- Anlat lütfen.
- Lütfen demekle olmaz, gerçekleri anlatayım mı?
- Anlat, para dolu kutuları anlat.
- Kutu demekle olmaz, gerçekleri anlatayım mı?
- Anlat, kol saatini anlat.
- Kol saati demekle olmaz, gerçekleri anlatayım mı?
- Anlat, kerameti kim bilir kimden menkul işadamı uçağıyla umreye giden bakanları anlat.
Yine de ihtiyaçları olabilir düşüncesiyle bugün doğacak lobiler için zorlanmaları durumunda kullanmaları için çamsakızı çoban armağanı öneriler hazırladım.
İhtiyaç anında çekinmeden kullanabilirler.
*
Pasta Lobisi: Gıda temalı bütün fiyat dalgalanmalarının ardındaki karanlık güç pasta lobisidir.
Patatesten soğana, biberden buğdaya hangi ürünün fiyatı gözle görülür, cepte delik açarak cüzdan nahiyesinde hissedilir şekilde artarsa bilin ki arkasında pasta zihniyeti vardır.
İktidardaki Demokrat Parti oy kaybına uğrayarak kazanmıştır seçimi. Bu oy kaybının neticelerinden biri de muhalefet ve basın üzerindeki baskının artması olmuştur.
Dönemin en önemli kitle iletişim aracı radyo, iktidarın güdümündedir ve muhalefet tarafından “borazan” olarak görülmektedir.
Başbakan Adnan Menderes 12 Ekim 1958’de Manisa’da yaptığı konuşmada muhalefete karşı bir “Vatan Cephesi” kurduklarını duyurur.
Ülke genelinde “Vatan Cephesi Ocakları” açılır, toplu katılımları teşvik için köylere yol ve cami sözleri verilir, “cepheye” katılmayan işadamlarının devletle iş yapamayacakları yollu tehditler gelir vesaire.
Tanıdık geldiyse de gelmemiş gibi yapın, devam edelim!
Bu “Vatan Cephesi’ne katılım” furyasında radyoya da mühim bir görev düşer.
Katılanların isimleri her gün radyodan teker teker okunmaya başlar.
- Bu milletin a... koyacağız, sen merak etme.
- İnşallah, inşallah...
Tapelerden tape beğen günlerinde hangi birine şaşıracağını şaşırmış vatandaşa son bir “Yok artık, hecin devesi!” deme hakkı tanınırsa, oyumu rahatlıkla bu diyalog için kullanabilirim.
Tabii “şimdilik” şerhini de düşerek.
Bu hızla devam edilirse hepimize bizzat adımızla sanımızla küfredildiğini bile duyabiliriz; ortam o şekilde!
Peki nedir bu diyaloğun “kahramanlarının” derdi?
Nedir bu cüretin sebebi hikmeti?
Malum, “hak, hukuk, demokrasi” gibi kavramlar/değerler muktedirin üstünde oturduğu sandukadan ibarettir memlekette.
Sistemin gadrine uğrayanların tevekkül duvarı da çöktükten sonra her dönemde sığınma şeklidir: “Allah’a havale ediyorum...”
17 Aralık sonrasında kutsal kitaplar, tefsirler, hadisler, menkıbeler hükümet/cemaat arasındaki savaşta cephenin ön saflarına cephane olarak taşınırken iki taraf da sıkça kullandı, kullanmakta bu cümleyi: “Allah’a havale ediyorum...”Muktedirlerin de çareyi öteki tarafa havale yağdırmakta buldukları bu günlerde, “bazı gelen evrakı” hatırlamakta fayda var.
Çünkü o “Türkiye’den gelenler” kutusunda bizzat bugünün havalecilerine ter döktürecek başka dilekçeler de bulunuyor.
Kullanışlı/kullanışsız aptallar, elverişli kurnazlar, “gücebakan” dangozlar, konjonktür gülleri, ikbal bülbülleri, kerli ferli parti komiserleri için, Sergen Yalçın’ın deyişiyle “Sıkıntı var” öteki tarafta...
Kimlerin havaleleri vardır o kutuda?
Başbakan Erdoğan’ın “Türkiye’de bir, iki, üç, dört kişi polise şiddet uygularken ölüyor...” demekten öte anmadığı gençler için yollanan havaleler vardır.
Dün skorun büyük bölümünü 30 dakikada (13-43 arası) depoya kaldıran Galatasaray, mükemmel oyununu ise takım halinde 90 dakikaya yaydı.
Bu sezon ligde 2 golden fazlasını sadece Kayseri’de bir kez 4, bir kez 3 gol atarak görebilen sarı-kırmızılı ekip iştahla hücum ettiği Bursaspor ağlarını 66 dakikada 5 kez havalandırdı.
Sneijder’ın yarım saatte “şapkadan tavşan çıkardığı”, Melo’nun geçen hafta bıraktığı yerden devam edip 2 de asist ürettiği, Eboue’nin hem gol, hem asist yaptığı maç kuşkusuz sezonun şimdiye kadarki en harika performansıydı.
DEVAMI GELİR Mİ PEKİ?
Rakibinin tökezlediği haftada gelen bu görkemli galibiyete Galatasaray’ın çok ihtiyaç duyduğunu söylemeye bile gerek yok.
Güçlü bir rakibe karşı elde edilen 6-0’lık galibiyet ve yüksek oyun kalitesi umutları kuşkusuz tazeletecek. Ancak G.Saray’ın bu galibiyeti manalı kılmasının yolu bu seviyeden geri atmamasından geçiyor. Eğer “senede bir gün” kontenjanından oynadılarsa eyvah; yok, eğer bu bir “Biz aslında buyuz!” mesajıysa düğün/bayram demektir!
GİZLİ KAHRAMANLAR
Parlayan yıldızlar elbette
Bu araştırmaların bazıları “Başbakan’ın masasındaki son araştırma”, bazıları da “Muhalefeti umutlandıran araştırma” kontenjanından oluyor, ağırlık merkezi kaymış vaziyette karşımıza çıkıyor.
Anlaşılır bir hal sayılabilir bu vaziyet, bu farklar. Hipersonik hızda gelişen gündem en azından kararsızların zihinlerinde Meksika Dalgası efekti yapıyor, yüzdeler de değişebiliyor.
Bu araştırmaların hazırlanma aşamasını veya sonuçların analizini objektif bulmayanları da anlamak gerekiyor netice itibariyle.
Yine de özellikle sütun yazanlar, ekranda çene yoranlar için “elastik yoruma” imkân tanıması bakımından son derece çekici araştırmalar çıkabiliyor.
Bakınız Konsensus Araştırma ve Danışmanlık Şirketi’nin araştırması... Bu araştırmayı ilginç kılan özelliklerin başında, 19 Aralık’ta başlamış olması geliyor herhalde.
19 Aralık-23 Ocak arasında 1504 vatandaşın cevapları ışığında “Kim ne kaybetti? Kim ne kazandı” sorusuna net bir cevap bulmak garantisi yok elbette ama bir fikir edinmeye yardımcı olabilir.
En popüler, en memnun olunan lider sıralamasında Başbakan Erdoğan birinci sırada.
40 yıla gerek kalmadı, Erdoğan’ın İzmir’deki “hologram gösterisi” bu imkânı sağlayıverdi.
Ne diyorum, ne saçmalıyorum açıklayayım.
Önce Woody Allen’ın bahtsız, nörotik ve yönetmenin bir klasiği olarak sarkastik karakteriyle annesinin öyküsünü hatırlayalım.
*
“New York Üçlemesi” filminde Woody Allen’ın “bölümünün” adı “Oedipus Wrecks/Oedipus Yıkıntıları” idi.
Sofokles’in “Oedipus Rex/Kral Oedipus”una bir kelime oyunuyla göz kırpıyordu adamımız.
Filmde hayatına aşırı derecede karışan annesiyle başı derttedir bizzat Allen’ın canlandırdığı karakterin.