Kanat Atkaya

M.K. labirentte kaybolurken

24 Ekim 2013
AİLE ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın televizyon kanallarında yayınlanan bir kamu spotu var.

Karanlık bir gökyüzünün altında, hapsolduğu labirentte yolunu bulmaya çalışan bir kız çocuğu...
Fiziksel engelli bir genç, kucağında bebeğiyle bir kadın, yaşlı bir teyze de umutsuzca çıkış yolu arayan küçük kızın ardından beliriyor spotta.
Mutlu son, bakanlığı temsilen beliren kırmızı bir kuşağın mağdurların çevresinde tur atmasıyla geliyor.
Dış ses umut saçıyor: “Kimsenin kaybolmasına izin vermeyiz, çünkü biz büyük bir aileyiz...”“İnsanlar el ele tutuşsa, hayat kamu spotu olsa” hisleriyle izliyoruz bu spotu da diğerleri gibi haliyle...
İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2013’ün ilk 9 ayında 40 bin kadının şiddete uğradığını, bunun da her 10 dakikada bir mağdura denk geldiğini biliyoruz.
Hal böyleyken, bu kadar kökleşmiş bir problemle karşı karşıyayken, bakanlığı yetersiz bulmak ve suçlu ilan etmek kolaycılık, biraz da insafsızlık olur.
Ancak labirentten bir kızı kurtarabilmek, mesela Diyarbakırlı M.K.’yı çektiği eziyetten çekip almak için hâlâ geç sayılmaz...

Yazının Devamını Oku

Haydi skor iyi de

20 Ekim 2013
SKORU bir kenara bırakalım şimdilik. Galatasaray “Yenilmez armada” diye anıldığı günleri geride bırakmış, “Yenemez armada” diye çağırılacak duruma geldi gelecek halde.

Ne oldu sahi Galatasaray’a?
Futbolcu kadrosunda çok önemli oyuncular mı eksildi? Aksine takviye yapıldı.
Peki futbolcular toplu halde yetenek erozyonuna uğramış olabilir mi? Hiç olur mu öyle saçma şey?!
Fatih Terim gitti, başlı başına büyük bir değişiklik elbette. Ama bu durgunluğu, basiret bağlanmasını, amaçsızlığı, vurdumduymazlığı sadece “Hocamız gitti bizim.” ağlaşmasıyla açıklayabileceklerini düşünüyorlar mı gerçekten?
Sahada neyin mücadelesinin verildiğinin farkındaymış gibi duran Melo, Sabri, Drogba dışında oyuncu yok neredeyse.
Selçuk’un ayağına pranga vurulmuş sanki. Ceyhun oynamadığı günlerin bahanelerinden kurduğu gölgelikte daha ne kadar dinlenebilir? Sorular uzar gider.
Dün akşam, uzun süredir deplasmanda başarılı olamayan, gol üretme sıkıntısı yaşayan Karabükspor (Sanki Galatasaray farklı bu arada!) karşısındaki oyunu gördük hep birlikte.

ACİZ BİR TAKIM

Yazının Devamını Oku

Altıncı Lenin’in ruhu dimdik ayakta

20 Ekim 2013
ALTINCI Lenin’i tanır mısınız?

Türkiye dışında kimse adını sanını duymamıştır Altıncı Lenin’in ve bu gayet doğaldır, çünkü böyle bir insan yaşamamıştır.
Uğur Mumcu’nun aktardığı şahane bir 12 Mart anekdotudur. Güvenlik güçleri baskınlarda yasak yayın ararken kapağında “VI Lenin” yazan kitapları “Altıncı Lenin” olarak kayda geçerek delil envanterine kaydetmiştir.
Malum, Vladimir İlyiç (Ulyanov) Lenin’in adı V.I. Lenin olarak kısaltılır, acar güvenlik güçlerimiz bu kısaltmayı “İkinci Mahmud, Üçüncü Selim” tarzı bir yorumla “Altıncı Lenin” yapıvermiştir...
Cehalet ve suçlama azminin harmanlanmasıyla böyle çok anekdotlar gördük kuşaklar boyunca.
Gezi sonrası hazırlanan iddianameyi İstanbul 50’nci Asliye Ceza Mahkemesi, “Baret, deniz gözlüğü, flama, motorcu kaskı, sargı bezi... Haydi hepsini geçtim, sirke diye delil mi olur?” diyerek savcıya iade etti kısa bir süre önce...
Cumhuriyet’te, Mehmet Barışcan (Barış Can?) Yalçın’ın İzmir Kırıklar 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yolladığı mektup yayınlandı.
Yalçın’ın Manisa Soma’daki evi 5 Temmuz 2013’te kuşluk vakti 30 kişilik bir ekip tarafından basılıyor.

Yazının Devamını Oku

Bir kötü film deneyimi

19 Ekim 2013
Efsane konumundaki yönetmenlerden çıkma kötü filmlerin acısını hepimiz yaşadık, yüreğimizde ve zihnimizde silemediğimiz bir depoda saklıyoruz.

Evde tembellik yapabileceğim bomboş, hiç kimseye söz verilmemiş bir gün; benden mutlusu az bulunur.
Dışarıdaki dünya zerre kadar ilgimi çekmiyor, film seyretmek, yayılmak istiyorum. Acımasız olmak gerekirse “Dertler sizin, filmler benim olsun” ruh hali hâkim bünyeme…
Dijital platformlara kuvvet film aramaya başlıyorum. Sinema kanallarında gösterilmeye doyulamayan berbat filmler ağırlıkta.
Abartmıyorum, 1999’dan beri aynı filmleri düzenli olarak gösteren kanal bile var (MGM Movies mesela)…
Sakin olup, aramayı sürdürüyorum…
Nihayet!
‘Passion’ veya Türkçe uygun görülen adıyla ‘Öldüren Tutku’ diye bir filme rastlıyorum.

Yazının Devamını Oku

İnsana dair tuhaf şeyler

17 Ekim 2013
Bir süredir tuhaf bir bağımlılığım var. Adı da “Benim Tuhaf Bağımlılığım...”

TLC’nin hazırladığı bir televizyon programı ve D Smart’taki Premium Smart’tan seyretmek mümkün.
Günümüzden 2200 yıl önce yaşamış olan Kartacalı Terentius seyretseydi herhalde “Ben demiştim”den öte yorum yapmazdı.
Sahi, ne demişti Kartacalı Terentius: “Homo sum, nihil a me alienum puto”, yani “İnsanım ben, insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir...”
Program her bölümünde kendilerine veya kendileriyle aynı bağımlılıktan mustarip olanlara tuhaf gelmeyecek alışkanlıklara sahip kişileri konuk ediyor.
Nedir tuhaf bağımlılık? Örnek verirsem daha kolay anlaşılacak sanırım.
Mesela 55 yaşındaki Tom’un bisiklet bağımlılığı var. “Ne güzel işte, binsin bisiklete, hem de sağlıklı bir hareket...” demeyin peşinen.
Bisiklete binmek eminim güzel, şahane bir eylem. Fakat Tom için “Bisikletten inmiyor” demek daha doğru olur ki, problem de burada başlıyor.

Yazının Devamını Oku

Tramvay-Tabanvay

15 Ekim 2013
Dün sabah CNN Türk’teki “Karşı Gündem”de Aslı Aydıntaşbaş ve Akif Beki, “Toplu taşıma araçlarını kullanma algısının ‘cool’ (serinkanlı/havalı) hale gelmesinin teşvik edilmesi gerektiğini” konuşuyordu.

Doğru yolu bulmak önemli; ilk gördüğümde kendilerine takdim etmek üzere, temsili miktarda “yüklenmiş” birer Akbil (veya muadili bir kart) alacağımı müjdeleyeyim öncelikle.
“Toplu taşıma araçlarına” burun kıvırmak kendi çevremde de bazen rastladığım ve “uyuz”la yakın akrabalık ilişkileri bulunduğuna inandığım bir hastalık.
Anahtarlığında (evet, anahtarlığında ne var?) yıllardır Akbil taşıyan bir vatandaş olarak, toplu taşıma araçlarıyla ilgili şikâyetlerimi elbette sıralayabilirim.
Raylı ulaşım (metro vb) ağının gelişmesine rağmen eksik olması, bağlantılardaki problemleri vesaire yaşıyorum ve biliyorum.
Ama yiğidi öldür, hakkını yeme. Muhalefet şerhlerime sahip çıkmakla birlikte, toplu taşıma araçlarını büyük bir “lüks” ve siyaseten doğrucu olarak algılayanlardanım.
Toplu taşıma araçları lükstür, çünkü zaman kazandırır.
Evim Kabataş’a yakın. Kabataş da bir nevi ulaşım “hub”ı, alternatif imkânları sunan bir merkez.

Yazının Devamını Oku

Parma Apartmanı’nın ‘sevinçli’ hikâyesi

13 Ekim 2013
ARKADAŞIMIZ Zeynep Bilgehan’ın “Parma Apartmanı’nın hüzünlü hikâyesi” başlıklı haberini okuduktan sonra, “Yanlış...” dedim.

Bilgehan’ın haberinde bir yanlış yoktu, aman ha! Yanlış olan başlıktaki vurgudur olsa olsa; bana kalsa “Parma Apartmanı’nın mutlu sonu” başlığını daha uygun bulabilirdim.

*

Hikâye şöyle... 18’inci yüzyılda Cenova’dan İstanbul’a gelir Parma ailesi. Çoğunlukla ticaretle uğraşırlar, sayılı aileler arasına girerler.
2’nci Albülhamid’in terziliğini de yapan Paul (Paolo?), Parma ailesinin bir üyesidir mesela. Bu noktada durup “2’nci Abdülhamid’in terzisi kimdir?” tartışmasına hiç girmiyoruz tabii.
Abdülhamid’in elbiselerini çoğunlukla Paris’teki meşhur Charvet’ye yaptırdığı bilinir. Ama koca sultan herhalde tek terziye emanet değildi. Parma etiketli elbiseleri biliniyor. Ama mesela araştırmacı Behzat Üsdiken,
yine “saray terzisi” olarak tanınan “Botter” gibi bazı isimlerin izine hiç rastlayamadığını söyler. Araya girilecek mesele değil...

*

Neyse efendim...

Yazının Devamını Oku

Yetiş Keloğlan

12 Ekim 2013
Şoklanma eşiği epeyce yüksek bir televizyon seyircisine sahibiz. ‘Televizyonda bir ilk’ dolduruşuna gelmeyiz.

Salı sabahı bir internet sitesinde şu başlığı gördüm: “Sonunda bu da oldu. Televizyonda bir ilk!”
Hayatının önemli bir bölümü bu başlıkla sınanarak geçmiş normal bir vatandaş olarak “Ne olmuş olabilir ki bugüne kadar görmediğimiz?” dedim.
Ne olmuş? Stüdyoya koyun sürüsü girmiş.
Kanal 7’de yayımlanan Dr. Feridun Kunak Show, kurban kesimiyle ilgili sağlıklı bilgileri paylaşmak amacıyla bir koyun sürüsünü stüdyoya davet etmiş.
Ne var bunda şoklanacak allasen? Televizyon tarihimizde stüdyoda görmediğimiz hayvan kalmadı ki?

*

Daha 2 ay önce, Kanal T Haber Daire Başkanı Fethi Akar, ana haber bülteninde, canlı yayında bir öküzü ağırladı ve memleket gündemini yorumlattı.

Yazının Devamını Oku