Kanat Atkaya

Asla girmeyeceğim bir örgüt sevdim

28 Aralık 2013
Bir türlü yolumuz kesişemedi Tom Waits’le. 40 yılda sadece 12 turne yapmış olması buna bir sebep belki de. Ama son dönemde öğrendiğim ‘The Sons of Lee Marvin’in üyesi olması umutlarımı önce yeşertti, sonra katılım koşullarını görünce yine olan oldu.

Aslında büyük hayallerimden birinin peşinde, “Bana bir Tom Waits konseri verin!” sloganı eşliğinde iz sürüyordum.
Konserler konusunda şanslı biri olduğumu düşünürüm, bilirim. Sevdiğim grupların, sanatçıların büyük bölümünü canlı izledim, hatta bugün referans gösterilen, ‘tarihi’ kabul edilen birkaç konserde hazır bulundum, mesudum.
Fakat bir türlü Tom Waits’le yolumuz kesişmedi, kesişemedi. Suç bende değil desem, “Açıkhava’da ‘Christmas Card From A Hooker In Minneapolis’ çaldı da gitmedik mi?” desem haklı çıkabilirim.

*

Tom Waits’i de suçlayacak halim yok tabii fakat ‘baba’nın pek turne/konser insanı olmadığı bilinir.
1973’ten itibaren 40 yılda toplam 12 turne yapmış ki; ilk sekiz turneye zaten teknik olarak katılamazdım, yaşım yetmezdi, kendisini 1985’teki ‘Rain Dogs’ albümüyle tanımıştım vesaire.
Sonrakiler de ya bütçe ya zaman sıkıntısına denk geldi genellikle. Bir de bahsettiğim gibi çok sık turneye çıkmıyor; mesela 1987-1999 arası 12 sene boşluk var filan...

Yazının Devamını Oku

İstifa kişinin kendine yakışanı giymesidir!

26 Aralık 2013
GAZETECİLER arasında epeyce “heyheyli” şahsiyet vardır.

Bir tür genetik kodlama değildir elbette bu “atarlanan” ruh hali; çok sakin, çok aklı başında gazeteciler de vardır ve elbette çoğunluktadır!
Mesleğe başladığım ilk günlerde hayatımın ilk “canlı yayın istifa!” olayıyla karşılaşmıştım.
İstifa eden “abi” –ki o yıllarda herkes abi, küçüğüz- bu kararını bağırarak ve hiçbir şekilde anlamadığım şu cümleyle duyurmuştu:
“Benim iki ceketim yok. Tek ceketim var. Onu alıp gidiyorum, tamam nı biiiiip biiiip biiiip!”Daha sonra günlerce dalga geçilen çaylak konumuna düşmemi sağlayacak şu soruyu sormuştum:
“Ceket için mi kavga ettiler?”Eskiler “Babıâli’nin Ceket Efsanesi”ni örneklerle anlattılar.
Meğer işten kaytarmak isteyen gazeteci, iki ceket takılırmış. İşe gelip masayı çalışıyormuş gibi dağıttıktan sonra, ceketi sandalyeye asıp “oradaymış” havası yaratırmış.
Bir de efsanenin “Ceketi alıp gitme” kısmı var ki; en güzel babalanma ve istifa yöntemi kabul edilir. Özetle “Kimseye müdanam olmaz; bir ceketim var, alır çıkarım kapıdan...” demektir.

*

Yazının Devamını Oku

Musluklardan başka her yer akarken...

24 Aralık 2013
UZUN bir süredir kuş uçmaz, kervan geçmez, telefon çekmez, internet bilmez bir diyarda yaşayan arkadaşım nihayet memlekete döndü.

Gündemle bağlantısı “Elveda Lenin” filminde komünist Doğu Almanya’da komaya giren ve 8 ay sonra, Berlin Duvarı filan yıkıldıktan sonra uyanan hanımefendi düzeyinde diyeyim, siz anlayın işte.

*

“Neler oluyor memlekette?” diye sordu, “Abi bence buna hazır değilsin, zorlamasak?..” bakışı fırlattım.
Israr edince anlatmaya başladım:
“Sadece son bir haftada...” dedim ve sıralamaya başladım:
“Büyük bir yolsuzluk operasyonu yapıldı. Aralarında bakan çocukları, bürokratlar, işadamları, kamu bankası yöneticileri, türedi zenginler var. Ayakkabı kutusundan 4.5 milyon dolar filan çıktı. Hükümet, operasyonu Gülen cemaatinin yürüttüğünü düşünüyor; yaygın kanı da bu zaten. Cemaatle hükümet beddua seviyesinde mesajlaşıyor...”

*

Kibarca

Yazının Devamını Oku

Yeniden başlasın...

24 Aralık 2013
SANIRIM lafa maçın yaşattığı heyecanı yansıtmak bakımından bir ıslık efektiyle, ‘Fiyyuuuv fiyt!’ diyerek başlamak gerekiyor.

Temposu, mücadele dozajı, yer yer lig ortalamasını fersah fersah aşan futbol kalitesi ve iki takım açısından da unutulmayacak güzellikteki savunma hamleleriyle unutulması güç bir maç çıktı ortaya. Maç, liderin kaybettiği haftada ligin kalan kısmı açısından belirleyici bir özelliğe kavuşmuştu. Umutları tazelemek, iddiayı sürdürmek, oyunda kalmak için bir altın fırsat, bir joker, bir tür ‘kodesten çıkış kartı’; ne derseniz deyin işte...
Galatasaray sahasında oynamanın avantajıyla hışımla yürüdü rakibinin üstüne. Trabzonspor’u özellikle 30’uncu dakikadan sonra ateş hattında savunma yapmaya zorladı. Ancak gardını düşüremedi bir türlü bordo mavili defansın. Bamba’yı geçse Bosingwa’ya, onu geçse mükemmel oynayan kaleci Onur’a takıldı. Kaybeden takımın iki gol yiyen kalecisi için “Mükemmel oynadı” demek tuhaf kaçabilir. Ancak Onur’un kurtardıklarını görenler “Haklısın” diyecektir ve bu yoruma katılacaktır.

KURTARIŞIN HEMEN ARDINDAN

Rakip kaleyi kuşatma altına alan, defalarca çerçeveyi bulan Galatasaray’ın, Muslera’nın muhteşem kurtarışının ardından gidip golü bulması manidardı. Sneijder-Drogba arasındaki şahane pas trafiğinin neticesinde topla buluşan Burak, o kadar füzeyi çıkartan Onur’u biraz “savruk” bir vuruşla mağlup etti. Trabzonspor’un yanıtı gecikmedi ama...
Ama... “Maçtaki düğüm böyle sürüp gidecek galiba...” demeye kalmadan Galatasaray Burak’ın zekice yaptığı tamamlayıcı vuruşla Trabzon defansını bir kez daha aşmayı başardı. Sendeleyerek ilerlediği lige tutunmak için önüne çıkan bu büyük fırsatı değerlendirmek Galatasaray için elbette çok önemli. Ancak daha önemlisi bu maçtaki ısrarı, oyun karakteri ve azmidir. Her şey yeniden başlayacaksa, böyle başlayacak işte...

MAÇIN İYİSİ

Tartışmasız şekilde Onur.

MAÇIN KÖTÜSÜ

Yazının Devamını Oku

2013’te pikapta kalanlar

21 Aralık 2013
Malumunuz, yılın liste zamanı geldi çattı. Çam sakızı çoban armağanı kontenjanından ulaşabildiğim ciddi yıl değerlendirmelerinin tamamını inceledim ama neticede kendi sıralamamı oluşturdum.

Toplam 10 albüm seçtim 2013’ten. Objektif bir liste hazırladım dersem yalan olur, elbette sübjektif bir liste oldu fakat neticede müzik zevki, doğası gereği sübjektif bir mevzu.
Listenin büyük bölümü prestijli, yüksek sirkülasyonlu müzik dergilerinin veya web sitelerinin listeleriyle çakışıyor.
Ancak mesela benim açımdan yılın en heyecan verici albümlerinden olan King Krule’un ‘6 Feet Beneath The Moon’una yıl sonu değerlendirme listelerinde rastlayamadım.
Yayımlandığında övmelere doyulamayan bu ‘ilk’ albümden başlayalım o zaman.
1994 (yazıyla bin dokuz yüz doksan dört) doğumlu, yani henüz 19 yaşında Britanyalı bir genç King Krule. Gerçek adı Archie Marshall.
Tamamen tesadüf neticesi dinlemiştim ‘Easy’ adlı şarkısını.
Daha önce ‘EP’ (single ile albüm arasında kalan, kısa albüm diyebileceğimiz format) yayımlamış, 16-17 yaşından beri basamak tırmanıyormuş müzik dünyasında.

Yazının Devamını Oku

Kutu kutu pense

19 Aralık 2013
AYAKKABI kutusundan 4.5 milyon dolar çıkar mı?

Çıkarmış, gördük.
“Ayakkabı ve zenginlik” algısı, Filipinler’in “Çelik Kelebek” lakaplı “först leydi”si Imelda Marcos’un 2 bin 700 çift ayakkabısından ibaret olan bir kuşaktanız.
Artık “ayakkabı” denildiğinde banka genel müdürünün evinden çıkan bu kutuları hatırlayacağız.
Gözlerimizi kapattığımızda “O kadar paraya o yatak örtüsünde mi yatılır be abi?” dedirten bir zeminde görüntülenen para balyalarını göreceğiz.

*

Yazının Devamını Oku

Agucuk gugucuk, a-aa niye öldü bu çocuk?

17 Aralık 2013
BİZ sahiden çocukları seven, koruyan, kollayan bir toplum muyuz?

Cevap büyük ihtimal “O ne biçim soru, elbette...” şeklinde gelecek.
Vitrine yerleştirdiğimiz imajlar –tahtaya vurun bence- şahane tabii. Mesela liderlerimiz kucaklarında hoplatıp, öpüp koklayıp, hediye vermeye bayılırlar.
Bayramlarda süsler püsler şirinliklerini seyrederiz, ah ne kadar sempatiğiz birader, ne kadar sevgi doluyuz...

*

Peki hal böyleyken 300 bini 6-14 yaş arasında olan 1 milyon çocuk işçiyi nasıl açıklayabiliriz? Başka yere bakarak mı, ufuk çizgisine gözlerimizi kısarak bakıp ıslık çalarak mı?
Soruyu bir daha tekrarlayayım, canınızı detaylarla sıkmaya devam edeceğim: Biz hakikaten çocuklarını seven, koruyan bir toplum muyuz?
Daha 3 gün önce İstanbul’da, 11 yaşındaki Yusuf Salih Özdağ yanlışlıkla bir taksiyi vurdu kartopu oynarken.

Yazının Devamını Oku

Biz de maç diye...

16 Aralık 2013
G.SARAY “kötü, felaket, berbat” gibi tanımlamaların yetersiz kalacağı bir 45 dakika oynadı.

Maçın 5’inci dakikasında Sneijder’ın kaçırdığı gol sonrası “Atamayana atarl...” demeye kalmadan kalesinde golü gördü. Tamam, olur böyle vakalar futbolda. Fakat sonrasında sahanın hiçbir noktasında direnç gösteremeyen, istisnasız her oyuncusu tel tel dökülen bir takım izlemeye başladık ki; bu olmaz...
G.Birliği’nin kompakt ve sert bir savunma anlayışıyla oynamasından öte kendi ayağına bağladığı prangaya takılan bir takım izledik “Vah vah vaaaah!” diyerek.
Eğer G.Birliği erken bulduğu golü korumak için “Yataryerdenkalkmazoğulları Beyliği” taktiği yerine cesur bir şekilde rakibinin üstüne gitse, ikinci yarıyı formaliteye çevirebilirdi.
Mancini bütün sazların ayrı makamdan çaldığı, hatta çalamadığı takıma müdahaleyi ilk yarıyı tamamlamadan yaptı; eline mektup tutuşturduğu Burak’ı sahaya sokup, afyonu patlamamış şekilde dolaşanlardan Hakan Balta’yı çıkardı. İkinci yarı görüntü değişti. Biraz kıpırdanmak, oynarmış gibi yapmak bile maça ortak olabileceğine dair ümit yaratmayı başardı. Bu kıpırdamanın karşılığını Drogba’nın klasik “Ekmeğimi taştan çıkarırım” golüyle aldı Galatasaray.

‘Nişancılık’ dersiGolün ardından bir de Burak’a “Armut pişirdim, ağzına düşsün deyu!” pası verdi büyük yıldız, ancak golcü neredeyse imkansızı başarıp topu gol çizgisi üzerindeki tek defans oyuncusuna nişanladı! Kalan dakikalarda iki tarafın da orta sahayı elini kolunu sallayarak geçtiği ancak rakip savunmada yolunu kaybettiği bir oyun izledik. Son dakikalarda baskıyı artırsa da gol çıkaramadı Galatasaray ve zirveden biraz daha uzağa düşmüş oldu... Neticede Galatasaray ilk yarıdaki “kayıp” oyununun, Gençlerbirliği’nin de cesaretsizliğinin karşılığında birer puanla yetinerek eve döndü. Özellikle ilk yarıyı seyreden biz talihsizlerin ruh halini özetlemek de maç sırasında mesaj atan kıymetli büyüğüm, sıkı Cimbomlu Hasan Cemal’e düştü: “Maç diye seyrediyoruz biz de...”

MAÇIN İYİSİ

Çok zorlama olur bir iyi bulmak ama Drogba derim...

Yazının Devamını Oku