Paylaş
Zira sevgili Peygamberimiz (Aleyhisselam): “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine şefkat ve merhamet göstermede tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer” buyuruyor.
Müslümanlar, bir vücudun azaları gibi olduğuna göre; bir kısım uzuvlar bugün küffar eliyle tarumar edilip inim inim inletilmekte, lakin vücudun diğer kısmı azamisi derin bir gaflet içinde gününü gün etmektedir.
Ümmet olarak bu acıyı duymadığına göre, bedenin büyükçe kısmı felç olmuş demektir.
Gazze ve Filistin’de yaşanan vahşi katliamlar, İslam ümmetinin duyarsızlığından, paramparça oluşundan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın aymazlığından, gafletinden ve hatta dinlerine ve sözde Müslüman kardeşlerine olan ihanetlerinden değil midir?
Tek bir vücut gibi olması gereken İslam ümmeti bugün, bin bir parçaya bölünmüş ve her bir parçası adeta ayrı bir gezegende, birbiriyle ayrı düşmüş, perişan ve zavallı bir hayatı sürdürmektedir. Sözde hayat süren zavallılardan hangi duyarlılık beklenebilir?
Dünya üzerindeki bütün Müslümanların en büyük handikabı kendilerine olan güvensizlik, aşağılık kompleksidir. ‘İnanıyorsanız üstün olan sizsiniz’ diyen dinlerini bırakıp emperyalist güçlerin emrine girip ‘cüce’ ve ‘uydu’ olmayı yeğlediler!
Zira mensup oldukları inanç sistemi (İslamiyet) onlara birlik olmayı ve asla parçalanmamayı emrederken, onlar, bölünüp paramparça olmayı kurutuluş reçetesi olarak benimsediler.
Üstat Necip Fazıl, ‘Bize, fil iken fare olduğumuz ısrarla telkin edildi ve biz fare olmayı kabullendik. Neden sonra fil olduğumuzu hatırladık ve bu uğurda adımlar atıyoruz’ diyerek bu gerçeğin üstünü çiziyordu.
Özellikle bizleri, bir asır boyunca ecdadımıza ve değerlerimize küfrettirdiler ve onların büyüklüğünü, ihtişamını unutturdular. Böylece yetişmekte olan nesilleri ‘köksüz’ ve bunun sonucunda da umutsuz bıraktılar.
Paramparça ettikleri İslam aleminin her bir parçasını diğerine düşman ettiler. Kendilerine tabi kabile devletçikleri kurdular; küçük lokmalar haline getirdikleri bu devletçikleri yemeye doymadılar.
İslam toplumlarının başlarındaki sözde liderler, emperyalist güçlere uşaklık yarışına girdiler; kimi Batı’nın kimi de Doğu’nun boyunduruğuna girdi.
İletişim araçlarının yaygınlaşması sonucunda bütün toplumlar, bütün bu gerçeklerden haberdar oldu ve ister istemez bir uyanış başladı. Nitekim neredeyse hiçbir İslam ülkesinin halkı, liderleri gibi düşünmüyor.
Bu durumun tipik örneği Suriye’de yaşandı, halka rağmen başta olan tağuti (şeytani) rejim yıkıldı, yıkılmak zorunda kaldı.
Dünyanın yeniden kurulduğu bu dönemde sular bulanmadan durulacağa benzemiyor!
Dünyanın her yanındaki Müslümanlar, fil olduklarını anladıkları ve fil olmanın gereklerini yaptıkları gün gerçek bayramı idrak edecekler.
Nice gerçek bayramlara...
Paylaş