Yalçın Bayer

‘Yönetmem, yönlendiririm’

27 Kasım 2019
AKP’den iki dönem Enerji Bakanlığı yapan Mehmet Hilmi Güler’le konuşurken “Ben çalışan değil yönlendiren bir işinsanıyım. Takımı ben kurarım” dedi. Size kendisini tanıtmak isterim.

Büyük dedesi Süleyman Felek, Ordu’nun ilk kurucu belediye başkanı, babası Mehmet Bahattin CHP’li; yerelde köşe yazarlığı ile bir anlamda gazetecilik yapıyor. Babası iyi bir keman virtüözüymüş.

Ailenin fındık işi de var. Eski eşinin babası Hasan Fehmi İlter eski Muğla milletvekili... Orduda liseyi bitirdikten sonra ODTÜyü kazanıyor. Metalürji mühendisi oluyor. Adnan Kahveci ile ODTÜden yakın arkadaş olduklarını anlatıyor. “Kahveci ANAP’ın, ben de AKP’nin kurucusu oldum” diye de ekliyor.

Bakanlığından sonra siyasete üç dönem ara veriyor. AR-GE ve proje çalışmalarının yanında iş dünyasına da danışmanlık yapıyor.

Hatırlatalım: Ordu hep siyasi çekişmeler içinde yer alır. Ordu’da siyaset karmaşıktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisine ‘abilik’ yaparak parti içi çekişmeleri sonlandırmasını istiyor.

Aynı zamanda “bölgede havza bazında yerel yönetim çalışması yapmasını” da istiyor Erdoğan...

Güler, bir grup gazeteci ile sabah kahvaltısında bize barkovizyon gösterisi eşliğinde Ordu’nun kalkınmasına yönelik projelerini ele alan bir sunum gerçekleştirdi. Ordu’da klasik belediyecilik anlayışından farklı olarak projeler geliştirdiklerini belirtiyor. “Belediyeciliğin görevleri arasında ‘sosyal ve ekonomik kalkınma’ tanımı vardır. Biz üretim ağırlıklı bir kalkınma ve belediyecilik modeli kurmak istiyoruz. Stratejimizi ‘düşünen Ordu, üreten Ordu, yarışan Ordu’ düşüncesiyle oluşturduk. Önce zenginliklerimizi ortaya çıkarma, düşünme ve üretmeye yönelik bir görüş hâkim olsun istedik. ‘Düşünen Ordu’ derken, hem sosyal projeler hem de kültürel projeler üretelim istiyoruz. Ordu kültürü ve sanatıyla yaşanabilir bir şehir olsun, nitelikli tarımıyla başta fındık olmak üzere ekonomik zenginliğini oluştursun ve bunları ülkenin ekonomisine katkıda bulunarak sürdürsün istiyoruz” diyor.

İktidar ve muhalefet belediyeleri, Eskişehir gibi Ordu’yu da örnek almalıdır.

Yazının Devamını Oku

Mimar Sinan 24 metrelik kubbe çapını aşmazken... Bizde ne sorumlu var, ne de proje! 

22 Kasım 2019
ÜLKEMİZDE son 17 senedir hızla inşa edilen ibadethanelerin planlı, programlı bir şekilde yapıldığına inanmamaktayım. Hatta bu inşaatların proje ve statik hesaplardan yoksun olarak ve bilhassa ruhsatsız yapıldığına inanmaktayım. 2006’da 78 bin 608 adet olan cami sayısı 2018’de 88 bin 693 oldu.

Son 12 yılda inşa edilen 10 bin 085 caminin kaçında mimari proje var, kaçının statik hesapları bulunmakta merak ediyoruz. Birbirine 50 veya 100 metre mesafede birkaç caminin birçok yerde var olduğunu görmekteyiz. Bunların maliyet hesapları da mercek altına alınmalı değil mi?

Gaziantep’te geçen hafta iskeleleri çöken Akkent Cami 2012’de yapılmaya başlandı. Camiye birkaç yüz metre mesafede Rıfat Sabiha Cami, Barbaros Cami, Abdulkadir Cami, Mavi Kent Cami varken, Gaziantep’e yakışır çok büyük bir cami yapalım sevdası ile Akkent’in inşaatı başlamış. Proje yok, statik hesap yok, inşaat ruhsatı yok, denetim yok; bu kaçak yapı belediye başkanlarının gözü önünde 7 sene devam etmiş. İnşaatta kalfa usulü tahta iskele kurulmuş. Kubbe yüksekliği 67 metre ve Mimar Sinan’ın bile düşünmediği tam 34 metre kubbe genişliğini tutacak cılız tahta iskeleler birbirine çivilerle tutturulmuş. Geçtiğimiz hafta bu iskeleler çöktü ve bir kıymetli mimarımız Korkut Küçükcan bu çökmede hayatını kaybetti.

Sorumlu yok, proje yok, statik hesap yok, denetim yok ve bu herkesin gözü önünde cereyan etmekte. “Yok mu bu hayatın bir hesabı” diye bir sözüm geldi, söyledim, hem nalına hem mıhına. Metin ATAMER 

GÜNÜN SÖZÜ

“EN iyi adalet, vicdandır.” Victor Hugo

KARYA’DA AÇAN ÇİÇEKLER SERGİSİ VE MİLAS HALILARI

İSTANBUL’da çok seçme, özel Milas halılarından oluşan bir sergi, halı koleksiyoncusu Selçuk Mergen ve Halı İhracatçılar Birliği tarafından ‘Karya’da Açan Çiçekler’ adıyla İstanbul Şerefiye Sarnıcı’nda açıldı. Sergi 5 Aralık’a kadar açık kalacak.

Sergide gazeteci-yazar

Yazının Devamını Oku

Göç ve ‘Lüleburgaz akademileri’

21 Kasım 2019
Ali Aslan, Trakya bölgesinde ünlü bir tarih öğretmeni olarak biliniyor. Kırklareli, Lüleburgaz ve Çorlu üzerine araştırmaları ve kitapları var. Göç üzerine de güçlü bir fotoğraf arşivi var. Çorlu, Bursa, İzmit ve Edirne’den sonra Lüleburgaz’da da Bulgaristan’dan ülkemize yaşanan zorunlu göçün 30. yılı nedeniyle Lüleburgaz Belediye Başkanı Dr. Murat Gerenli kendisini görevlendirmiş.

Sempozyumun yapıldığı yer ‘Lüleburgaz Yıldızları Kadın Akademisi’ adını taşıyor. Her türlü etkinliğe uygun bir yapı; kütüphanesi de var, oteli de... Dört dönem belediye başkanlığı yapan geçen dönemin belediye başkanı Emin Halebak tarafından akademik yarışma ortaya çıkarılmış. Spor, sanat ve lezzet akademileri ile birlikte Türkiye’de örneği yok. Bu projeyi CHP’li belediye başkanları görmelidir.

Akademinin Lyka Fuaye Alanı’nda önce Ali Aslan’ın hazırladığı ‘Yerel Basında Göç ve Göç Fotoğrafları’ sergisini gezdik. Açılışta CHP’li milletvekilleri İlhami Özcan (Tekirdağ), Turabi Kayan (Kırklareli), belediye başkanları Murat Gerenli (Lüleburgaz), Ahmet Sarıkurt (Çorlu) ve Serdar Türker’i (Kaynarca) gördük.

Bizim yönettiğimiz 1. oturumda Ali Arslan ‘Göç Olgusu Sürecinde Lüleburgaz Belleği’, araştırmacı yazar/eski TRT’ci Metin Edirneli ‘1989 Zorunlu Göçü’, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Uzmanı Yıldırım Ağanoğlu ‘Balkan Harbi ve Mübadele Sonrasında Yaşanan Göçlerin Muhacır ve Mübadiler Üzerinde Etkisi’, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Kemal Arı ‘Mübadele’, Marmara Üniversitesi’nden Dr. Neval Konuk Halaçoğlu ‘2. Dünya Savaşı Sırasında Selanik’ten Göç Eden Türkler’, Trakya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hasan Dilan ‘Uluslararası Platformda Göç ve Suriye’ konularında bildiriler sundular.

Eski Milli Eğitim bakanlarından Prof. Dr. Necdet Tekin’in yönettiği 2. bölümde Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Hacısalihoğlu ‘1989 Göçünün Balkanlardan Türkiye’ye Göç Tarihindeki Yeri ve Önemi’, Kırklareli Üniversitesi’nden Dr. Hasan Demirhan ‘1984-1989 Yılları Arasında Bulgarların Türklere Uyguladığı Asimilasyon’, araştırmacı ve koleksiyoner Mustafa Gültekin ‘1935 Öncesi Kaçak Göçler’, Ege Üniversitesi’nden Doç. Dr. Cihan Özgün ‘Yakın Tarihimizde Rodos-İstanköy Adalarından Anadolu’ya Türk Göçleri Üzerine Saptamalar’, Ege Üniversitesi’nden Dr. İbrahim Hamaloğlu ‘20. Yüzyılın İlk Yıllarındaki İzmir’e Bir Yolculuk ve Bir Günlük’ ve Dr. Derya Genç Acar ‘Mübadele ve Türk Sineması’ üzerinde konuştular.

Belediye başkanı Dr. Gerenli, “Bulgaristan Türklerinin 1989 yılında maruz bırakıldıkları son derece acımasız göç olayı karşısında bizler soydaşlarımızı asla yalnız bırakmadık” diye konuştu.

(Göç konuşmalarından bazılarını da özet olarak vereceğiz.)

‘TÜRKİYE DELİK DEŞİK...’

İsveç’

Yazının Devamını Oku

Ilbıra ve Milenyum

20 Kasım 2019
‘Milas’ın Ilbıra Dağı Kazdağları mı oluyor?’ (7 Kasım 2019) başlıklı yazımızın altından beklemediğimiz bir ‘zultanit taşı’ zenginliği ortaya çıktı. Ilbıra’nın Didim-Akbük-Kıyıkışlacık sınırlarında Bafa’ya dönük yüzünde, Etibank’ın alüminyum boksit madeni içinde çıkan yan ürünün adının zultanit taşı olduğunu söyledik. Milenyum Madencilik üzerine kayıtlı bu madenin ruhsat sahibi Murat Akgün’ün sözlerine de köşemizde yer verdik (15 Kasım). 6 sayfalık açıklamada yer alan bazı hususları aktarmak için bir özet yapalım:

“Bu maden geçmişte art niyetli kişiler tarafından yağmalanmıştır. Maden hırsızlığı sonucu ocaklarda göçükler oluşmuş, çalınan kristaller hırsızlar tarafından satılmış ve milli ekonomiye kazandırılması gereken meblağ heba olmuştur. Ruhsat sahibinin kişisel çabaları sonucu yasal olarak ürettiğimiz diaspor kristali, ülke ekonomisine direkt olarak katkı sağlamaya devam etmektedir.

Bilgi kirliliğini üzülerek takip etmekteyiz. Ilbıra Dağı’nın ‘maden sahası’ ilan edilmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Maden ruhsatları MTA tarafından değil, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından verilmekte ve takibi yapılmaktadır.

Madencilik ve rödovansçı firmalarımız, yüzde 100 yerli sermaye ile kurulmuştur. Maden sahası Etibank’tan tüm hak ve vecibeleri ile devir alınması ve eski tarihli ruhsat olması sebebiyle ÇED kapsam dışıdır. Fakat ÇED kapsam dışı olması, çevre yönetmelik ve kanunlarından muaf olmak anlamına gelmemektedir. Doğa katliamı yapıldığı yolunda Milenyum Madencilik’in hedef gösterilmesi doğru değildir.

Milas Orman İşletme Müdürlüğü tarafından yapılan gençleştirme çalışmalarında toplam 682 metreküp ağaç kesimi gerçekleştirilmiştir. İzin alanımızda Milas Orman Müdürlüğü tarafından kesilen ağaçlar kızılçam ağaçlarıdır ve endemik tür içermemektedir. Bu faaliyetimiz esnasında hiçbir zeytin ağacının kesilmesi söz konusu değildir. Gündeme getirilen Danişment Maden Ocağımızın civarındaki tek mahalle olan Danişment’in muhtarı İlhan Şimşek ile faaliyetimiz başlamadan görüşme sağlanmış ve kendisi bilgilendirilmiştir.

Yerel medyanın doğru bilgilendirmesini için bütün tarafların dinlenmesini istemekteyiz”.

(Bu açıklamaya karşı tepkilere de yer vereceğiz.)

TARIMDA 25 YILLIK YOL HARİTASI

ANKARA’

Yazının Devamını Oku

Dünyada sadece Milas’ta çıkıyor... Diaspor kristalini tanıyalım

15 Kasım 2019
‘MİLAS’ın Ilbıra Dağı Kazdağları mı oluyor?’ (7 Kasım 2019) başlıklı yazımızın altından beklemediğimiz bir ‘zultanit taşı’ zenginliği ortaya çıktı.

Ilbıra’nın Didim-Akbük-Kıyıkışlaçık sınırlarında, Bafa’ya dönük yüzünde, Etibank’ın alüminyum boksit madeni içinden çıkan bir yan ürün diye tanımlamıştık zultanit taşını... Bu madenin başlangıçta ne olduğu bilinmiyordu ancak daha sonra değeri anlaşıldı, kıymete binince bilen bilmeyen konuştu.

Ruhsat sahibi madenci Murat Akgün yazımızın ardından bir açıklama gönderdi. “Her şey göründüğü gibi masum ve basit değil” dedi. “22 senedir bu taşı dünya çapında meşhur etmeye çalışıyorum. Ancak ne kadar başarılı olunursa o kadar art niyetli saldırılar da artıyor” dedi.

İşin içyüzünü açık bir dille anlattı:

“Bu saldırılar çevreci aktivist eylemler, resmi denetleme veya milliyetçilik bahaneleriyle gerçekleşebiliyor”.

Milenyum Madencilik olarak kamuoyuna bir açıklama yaptılar. Yer Muğla-Milas hudutları içinde, 8 bin 850 hektar ruhsatlı alüminyum madeni sahası... Faaliyete 1970’li yıllarda Etibank uhdesinde başlanmış ve 1980 öncesine kadar çok yoğun olarak çalıştırılmış. Yaklaşık 40 milyon ton alüminyum (boksit) rezervi bulunan saha, Eti Maden İşletmeleri tarafından yaklaşık 2 milyon ton alüminyum üretimi ve ihracatı gerçekleştirerek ülkemiz ekonomisine büyük katkılar sağlamış. 

1980 ihtilali sonrası faaliyet tamamen durma noktasına gelmiş, 1990’lı yıllarda bor benzeri stratejik önemli olan madenler dışındaki sahalar özelleştirilmiş.

Söz konusu saha 1998’den sonra Eti Maden İşletmeleri tarafından muayyen bedeli 1.2 trilyon TL olarak üçüncü ihalede Murat Akgün tarafından alınmış, yer de 8 bin 850’den 6 bin 927.44 hektara küçültülmüş.

Akgün

Yazının Devamını Oku

Günahıyla sevabıyla ‘bilimsel’ kokoreç!

14 Kasım 2019
Kokoreci özellikle son yıllarda daha çok tüketmemize rağmen ne kadar tanıyor ve biliyoruz? Ülkemizde son yıllarda geç de olsa önem kazanan gıda hijyenini de göz önüne aldığımızda, mahalle içlerine kadar giren, hemen her köşede mantar gibi biten bu müthiş lezzet acaba ne şartlar altında ve nasıl üretiliyor?

16 yıldır bu mesleği Samsun’da yapan, son olarak da İstanbul pazarına Maltepe’de açtığı dükkânıyla giren İsmail Katırcoğlu, kokorecin bir standardının olmadığını, denetlemelerde de doğru yöntem kullanılmadığından doğru tespitin yapılamadığını söylüyor.

Katırcıoğlu, kokoreci hijyen hem de lezzet açısından ele aldığımızda, Balıkesir–Çanakkale hattında yetişen kuzulardan yapılması gerektiğini vurguluyor ilk olarak. Üründeki lezzetin kaybolmaması için kesilen kuzudan alınan malzemenin dondurulmadan hızlı bir biçimde üretim bandına alınarak sarılmasının önemini de ekliyor. Her şeyde olduğu gibi kokoreçte de hassas bir oran var: Yüzde 33 kalın bağırsak, yüzde 33 ince bağırsak, yüzde 33 iç yağ. Daha sonra, dondurarak hijyenik bir ortamda doğru serinlikte saklanması gerekiyor.

NE YEDİĞİMİZİ NASIL ANLAYACAĞIZ?

Katırcıoğlu, “Kokoreç servisinde baharat müşteriye ayrıca sunulmalı. Kokoreç kimyonlu servis ediliyorsa anlayın ki sağlıksız üretilmiştir” diyor. “Kokoreci öncelikle baharatsız tadın lezzeti daha iyi alabilmek için. Sonra tabii ki çok yakışan baharatları kullanabilirsiniz” diye ekliyor. Bir de her ne kadar kesin olmasa da fiyata ve markaya bakmamız gerektiğinin de altını çiziyor.

SAPANCA’YA KIYMAYALIM

Sakarya Sapanca’da Kırkpınar Hasanpaşa Mahallesi’nde köyün merasında geçtiğimiz aylarda çalışmalarına başlanan teleferik projesine tepki büyüyor. Bu alan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından ‘deprem toplanma alanı’ olarak gösterilen 9.6 dönümlük bir mera arazisiydi. Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan ihale ile teleferik inşaatı başlatıldı. İnşaat ile birlikte toplam 60 dönümlük orman arazisi de inşaat kapsamına alındı. Şimdi projenin ilk etabında 3 bin ağacın kesilmesini önlemek için halk bir süredir nöbet tutuyor.

Sapanca Gölü su havzası üzerinde bulunan araziye inşaat yapılması halinde gölü besleyen dağlardan gelen su kaynakları kuruyacak dersek, kimler uyanır acaba?

Teleferik yapmak iyidir de

Yazının Devamını Oku

Bu nasıl bir ‘kirletme izni’dir!

13 Kasım 2019
TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partilerin ortak kararıyla geri çekilen 13 kömürlü termik santrala yeniden havayı ‘kirletme izni’ verilmesi gündemde...

Birey ve toplum sağlığı açısından yıkım anlamına gelecek bu ‘kirletme izni’, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nun 1 Kasım’da yapılan toplantısında Meclis Genel Kurulu’na sunulmak üzere kabul edildi. Buna göre, insan sağlığına ve çevreye zarar verdiği halde bugüne kadar gerekli yatırımları yapıp önlemleri almadığı için önümüzdeki yıl başında kapatılması gereken 2’si kamuya 11’i özel sektöre ait 13 termik santrala 2.5 yıl daha ek süre verilecek.

Oysa bu santrallar 2013’ten beri çevre yatırımlarını gerçekleştirme taahhütlerini yerine getirmiyorlar. Daha önemlisi, bu santrallara daha önce de 3 yıl ek süre verilmişti. Bu ek sürede de gerekli yatırımlar yapılmadı. Eğer TBMM’ye gelecek teklif mevcut haliyle yasalaşırsa bu santrallar Haziran 2022 yılına kadar havayı kirletmeye devam edecekler.

Türk Toraks Derneği, TTD Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu’nun yayınladığı ‘Santrallara Havamızı Kirletme İzni Verilemez’ başlıklı raporda “İnsanların ölümüne yol açması ve çeşitli hastalıklara yakalanması anlamına gelen bu ‘izni kabul edilmez bulmaktayız” deniyor.

Daha çok kazanç sağlamak amacıyla gerekli çevresel önlemleri almamış santrallara 2022 yılına kadar ‘kirletme izni’ vermek ölüm ve hastalık anlamına gelmiyor mu?

O DEVRİMLER VADİLERE KADAR İNEBİLSEYDİ...

ATATÜRK Kurtuluş Savaşı mucizesi ile yok olmakta olan bir imparatorluktan bağımsız yepyeni bir devlet yaratmış ve yarattığı bu devlet ve milleti saygın bir yere taşımaya çalışmıştır.

Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği devrimler hedeflerine ne kadar ulaşmıştır?

Bir yurt gezisinde

Yazının Devamını Oku

Dünyaya örnek kampanya

8 Kasım 2019
Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin başlattığı ‘Geleceğe Nefes’ seferberliği ile 11.11.2019 pazartesi günü 11 milyon fidan, 11 ilde toplam 2023 noktada toprakla buluşacak.

Hedefin üzerinde 3 milyon ağaç daha sahiplenildi. Böylece 13 milyonun üzerinde birey sertifika aldı. Pakdemirli, “Fidan dikmeyi memleket meselesi haline getirdikleri için milletimize teşekkürler, 11 Kasım’da bir değil, iki dünya rekoru kıracağız. 81 ilimizde 2023 noktada 3 saat içinde tam 11 milyon fidanın toprakla buluşmasını sağlıyoruz” diye konuştu. Erdoğan da bundan sonra her yıl 11 Kasım’ı ‘Milli Ağaçlandırma Günü’ olarak ilan ettiğini açıkladı.

Bakan, gelecek nesillere daha yeşil bir Türkiye bırakmak konusunda bu heyecana karşılık fidan sahiplenme kampanyasının süreceğini belirterek, “Sahipleneceğiniz veya bağışlayacağınız fidanları 11 Kasım sonrasında da toprakla buluşturmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

İllere ait fidan dikim tören alanları (gelecegenefes.com) adresinden öğrenilebilir.

PAKDEMİRLİ DİYOR Kİ

Bilmenizi isterim ki Türkiye, orman varlığının önemini dünyada en iyi bilen ve örnek olan ülkelerin arasında başı çekiyor.

1839’da temelleri atılan Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Orman Genel Müdürlüğü 40 bini aşkın çalışanı ile hem vatanımızda hem de dünyada yaşayan tüm canlılara daha fazla nefes olabilmek için gece gündüz çalışıyor.

10 Temmuz 2018’de göreve geldiğimizde “Çiftçimizin yüzü gülsün, çocuklarımız ormanla büyüsün” demiştik. Çok kısa sayılabilecek bir zaman diliminde sözümüzde durmayı başardık.

Türkiye’yi Guinness Rekorlar Kitabı’na taşıyacak bu ağaçlandırma seferberliğine

Yazının Devamını Oku