Kimdir Hikmet Birand? Cumhuriyet’in kısıtlı imkânlarıyla yurtdışına eğitime yolladığı ilk kuşak bilim insanlarındandır.
1972’de kaybettiğimiz bu kıymetli, çok kıymetli insan, Ankara Fen Fakültesi’nin yanı sıra Türkiye’de botanik biliminin, bitki sosyolojisinin kurucularındandır.
İki kitabı vardır: “Alıç Ağacı ile Sohbetler” ve “Anadolu Manzaraları...”
*
“Memleket sevgisi” farklı şekillerde tarif edilebilir. Nalıncı keseri gibi kendinize yontarak, hamasete abanarak, hatta
güç ve para kazanmak için kullanarak yapabilirsiniz tarifi.
Benim tarifim için sanırım Birand’ın kitapları yeterli olacaktır.
‘Beğenmedim’ dersem yalan olur, ‘Çok beğendim’ dersem de abartmış olurum
Morrissey için yaygın kanı, ‘yaşarken bir ikona dönüştüğünü gören şanslı ademoğullarındandır’ şeklinde özetlenebilir.
Sadece beş yıl sürse de (1982-1987) The Smiths’in yarattığı etki malum. Morrissey’i ‘yaşayan efsane’ye dönüştüren asıl nokta elbette yazdıklarıdır.Birden fazla kuşağın ruhunu okuyan ve o ruha ses veren adam olarak yazdığı şarkılarla dünya döndükçe hatırlanacağı ve hep sevileceği de kesin!
Hayranları huysuzluğunu sırtında uçuşan bir pelerin gibi taşıdığı kronik kötümserliğini ve özel hayatı hakkındaki ketum tavrını, bilir.
Elbette şarkılarında hayatının yansımasını görürüz. Mesela, ‘Everyday Is Like Sunday’i dinlerken 1970’lerin Manchester’ında ‘sıkışıp kalmış’ ergen Morrissey’in bunalımını ve hazin hayatını neredeyse bizzat yaşarız. Şarkının çıkış noktası olarak Nevil Shute’un ‘On The Beach’ romanı anılsa da ‘Genç Moz’un Acıları’ şeklinde okuruz, dinleriz şarkıyı.
The Smiths’in ardından yoluna tek başına ve başarıyla devam eden Morrissey, ekim ayında merakla beklenen kitabını yayımladı.
“G.Saray, Avrupa’da başka oynar abicim”ciler bir daha ve iyi ki de haklı çıktı. Şampiyonlar Ligi’nde Juventus’un üstünde grup tamamlamak her babayiğidin harcı değildir. Bu moral, bu kendini kendine tanıtmak, özüne dönmek ligi de elbette olumlu etkileyecektir.
Maç nasıldı derseniz..
“Olayların nasıl geliştiğini” anlamak için sahaya yukarıdan bakmak yeter-liydi. Orta saha balçık tarlasından hallice, ceza sahaları ise pırıl pırıl.
Kardan sonra bir engel de Juventus’a beraberliğin yetmesi olarak çıktı Cimbom’un karşısına.
Oyunu ağırlaştıran İtalyan ekibi neredeyse uyutucu bir tempoya çekmeye çalıştı Galayasaray’ı da.
Sneijder’ın kulüp tarihine geçecek önemdeki golünden sonra ise rakibin dengesini bozan G.Saray, skoru daha da geliştirebilecek iki pozisyon daha yakaladı. Şampiyonlar Ligi’nde bu yıl da gruptan çıkmayı başarmak, G.Saray futbolcularının ve taraftarının gurur duyması gereken bir hadisedir.
Sorunları aşmak için güç kazandıracak bir galibiyet, Cimbom için iftihar tablosu; ne güzel.
Haber dilinde kendisine “bütçe maratonu” olarak yer açmıştır; 20 Aralık’a kadar koşulacak...
Önceki yıllardaki gibi ateşli tartışmalar, klasikleşecek nutuk ve gaflar, hiç istememekle birlikte hakaret, küfür, hatta yumruklaşmalar görme ihtimali çok yüksek.
Kürsüye hâkim hazırcevaplar, yıldızını parlatmak umuduyla keskin konuşmalar hazırlayanlar, soğukkanlılar, çileden çabucak çıkıverenler boy gösterecek.
İlk ve son günler “şenlik” potansiyeli en yüksek olanlar elbette ancak tecrübem (Var ol TBMM TV!) her zaman tetikte olmak gerektiğini söylüyor.
Hiç beklenmedik bir anda, mesela zararlı börtü böcekle mücadele mevzuunda “Vay kımıl zararlısının posbıyığı!” diye öfke telini titretenler çıkabilir, “Kapılar açılsın, çatışmalar başlasın” vaveylası kopabilir.
Bu senenin maratonunda “garanti arıza çıkacak” başlıklar üç aşağı beş yukarı belli.
Sayıştay raporlarıyla ilgili eleştiriler geçen seneden bu seneye devretti ve komisyon aşamasında yine alevlendi; bütçe görüşmelerine de kesin damga vuracak.
Mehmet Âkif, Necip Fazıl gibi toz kondurmadan andıkları var.
Konjonktürel olarak andıkları da var. Mesela Erdal Eren... 12 Eylül 2010 referandumu öncesinde gözyaşları içinde andığı isimlerden biriydi Erdal Eren ve 12 Eylül 1980 cuntası tarafından yaşı büyütülerek idam edilmişti.
Erdoğan’ın samimiyetini sorgulayacak halde değilim ama 13 Aralık 2010’da, yani referandumdan iki ay sonra Erdal Eren’i ölümünün 30’uncu yılında bir belgesel göstererek anmak isteyen ailesine AKP’li Esenler Belediyesi’nin salon vermediğini de hatırlıyorum... Verdikleri salonu, “Doldu” diyerek geri almışlardı; Erdoğan da bir daha Erdal Eren’i anmış değil zaten...
*
“İşine geldiği gibi” demek istemem ama biraz cımbızlayarak andıkları var. Mesela Ece Ayhan’ın “Yalınayak Şiirdir”inden “Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim... Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim...” bölümlerini severek kullandı.
Ama aynı şiirin mesela lise müfredatına edebiyat sınırından sızmasını hoş karşılayacağına inanmam zor; şiiri bilenler veya internetten bulup okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır. “Emraz-ı Zühreviye Hastanesi...” filan, hafazanallah!
*
Toz kondurmadığı liderler olarak Fatih ve Abdülhamid ile Menderes favorileri; biraz Özal, tabii Erbakan var. Günah keçisi, kum torbası İnönü.
Terim-Mancini hamlesinin ardından durmayan ve hızını artıran düşüş öncelikle yönetime hissettirildi.
Mancini, kazanılan Kopenhag maçı sonrası tribünden açılan krediyi hızla tüketmeye başladı.
Ve sıra nihayet futbolculara geldi. Kupada kıl payıyla tur atlanırken sahadaki berbat ötesi performans “Aşkımız renklere, sizlere değil” noktasına, ıslıklamaya vb taşıdı ilişkileri.
Hal böyleyken, rakip de bütçe, kadro yapısı gibi konularda Galatasaray’la boy ölçüşemeyecek Elazığspor olunca “aranan patlamayı yapmak” için uygun zemin sağlanmış oldu.
Arkasından ordu kovalıyormuş gibi hızlı, iştahlı, baskılı başladı maça sarı kırmızılı ekip.
İşler kötü gitmeye başlayınca “Takım birbirini sevmiyor. Disiplin kayboldu. Yerlilerle yabancılar kavgalı” dedikoduları bir klasik şeklinde kullanıma ilk sunulanlar olmuştu.
Yeter de artar
İkinci dakika oynanırken gelen ve
Mojo, bu sütundaki bazı yazıların direkt, bazılarının dolaylı (yazar burada çaktırmadan arakladım demek istiyor!) kaynağı olmuş güzeller güzeli bir dergi.
Aralık 2013 sayısıyla 20’nci yılını idrak etti Mojo. 1993’te (Kasım) çıkan ilk sayının kapağı (Bob Dylan/John Lennon) hâlâ hatırımda fakat o dergiyi benden araklayan kimdi, işte onunla ilgili bir kayıt yok.Mojo ve yakın akrabası sayabileceğim Uncut’ın her sayısını almak, okumak ve saklamak düzenlilik problemi büyük olan bu vatandaşın sektirmeden yürüttüğü nadir faaliyetlerdendir.
Taşınmalar sırasında vazgeçilen arşivler arasına hiç girmediler. “Tablet versiyonunu alsana, her ay bunu mu kovalıyorsun? Çok yer kaplamıyor mu?” şeklindeki baskılara, “Tablet istemem, kâğıt güzeldir, CD’lerini de biriktiriyorum ve ayrıca sana ne?” cevaplarıyla göğüs gerdim yıllarca.
Nihayetinde 20’nci yaş özel sayısını nemli gözlerle olmasa da sevinçle ve heyecanla karşıladım.20’nci yaş özel sayısı için elbette özel bir hazırlık yapıldı. Geçen aylarda okurlarına “Son 20 yılın en iyi albümlerini, yıl yıl belirterek yazınız. İstediğiniz yıldan başlayabilir, saçları mohawk yapabilir, kırmızı tükenmez, fosforlu kalem bile kullanabilirsiniz ama e-mail atsanız da yeter” çağrısı yapmışlardı zaten.
Bu listeyi/listeleri yayımlamışlar ki; oraya da geleceğiz.
Asıl güzellik, müzik âleminin ikon şahsiyetlerine “20 yaşında n’abiyodun?” sorusunu yöneltmek olmuş.Jimmy Page’den Pete Seeger’a (Evet, 1919 doğumlu, 94 yaşında ve hâlâ yaşıyor üstat, nazar değmesin), Yoko Ono’dan Ringo Star’a, Alex Turner’dan John Cale’e toplam 20 müzik insanı anlatmış 20 yaşını.Müzisyen veya müzisyen olmayı amaçlayanlar için rehber niteliğinde harikulade bir dosya çıkmış ortaya.
20 yaşında ne yaptığını anlatanların bir bölümü, “Ben zaten o yaşımda iki kere bir numara olmuş, bir dünya turnesine çıkmış, üstüne de hırka örmüş, giyip dağa çıkıp, derviş olmuştum” diyor ki; haklılar. Şahidim, şahidiz!
Ankara Kızılay’da polis silahından çıkan mermiyle vuruldu.
14 gün komada kaldı; önce beyni, sonra kalbi durdu.
Ethem’in katline ilk günden itibaren gölge düşürmeye çalıştılar.
Bilirkişi olarak polis atanmaya çalışıldı, savcı uyandı.
TÜBİTAK’tan bilirkişi istendi, “Valla eleman yok, kalmadı, olsa kurum sizin” cevanı geldi; bilirkişi jandarmadan temin edildi.
Ailesi organlarını bağışlamak istedi, “otopsi”ye takıldı.
Otopside “göstericilerin attığı taş” değil, polis silahından çıkan mermi çekirdeği bulundu.