor.
Öğretmenlere, anne babalara tavsiyeniz nedir?
- Gazeteden, kitaptan buldukları enteresan konuları çocuklara mutlaka okusunlar.
Türkiye’de okullarda el yazısıyla yazmak şimdi zorunlu hale geldi. Sizce çocuklar kitap harfleriyle mi, yoksa el yazısıyla mı yazı yazmalı?
- ABD’de böyle bir yasak yok. Ama Avrupa’da var. Türkiye’den gelen öğrenciler, yazmayı kitap harfleriyle öğrendikleri için el yazılarından hemen ayırt edilirdi.
İnternette chat yapmak gelecek kuşakların yazısını etkileyecek mi?
- Dilbilimciler bu konuyu inceliyor. Çok kitap okuyorlarsa mesele yok, dilbilgileri kaybolmaz, yazıları etkilenmez. Ama, okumayanlar etkilenebilir.
Tiyatrolar şenlendi
Kış aylarında çocuklarınızla gidebileceğiniz eğlenceli aktivitelerin başında tiyatro geliyor. Ne var ki çocuğunuzun yaşına ve karakterine uygun oyunu seçmeniz önemli. Biz size iki güzel oyun öneriyoruz. Bunlardan biri, ETİ Çocuk Tiyatrosu. 27 Ocak 2008 tarihine kadar İstanbul’da her hafta sonu Terakki Vakfı Kültür Merkezi’nde, 28 Ocak- 8 Şubat 2008 tarihleri arasındaki sömestr tatili boyunca da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde oynayacaklar. Daha sonra Türkiye turnesine çıkıyorlar. Ücretsiz biletleriniz için Akatlar’daki Terakki Vakfı Kültür Merkezi ile irtibata geçebilirsiniz. Tel: (212) 351 00 44
İkinci oyun ise bu yıl 20. yaşını kutlayan Pınar Çocuk Tiyatrosu’nun Sihirli Ada müzikali. İstanbul Mecidiyeköy’deki Profilo Alışveriş Merkezi’nde ücretsiz olarak sergilenen oyun, sezon döneminde Türkiye’nin çeşitli illerinde de çocuklarla buluşacak. Shakespeare’in Fırtına adlı eserinden uyarlanan Sihirli Ada, ünlü yazarın eğlenceli ve zengin dünyasını çocuklara tanıştırıyor. Milano Kralı Alonso ve oğlu Ferdinand’ın gemi yolculuğu sırasında şiddetli bir fırtınaya yakalanmalarını ve ıssız bir adaya düşmelerini konu alan oyun, baba-oğulun adadan kurtulma mücadelelerini müzik ve dans eşliğinde anlatıyor. Her cumartesi-pazar 11.45’te Profilo Alışveriş Merkezi’nde izleyebilirsiniz. Ayrıntılı bilgi (212) 216 43 69 numaralı telefondan alınabilir.
Yazının Devamını Oku 
3 Kasım 2007
Yıllar önce, üniversite öğrencisiyken, komşum Eda ile epey zaman geçirirdik. O daha lisedeydi ve okul çıkışları, geceleri, tatil günleri hayatımız hep beraberdi. Müthiş bir komşuluk yaşardık. O zaman çıkan aylık kadın dergilerinin yarısını o alır, yarısını ben alırdım. Çünkü paramız anca yeterdi ama bir dergiyi bile kaçırmamız söz konusu olamazdı. Acayip güzel zaman geçirirdik. Bir gün İngilizce yeni bir kelime öğrenmiştik ve o çok hoşumuza gitmişti: "Inertia". Eylemsizlik demekti. Bayılmıştık kelimenin kulağa yansımasına...
Ne zaman Sinan’ı televizyon seyrederken ya da tembel tembel takılırken görsem kulağımda bu ses yankılanır.
Dolayısıyla neredeyse bütün yaz, "Inertiaaaa, Inertiaaaa" diye dolandım. Sonra da karar verdim bu kış böyle olmayacak. Süper anneler gibi hem at binmeye, hem karateye, hem tenise, hem resim derslerine, hem futbola, piyano derslerine, yaratıcılık kurslarına götürme ve süper adam yetiştirme derdinde değilim, ama bir anne olarak da çocuğumun farklı şeylerle ilgilenip vizyonunu genişletmesini istiyorum tabii. Bir hobi edinmesini ve sporu hayatına sokabilmesini...
İşte bu aşamada insanın aklı karışıyor.
Bütün yazı tembel tembel geçirdiğini kabul ettiğim oğlumun, cumartesi günlerini doldurma paniği kapladı içimi. Çok istediğim iki alternatifi sundum ona. İkisi çok farklı şeyler olduğundan birini tercih edeceğini bekliyordum. Cumartesi sabah önerilerimi sundum. Devamlılık fikri onun caymasına neden oldu. Hayır, ikisini de istemiyordu.
İçim sıkıldı. Ne yapacağımı bilemedim. Bir yandan cumartesilerin böyle boş ve televizyon ekranı karşısında geçirme fikri içimi sıkıyordu. Ama öte yandan o gün sınıf arkadaşları dışındaki arkadaşlarıyla görüşebileceği, doğum günlerine gidebileceği tek gündü. Zaten okulda 2 gün basketbol ve 1 gün gitar dersleri alıyordu. Daha fazla kasmaya gerek var mıydı?
Sonunda bir yere gitmedik. Anladım ki devamlılık fikri onu kastı. O yüzden ben de bağımsız hafta sonu programları yaratmaya karar verdim.
Bir sonraki cumartesi günü Santralistanbul keşfi yaptık. Eski Silahtarağa Elektrik Santralı burası. Müze haline getirildi ve içinde deneylerin yapıldığı bir bölüm de var. Mesela çocuklar pedal çevirip elektrik üreterek ampul yakabiliyor ya da mikseri çalıştırabiliyor. Ayrıca bazı cumartesi pazar günleri belli atölye çalışmaları da oluyor çocuklar için. Önceden rezervasyon yapmanız önemli tabii. Bizim gittiğimiz tepegöz atölyesiydi. Çocuklar iki saat içeride bilgilenirken biz de Bilgi Üniversitesi’nin kampusunda kahve içip sadece "Ahh ahh biz böyle mi üniversite okuduk" geyiği yapmayıp "Mahrem" sergisini de gezdik.
Ne zaman, nasıl atölyeler olduğunu öğrenmek için http://www.santralistanbul.com adresine girebilir ya da 311 50 00’ı arayabilirsiniz.
Bu arada harika bir mağazası da var. Burayı da gezmenizi öneririm.
Ertesi sabah kalktığımızda eve çok yakın olduğu için Atatürk arboretumuna gittik. Buradaki ağaçların çeşitliliğini ve güzelliğini size anlatamam. Ama buraya çat kapı giremiyorsunuz. Üye olmak lazım. Başka türlü burayı korumak mümkün değil. Yoksa insanlarımız piknik alanı muamelesi yaparlar ve mahvolur. Bu dikkate rağmen yerden plastik parçaları, sigara kutuları topladık.
Velhasıl dolu dolu bir hafta sonu geçirdik. Bu arada Smartkids’de her cumartesi bir önceki ile ana başlığı aynı ama takip gerektirmeyen iki saatlik dersler olduğunu da öğrendim. smartkids.com.tr adresinden haftalık programı takip edebilirsiniz. Mesela kasım ayı boyunca müzeler ve dünyanın 7 harikası ana başlığı altında her hafta bir konu ele alınacak. Bu arada sürekli dersler de var tabii. Hele hele biraz daha büyük çocuklar için çok heyecan verici olan smart robotics bölümü var.
Her neyse, süperannelerin baskıdan sıkılan çocukları için, süreklilik gerektirmeyen programlar bulmaya devam edeceğim.
Bay Majörle klasik müziği öğrenip sevecekler
Aslında bebekken klasik müzik dinlemeye başlıyorlar. Çünkü müzikli oyuncaklarının melodileri ünlü klasik parçalardan yapılan küçük alıntılar. Yani bebekken klasik müziğe hiç de uzak değiller. Ama biraz büyümeye başladıklarında radyodan, televizyonlardan, çevrelerinden yükselen popüler müziklerle doluyor kulakları. Halbuki daha çocukluktan klasik müziği sevdirebilsek... İşte bu nedenle yola çıkan Doğan Egmont Yayıncılık, çocuklar için ilginç bir projeyi hayata geçirdi: "Bay Majör’le Klasik Müzik Masalları." 6-11 yaş arasındaki çocuklar için hazırlanan masal kitapları 48 sayfa ve her kitabın içinde bir de CD var. "Bay Majör’le Klasik Müzik Masalları ilk kez TÜYAP Kitap Fuarı’nda tanıtıldı. Pazartesiden itibaren de kitapçılar ve D&R mağazalarında satışa çıkıyor.
NEŞE TÜRKEŞ YAZDI
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Mimar Sinan Üniversitesi’nden pedagojik formasyon aldı. Bir İlköğretim Okulu’nda yedi yıl müzik ve sahne sanatları konusunda çocuklarla çalıştı, çocuklar için oyunlar yazdı, programlar hazırladı. Halen BT Müzikevi’nde müzikal tiyatro, çocuklarla drama üzerine çalışmalar yapıyor, çocuklar için kitap ve tiyatro oyunları yazıyor.
PİYANİST DR. BENAL TANRISEVER ŞİMŞEK ÇALDI
New York Juilliard Müzik Okulu’nda eğitimini tamamladı. Amerika’da Carnegie Hall, Lincoln Centre, Avrupa’da Berlin Filarmoni, Stuttgart Lieder Halle, Beethoven Haus olmak üzere dünyanın belli başlı konser salonlarında resital ve orkestra solisti olarak konserler verdi. ABD’de "Olağanüstü Başarılı Kadınlar" ödülünü aldı. Müzik ve özel yaşamı ile ilgili bir belgesel Alman Rias televizyonunda yayınlandı. Alman Müzik Ansiklopedisi’ne dahil edildi. Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde doktora programını tamamladı. Müziği, çocukların hayatlarına katabilmek amacıyla kurduğu BT Müzikevi’nde çalışmalarını sürdürüyor.
LEVENT KARANFİL VE ALP TÜRKBİNER ÇİZDİ
Karanfil, Mimar Sinan Üniversitesi, Neş’e Erdok Atölyesi’nden mezun. Halen çocuk kitapları resimliyor. Türkbiner, beş yıldır çeşitli dergi, yayınevi ve ajanslarra karikatürist ve illustratör olarak çalışıyor.
DENİZ YÜCE BAŞARIR VE HAKAN BİLGİN SESLENDİRDİ
Başarır, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji mezunu. Öğrencilik yıllarından beri seslendirme yapıyor. CNN Türk’teki Kitapça programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendi. Harry Potter ve Felsefe Taşı’nın sesli kitap projesinde yer aldı. Bilgin’in yaşamında tiyatro, yedi yaşından beri var. Altı yıldır da TOÇEV Vakfı ile çalışıyor. Halen televizyon dizilerinde ve tiyatrolarda görev alıyor.
BAY MAJÖR İLE MASALLAR
Çobanın Mevsim Yolculuğu/Vivaldi
İtalya’da, Ospedalle dela Pieta ismindeki kızlar yetimhanesinde keman dersleri veren Antonio Vivaldi’yi her gün hayranlıkla pencereden dinleyen çoban Basco ve köpeği Allegro, bir gün müziğin etkisiyle uyuyakalır ve mevsimler arası bir yolculuk başlar. Dört Mevsim konçertosunun bu gerçek hikáyesi üzerine kurgulanan yolculuk bittiğinde, çobanın rüyasını merak eden Vivaldi çobandan rüyasını uzun uzun anlatmasını ister.
Şatoda Üç Saat/Bach
İki çocuk onlara hediye edilen oyuncak şatonun içinde bulurlar kendilerini. Şatoda onları Bach karşılar, şatonun içinde dolaştırır ve bir macera başlar. Ancak gizemli, siyah bir kapı vardır. Bach o kapıyı bir türlü açmak istemez. Sonunda açarlar. "Tocatta ve Fug"ün ürkütücü müziğiyle birlikte şatonun esrarı da ortaya çıkmış olur.
Duygu Makinesi /Beethoven
Kaşif Torna Vida, bir duygu makinesi tasarlamış. Bu makinenin çalışıp çalışmadığını anlayabilmek için Bay Majör’le birlikte Torna Vida’nın Peynir adındaki faresinin üzerinde Beethoven’ın eserlerini kullanarak makineyi denemeye karar verir. Bay Majör, eserlerin hikáyelerini defterinden takip ederek farenin verdiği tepkileri ölçer. Ancak "Fırtına Sonatı"nda çıkan fırtınada Bay Majör’ün not defteri uçar.
Büyük Sır/Mozart
Saray yaveri Nicolas’ın hayalperest oğlu Anton, bir gün imparatorun konukları geldiği sırada salonda saklanmak zorunda kalır. İmparatorun konuğu Mozart’tır. İmparator Mozart’ı sarayın diğer bestecileriyle tanıştırır ve Mozart’a sarayı gezdirmek için odadan çıkarlar. Saray bestecileri Anton’un orada olduğunu bilmedikleri için Mozart’a küçük bir tuzak hazırlar. Anton duyduklarını anlatsa da kimse ona inanmaz.
Kitapları yayına hazırlayan Özgür Atanur
Kurgular hayal beste ve besteciler gerçek
Çocuklar için tasarlanmış çok özel bir projeyle, çocukları Bach, Mozart, Beethoven ve Vivaldi ile buluşturuyoruz. Sanatçıların yaşamlarını ve eserlerini çocukların kolaylıkla takip edebilecekleri masal kitapları haline getirdik. Kitaplarda ana karakter olarak masal kahramanı yarattık ve adını Bay Majör koyduk. Bay Majör kimi zaman anlatıcı, kimi zaman da maceranın içindeki biri olarak karşımıza çıkıyor. Böylece çocuklar hikáyeyi takip ederken bestecilerle ve eserleriyle ilgili birçok gerçek öyküyle de tanışıyor. Masal dizisi dört kitaptan oluşuyor. Bunlar, Çobanın Mevsim Yolculuğu (Vivaldi), Şatoda Üç Saat (Bach), Büyük Sır (Mozart), Duygu Makinesi (Beethoven). Bu hikáyelerin her biri ayrı bir macerayı içeriyor. Kurgular tamamen hayal ürünü ama bestecilerin yaşamları ve eserleri hakkında yazılanlar gerçeklerden esinlenerek hazırlandı. Bu da çocukların bilgiye ulaşmalarını kolaylaştırıyor. Cahit AKYOL
Yazının Devamını Oku 
27 Ekim 2007
Bu hafta sanırım sizden biraz manevi destek istiyorum için için... Yaşadığımız terör olayları herkes gibi beni de üzdü. O gencecik çocukların yanı sıra, onların anne ve babalarını da düşündüm ister istemez. Nasıl bir teselli lazım onlara bilemiyorum... Hüzünlü ve sıkıntılı konulara pek girmek istemem. Çünkü beni okuyan insanlar arasında hamileler ve süt verenler çok. Onları sıkmak istemem. Evet, bütün bunlar hayatın birer gerçeği ama...
Yine de elimizden geldiğince sağlığımıza dikkat etmemiz gerekiyor.
Sinan iri bir bebekti. Dolayısıyla daha yeni yeni yürümeye başlayıp da çabuk yorulduğu dönemlerde onu kucağımda taşırdım bol bol. Sonra sol tarafımın ağrıdığını fark ettim. "Eyvah kalbim ağrıyor. Bu bir sinyal!" paniğine girdim. O zamanlar içimdeki tıp sevdasının da farkında olmadığımdan kalbin böyle ağrı ile sinyal vermediğini bilmiyordum! Doktora gittim ve genel bir kontrolden geçtim. Kalbimde bir şey yoktu neyse ki!
O zamandan bu yana neredeyse 5 sene geçti ve ben ikinci bir kontrole gitmedim bile İşte hata no:1.
Sonra elime bir basın bülteni ulaştı. Meme kanseri ile ilgili bir bülten. Ve ben hálá bırakın mamografiyi, meme ultrasonu bile çektirmedim. Hata no:2.
Kozmetik markası Estee Lauder, 15 yıldır sürdürdüğü etkinliklerine bu yıl "Meme Kanserine Karşı Bilinçlendirme" kampanyası ile destek veriyor. Bunun için Tayvan’daki Taipei 101, The Empire State, Niagara Şelalesi, Sydney Opera Binası gibi, 40’tan fazla ülkedeki 200’den fazla anıt, pembe ışıklar ile aydınlatıldı. Bizde de Kız Kulesi ve Adile Sultan Sarayı pembe ışıklandırıldı. Bütün bunları bir kenara bırakıp almamız gereken mesaja bakalım:
Genel Cerrahi ve Meme Cerrahisi Klinik Direktörü Op. Dr. Murat Atay biz kadınlara özetle şunu diyor: "Dünya ve Türk kadınlarının en sık karşısına çıkan hastalıklarından biri olan meme kanseri, eğitim, bilgilenme ve erken teşhis ile yenilebilir. Bu nedenle tüm kadınların gereken dikkati göstermesi ve kontrollerini yaptırması, bu hastalığın güçlenerek ortaya çıkmasındansa daha küçük safhalarda teşhisini sağlar. Erken teşhis, tamamen iyileşebilmek için en önemli şarttır. Her yaş grubunda kendi kendini muayene, her türlü değişiklikte doktor kontrolü ve rutin takip taramaları ile bu hastalık korkutucu olmaktan çıkar. Doğru teşhis ve tedavi ile hastalar, yüzde 97 oranında iyileşebilir."
Ben de birkaç adım atmaya karar verdim. Dr. Back Up üyesi oldum ve bir sene içinde istediğim zaman yapılabilecek olan tahlil ve kontrollerin hemen yapılması için randevulaştım. Bu hafta içinde kan tahlili, akciğer filmi, iç organlar ultrasonu, hepsini halledeceğim kısmetse. Bu Dr. Back Up, 24 saat boyunca sağlığınız için arayabileceğiniz ve her türlü şeyi sorabileceğiniz bir sistem. Üye oluyorsunuz ve bir sene boyunca aklınıza gelen her türlü sağlık sorununuzla ilgileniyorlar. Anlaşmalı olduğu kurumlar da var. Neyse detayları www.drbackup.com.tr adresinden alabilirsiniz.
Evet, kendimize bakmamız lazım. Hep söylüyorum bunu: En azından çocuklarımız kendi ayakları üstünde durabileceği yaşa gelene kadar biz iyi olmalıyız. Bunu yazarken de acaba anneler için öyle bir zaman oluyor mu diye aklımdan geçmiyor değil!
Çok paranoyak olmak da iyi değil, ama artık yaşlar ilerliyorken önceden önlemini alabileceğimiz noktaları yakalamamız lazım. Benden söylemesi. Ve uygulamaya da başlıyorum.
Her annenin bilmesi gereken temizlik detayları
Çocuklar için oyun, kirlenmenin üç anlamını da taşıyan bir faaliyet. Kirliliğin geçici olması ve temizlenebilmesi iyimserlik, kirlenme olasılığına rağmen istediğini yapabilme özgürlük, üretirken kirlenmek ise yaratıcılık anlamlarına geliyor. Bu nedenle kirlenmediğimizde ya da kirlenmeyi önlediğimizde, hayatı kısıtlamış oluyoruz. Kirlenmemeye çalıştığımız ölçüde yaratıcılığımız azalıyor. Hiç kirlenmeden temiz kalmak, hareketsizlik ve hayata uzaklık bedeliyle bize geri dönüyor, hayattan zevk almayı engelliyor. Bu nedenle çocuklarımız da yaşamı kirlenerek öğrenir. Kirlenmek özgürlük, temizlik sorumluluk, öğrenmek ise bu özgür ve sorumlu süreçten elde edilen kazanımdır. Kirlenerek büyümek çocuklara özgüven kazandırır. Unilever Türkiye Deterjan Kategorisi Ürün Müdürü Çiğdem Yıldız’la beraber, Omo’nun yaptığı araştırmayı hassas anneler için toparladık.
Çamaşır ve giysilerde hijyen gerekli mi?
Çamaşırda hijyene etki eden temel unsurlar, yıkama sıcaklığı, kullanılan deterjan ve çamaşır suyu gibi katkı maddeleri. Katı yüzeylerin zararlı mikroorganizmalardan arındırılması nispeten daha kolayken, özellikle çamaşırlarda hijyen sağlamak belirli zorluklar içeriyor. Yüksek ısılarda kaynatarak yıkamak, ya da bazı kimyasallar kullanmak, hijyen sağlamakla birlikte çamaşırlara zarar veriyor. Hijyen önceliği olan çamaşırlar aile bireyleri arasında ortak kullanılan ve enfeksiyon yayılmasını kolaylaştırabilen havlular, mutfak bezleri, çarşaflar, nevresimler ve iç çamaşırı, çorap gibi kişisel tekstil ürünleri. Örneğin bir gün giyilmiş bir çorabın her gramında ortalama 1 milyon, iç çamaşırında 100 bin, atlette 10 bin bakteri bulunuyor. Hijyenik temizlik sağlamak için, çamaşırların yıkanması sırasında bu mikroorganizmaların çamaşır üzerinden maksimum oranda uzaklaştırılması gerekir.
Kaç derecede ve nasıl yıkamalı?
Hijyen için yüksek ısıda yıkamak, özellikle iç çamaşırları için çamaşır suyu kullanmak ve yüksek ısılı ütü yapmak gibi sıralanabilir. Günümüzde deterjanlarla çamaşırların hijyenik temizliğini düşük ısılarda bile sağlamak mümkün. Bu sayede hem çamaşırlarımızı korumak hem de enerji kullanımı azaltmak mümkün olur.
Çocukların giysileri kaç derecede yıkanmalı?
Çocukların çamaşırları, özellikle iç çamaşırları ve çorapları önemli. Teknolojik araştırmalarla geliştirilen deterjanlar sayesinde hijyeni düşük ısılarda bile sağlamak mümkün. Çamaşır suyu güçlü bir dezenfektan. Ancak çamaşır suyunun özellikle aktif olduğu esnada ortama uçucu kimyasalın karışması, dolayısı ile bebeklerin temizlik esnasında ortamda bulunmaması tavsiye ediliyor. Haftada en az bir kez oyun odaları, bebeğin bulunmadığı durumda, eğer katı zemin uygun ise çamaşır suyu ile temizlenmeli.
Çocuklar ellerini neyle ve günde kaç kez yıkamalı?
Eve dışarıdan geldiklerinde, sofraya oturmadan önce ellerini sabunla yıkamaları öneriliyor. Tuvaletten çıkınca sabunla yıkamaları, mümkünse kolonya veya alkol bazlı el dezenfektanları ile temizlemeleri uygun olur.
Toprakla oynamak çocuklar için zararlı mı?
Hayır, bahçede toz toprak içerisinde oyun oynamak, gerekli tedbirleri alınırsa, oyundan sonra uygun temizlik yapılırsa, yararı zararı ile kıyaslanmayacak kadar fazla olan bir eylem. Evde enfeksiyon hastalıklarına mukavemeti düşük bireylerin çok olması, ev ortamını enfeksiyon hastalıkları açısından riskli kılar. Bu nedenle zararlı mikroorganizmaları yok etmek ve fırsatçı mikroorganizmaları kontrol altında tutmak gerekli. Ev ortamında hijyen kurallarına uymanın enfeksiyon hastalıklarını azalttığını gösterir çalışmalar var.
Evde hijyen için ne yapmalı?
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Haluk Vahaboğlu, evin yeterince havalandırılması ve güneş ışığının her gün hiç olmazsa birkaç saat eve girmesi gibi asırlar boyu bilinen ve uygulanan genel önlemlerin yanı sıra riskli mekán, gıda ve eşyalara anti-mikrobik uygulamalar öneriyor. Mesela yumurta yıkanmadan buzdolabında saklanmalı ve kullanılacağı zaman da yıkanmalı. Tavuk eti iyice pişirilerek yenilmeli. Sebzeler bol suyla yıkanmalı. Tüm bunların yanı sıra dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, bu gıdaları elleyen kişilerin ellerini yıkamaları. Ellerimizin hastalık bulaşmasında en önemli araç olduğunu unutmayın. Ellerin riskli olduğu durumlarda alkol bazlı bir el dezenfektanı ile temizlenmesi hastalıkların yayılmasını azaltır.
SULAR KESİKSE
Hijyende suların kesik olması başlı başına temel bir sorun. Yeterli su olmayan, temizlik yapılamayan ortamlarda gıda zehirlenmesi sebebi olan mikroorganizmaların ve bağırsak parazitlerinin de tehlikeli olabileceği akılda tutulmalı.
MUTFAK VE BANYO ÖNCELİKLİ
Birçok kişi evlerinin temiz ve derli toplu görümesinin hijyenik açıdan yeterli olduğunu düşünebilir. Evimizde hijyenik temizlik gerektiren öncelikli yerler, mutfak, tuvalet ve banyolardır. İnsanlar, özellikle de ellerimiz, havyanlar, belirli mekanlar, yüzeyler ve giysilerimiz mikroorganizmaların yayılmasına aracılık eder. Evde sağlıklı temizlikten söz etmek için riskli mekanların mikroorganizmalar açısından da temiz hale getirilmiş olması gerekir.
YILIN ÇOCUK KİTAPLARI
Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu’nun (IBBY) Türkiye temsilcisi de olan Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) Yılın Çocuk Kitabı seçiminin 2006 yılı ödülleri sahiplerini buldu. Yayınevlerinin ilk baskısını 2006 yılında yaptıkları kitaplarla katıldıkları bu yılki seçimde, üç dalda dört kitaba ödül verildi. Yılın En İyi Çocuk Öykü Kitabı dalında Mustafa Asoğlu’nun Hoşça Kal Akdeniz (Tudem Yayınları) kitabı, Yılın En İyi Okul Öncesi Resimli Öykü Kitabı dalında Sevim Ak’ın yazıp Huban Korman’ın resimlediği (Can Çocuk Yayınları) Kırık Şemsiye ile Ayla Çınaroğlu’nun yazıp Ayşın Eroğlu’nun resimlediği (Uçanbalık Yayınları) Babaannemin Gözü Ağrıdı kitapları, Yılın En İyi Kitap Kapağı dalında da Gözde Bitir Sındırgı’nın resimlediği, kapak tasarımını Erkal Yavi’nin yaptığı (Can Çocuk Yayınları) Grimm’in Kırmızı Başlıklı Kız kitabının kapağı ödüle değer görüldü. Yılın Çocuk Kitabı 2006 ödülleri, 26. İstanbul Kitap Fuarı’nda, 3 Kasım’da düzenlenecek ödül töreninde sahiplerine verilecek.
Yazının Devamını Oku 
20 Ekim 2007
Okullar açılalı bir ayı geçti. Bu süre içinde ben sınıf annesi bile oldum. Çocuklar için bayram poşetleri hazırladım. İçlerine de bol bol çikolata koydum. Gözümde tüten geçen seneki sınıf annemiz Nilgün bunu görse fenalık geçirirdi, çünkü o, çocukların tatlıyıbile sağlıklı yemesi için uğraşmış, geçen seneki paketlere neler neler koymuştu. Ama ben, "en iyi tatlı çikolatadır" felsefesiyle torbaları kapattım.
Evet, ben artık bir sınıf annesiyim. Çocukların yanına gidip çaktırmadan, "Bakın okulla ya da öğretmenlerinizle ilgili bir sorununuz varsa bana gelebilirsiniz. Bakarız icabına!" tavrını takındım. Çünkü ailelerin her şeyden okulu sorumlu tutmalarını istemiyorum.
Hiç unutmam, hafta sonu Akçay’dan dönmüştük. Yan apartmanımızın giriş katında cicili bicili bir hazırlık vardı. Sinan 18 aylıktı. İki gün sonra orada bir yuva açılmıştı. Sinan da o zaman yuvaya gidip gelmeye başladı.
Başta gevşek olan yuva programı arada öğle yemeklerine kalarak, gün sayısını arttırarak, üç yaşında tam güne geçişi sağladı. Sonra da gideceği ilkokulun yuvasına geçti.
Yuvalar tabii ki çok daha insancıl, sempatik, yumuşak, sevecen yerler. Buna rağmen anneler aşırı hassasiyet gösterebiliyor. Buranın ev olduğunu ya da evde yapılabilecek özel durumların buralarda da yapılabileceğini sanıyorlar. Ama öyle olmaz ki sevgili anneler! Anaokulları çocukları sadece akademik olarak okula değil, sosyal hayata, toplum içinde yaşamaya, bireysel gelişime de hazırlar. Hazırlamalı. Ama siz evde gösterdiğiniz korumacı tavrı yuvada da isterseniz, o zaman bunu yavaşlatmış olursunuz. O yüzden gereksiz detaylara takılmamalı., öğretmenlerimize güvenmeliyiz.
İlginç olan ne biliyor musunuz? Çocuklarımızı emanet ettiğimiz okullara da öğretmenlere de hiç güvenmiyoruz. Belki beklentilerimizi bulamadığımızdan ama onlara baştan önyargılıyız gibime geliyor. Bu durumda okulumuzu sevmeyi öğrenmeliyiz sanırım. Biz sevelim ki çocuklarımız da sevsin. O yüzden de okulların iyi taraflarını görmeye ağırlık vermek en doğrusu bence. Çünkü sonuçta ideal okul diye bir şey var mı, emin değilim. Okul da gelin gibi sanırım. Asla iyisi, mükemmel olanı yoktur!
Ben ve benim gibi pek çok anne, anaokulundan sonra ilkokulu çok mesafeli ve uzak bulmuştuk. Şimdi ikinci sınıf olduk. Artık yakınlık hissetmeye başladım. Mesela seçmeli eğitsel kollarda epey artışlar olmuş. Zaten öğretmenlerle yaptığım konuşmalardan öğrendim, bu sene okul sonrası branşlarda spora ve sanat derslerine katılan öğrenci sayısında ciddi bir artış varmış. Mesela gitar için başvuran küçük yaş çocukların sayısı 17. Basketbolda iki ayrı sınıf açıldı bile. Bu da çok hoş bir gelişme bana kalırsa.
Geçenlerde Sinan yanıma geldi ve fikir danışmak istediğini söyledi. Okul başkanlığı için adaylar varmış ve oylama yapılacakmış. Kime oy vereceği konusunda kararsızlık yaşıyormuş...
Ben orta üçüncü sınıfta ilk defa başlatılan "sınıf ablası ve ağabeyi" uygulaması karşısında ne kadar heyecanlandığımı hatırlarım. Hatta sınıf ağabeyimiz, yerde bulduğu tığı bana verdiği için onu çok sevmiştim! Böyle şeyler kendini önemli hissetmenin yanı sıra, okulla kaynaşmak açısından da önemli.
Ben bu yazıyı yazdığım gün, okulda oylama olacaktı. Bakalım bizim oğlanın oy vereceği grup kazanacak mı? Kazanamazsa yandık. Galatasaray’daki hüzne kapılabilir. Yaptığı gözlemler sonucunda ne zaman maç izlese Galatasaray’ının gol yediğine, ne zaman izlemeyi bıraksa takımının gol attığına inanıyor. Bu da canını çok sıkıyor.
Haydi çocuklar sinemaya
Çocukların ve çocuk kalmayı başaranların büyük bir heyecanla beklediği Uluslararası İstanbul Çocuk Filmleri Festivali başlıyor. 23 Ekim - 8 Kasım arasında beşinci kez gerçekleştirilecek olan festival, 30’un üzerindeki ülkeden 114’ün üzerindeki filmi, çocuklarla buluşturuyor.
5. Uluslararası İstanbul Çocuk Filmleri Festivali, 23 Ekim’deki açılış galası ile başlayacak. Galada, "Küçük Sinemacılardan Büyük Filmler" yarışmasının dereceye giren filmlerinin sahiplerine ödülleri verilerek, iki hafta boyunca festivalde gösterime girecek dünyanın dört bir yanından gelen filmlerin tanıtımları yapılacak. Pedagoglar tarafından izlenmiş ve onaylanmış 114’ün üzerinde film, iki hafta boyunca 2-15 yaş arası çocuklarla buluşacak.
DÜNYANIN HER YERİNDEN 114 FİLM
Festivale; Litvanya, Fransa, Almanya, ABD, Arjantin, Estonya, Rusya, Ukrayna, İngiltere, Lüksemburg, Fransa, Hindistan, Japonya, Çin, Belçika, Hollanda, İsveç, Danimarka, Kanada, Yunanistan, İspanya, Norveç, İskoçya, Güney Afrika, Suriye, Tunus, Slovakya, Polonya, İsrail, Brezilya, İtalya, Hırvatistan ve Türkiye’nin aralarında bulunduğu 30’dan fazla ülkeden 114’ün üzerinde film katılıyor.
Çocukların, kendi yaşlarına uygun filmleri izlemeleri ve kendi yaş grupları ile birlikte izledikleri filmlerden daha fazla keyif almaları için, festival filmleri 6 farklı yaş kategorisinde gösterilecek: 2-3, 4-5, 6-7, 8-9, 10-11 ve 12 yaş üzeri... Aileler de festival filmlerini çocuklarıyla beraber izleyebilecek ve çocukların hayal dünyalarını beyazperdede görme fırsatı yakalayacak.
Geçen sene olduğu gibi bu yıl da festival coşkusuna Çanakkale Lapseki ve köylerinden gelen çocuklar ortak edilecek. İşte festival programından seçtiğimiz, öne çıkan bazı filmler ve konuları:
á Noel Babanın Devesi 2005 yılı Amerikan yapımı. 6 dakikalık film 3 yaş ve üzeri için öneriliyor. Üç boyutlu animasyon olarak yapılmış. Başrollerinde Noel Baba, geyikleri ve develer olarak bilinecek olan Akhmed, Moshe, Yosh ve Amiri var. Noel Baba, dört güvenilir arkadaşının desteği ile korkunç kum fırtınalarından kurtularak, Ortadoğu’daki çocuklara hediyelerini zamanında götürmeye çalışıyor.
á Kısa Bir Süre Önce 2005 yılı Arjantin yapımı film 82 dakika. 10 yaş ve üzeri için öneriliyor. Türkçe alt yazılı oynayacak. Konusu ise şöyle: Pepe, Arjantin’in Salta bölgesinde yer alan Animana’da yaşayan 2 yaşında bir çocuktur. Anne ve babası kasabalarında iş bulamadığından başkente taşınacaklarını öğrenir. O, yaşadığı yeri, arkadaşlarını, atı Calchaquí’yi, kasabadaki yaşamını gerçekten sevmektedir. Bütün bu sebeplerden dolayı kasabadan vazgeçmekte zorlanır. Ona ihtiyaç duyduğu desteği veren en yakın arkadaşı El Zorro, son günlerini doyasıya yaşamasını sağlar.
á Kartaca Kazazedeleri İlginç bir Tunus filmi. 85 dakika ve Türkçe seslendirmeli. 8 yaş üzeri için. Konusu: 10 yaşında bir çocuk tarafından yönetilen maceracı ruhlu grup üyeleri, zamanı geri çevirerek tılsımlı bir gemiye binerler. Gemiyle yolculuklarında eski bir Akdeniz hikayesinin önemli zamanlarını keşfederler.
á Bao Bao 87 dakikalık Çin yapımı film, 11 yaş üzerine tavsiye ediliyor. 13 yaşındaki Bao Bao ön dişinin büyüklüğü hakkında biraz batıl inançlara sahiptir. Yüzünde mükemmel bir gülümseme olabilmesi için ondan kurtulmaya çalışır. Yolculuğu onu, Shangay’a götürür
á Gülümse Arkadaşım 2007 yapımı sözsüz, 12 dakikalık bir Litvanya filmi. 3 yaş ve üzerine tavsiye ediliyor. Konusu şöyle: Ormanda büyük bir şamata vardır: Kunduzun dişleri çalınmıştır. Dedektif baykuş ve asistanı domuzcuk bu esrarengiz suçu çözmeye çalışmaktadır. Birçok orman sakini olası suçlu konumundadır ama suçlu olanı bulmak hiç de kolay değildir.
á Gülümseyen Köpek 8,5 dakikalık bu Alman filmi sözsüz. Büyüklerin savaşlar yaparak birbirini yok ettiği dünyada, barışı düşünen küçük bir kızın hikayesi 8 yaş ve üzeri için uygun.
á Güzel Oyun 15 dakikalık Alman filmi 8 yaş üzeri için. Türkçe seslendirmeli oynayacak filmin konusu söyle: Kendini Jacqueline-Jasmin olarak adlandıran ve model olmayı hayal eden 12 yaşındaki Maximiliane Pointner için zor zamanlardır. Uluslararası podyumlarda gösterişle yürümek yerine, futbol çılgını ailesinin isteğiyle, yerel bir kız futbol takımına katılır. Kötü oyunuyla, yeni takım arkadaşlarını küme düşürmesi bazı ciddi sorunlar yaratır. Bu yeni tecrübe Maxi’yi gerçeklerle karşılaştırır. Biraz daha olgunlaşır ve hayatın (ve futbolun) ne anlama geldiğini anlar. Artık, kendine 11 arkadaş bulmak zorundadır...
á Paul’un Büyükbabası 20 dakikalık Türkçe seslendirmeli film, 8 yaşındaki Paul’un büyükbaba özlemini anlatmaktadır. Büyükbabası olmamasına rağmen kendine bir büyükbaba yaratır ve onunla beraber tek başınayken cesaret edemeyeceği maceralara atılır. 6 yaş ve üzerine tavsiye ediliyor.
Filmlerin oynayacağı sinemalar
D-Point Cinecity/Etiler0212 352 16 66
Bonus Premium Cinecity Trio/Kozyatağı 0216 315 10 10
Cinecity Olivium/Zeytinburnu 0212 546 96 96
Beykent Üniversitesi. Sanat Merkezi Sinema Salonu / Beylikdüzü 0212 296 50 16
www.iicff.com
Yazının Devamını Oku 
13 Ekim 2007
Bu köşede biz anneler, daha çok birbirimizle ilgilenir durumdayız. Çocuklarımızla ilgili bir şeyler paylaşmaya çalışıyoruz. Arada bir anneanneleri, babaanneleri, dedeleri de karıştırıyoruz ama babaları biraz ihmal ediyoruz sanırım. Türkiye’de yeni bir dergi çıkmaya başladı: Adı Men’s Health. Erkekler için sağlık ve yaşam dergisi olarak özetleyebiliriz. Biz dergi işinde olan insanlar, bu derginin önemini bilir. Ama ben, siz annelere de evlerine bu dergiyi almalarını öneririm. Çünkü yakışıklı erkek resimlerinin yanı sıra, ciddi bilgiler var dergide.
Mesela, çocuk sahibi olduktan sonra hayatımızda ciddi anlamda değişikliğe uğrayan konulardan birisi de uyku. Biz anneler uykusuzluktan yakınırız; koltuklarda sızar kalırız. Ama sabahları dimdik ayaktayızdır. Peki ya babalar? Hemen bilgi vermeye başlayalım: Ortalama bir erkek, ömrünün 25 yılını uyuyarak harcıyor. Ortalama yetişkin bir erkeğin her gün ihtiyacı olan uyku süresi ise 7-8 saat.
Konuya girelim... Bebekleri ağladığında uyanmayan babaların oranı yüzde 66, asla yardım için kalkmayanların oranı ise yüzde 20. İşte olayımız! Evet devam edelim...
Uykusunu almak için erkeklerin yaptıkları: Hafta sonları geç saatlere kadar yatakta kalmak, yani çok uyumak. Oysa kadınlar hafta boyunca erken yatarak bunu hallediyor. Zaten biz anneler için koltukta sızmanın kibarcası bu cümle oluyor sanırım. Ve evet, bu da önemli: Ortalama bir erkek her gün 8.4 saat uyuyor. Eğer erkeğin 5 yaş altında çocukları varsa günde ortalama 7.9, altı ve on yaş arasında çocukları varsa 8, on bir ve on beş yaş arası çocukları varsa 8.1 saat uyuyormuş.
Türkiye’de 35 yaşını aşmış erkeklerin horlama oranı yüzde 35, 60 yaşındakilerde ise yüzde 60.
Demek ki çocuklar büyüdükçe rahatlıyoruz.
Peki, uykusuzluğa ne sebep oluyor dersiniz? Erkekleri geceleri uykusundan eden sorunların başında iş endişesi geliyor. Diğer nedenler ise: Para endişesi, çocukları için endişelenmek, sağlık problemleri ve kişisel ilişkileri için endişelenmek.
Bunlar da ekstralar: Konumuzla hiç alakası yok ama bilginiz olsun dedim! Yazları çıplak uyuyan erkeklerin oranı yüzde 51, kışın yüzde 29. Bir erkeğin akşamları partneri tarafından uyutulmamasındaki temel neden, partnerinin huzursuz olması. Diğer nedenler ise partnerinin horlaması, yorganı kendine çekmesi, çok ateşli ve cezbedici olması.
Yeni yeni yerler anneleri mutlu eder
Özellikle bebeği veya küçük yaşta çocuğu olan annelere haberlerim var. Geçtiğimiz aylarda yeni bir yer açıldı. Burası çocukları ve bebekleri sporla tanıştıran bir yer. My Gym’de, 6 haftalık bebekten 13 yaşına kadar farklı yaş grubundaki çocuklar için hazırlanan fitness programları var. Küçük yaştan itibaren çocuklara, sporu sevdirmeyi ve sporu yaşam biçimi olarak benimsetmeyi hedefliyor. Oyun, jimnastik, kardio, dans, müzik ve kuklalar ile birlikte sporu eğlenceye dönüştüren My Gym ile çocuklar, oyun oynadıklarını düşünürken sporla tanışıp, sporu sevmeye başlıyorlar. Streching, jimnastik ve diğer aktiviteler ile de tüm kas gruplarını ve hareket yeteneklerini geliştiriyorlar. Denge ve esneklik kazanıyorlar. Rekabetin olmadığı bir ortamda birlikte başarmak için tasarlanan programlar, çocukların diğer çocuklarla etkili bir iletişim kurmasını sağlıyor. Doktorlar, çocuk gelişimi ve spor uzmanları ve eğitmenleri ile her yaşa uygun şekilde hazırlanan dersler, güvenli ortamı ve özel ekipmanları sayesinde çocukların güven içerisinde eğitilmesine imk n veriyor. Bilgi için 212 347 65 40’ı arayabilirsiniz.
İkinci yer ise bir çeşit gelişim merkezi sayılabilir. Birkaç senedir ülkemizde de şubeler açan, 1976’da Amerika’da doğan ve bugün 30 ülkede 550’yi aşkın merkeziyle faaliyet gösteren Gymboree Play & Music, Kemerburgaz-Göktürk’te açıldı. 0-5 yaş çocuklarının ebeveynleri ile birlikte kendi yaş grubuna uygun derslere katıldıkları, müzik, resim programları ile anne-çocuk jimnastiği, yoga, kardeşli ailelere çözüm ve doğum günü partileri sunuyor. Burası, çocuğun problem çözme, yaratıcı düşünme, özgüven kazanma ve bağımsız olma becerilerini zenginleştirirken, denge, vücut farkındalığı, dokunma, görüş, dil ve dinleme yeteneklerine de katkıda bulunuyor. Ayrıca, erken sosyalleşme ve güvenli, rekabet içermeyen bir ortamda kaliteli oyun zamanı geçirme fırsatı bulan çocuğun, ebeveyni ile de sevgi dolu, keyifli bir birliktelik paylaşması desteklenmiş oluyor. Daha çok bilgi almak isteyenler için: www.gymboreeturkey.com.
Bebeğim sağ olsun ama nasıl?
Sağlık Bakanlığı, AB desteği ile anne ve yenidoğan bebek ölümlerinin azaltılması amacıyla "Bebeğim Sağ Olsun" kampanyasını başlattı. 3 Ekim’de başlayan ve 1.5 ay sürecek "Bebeğim Sağ Olsun" kampanyasında 15-49 yaş grubu kadınlara, eşlerine, aile ve yakın çevrelerine anne ve yenidoğan ölümlerinin azaltılmasına yönelik farkındalık yaratılması hedefleniyor. 2005 yılı Ulusal Anne Ölümleri Çalışması’ndaki sonuçlara göre; Türkiye’de anne ölüm oranı yüz binde 28,5. Yani her yıl 387 anneyi kaybediyoruz. İşin acı kısmı, bu ölümlerin yüzde 62’si önlenebilir nedenlerden meydana geliyor.
Kampanya kapsamında, Sağlık Bakanlığı’nın özel önem atfettiği İstanbul, İzmir, Ankara, Kayseri, Mersin, Şanlıurfa, Diyarbakır, Siirt, Van, Ağrı, Kars, Artvin, Erzurum, Muş, Elazığ’a gezici araç ile gidilecek.
Zeynep Kamil Hastanesi Kadın Doğum Klinik Şefi Opt. Dr. Sadiye Eren, gebeliği süresince hiç sağlık kontrolüne gitmeyen kadınların yarısının evde doğum yaptığını söylüyor, "Her yıl yaşamını yitiren 387 annenin, 140’ı, anne ve ailenin sorunu fark etmemesi nedeniyle ölüyor" diyor. Ankara Numune Hastanesi Kadın Doğum Klinik Şefi Doç. Dr Ferit Saraçoğlu ise doğum öncesi yeterli bakım alma oranının kentlerde yüzde 56, kırsal kesimde yüzde 25,4 olduğunu söylüyor.
GÜVENLİ ANNELİKYAKLAŞIMI NE DEMEK?
Anne ölümleri Güvenli Annelik Yaklaşımı ile önlenebilir. Güvenli Annelik anne ve bebek ölümlerinin ve komplikasyonlarının azaltılmasına yönelik bütüncül bir yaklaşım. Anneye gebelik öncesi, anne ve bebeğe doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası bakım ve tedavi hizmetlerinin verilmesi; istenmeyen ve yüksek riskli gebeliklerin önlenmesi; gebelik, doğum ve doğum sonrası komplikasyonların tanımlanması, önlenmesi ve yönetimini kapsıyor. Ayrıca, hem anneye manevi destek olmak hem de erkek katılımını sağlamak için babanın bebek bakımında anneye destek olması sağlanıyor.
ANNE VE BEBEK ÖLÜMLERİ HANGİ DURUMDA ÇOĞALIYOR
20 yaş altı, 35 yaş üstü gebelerde
Doğumlar arasındaki süre 2 yılın altında olursa
Doğum sayısının 4’ü aştığı durumlarda
YÜKSEK RİSKALTINDAKİ GEBELER
Yüksek tansiyonu, kalp, şeker, tiroid, kan hastalığı gibi sistemik hastalıkları olanlar
Çoğul gebelikleri, tekrarlayan düşükleri, erken doğumları olanlar
Kan uyuşmazlığı olanlar
Daha önce sakat bebek doğuranlar
Karnında bebeği ölen gebeler
MUTLAKA BAŞVURUN
Normal gebelik takipleri sırasında şişlik, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi, aşırı bulantı, kusma, görme bulanıklığı, karın ağrısı, suyun boşalması, kanama gibi durumlarda derhal bir sağlık kuruluşuna başvurun.
SEZARYENLE DOĞUMDA
AVRUPA’YI ÜÇE KATLIYORUZ
Araştırmalar gebelerin hastaneye gitmemesinin altında sezaryen olma ve kötü muamele korkusunun yattığını göstermekte. Günümüzde doğumların yüzde 48.5’i sezaryenle gerçekleşiyor. Bu gelişmiş ülkelerdeki oranın (yüzde 12-15) çok üzerinde. Dünya Sağlık Örgütü’nün hedefi ise sezaryen oranını yüzde 5-15 arasında tutmak.
SAĞLIKLI GEBELİK İÇİN 4 ADIM
Doğum öncesi kaliteli bakım
Kaliteli gebelik
Kaliteli doğum
Doğum sonrası dönemde kaliteli bakım
Rakamlarla gelen gerçekler
Kampanya için Infakto Research Workshop tarafından bir dizi kamuoyu araştırması yapıldı. Kampanyanın yürütüleceği 15 ilde yapılan araştırmanın örneklemi 15-49 yaş arası 1524 kadını kapsıyor. Görüşmelerin yüzde 66,7’si seçilen illerin il ve ilçe merkezlerindeki mahallelerden oluşan kentsel yerleşimlerde, geri kalan kısmı bu illere bağlı köylerden oluşan kırsal kesimlerde yapılmış:
Kadınların yüzde 8,4’ü çocuk ölümü deneyimi yaşamış. Bu oran Muş’ta yüzde 32, Siirt’te ve Van’da yüzde 25.
Görüşülen 1524 kadından 1084’ü en az bir kere doğum yapmış. Yüzde 20’sinin en son doğum aralıkları iki yıldan az. Bu oran Siirt, Muş, Van ve Şanlıurfa’da yüzde 30’ların üzerinde. Mersin, Ankara, İzmir, İstanbul gibi illerde en son doğum aralığı 2 yıldan az olan kadınların oranının yüzde 10’larda olması gelişmişlik düzeyinin etkisini gösteriyor. Bu oranlar okuma yazma bilmeyenler arasında yüzde 38, ilköğretim mezunlarında yüzde 11, lise mezunlarında ise yüzde 10.
Kırsal kesimlerde ebe ve hemşirelere başvuranlar daha çok (yüzde 31), kentsel alanlarda az (yüzde 17). Yani eğitim düzeyi yükseldikçe ebe veya hemşirelere değil, doktora başvuranların sayısı artıyor.
Çalışmaya katılan kadınların yüzde 35’i devlet hastanesinde, yüzde 17’si ise özel hastanelerde doğum yaptıklarını belirtmişler.
Kırsal kesimlerde evde doğum yaptığını belirtenlerin oranı yüzde 23.
Görüşülen kadınların üçte biri gebelik süresince düzenli sağlık kontrolü yaptırmış. Ancak oranlar şehirlere göre çok değişiyor. İzmir’de üç kadından ikisi gebelik süresince düzenli sağlık kontrolü yaptırırken, bu oran Kars’ta yüzde 3, Şanlıurfa’da yüzde 4 ve Diyarbakır’da yüzde 7.
Düzenli olarak sağlık kontrolüne giden kadınların yüzde 32’si sağlık ocağını, yüzde 27’si devlet ve numune hastanelerini, yüzde 24’ü ise özel hastaneleri tercih ediyor.
Görüşülen kadınların yüzde 25’i AÇSAP merkezlerinden, yüzde 28’i sağlık ocağı görevlilerinden, yüzde 19’u ise devlet hastanelerinden bilgi almışlar.
Görüşülen kişilere göre sağlık kontrolleri sırasında mutlaka yapılması gereken uygulamaların başında bebeğin kalbinin dinlenmesi ve tansiyon kontrolü geliyor.
Katılanların yüzde 70’i gebelerin düzenli aralıklarla bir sağlık görevlisi tarafından kontrol edilmesi gerektiğini düşünmüş.
Yazının Devamını Oku 
6 Ekim 2007
Annelik gerçekten ilginç bir his. Bir taraftan çocuğunuzla birlikte kendinizi de eğitmeye, dizginlemeye, geliştirmeye çalışırken bir yandan da içinizden gelen engelleyemediğiniz dürtülerin kurbanı olabiliyorsunuz. İki tarafın savaşında kim kazanırsa, o yolda gidiyorsunuz. Koskocaman 3 aylık tatil boyunca büyük bir eylemsizlik içinde olan Sinan’ın, kışın Hanya’yı Konya’yı görmesi için sıkı bir program hazırlamaya karar verdim. Sporun yanı sıra müzik, hatta yaratıcı dramayı da devreye sokmaya azmettim. Yakında kendime gelir, bu seçenekleri makul bir hale getiririm.
Okul öncesi yaştaki çocuğunuzla birlikte, onun için yararlı bir takım aktivitelerle zaman geçirmek istiyorsanız, Boyut Yayın Grubu’nun çıkardığı Anaokulu seti yardımcınız olabilir. Çok kolay anlatımlı, her sayıda farklı çıkartmalar ile öğrenmeyi pekiştiren bu program, geleceğini çocukların erken eğitiminde gören dünyanın pek çok ülkesi ile aynı anda Türkiye’de uygulanıyor. 96 dergilik eğitim seti ile çocuğunuzun okuma, yazma, sayma ve mantıksal düşünme yeteneğinin geliştiğini göreceksiniz. Dergileriniz ile birlikte bir Aktivite Gelişim Tablosu’na sahip oluyorsunuz. Çocuğunuzla birlikte hediye çıkartmaları doğru yerlerine yapıştırarak gelişimini bu tablodan izleyebilirsiniz. Bilgi için 0212 444 53 53.
Bir başka ilginç alternatif daha var. O da Pratik Matematik. Nedir bu? İlköğretim öğrencilerine yönelik benzeri olmayan, matematik ve eğlenceyi birleştiren bir aktivite programı. Deneyimli bir ekibin gezici olarak öğrencilere götürdüğü ve öğrencilerin birebir katılımını sağladığı, kısa süreli ve eğlenceli aktiviteler dizisini içeriyor. İlköğretim okullarında da Milli Eğitim Bakanlığı izni ile uygulanıyor. Amacı, matematiği sevdirerek temel eğitimi desteklemek. Matematik derslerinde öğretilen kavramların günlük hayattaki uygulamalarını, grup çalışması ve aktif katılımlarıyla birebir tecrübe etmelerini sağlıyor. Normalde okullara gidilip orada düzenleniyor bu aktivite. Ama bizi ilgilendiren yanı, hafta sonlarında çocuklarımızı bir araya getirerek de yapabilmemiz. Mesela doğum günleri için farklı bir alternatif. 15-20 çocuğun olması yeterli. Bu çocukların oturabileceği masalar olacak. Gerisi ekibe kalmış. Onlar ellerindeki özel setten on matematik oyununu çocuklarla beraber oynuyorlar. Bu oyunlar arasında sayılar, uzay, ölçme, olasılık, mantık, örüntü ve yönerge takibi var. Çocuklar farklı problemler çözerek, örüntüler inceleyerek, geometrik özelliklerin farkına vararak mantık çerçevesinde düşünmeyi öğreniyor ve matematiğe ilgileri artıyor.
Doğrusunu isterseniz bunları bana anlatan Elif Hanım’a dayanamayıp kızlarla erkek çocukların ilgisi arasında fark olup olmadığını sordum. Çünkü erkek çocukların yazmaya üşendiğini, dolayısıyla da matematiği çok daha sevdiğini fark ettim. Ama Elif Hanım, oyun bazlı bu sistemde hiç fark etmediğini, iki cinsin de aynı şekilde ilgilendiğini söyledi. Eğer ilginizi çektiyse 0212 325 79 10’u arayabilir, www.pratikmatematik.com’u inceleyebilirsiniz.
Ona nasıl anlatacaksınız
ÖZÜRLÜ BİRİYLE KARŞILAŞMA
Çocuğunuz gözlük takan bir arkadaşıyla, yolda gördüğü tek bacaklı bir adamla, çok şişman olan arkadaşının annesiyle, cüce biriyle karşılaştığında gaf üstüne gaf yaparak sizi utandırıyor ve karşısındaki kişiyi yaralıyor. Peki çocuğunuzun aslında desteklenmesi gereken bu doğallığını öldürmeden nasıl tepki vermelisiniz?
3-4 yaş arasında, çocuğun dil becerisi ve kişilik yapısının da gelişmesiyle çocuk, sosyalleşmeye ve sosyal ortamda kendini daha çok ifade etmeye başlar. Yaşlılar, özürlüler, kısa boylular, uzun boylular, şişmanlar, çirkinler... Bunları hiç çekinmeden de belirtir, bu her ne kadar anne-baba olarak sizi utandırsa da çok normaldir, üstelik doğal ve meraklı olması için de gereklidir.
Çocuğunuzun size yaşattığı utanç duygusunu ve onun eğitiminde neyi eksik bıraktığınız ile ilgili düşüncelerinizi bir kenara bırakarak, toplum kurallarını hemen tanıyamayacağını, tecrübeyle, sizin vereceğiniz örneklerle, yapacağınız duygusal paylaşımlarla gelişeceğini kabullenmelisiniz. Bunun için üzerinde durulması gereken ise, "ne biçim konuşuyorsun, çok ayıp" diyerek susturmak yerine, zaman içerisinde farkındalığını kaybettirmeden, duyarlı çocuklar haline getirmek olmalıdır. Çocuğunuzu ayıplarla, günahlarla, başkası nasıl ve ne düşünür şeklindeki yüklerle doldurmak; hayret etme yeteneğini ve muhteşem doğallığını zedeler.
á Neler söyleyeceksiniz: 3-7 yaş arasında, çocuk, kendinden farklı biriyle karşılaştığında ve gaf yaptığında; özür diletme çabanızın sebebini anlamaz, direnir. Böyle bir durumda sizin karşı taraftan özür dilemeniz ve yalnız kalabileceğiniz sakin bir ortam yaratmanız yerinde olacaktır. Uygun bir zamanda olayın üzerinde durup; herkesin farklı olduğunu, herkesin kendine ait özellikleri olduğunu açıklamalısınız. Ona (kitaplardan, televizyondan sarışın/esmer, uzun/kısa, zayıf/şişman, beyaz/zenci, sokakta özürlüler gibi...) değişik fizikte insanlar olabileceğini, değişik isim veya soy isimlerin olabileceğini anlatın. Kendini alay ettiği veya alay amacıyla olmasa bile gaf yaptığı kişinin yerine koyarak empatik düşünmesini sağlayabilirsiniz.
AİLEDE EKONOMİK KRİZ
Herkes çok geniş olmasa da alışmış olduğu imkanlar dahilinde çocuğunu yetiştirmek ister. Ne var ki işler her zaman yolunda gitmeyebilir. Dönem dönem aileler maddi açıdan sıkıntıya girebilir. Yapılması gereken değişiklikler, uygulanacak tutumluluklar doğal olarak çocukları da etkiler. Bu durumu ondan saklamak tabii ki mümkün değil, doğru da olmaz. Çünkü çocuğunuz sizin ortamınıza alışmalı, sizin şartlarınıza uyum göstermelidir.
Dört-beş yaşından önce para mevhumunu anlamaması normaldir. "Param yok," dediğinizde, "Bankadan alalım," ya da "Bende var, kumbaramdan getireyim," gibi cevaplar verebilir. Para kavramını bilse de miktarını, neye ne kadar gerektiğini bilemez. Onun için bir para da aynı şeydir bin para da...
á Neler seyleyeceksiniz: Durumu en acı şekilde ona anlatmanıza gerek yok. Özet bir şekilde biraz sıkıntıda olduğunuzu ona söyleyebilirsiniz. Bir daha asla lunaparka gidemeyeceğinizi değil ama her hafta yeni bir oyuncak alamayacağınızı ya da haftada 2-3 gün sokakta yemek yiyemeyeceğinizi söyleyebilirsiniz. Özetle sık yapmış olmaya alıştığı her ne ise onu eski sıklıkta yapamayacağınızı... Ona yavaş yavaş ve aşama aşama durumu anlatmak daha uygun olur. Onu korumak amacıyla hiçbir şey yokmuş gibi davranamazsınız. Zaten bir şekilde sıkıntılı olduğunuzu anlayacaktır. Konuşmazsanız sıkıntınızın sebebinin kendisi olduğunu bile düşünebilir. Bu sıkışıklık babanın durumundan kaynaklanıyor olsa da bunu çocuğa söylemeyin ki babasına tavır almasın.
Ona her şeyi alternatifli sunmanız çok önemli: "Bu yaz tatile Bodrum’a gidemeyeceğiz ama anneannenlerin yazlığına gidebiliriz," ya da "sana bu yaz bisiklet alamayacağız ama yeni bir futbol topu alabiliriz," gibi...
VE ÖLÜM...
Bir çocuğunu ölümü algılaması yaşına çok bağlı olduğundan ölümle ilgili soruları ya da tanıdığı birisinin ölümünü ona yaşına göre anlatmanız gerekir. 2-3 yaşlarında bir çocuk artık bu kelimeyi duymaya başladığından oyunlarında da kullanabilir. Ama ölümü hareketsiz kalmak olarak algılar. Üç yaşından sonra ölümün bir çeşit son olduğunu algılamaya başlasa da kendisine çok uzak görür. 5 yaşlarından itibaren ölümün geri dönülmez bir durum olduğunu, ölenin geri gelmeyeceğini anlamaya başlar. Hangi yaşta olursa olsun daha uzak bir yakınını kaybeden çocuk anne ve babasının da ölebileceğini düşünerek korkar. Danışabileceğiniz bir pedagog varsa ondan da size yardımcı olmasını isteyebilirsiniz. Çocuğunuzu tanıdığı için ona uygun bir yol bulmanıza yardımcı olabilir.
á Neler söyleyeceksiniz: Öncelikle bu konuda konuşmaktan rahatsız olmayın. Ama sorularına çok uzun ve detaylı cevaplar vermekten de kaçının. Sizin ne zaman öleceğiniz gibi sorulara doğru cevap verin: Bunu hiçbirimiz bilemeyiz! Ama şu anda bunun biraz uzak bir ihtimal olduğunu, bu hayatta yapacak pek çok işiniz olduğunu da tatlı bir şekilde ona söyleyebilirsiniz.
Tanıdığı bir yakınınız ölmüşse ve bunu ona da söylemek durumunda iseniz sakin bir ortamı tercih etmelisiniz. Eğer hasta ve ölümü beklenen bir kişi varsa bunun için olayın gerçekleşmesini beklemenize gerek yok. Daha önce de söyleyebilirsiniz. Onun yanına oturup bakışlarınızı kenetleyin. Ona her kimse, o kişinin öldüğünü, artık bizim yanımızda olmayacağını söyleyin. Gökyüzüne, yıldızlara gidiyor gibi gereksiz benzetmeler kullanmayın. Kullanacağınız kelimelerde çocuğun o kişinin geri dönmesini bekleyecek bir durum yaratmayın. Aynı şekilde, çocuğun imrenmesine ya da karşılık beklemesine de sebep olmayın. O yüzden onlar bizi yukarıdan görüyor gibi benzetmeler de doğru olmaz. İlerki dönemlerde çocukta içe kapanma, kabus ya da yatağa işeme gibi belirtiler görürseniz mutlaka bir doktorla iletişime girmelisiniz. Bu durumda çocuğunuzla ölen kişinin hatıraları hakkında konuşabilirsiniz. Böylece onun size içindeki sıkıntıyı açmasını sağlayabilirsiniz. Ölen kişinin yakınlığına göre kelimelerinize dikkat etmenizi öneririz. Örneğin anne veya baba kaybı söz konusu olduğunda çocuk için çok daha ağır bir durum olduğundan daha dikkatli olmalısınız.
Çocuğunuza bazı şeyleri nasıl anlatacağınızı bilemezsiniz: Bir ayrılığı, ya da sokakta karşılaştığı özürlü birini... Ama bunları yok sayıp geçiştirmek, çocuğunuz için daha tehlikeli. Önemli olan ona nasıl anlatacağınızı bilmek...
AYRILIK VE BOŞANMA
Boşanma tabii ki istenilmeyen bir durum. Fakat bazen kaçınılmaz oluyor. Öncelikle söylemek gerekir ki, bir çocuğun annesiyle babasının ayrılmasını kabullenebileceği ideal bir yaş yoktur; alışmış olduğu düzenden ayrılmak bile yeterince yıpratıcıdır. Çocuğunuza yalan söylememeniz gerekir. Evden ayrılan babasını "baban seyahate gitti, yakında gelecek" diye tanımlamak doğru olmaz. Yalan söylememenin yanı sıra çok uzun açıklamalar getirmek de doğru olmaz. Kısa açıklamalar en iyisi: "Şu aralar babanla bazı sorunlarımız var. Başka bir evde yaşıyor şimdi. Yakında beraberce oturup karar vereceğiz. Bunu seninle de konuşacağız," gibi. Bazen çocuğunuzu bir arkadaş, bir dert ortağı gibi görebilirsiniz. Sıkıntınızı, üzüntünüzü onunla paylaşmak isteyebilirsiniz. Ama bu onun kaldırabileceği bir ortaklık olmaz. Ona bu konudaki sıkıntılarınızı anlatmamalı, içinizi dökmemelisiniz. Çünkü bu sorumluluğu henüz kaldıramaz.
Ona boşanma kararını açıklayacağınız gerçek zaman oldukça ağır olacaktır. Ama inanın, boşanmak ne demek bilmese bile aranızdaki sorunların, bazı şeylerin yolunda gitmediğinin o da farkındadır. Zaten olmasını da sağlamalısınız. Her şey tozpembeyken birden onunla konuşmanız, onu epey sarsar... Bu durumu kararın kesinleştiği hatta işlemlerin başladığı zaman ona açıklayın. Düşünme aşaması bitmiş olsun yani. Ama bu arada bu durumu başkalarından duymamasına dikkat edin. Mümkünse anne baba beraber konuşmalı. Eşinizle aranızdaki bütün gerginliği bir kenara bırakıp sakin sakin onunla konuşmak gerçekten önemli. Bir psikologdan yardım almanız da son derece akıllıca olur
Neler söyleyeceksiniz: Artık karı koca olarak birbirinizi sevmediğinizi, beraber yaşayamayacağınızı, kavga ederek hiçbirinizin mutlu olamayacağını söyleyebilirsiniz. Artık iki evi olacağını, ikisinde de bir odası, oyuncakları, bir hayatı olacağını, iki evde de önemli bir yeri olacağını açıklayabilirsiniz. Ve her ne olursa olsun onu hálá çok sevdiğinizi, bu ayrılığın ona olan sevginizde ve bağınızda hiçbir değişiklik yaratmayacağını, her zaman annesi ve babası olarak kalacağınızı anlatın. Bir önemli nokta da bu boşanmada onun hiçbir suçunun olmadığını bilmesi olacaktır. Sorunların tamamen sizinle alakası olduğunu, onun hiçbir hatası olmadığını belirtmeniz çok doğru bir davranış olur.
Yazının Devamını Oku 
29 Eylül 2007
Güneşli günler bitip de havalar kararmaya başlayınca, anneler çocuklarıyla birlikte hafta sonlarını nasıl değerlendirecekleri konusunda karamsarlığa kapılır. Ben şimdi sizin iki hafta sonunuzu kurtaracağım: Birincisi iki yılda bir, Koç Holding sponsorluğunda, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 10. Uluslararası İstanbul Bienali. 4 Kasım’a kadar gezebileceğiniz bienal mekanlarında, çocuklarınız gerçekten ilginç görüntülere tanık olacak. Bu yıl bienalin kavramsal çerçevesi "İmkánsız değil, Üstelik Gerekli: Küresel Savaş Çağında İyimserlik". 110 uluslararası sanatçı ve sanatçı grubunun projeleri sergilenecek.
Çocuklarınız için ilginç olan, İKSV ve Pace Sanat Merkezi’nin gerçekleştirdiği çocuk eğitim programları. Bu program, 6-14 yaş grubundaki çocukları müze ve galeri kültürü ile tanıştırmak, sanata ve özellikle çağdaş sanata olan ilgiyi artırmak, temel sanat terimleri ve kavramları ile tanıştırmak amacıyla düzenleniyor. Yedi hafta boyunca haftada iki gün, 3 farklı yaş aralığındaki 20’şer kişilik gruplar, eğitmenlerle birlikte İstanbul Bienali sergilerini gezecek. Bunun için randevu almanız çok iyi olur. Hatta kendi grubunuzu bile oluşturabilirsiniz.
Ve ikincisi... Bu daha küçük çocuklar için de uygun üstelik. Sütaş, ana sponsoru olduğu dünyanın en büyük açık hava sanat etkinliği CowParade İstanbul devam ederken, küçüklere yönelik Baby CowParade projesini çocuklarla buluşturuyor. Baby CowParade etkinliği, 28 Eylül -28 Ekim tarihleri arasında Kanyon Alışveriş Merkezi’nde düzenliyor. İstanbul’da 40 anaokulunda gerçekleştirilecek etkinlikler kapsamında, yüzlerce çocuk hayalindeki ineği kartonlar üzerinde şekillendirecek. Uzman pedagogların önerileriyle belirlenen doğa, mevsimler, renkler ve şekiller temaları çerçevesinde hazırlanacak çalışmalardan seçilenler, ünlü tasarımcılar tarafından çocuklarla birlikte Baby CowParade Atölyesi’nde uygulanacak. Çocuklar 14 buzağıyı sanatçılarla birlikte boyayacak, şekillendirecek ve yeteneklerini sergileyecek. Atölye çalışmalarında, çocuklara Hafize Uncuoğlu, Ayça Akad, Alev Gözonar, İsmail Acar ve Ertuğrul Ateş’in de aralarında olduğu 14 sanatçı eşlik edecek. Çocukların renklendirdiği buzağılar, 15 Kasım’a kadar Kanyon Alışveriş Merkezi’nde Baby CowParade sergisinde ziyaretçilerle buluşacak.
Emzirmekten korkmayın
Anne sütü ilk aylarda bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılayacak bir bileşim. Anne sütü ile beslenen bebeklerin, belli bir süre ek gıdalara ve suya ihtiyacı olmuyor. Emzirme ne kadar uzun ise anne sütünün bebek ve anne için faydaları da o kadar fazla oluyor ve o kadar uzun sürüyor. Gereksiz yere ek gıdalara geçiş, hem süt yapımının azalmasına, hem de bebeğin mamalara alışarak anne sütünü reddetmesine, dolayısıyla anne sütünden daha az faydalanmasına sebep oluyor. Geçtiğimiz hafta başında Dünya Emzirme Haftası başladı. Bunu fırsat bilerek emzirme ile ilgili önemli detayları hatırlatan bir yazı derlemek istedik.
Emzirmenin bebeğe faydaları
Meme emmek, bebeğin duygusal bir ihtiyacını karşılar: Bebekler dokunulmaktan ve kucaklanmaktan hoşlanırlar.
Meme kanserinin, bebekliklerinde kısa bir süre de olsa anne sütü almış kız çocuklarında görülme olasılığı yüzde 25 daha düşük.
Anne sütü alan bebeklerin ortalama IQ değerleri daha yüksek bulunmuş.
Nispeten kıvamlı ve yapışkan olan ilk dışkı, annenin ilk sütü olan kolostrumun, bebeğin sindirim sistemi üzerindeki etkileri sayesinde kolaylıkla, hiç zorlanmadan çıkarılır.
Anne sütünde bulunan maddeler, bebeğin enfeksiyonlara karşı daha etkili korunmasına yardımcı olur ve bebeğin kendi bağışıklık sisteminin gelişimini hızlandırır.
Mamadan daha kolay hazmedilir ve içeriği daha çok kana geçer: Anne sütü içerdiği bazı enzimlerle bebeğin bu sütü daha kolay hazmetmesini sağlar.
Emzirilen bebeklerde kasık fıtığı ortaya çıkma riski, nispeten daha düşük.
Bebekler daha iyi bir sosyal gelişim gösterir: 1 yaşını doldurmuş bebekler arasında, mamayla beslenenler ve anne sütü ile beslenenler karşılaştırıldığında, anne sütü ile beslenenlerde motor ve sosyal gelişimin belirgin olarak daha fazla olduğu bulunmuş.
Emzirme, bebeklerin göz-el koordinasyonunun oluşumuna yardımcı olur.
Anne sütü ile beslenen bebeklerde diş çürükleri daha az olur.
Görme kusurları daha az sıklıkta ortaya çıkar; çünkü anne sütü önemli bir A vitamini kaynağı.
Egzama daha az görülür: Anne sütü ile beslenme alerjiye karşı korur ve bu koruyucu etki erişkinlik dönemine kadar sürer. Altı ay ve daha fazla anne sütü almış bebeklerde egzamaya olan koruyucu etki daha yüksek.
Reflü (mideden yemek borusuna gıda kaçağı) ve buna bağlı kusmaya daha az rastlanır.
Anne sütü bebek için doğal bir sakinleştiricidir.
Mamayla beslenen bebeklerde ileride obezite ortaya çıkma riski daha yüksek.
Aşıların etkinliği artar.
Anne sütündeki yağ, karbonhidrat ve proteinler bebek için ideal bir bileşimdedir: Miktarlar bebeğin ihtiyaçlarına göre sürekli olarak değişir.
Anne sütü doğal bir ağrı kesicidir: İçinde endorfin adı verilen maddeler bulunur. Sakinleştirici etkileri yanında ağrı dindirici özelliklere de sahiptirler. Aşı sonrası bebeğinizi hemen emzirirseniz, ağrısını çoğu durumda unutacaktır.
Hastalanmış bir bebek için en ideal besindir: İçinde bebeğin gelişmesi için gerekli olan bütün enzim ve mineraller bulunur.
Emzirilen bebeklerin diş ve çeneleri daha iyi gelişir.
Anne sütüyle beslenen bebekler daha kolay konuşur.
İleride ortaya çıkması muhtemel kolit hastalığına karşı koruyucudur.
Ayrıca, bebeği hemofilus influenza B bakterisiyle oluşan enfeksiyonlardan korur. Bir nevi antibiyotiktir yani.
Ergen çocuklarda ortaya çıkan romatizmal hastalıklara karşı koruyucudur: Anne sütü ile beslenmiş olmak, bu riski yüzde 40 oranında azaltır. Anne sütüyle beslenenlerde hodgkin hastalığı ve bazı çocukluk çağı lenf kanseri yakalanma riski de daha düşük.
Bakterilerle oluşan menenjit (beyin zarı iltihaplanması) hastalığına karşı bağışıklık sağlar. Ayrıca solunum yolu, idrar yolu ve orta kulak enfeksiyonlarından ve astım hastalığından ileriki yaşlara kadar korur.
Emzirmenin anneye faydaları
á Anne ile bebek arasındaki bağı güçlendirir. İçgüdüsel annelik davranışlarını yönlendirir.
á Emziren annelerin kendilerine güvenleri ve annelikten aldıkları haz daha fazladır.
á Annenin rahminin eski haline dönmesini hızlandırır. Emzirmeyen kadınlarda rahim emziren kadınlara göre orijinal boyutlarına daha zor geri döner.
á Doğum sonrası kanama riski, emziren annelerde önemli ölçüde azalır. Emzirme esnasında salgılanan oksitosin hormonu, rahmin etkili bir şekilde kasılmasını sağlar. Kasılmalar, doğum sonrasında rahim içinde açıkta kalan kan damarlarının uçlarının büzülmesini sağlar. Böylece kasılmalar ne kadar etkili olursa, doğum sonrası kanama da o ölçüde azalır. Doğum sonrası emzirmeyen annelerde kanamayı azaltmak için sentetik oksitosin veya rahim kasılmaya sevk eden diğer bazı ilaçları kullanmak gerekebilir.
á Emziren anneler, doğum sonrası daha kolay kilo verirler. Emzirme eylemi annenin günlük enerji gereksinimini yaklaşık 500 kalori artırır. Bu arada deli gibi susarsınız. Zaten su süt üretimi için en gerekli olan şeydir.
á Doğal bir hamilelikten korunma yöntemidir. Ancak ilk dört aydan sonra hálá adet görmediyseniz, bebeğinizi emzirmeye devam etseniz bile mutlaka bir korunma yöntemi kullanmalısınız. Özellikle gece emzirme alışkanlığı olan kadınlarda doğum sonrası ilk ádet gecikebilir.
á Anne için doğal bir sakinleştiricidir.
á Emziren annelerde demir eksikliği anemisi ortaya çıkma riski azalır.
á Şeker hastası olan annenin günlük ensülin ihtiyacını azaltır.
á Annenin ileride yumurtalık kanserine ve meme kanserine yakalanma riskini azaltır.
á Anneyi ileride ortaya çıkacak kemik erimesinden (osteoporoz) korur.
NASIL EMZİRECEKSİNİZ?
á Bebeğinizin dudak kenarına meme başınızı yaklaştırarak bebeğinizin emme refleksinin devreye girmesini sağlayın.
á Bebeğinizin ağzını iyice açmasını ve daha sonra meme başınızı iyice almasını bekleyin.
á Sütünüzü en etkili şekilde emebilmesi için meme başınızın tümünü ağzının içine almalıdır.
á Emmeye devam ettiği sürece elinizle başını alttan desteklemeye devam edin.
EMZİRMEDENÖNCE MEME MASAJI
á Avuç içlerinizle memenizi alttan ve üstten kavrayın. Ellerinizi memenizin göğüs kafesinize en yakın noktasından başlayarak, meme başına doğru yavaş yavaş baskı uygulayarak ilerletin.
á Avuç içleri yine alttan ve üstten memeyi kavramış durumdayken, memenizi hafifçe alta üste birkaç kez hareket ettirin.
á Parmak uçlarınızı kullanarak, dairesel hareketlerle memenizin çeşitli bölgelerini meme tabanından meme başına doğru masaj yaparak tarayın.
EMZİRME ESNASINDA MEME MASAJI
Masaj uygularken ellerinizi meme başınıza fazla yaklaştırmamalısınız; zira bu bebeğinizin memenizi doğru bir şekilde almasına engel olabilir. Bebeğiniz memeyi uygun bir şekilde aldıktan sonra, emmeye ara verdiği zamanları iyi gözlemleyin. Bebeğiniz emmesine ara verdiğinde, parmak uçlarınızı kullanarak, memenizin üst dış kadranında yer alan bölgeye masaj yapın. Bu esnada sütünüzün kanallardan bebeğinizin ağzının içine dolmasıyla bebeğinizin tekrar emmeye başladığını fark edebilirsiniz. Bebeğiniz emip, yeniden ara verdiğinde, bu kez de memenin diğer bir kadranına aynı işlemi uygulayın. Böylece her ara vermede memenin tüm kadranlarında yer alan süt kanallarına masaj yapmış olacaksınız.
Yazının Devamını Oku 
22 Eylül 2007
Geçenlerde aklıma, hamileyken sıkıntıdan Sinan’a hazırladığım albüm kitap geldi. Benim ve eşimin çocukluğundan başlayarak fotoğraflardan kronolojik bir albüm yapmış, altına da yazılarla kitabı süslemiştim. Ailelerimiz, arkadaşlarımız, mesleklerimiz, sevdiğimiz pek çok şey bir şekilde içine girmişti.
O zamanlarda bu müthiş bir fikirdi tabii. Ama artık daha güzeli var. Dijital ortamda hazırlayabileceğiniz, nefis bir fotokitap. Evinizde, bilgisayarınızın başında kendi fotoğraf kitabınızı yapabileceksiniz. Bunun için önce fotokitap programı, en yakın fotokitap bayiliğinden alınacak bir program CD’si yardımıyla ya da www.fotokitap.com.tr adresinden bilgisayara ücretsiz olarak yükleniyor. Sonra, dijital ortamda çekilerek bilgisayara aktarılmış her türlü fotoğraf, tamamen isteğe göre arka planları, efektleri, şablonları kullanarak sıralanıyor, yerleştiriliyor, yazılarla süsleniyor... Programda hazır olan şablon, fon ve renkleri kullanabileceğiniz gibi internetten alabileceğiniz ya da elinizde bulunan her türlü vinyet ya da resimle sayfanın süslemesini yapabiliyorsunuz. Mesela resmi 360 derece döndürebiliyor ya da siyah beyaz ve antik tonlara çevirebiliyorsunuz. Resimlerden detay alıp onu büyültebiliyor hatta fon olarak kullanabiliyorsunuz. Anlayacağınız tasarım olarak pek çok şey deneme ve bulma fırsatınız var. Veee istediğiniz gibi bir anı kitabını bilgisayarda oluşturuyorsunuz. Düzenlenen foto kitabı, program menüsünün yönlendirdiği şekilde bir CD’ye kaydediyorsunuz. CD’yi internet adresinden öğreneceğiniz en yakın foto kitap bayiine teslim ettikten sonra, hazırladığınız foto kitap 4 gün içinde elinizde oluyor. Üç boy tercihiniz var. Sayfa sayısı da 28, 36 veya 44. Kalın ve son derece kaliteli bir cilt kapağı var. Fiyatlar da 34.90-52.90 arasında değişiyor. Şu ana kadar en çok aşkla ilgili kitaplar yapılmış. Ama biz annelerin hemen bunu bastıracağına inanıyorum.
Evet, bu bana çok eğlenceli geldiği için sizlerle paylaşmak istedim.
Bu arada pazartesi okula başladık. Son derece memnunum. İnanın oğlum da memnun. Artık o kadar sıkılmıştı ki! Sanırım 3 ay tatil çok uzun. Bence bu süreyi azaltıp kışın bir hafta daha tatil açmak lazım. Evet ya, bu fikir üzerine gitsek mi acaba biz anneler... Bir iki hafta önce açılsın okullar ama kışın ara tatiller olsun.
Bebek bezi kullanımoranı yüzde 44
Neyse, beni okuyan anneler arasında çocuğu daha okulda olmayanları, fazla okul muhabbetiyle sıkmayalım. Hemen onlara da bir haber verelim: Yeni bir bebek bezi çıktıııııı... Daha çok gıda sektöründen tanıdığımız Ülker, Baby Star markalı bebek bezi ile kişisel bakım sektörüne girdi. Bunun için Baby Ülker. 25 milyon dolarlık yatırımla üstün teknolojili üretim merkezi kurdu. Ve burada gerçekten annelerin dikkatini çekecek kalitede bebek bezi üretimine başladı. Marka, aynı zamanda, Çocuk Esirgeme Kurumu’na da 1 yıl içinde 1 milyon bebek bezi de bağışlayacak.
Size biraz ilginç bilgiler de vereyim mi yeri gelmişken: Türkiye’de 4 milyon bebek var ve her yıl ortalama bir milyon daha doğuyor. Ortalama günlük bebek bezi kullanımı 4. Tabii ki bebeğin yaşı küçükken daha fazla. Büyüdükçe sayı düşüyor. Bebek bezini ilk bulan İsveçli bir kadın. Banyo perdesinden yapmış. Ama 1800’lü yıllarda keten ve pamuklu bezin çengelli iğne ile tutturulup kullanılması yöntemine başlanmış. Şimdi kullandığımız bezlerin ana maddesi olan selüloza 1960’larda geçilmiş. 1980’lerde iyice gelişen, genişleyen bir sektör haline gelmiş.
Ne var ki yurdumuzda bebek bez kullanım oranı yüzde 44. En üst sırada Marmara Bölgesi var. Yani memleketimizde doğan bebeklerin ve annelerinin yarısı bu rahatlığa henüz erişemiyor.
Evet, umarız daha fazla anne, yaşadığı günlerin keyfini çıkaracak imkanlara ulaşır.
Bebeğiniz hırçınlaştığında
Hepimiz çocukların iki yaşında sıkı bir kriz dönemine girdiğini biliyoruz. Anneliğin ilk sürprizlerinden biri bu. Ama bazen bir yaş civarında da hırçınlaşabiliyorlar. Tekme atıp vurmaya çalışıyor, hatta bazenel bile kaldırıyorlar. Bu durumda size düşen iş, onu sakinleştirmek.
Aslında, 1 yaşındaki çocukların etrafındakilere tekme atması, ısırması ve vurması gelişimlerinin normal ilerlediğinin bir göstergesi. Çocuğunuzun gösterdiği bu sinirli davranışların nedenlerini anlamalı ve ona anlayışla yaklaşmalısınız. Hırçın davranışlarını engelleyebilmek için öncelikle bu davranışların temel nedenini anlamanız gerekir. İşte çocuğunuzun sinirli davranışlarının olası sebepleri:
Konuşamaz: Bu yaşlardaki çocuklar için duygularını ifade etmek oldukça zordur. Çünkü ne istediğini bir türlü söyleyemez ve ne düşündüğünü sizin anlamanızı bekler. Özgürlüğüne kavuşmak ve karşılaşacağı engellerle baş edebilmek için önüne ne gelirse ısırır ve tekmeler.
Kendisini savunur: Bazen yaptığı hareketlerde haklı olabilir. Başka bir çocuk, biberonunu almıştır ya da saçını çekmiştir. Böyle bir durumda karşısındakine vurmaması, mükemmel bir oto kontrol gerektirir. Ama bu yaşlarda çocukların oto kontrol sistemi fazla gelişmediğinden, bu davranışı normal karşılanabilir.
Her şeyi ağzına götürür: Bir yaşındaki çocuklar, ellerine geçen her şeyi ağızlarına götürerek keşfetmeye çalışırlar. Buna arkadaşlarının kolları da dahildir. Bunun sebebi genellikle duyusal keşiflerde bulunmaktır.
Etki-tepki denemesi yapar: Özellikle yeni yürümeye başlayan çocuklar için, dokunulduğunda ses çıkaran oyuncaklar üretilir. Bu yaştaki çocuklar hangi davranışlarının ne gibi sonuçlar doğuracağını bu yolla öğrenirler. Oyuncağı salladıkları zaman ses çıkaracağını anlarlar. Böylece "Arkadaşımı ısırdığım zaman ne olacak" diye düşünmeye başlarlar.
Derinlik kavramı yoktur: Yeni yürümeye başlayan çocukların (yer, yön, derinlik) kavrayışları gelişmemiştir. Bu yüzden çoğu kez bir odanın en uç köşesinde oturduklarını görebilirsiniz. Aynı sebepten dolayı, bazen de arkadaşlarının çok yakınında oturabilirler. Bu yakınlık zaman zaman şiddete yol açabilir ve refleks olarak onlara vurabilirler.
Tahammül edemez: Bu yaşlardaki çocuklar tahammülsüzdür. Acıktığında, yorulduğunda ya da canı sıkıldığında, aniden sert tepkiler vermeleri normaldir.
Bunları yapmayın!
Birisini ısırdığında vereceğiniz ceza, sevmediği veya acı yiyecekler yedirmek olmasın. Bu onu çok korkutur.
Çocuğunuza "Nasıl hissettirdiğini anlasın" diye düşünerek ona vurmaya ya da onu ısırmaya kalkmayın. Aksi takdirde ona zarar vermek istediğinizi düşünür.
Karşılık vermesine izin vermeyin. ’Kurban’a, ’suçlu’ olana vurmasını söylemek, hırçın davranışları desteklemek olacaktır.
Bakıcıların aşırı tepki vermesine engel olun. Eğer çocuğunuz kreşteki öğretmenlerini veya arkadaşlarını tekmeler ya da ısırırsa, onu eve yollamamalılar. Bunun yerine oynanan oyunlara bir süreliğine katılmasını engellemek uygun bir ceza olur.
DURDURMAK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ
Hayır deyin: Çocuğunuz birisine zarar verdiğinde, o anda tepki verin. Kısa ve anlaşılır kelimeler seçin ve yüksek sesle söyleyin. Ciddi bir tonla, "Hayır!", "Vurma!", "Isırmak yok!", "Canını acıtma!" diyebilirsiniz. Sonrasında, başka bir şeyle uğraşmasını sağlayın.
Saldırılardan karlı çıkmasın: Eğer agresif davranışları sonucunda istediği şeyi elde ederse, bunu yapmaya devam edecektir.
Haklının tarafında olun: Çocuğunuz suçluysa onun tarafını tutmayın. Ama, ona suçunu açıklarken hoşgörülü davranın ve böyle davranarak dikkat çekemeyeceğini öğretin.
İyi davranışlarını ödüllendirin: Kavga etmediği zaman, ona sakin davranışlarını çok beğendiğinizi, onu takdir ettiğinizi söyleyin ve ödüllendirin.
Onu gölgede bırakın: Günün her anını çocuğunuzla oynayarak geçirmek istemeyebilirsiniz. Ama bu yaşlar, çocuğunuzdan bir adım önde olmanız, birkaç saniye sonra ne yapabileceğini tahmin etmeniz gereken yaşlardır. Yaralanmalara yol açabilecek oyuncaklarla oynamasını engelleyerek işe başlayabilirsiniz.
Dikkatini başka yere çekin: Hayal kırıklığını biraz olsun yatıştırabilmek için, çocuğunuzla oyunlar oynayın. En sevdiği oyuncakları alın ve onunla birlikte vakit geçirin.
Nefes almalarını sağlayın: Aynı yaştaki çocuklar uzun süre aynı yerde birlikte kalırlarsa, kısa bir süre sonra birbirlerine saldırmaları kaçınılmazdır.
Bir öğrenci de siz sevindirin
Kipa mağazalarından satın alınıp ihtiyacı olan öğrencilere bağışlanacak olan her bir okul çantası için bir tane de Kipa ve Unilever bağışlıyor. Okul malzemeleriyle dolu çantalar, Kipa mağazalarında toplanıyor ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca belirlenen okullarda okuyan öğrencilere ulaştırılıyor. Kipa’nın Türkiye’deki tüm mağazalarında, 23 Eylül’e kadar gerçekleşecek olan kampanya, Milli Eğitim Bakanlığı’nın "Eğitime Yüzde 100 Destek" projesi altında uygulanıyor.
Müşteriler, satın alacakları bu özel bağış çantaları için kampanyaya katılım sertifikası da alıyor. Kampanya sonunda, 5 bin öğrencinin okul gereksinimleri karşılanmış olacak.
Okul çantalarının fiyatı 15.90 YTL. İçlerinde 6’lı kurşun kalem, silgi, kalemtıraş, yapıştırıcı, 2 tane şeffaf kırtasiye bandı, 4’lü kırmızı kalem, 12’li pastel boya, karton kutu, 8’li sulu boya, 12’li kuru boya, çocuk makası ve 5 tane defter var. Ayrıca Unilever tarafından çocukların kişisel temizlik alışkanlıklarına katkıda bulunmak amacıyla diş macunu, diş fırçası ve sabun konmuş.
Yazının Devamını Oku 