Gila Benmayor

Sanatta kriz yok

23 Kasım 2010
BU hafta sanat piyasasında acaba yine dudak uçuklatan fiyatlar duyar mıyız?

Geçen yıl yine bu zamanlar 2.2 milyon lira gibi rekor bir fiyata satılan Burhan Doğançay’ın Mavi Senfoni tablosunun nasıl bir fırtına kopardığını hatırlayın.

Önümüzdeki Perşembe günü 5. düzenlenecek olan çağdaş sanat fuarı Contemporary İstanbul’da sergilenecek eserler 50 milyon lira tutarında.

Rekor kırabilecek eserler arasında Batmanlı ressam Ahmet Güneştekin’in “Güneşe Açılan Kapılar” eseri var.

Güneştekin tarafından “dinlerin çağdaş yorumu” olarak tanımlanan eser 3,5 milyon liraya satışa çıkartılacak.

Bu yıl fuara katılan 80 galerinin 37’i yabancı.

Bu sayı geçtiğimiz yıllara göre oldukça yüksek.

Kuşku yok ki, Türkiye’nin ekonomideki performansı uluslar arası sanat piyasasının da iştahını kabartmış.

Yazının Devamını Oku

Bağış’tan İrlandalılara ‘Moralinizi bozmayın’ mesajı

19 Kasım 2010
HAYAT sürprizlerle dolu. Kim derdi ki, Kelt Kaplanı diye bilinen İrlanda’yı günün birinde Türkiye “Umutsuzluğa  kapılmayın. Kötü günler de geçer” diye teselli edecek?
Korkunç bir krizle boğuştuğumuz 2001 yılını hatırlayın.
Dünya Bankası, Türkiye’ye çıkış yolu olarak İrlanda modelini göstermemiş miydi?
Ya şimdi?
Önceki gün Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın, Dublin’de, AB İşleri Bakanı Dick Roche ile yaptığı görüşmeden sonra ortak basın toplantısında İrlandalı bir gazeteci Bağış’a soruyor:
“IMF kapımıza dayandı. Türkiye’nin yaşamış olduğu bir durum bu. Bize ne önerirsiniz?”
IMF, Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa Komisyonu’nun öncelikle “hasar tespiti” için Dublin’e gelmiş olmalarının hayal kırıklığıyla sorulmuş bir soru.
İçinde İrlandalı bakana yönelik “Şu Kelt Kaplanı’nın düştüğü duruma bakın” suçlamasını da barındırıyor.
Egemen Bağış’ın gazeteciye cevabı şöyle:
“2001 yılında biz sizden beter bir durumdaydık. Gecelik faizler yüzde sekiz binlere fırlamıştı. Bankalar iflas etti. Bugün geldiğimiz noktada ise Türkiye dünyanın en hızlı kalkınan 3’üncü ülkesi. İrlandalıların da bu krizi atlatacaklarına inanıyorum”.
REKABET FASLINA DİKKAT
Atina, Brüksel ve Dublin gezilerinin esas amacı yani Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine dönersek İrlanda’nın desteği arkamızda.
Dick Roche basın toplantısında “İrlanda’ya güvenebilirsiniz” diyor.
Yeri gelmişken, Bağış’ın Brüksel’den ayrılmadan hemen önce Avrupa Birliği genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle ile yaptığı 2 saatlik görüşmeyi hatırlatacağım.
Görüşmelerin odağında Belçika’nın AB Dönem Başkanlığı sırasında açılması beklenen “Rekabet Politikası” faslı var.
Bu hiç kolay bir fasıl değil.
Bu faslın açılmasının ön koşulu olan “Devlet Yardımlarının İzlenmesi ve Denetlenmesi” yasası meclisten çıkmış durumda.
AB devlet yardımlarının birden fazla kurum tarafından yapılmasına karşı.
Dolayısıyla söz konusu tasarı bunu engelleyecek ve yardımlara bir denetim mekanizması getirecek.
Avrupa Birliği sayesinde daha çok şeffaflaşacağız
Ama “Devlet Yardımlarının İzlenmesi ve Denetlenmesi” tasarısı da yeterli değil.
TOP HAZİNEDE
AB’nin 22 Aralık’ta açılması ön görülen fasıl için istediği başka kriterler de var.
Özellikle bir tanesi çok önemli.
Tüm devlet yardımlarının kapsamlı bir envanteri.
Brüksel’de edindiğim bilgiye göre, 18 Ekim’de verilmiş olan envanteri yeterli bulmayan Avrupa Birliği yeni bir envanter için Türkiye’ye çok kısa bir süre daha vermiş.
“Yeni envanteri hazırlayın gelin” demiş.
Envanteri Hazine Müsteşarlığı’nın hazırlaması gerek
Ne ki araya 9 günlük bayram tatili girmiş durumda ve AB’nin verdiği süre daralıyor.
Rekabet Faslı’nın açılması tehlikeye girebilir.
Aman dikkat.
Yazının Devamını Oku

Ne olacak bu İrlanda’nın hali?

18 Kasım 2010
KARANLIK ve fırtınalı bir gecede IMF heyetinden önce Dublin’e vardık. Ekonomik krizin pençesindeki Yunanistan’da hiç olmazsa hava güneşliydi.
Irlanda oldukça soğuk.
IMF’den önce vardık dedim, zira dün günlerdir konuşulan “yardım meselesi” nihayet açığa kavuşmuş gibi görünüyor.
İrlanda yelkenleri suya indirdi.
IMF heyetiyle birlikte Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası yetkilileri bugün Dublin’e geliyor.
En büyük öncelik İrlanda’nın bankacılık sektörünü mercek altına almak.
Bankaları kurtarmanın yollarına bakmak.
Anladığım kadarıyla İrlanda’nın sorunu Yunanistan’dan farklı.
Kamu harcamaları açığı ve şeffaflık sorunu yok.
İrlanda’nın sorunu iki yıl önce global krizde bankacılık sektöründeki likidite açığıyla patlak vermiş.
Kriz emlâk piyasasına sıçramış.
Bankaların borçlarını devlet üstlendiği halde krizin yayılmasının önü alınamamış.
Dublin’in göbeğinde birkaç yıl önce fiyatı 7-8 milyon Euro olan binanın fiyatı bugün 2 milyon euroya gerilemiş.
İşsizlik iki yılda yüzde 4’ten yüzde 13’e fırlamış.
BANKACILARA ÖFKE
İrlanda’nın 2009 yılında 105 milyar Euro olan borcu, 2010 yılında 156 milyar Euro düzeyinde.
Yani sokaktaki her İrlandalı’nın 35 bin Euro borcu var.
Neticede ekonomik krizi tek başına çözmek için direnen İrlanda, AB’nin krizin Portekiz’in ardından İspanya’ya sıçrayabileceği korkusundan ötürü IMF, Avrupa Merkez Bankası’nı ağırlamak zorunda kaldı.
Zira tehlikede olan tüm Euro bölgesi.
Dün sabah Dublin’i hızlıca gezmeden önce televizyona kulak veriyordum.
İrlandalılar yarından endişeli.
Paralarını harcamaktan çekiniyorlar, yeni vergilerden korkuyorlar.
Bankalardaki paralarının güvende olup olmadığından endişeliler.
En büyük öfke de ülkeyi bu duruma düşüren bankacılara.
Sıkıntı çeken bazı aileler gümüşlerini satılığa çıkartmışlar.
Televizyondan duyduğuma göre, İngiltere yardıma hazır olduğunu bildirmiş.
Bunun elbet bir nedeni var.
İngiliz ekonomisinin yüzde yedisi İrlanda’ya bağlı.
PRENSİN NİŞANI
Dün sabah Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İrlanda Dışişleri Bakanı Michael Martin ve ardından AB İşleri Bakanı Dick Roche ile görüşürken Dublin’in İstiklal Caddesi diye tanımlayabileceğim Grafton Caddesi’nde gezdik.
Caddede Noel nedeniyle küçük bir hareketlilik vardı.
Ama bizimle birlikte gezen İrlandalı dostlara bakarsak bu hareketlilik önceki yıllara göre devede kulak.
Krediyle alınan dükkânların çoğu da kepenklerini indirmiş.
İndirimler çok önceden başlamış.
Tüm bu karamsar tabloyu dağıtan güzel haber ise şu:
İngiliz Prens William’ın uzun yıllardır birlikte olduğu Kate Middelton ile nişanı.
İngilizler kadar olmasa da İrlandalılar genç Prensin nişanıyla oldukça ilgililer.
“Bu zor günlerde hayatımızı renklendiren tek olay bu” diyor genç İrlandalı bir kadın.
Yazının Devamını Oku

Finansbank’a taze sermaye gerek

17 Kasım 2010
DEVLET Bakanı ve Başmüzake-reci Egemen Bağış ile dün birlikte bayramda Atina-Brüksel ve Dublin’i kapsayan bir geziye çıktığımızı yazmıştım. Brüksel’e geçmeden önce, Bağış’ın Atina’daki programının son ayağında Yunanlı işadamlarıyla buluşma var.
Bağış’ı “Türkiye ile Yunanistan İlişkilerinde Yatırımın Rolü” paneline davet eden Genç Başkanlar Organizasyonu (YPO) Türkiye’de de iyi biliniyor.
Üyeleri arasında Mustafa Koç, Hanzade Doğan Boyner, Cem Hakko gibi isimler var.
Genç Başkanlar Organizasyonu’nun toplantısı Atina’nın göbeğindeki Merkez Bankası’nda.
Ne ki, Yunan Komünist Partisi’nin gösterileri yüzünden şehir dışında S&B Endüstriyel Maddeler adındaki bir şirketin merkezine alınıyor.
Dinleyiciler Yunan iş dünyasının kreması.
Egemen Bağış’ın konuşmasının başında özellikle vurguluyor.
Yunanistan’ın Türkiye’deki yatırımları 6,5 milyar dolara ulaşmış.
2006 yılında Finansbank’ı satın almış olan Yunan Milli Bankası NBG’nin bu yılki kârının yüzde 42’si Türkiye’deki operasyonundan geliyor.
Egemen Bağış, Yunanlı yatırımcıları sadece büyük şehirlere değil Anadolu’ya da davet ediyor.
“Yunanistan vizeyi kaldırdığı takdirde Türkiye’den de buraya çok sayıda yatırımcı gelir” diyor.
Panelistler arasında Türkiye’ye yatırımla yakından ilgili iki isim var.
Biri NBG’nin CEO’su Apostolos Tamvakakis.
Diğeri Migros’un çoğunluk hisselerini almış olan İngiliz fonu BC Partners’in Yunan asıllı ekonomisti Nick Statopulos.
Tamvakakis, Finansbank’ın müthiş performansından söz ediyor.
“Finansbank’ı NBG’nin en güçlü kalesi haline getirmek istiyoruz” diyor.
Geçtiğimiz günlerde Finansbank’ta yüzde 20 hisse satışıyla ilgili açıklamalarına şöyle açıklık getiriyor.
“Finansbank’a taze sermaye gerekiyor”.
Bankacılık sektörünün dışında 3.5 milyar dolar ile Türkiye’ye en büyük yatımı yapmış olan BC Partners Türkiye’de başka yatırımlar peşinde.
Bunu bizzat Statopulos söylüyor.
“İki yılda 900 mağazadan 2 bin mağazaya çıkmış olan Migros deneyimi bizim için son derece olumlu” diyor.

Hüsnü Özyeğin tebrik edince rahatladı

ATİNA Brüksel yolculuğu sırasında Egemen Bağış ile sohbet ediyoruz.
Bağış, Finansbank’ın Yunanlılara satılmasıyla ilgili ilginç bir anekdot aktarıyor.
“Finansbank NBG’ye satılınca Hüsnü Özyeğin’i arayıp kutladım. Kendisine Yunanistan-Türkiye ilişkilerinin gelişmesine büyük katkı yaptığını söyledim. Başbakan Erdoğan’ın da aynı şekilde düşündüğünü aktardım”.
Hüsnü Özyeğin’in bankayı Yunanlılara satınca eleştirilmekten çekindiğini belirten Bağış “Telefonu açıp kutlayınca Hüsnü Bey bayağı rahatladı” diyor.
İş dünyasından önce Bağış’ın bir araya geldiği politikacılar arasında Yunanistan ilk kadın Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis de var.
Miçotakis’in kızı ve bir zamanlar Yeni Demokrasi Partisi’nin ağır toplarından Bakoyannis babasının partisinden kopma eşiğinde.
21 Kasım’da yeni partisini açıklayacak.
Egemen Bağış’a aktardığına göre, yeni partisinin kurucuları arasında Batı Trakya’dan da Müslüman bir politikacı varmış.

Türkiye’deki Hıristiyanlar da üç çocuk yapsınlar

BRÜKSEL her açıdan en hareketli günlerini yaşıyor.
Avrupa Birliği bir yanda 2011 yılı için 130 milyar Euro’ya ulaşacağı tahmin edilen bütçesini yapmaya hazırlanıyor.
Diğer yanda İrlanda’yı ekonomik krizden kurtarmanın yollarını arıyor.
Müslümanların Kurban Bayramı’nı kutladıkları gün ise Avrupa Parlamentosu’nda, Türkiye’nin AB üyeliği bağlamında “Dini Özgürlükler” konulu bir konferans yapılıyor.
Avrupalı politikacıların, bürokratların boy gösterdikleri parlamento koridorlarında çok sayıda Hıristiyan din adamı görmek mümkün.
Türkiye’deki dini azınlıkların haklarının tartışıldığı oturuma geçmeden önce söz Egemen Bağış’ta.
Bu arada altını çizmem gerek.
Gezinin ikinci durağında Bağış’ın işinin hiç de kolay olmadığını iyice anlıyorum.
Zira, Avrupa Birliği üyelik süreci bir yana, Türkiye’nin ekonomik potensiyelinden dini özgürlüklere kadar geniş bir yelpazede hem görüş bildiriyor, hem sorulara cevap yetiştiriyor.
AKP iktidarında dini özgürlükler adına atılan adımları, Sümela ve Ahtamar’daki törenlerden örnek vererek anlatan Egemen Bağış’a yöneltilen soruların başında Heybeliada Ruhban Okulu geliyor.
Bağış “Ruhban Okulu’nu açmak için çalışıyoruz” dediğinde alkış kopuyor.
Bir başka soru ise Müslümanların Avrupa’da 2020 yılında nüfusun yüzde 10’nunu oluşturacaklarına ilişkin tespiti üzerine.
Dinleyicilerden biri “Türkiye’de de 2020 yılında Hıristiyanlar nüfusun yüzde 10’nunu teşkil edecekler mi” diye soruyor.
Bağış’ın bu soruya cevabı şöyle:
“Başbakan Erdoğan doğum oranının düşüşe geçtiğini göz önüne alarak üç çocuk tavsiyesinde bulunuyor. Türkiye’deki Hıristiyanlara da 3 çocuk yapmalarını öneriyorum”.
Gözüme ilişen son bir rakama göre Türkiye’deki Hıristiyanların nüfusu 80 bin.
Bu hesap asla tutmaz.
Yazının Devamını Oku

Krizin panzehiri Türk dizileri mi

16 Kasım 2010
DEVLET Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile birlikte bayramın ilk üç gününü kapsayan Atina, Brüksel ve Dublin’i ziyaretleri için yollara düştük. Bağış’ın Kurban Bayramı tatilinde bu üç ülkeye yapacağı ziyaretlerin nedeni çok önceden planlanmış etkinliklere konuşmacı olarak davet edilmiş olması.
Devlet Bakanı, Atina’da “Türk-Yunan İşbirliği’nde Yatırımların Rolü”, Brüksel’de “Dini Özgürlükler-Türkiye’nin AB’ye Dini Köprüsü” konferanslarında konuşacak.
Dublin’de ise “Avrupa ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü”nde bir konuşma yapacak.
Yunanistan ve İrlanda’nın Avrupa’nın “en hasta ekonomileri” olmaları kuşkusuz ziyaretleri daha anlamlı kılıyor.
Yunanistan’da nefesler tutulmuş.
Önümüzdeki perşembe günü açıklanacak 2011 bütçesinde yeni kemerler sıkma politikalarının ne olacağı  bekleniyor.
2010-2013 yılları için 110 milyar Euro borç almış olan Yunanistan’ın 2011 bütçesi Avrupa Birliği, IMF ve Avrupa Merkez Bankası tarafından sıkı takipte.
Her üç kurumun temsilcilerinin Atina’da.
Yunanistan’ın borç alırken verdiği sözleri tutup tutmayacağını anlamak derdindeler.
ATİNA’YA YENİ BELEDİYE BAŞKANI
Devlet Bakanı Bağış’ın Atina ziyareti yerel seçimlere denk geldi.
PASOK partisinin zaferiyle sonuçlanan seçimlerde Atina Belediyesi 24 yıldan beri ilk kez el değiştirdi.
Yeni Demokrasi’den PASOK’a geçti.
Yunanistan’ın eski ombudsmanı,  PASOK’un adayı Yorgo Kaminis artık Atina’nın yeni Belediye Başkanı.
Yunanlı bir gazeteci dostuma bakarsanız Atina Belediyesi’nin PASOK’a geçmiş olması Yunanistan-Türkiye ilişkilerini de etkileyebilir.
Nasıl mı?
“PASOK’lu Yorgo Kaminis Atina’da cami yapımını hızlandırabilir. Böyle bir adım Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını sağlar” diyor Yunanlı dostum.
Yeniden ekonomik krize dönersek, eğlenceye pek düşkün Yunanlılar krizde eskisi kadar dışarıya çıkamıyorlar.
Ama evlerinde başka bir eğlence var.
Türk dizileri.
KOTON’DAN ÜÇÜNCÜ MAĞAZA
Atina Büyükelçimiz Hasan Göğüş’ün de işaret ettiği Türk dizilerine tutkunluk aşırı boyutta.
Özellikle Yunanlı ev kadınları başka bir şey konuşmuyorlar.
Yabancı diplomatlar dahi bu fenomeni merak edip televizyon başına çöküyormuş.
Yunanlılar değişik kanallardan her gün üç Türk dizisini, Binbir Gece, Kısmet adıyla gösterilen Dudaktan Kalbe ve Gümüş’ü seyredebiliyorlar.
Şimdi Aşk-ı Memnu ile Ezel’in de gelmesi gündemde.
Uzun lafın kısası, ekonomik krizde Türk dizileri Yunanlıların imdadına yetişmiş.
Krizde Yunanistan’a yatırımdan vazgeçmeyen Türkler da var. Bunlardan ikisiyle ayağımızın tozuyla geldiğimiz Gökçeadalı bir Rum’un lokantasında tesadüfen karşılaştık.
Koton’un sahipleri Gülden ve Yılmaz Yılmaz çifti.
Atina’da iki mağazaları olan
Yılmaz çifti üçüncü mağazanın da müjdesini verdi.
Atina, Brüksel ve Dublin’den haber ve izlenimler devam edecek.
Yazının Devamını Oku

Louis Vuitton, Deng Xiaoping ve Atatürk

14 Kasım 2010
YUKARIDA saydığım üç isim arasında bağlantı kurmakta zorlanabilirsiniz. Haklısınız.
Ancak üç, dört gün önce Louis Vuitton Bağdat şubesinin açılması nedeniyle bir öğle yemeğinde bir araya geldiğimiz ünlü markanın Başkan ve CEO’su Yves Carcelle’in neler anlattığını okuyunca bağlantı kendiliğinden çıkacak ortaya.
Yeri gelmişken hemen belirteyim.
Carcelle benim hayatımda gördüğüm en güler yüzlü, en sıcak, en mütevazı adamlardan biri.
1989 yılından beri Louis Vuitton’un başında.
LVMH’in patronu Bernard Arnault’nun sağ kolu olarak grubun stratejisinin belirlenmesinde Donna Karan, Fendi gibi ünlü markaların satın alınmasında, yeni tasarımcılarla işbirliğinde payı büyük.
Louis Vuitton’un bu yılı 30 milyar Euro ciroyla kapatacak olmasında da tabii ki.
Carcelle nicedir, vaktinin büyük bir bölümünü cironun büyümesine büyük katkıda bulunan Asya pazarlarına harcıyor.
Örneğin, Japonya’da 57, Çin’de 35, Hindistan’da sadece üç mağazaları var.
Vietnam, Kamboçya’da yatırım planlanıyor.

ATATÜRK’TEN ETKİLENDİ

Louis Vuitton, 1992 yılından beri Çin’de.
Carcelle bu ülkeye yatırım kararı almadan önce, Çin açılımının mimarı Deng Xiaoping ile 1980’li yıllarının başında yakından tanıyan yazar - siyasetçi arkadaşına akıl danışmış.
Söz konusu arkadaşın Deng Xiaoping ile ilgili Carcelle’e aktardıkları bizim açımızdan son derece ilginç.
Deng Xiaoping, dünyadaki ünlü liderlerin hayatları, icraatlarıyla ilgili yüzlerce kitap okumuş.
En fazla etkilendiği liderlerden biri Atatürk.
Carcelle’in dostuyla sohbette “Atatürk’ün devrimleri Türkiye’yi dönüştüren müthiş atılımlar. Örneğin Latince alfabeye geçiş. Aynı şeyi ben de Çin’de uygulamak isterdim. Ne var ki, Çin’in çok fazla lehçesi var. Bunları birarada tutan şey alfabemiz. Dolayısıyla alfabeyi değiştiremedim” diyor.
Carcelle, Deng Xiaoping’in bu vizyonundan etkilendiğini gizlemiyor.
“Kendisine Atatürk’ü örnek alarak alfabeyi değiştirmeyi göze alan bir liderin Çin’e parlak bir gelecek hazırladığını düşündüm ve Çin’e yatırım kararı aldım” diyor gülerek.

ABHAZYA’YI SORAN CEO

Louis Vuitton’a adımını attıktan üç yıl sonra ve Deng ölmeden beş yıl önce (Çinli liderin ölümü 1997), rotayı Çin’e çevirmiş.
Vuitton’un burada her yıl yüzde 40 büyüdüğünü gözönüne alırsak ne denli isabetli bir karar almış olduğu ortada.
Carcelle ile sohbet bir şeyi daha gösteriyor. Sermaye gerçekten siyasi istikrar peşinde.
Carcelle gibileri gidecekleri ülkelerin “siyasi tablosunu” çok çok iyi izlemek zorundalar.
Şaka değil milyonlarca dolarlık yatırım söz konusu.
Örneğin Louis Vuitton şimdi Soçi’de bir mağaza açmak hazırlığında.
Yves Carcelle, Soçi’ye 20 kilometre uzaklıktaki Abhazya’da olup bitenlerle yakından ilgili.
Gürcistan-Rusya-Abhazya dengelerini izliyor.
Masanın etrafındaki bizlere Abhazya’yı soruyor.
Rusya’nın bu özerk bölgeye karşı nasıl bir politika izlediğini anlamaya çalışıyor.
Günümüzde Vuitton gibi dev bir markanın CEO’su olmak, hesabın, kitabın yanısıra dünya gerçeklerini kavramayı da gerektiriyor.

Çin, Avrupa’da yatırım peşinde

AVRUPALI ünlü markaların dev Çin pazarıyla iştahı kabararak yatırım yapmasına bakmayın siz.
Elbet Çin de boş durmuyor.
O da Asya, Afrika ve Avustralya’daki yatırımları kadar büyük olmasa da şimdi Avrupa Birliği’ne yatırımın yollarını arıyor.
Geçenlerde okuduğum bir makale biraz ironik bir şekilde şöyle başlıyordu:
“Hiç olmazsa Çinliler Avrupa’ya inanıyorlar.”
Ekim ayında Çin lideri Hu Jintao’dan sonra, bu ay da Başbakan Wen Jiabao’nun da pek çok Avrupa ülkesini kapsayan gezilere çıkmasının geri planında Çin sermayesinin rotasını AB’ye çevirmesi var.
Özellikle de ekonomik kriz kıskacındaki Yunanistan, İspanya, İrlanda gibi ülkelere.
Çin 2009 yılında Kuzey Amerika’ya 1.55 milyar dolar, Avrupa’ya ise 3.35 milyar dolar yatırım yapmış.
Baktığınızda bunlardan bazıları, Çin sermayesinin Avrupa’da uzun vadede daha iyi kök salmasını sağlamaya yönelik.
Örneğin, Pire limanının kontrolünü alan Çin kamu şirketi Cosco, Çin mallarının buradan Avrupa’ya dağıtılmasını hedefliyor.
Çin yine Pire yakınlarında lojistik bir merkez ile demiryolu yatırımına hazırlanıyor.
İrlanda’da sanayi yatırımı, Polonya’da otoyol inşası, Fransa’da Fransızlar ortak bir sanayi bölgesi gibi sayısız projelerin yanısıra Çin sermayesi Londra’da finans dünyasında da boy gösteriyor.
Yazının Devamını Oku

Bodrum çipurası Varşova’da

12 Kasım 2010
TÜRKİYE’de Tesco-Kipa adıyla faaliyet gösteren perakende devi çeşitli gıda ürünlerimize Avrupa Birliği’nin kapılarını araladı.

Simit, helva, turşu, narenciye, Bodrum’da yetişen çipura ve levrek dahil 35 ürün, Tesco’nun Polonya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti’ndeki  mağazalarında  iki haftalık “Türk Lezzetleri” etkinlikleri çerçevesinde satılacak.

Tesco Kipa Ticari Direktörü Murat Sağlık’ın verdiği bilgiye, göre Türk ürünlerinin bu üç ülkede 10 milyon tüketiciyle buluşması söz konusu.


İki hafta sürecek olan etkinlik Türkiye’nin tanıtımı için bulunmaz bir fırsat.


Bende bu sayede Chopin ve Walesa’nın ülkesine ilk kez adım atmış oldum.

Devlet Bakanı Zafer Çağlayan

Yazının Devamını Oku

Patates kızartmasının yağından elektrik üretecek

9 Kasım 2010
GODOT’yu bekler gibi “yenilenebilir enerji yasasını” bekleyenlerden biri de Mustafa Ezici.

Ezici kim?

Bitkisel Atık Toplayıcıları ve Elektrik Üreticileri Derneği BAYTED Başkanı.


Kendisi siyahımsı atık yağ içeren kavanozlarla ara sıra gazetelere uğrar.


Derdine çare arar.

Ezici

Yazının Devamını Oku