ERGENEKON Davası’nın ilk derece yargı faslı tamamlandı.
Yeni Türkiye işte böyle bir şey.
Haklılık, haksızlık, adalet gibi parametreler üzerinden baktığınızda meşrebinize göre kanaat oluşturuyorsunuz.
Laik kültürle yetişmiş insanlar, bir yandan askeri vesayetin olmadığı gerçek bir demokrasiyi özlüyor, diğer yandan gelişmelerin onları “az demokrasili, laik düzeni” arar hale mi getireceği endişesini yaşıyor.
Bu insanlar “tarihi hesaplaşmanın” tarafı olmak istemiyor, “cami-kışla çekişmesinin” 21.yüzyılda artık bitmesini bekliyor.
Her türden ideolojik formların geride kalmasını, yaşam tercihlerinin direk veya endirek etkilerle biçimlenmemesini talep ediyor.
Esasında iktidar partisinden muhalefet partilerine, Kürtlerden Alevilere her kesim, aynı özlemi dile getiriyor.
YEREL seçimler yaklaşıyor.
İzmir Büyükşehir’de aday adayları ortaya çıkmaya başladı.
Evvela CHP’yi değerlendirelim.
Bir kere, ‘şayet Aziz Kocaoğlu bir dönem daha devam etmek isterse, hiçbir şekilde başka bir adayın sahneye çıkmaması gerekir’ diye düşünenlerdenim.
Aziz Bey kişilik olarak yıllar geçtikçe artan bir ivmeyle hepimizin sevgisini, saygısını kazanmış bir insan.
Demokrat, makul, alçakgönüllü, çalışkan, cesur... Hülasa pek çok konuda CHP çıtasının üzerinde özelliklere sahip.
Ayrıca kentin sorunlarına, herhalde, ondan daha vakıf birisinin olması söz konusu değil.
Osmanlı emperyaldi. Bağlı olarak, çok kültürlü, çok dinli bir yapıyı yönetiyordu.
Fransız ihtilali, etkilerini 19. yüzyılda imparatorluk toprakları üzerinde göstermeye ve milliyetçilik akımları hız kazanmaya başlayınca, çok kültürlü yapının muhafazası zorlaşmaya başladı.
Abdülhamit’in sarıldığı çare İslam’dı. Ana yapıştırıcı konusunda bir paradigma değişikliğiydi bu. Ancak Arap dünyasına dair yaşanan hayal kırıklıkları, bu defa, çağın trendine uyumlu başka bir yapıştırıcı aranmasına neden oldu.
İttihat Terakki ile birlikte Türkçülük ideolojisi ön plana çıkarılmaya çalışıldı.
Amaç hep aynıydı. Mümkün olduğunca elde kalan topraklar korunmaya çalışılıyordu.
Türkçülük toplumun “payı” olacak, aynı zamanda “paydada” İslam yer alacaktı.
Proje, zaten müsait olan siyasi konjonktüre uygun olarak hayata geçirildi.
HEP mevcut iktidara alternatif olmadığından söz ediyoruz.
Demokrasilerde zaman zaman bu kanaat yaşanır. Yakın tarihte Özal’ı vazgeçilmez zannederdik. Neticede halk desteği yüzde 21.75’e kadar düştü, sonrasında ANAP tarih oldu.
Fakat bu defa AK Parti’ye dair farklı bir psikoloji var. Sanki ne kendileri, ne de muhalefet, olası bir iktidar değişikliğine hazır değil.
İktidar partimiz, kendisini Türkiye tarihinin yeni bir döneminin başlatıcısı olarak görüyor ve lanse ediyor.
Hemen her tavrıyla, sayın başbakan bu duruma samimiyetle inanıyor.
Açıkça seslendirmeseler de, din kartını kullanma ayrıcalığına sahip olduklarından, çok ciddi yanlışlar yapmadıkları takdirde, “sandık”ta hiçbir problemle karşılaşmayacaklarını düşünüyorlar.
Dolayısıyla bu şekilde “joker”lenmiş rüzgarlarının etkisiyle sonuna kadar demokrasi savunucusu olmak işlerine geliyor ve evrensel ilkeler bazında da bu tutumları nedeniyle prim ve meşruiyet kazanıyorlar. Bu sayede, sair yanlış uygulamalar gölgede kalıyor, fazla tartıştırılmıyor.
BARIŞ süreci, isminden de anlaşılacağı üzere, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve seçenekler arasından “bölünme”nin çıkarılması esasına dayanıyordu.
PKK’nın Bağımsız Kürdistan seçeneğinden vazgeçmesi, büyük ölçüde ülkenin Batı’sından kopmak istememesi nedenine bağlanabilir.
İstanbul, İzmir, Bodrum... Özetle Türkiye’nin gelişmiş yöreleri Kürtler tarafından bir cazibe ve çekim merkezidir.
Diyelim ki, bu özellik ülkedeki gerginliğe paralel zedelenmeye, laik-muhafazakar kutuplaşması kaotik bir hak almaya başladı. Hiç şüpheniz olmasın bu durum... Doğrudan bağımsız Kürdistan hayallerini tetikler. Huzurun, istikrarın, demokrasinin bağlı olarak ekonomik refahın olmadığı bir ülke, opsiyonu olanlar yönünden bir tercih nedeni olmaktan çıkar.
İşimiz kolay değil
AK Parti, hepimizin, herkesin zannettiğinden daha fazla Müslüman Kardeşler’le ilgili ve içice görünüyor.
İNSANLARIN dünyayı algılamasıyla bilimin gelişmişlik düzeyi arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bilim ve teknolojinin gelişmediği dönemler ve toplumlarda, hemen her şeyi açıklamak için manevi parametreler ön plana çıkarılır.
Çağın en aydınlık ve berrak ‘kafa’sına sahip Aristo, herhangi bir katı kütlenin yere düşmesini ya da buharlaşan sıvının göğe yükselmesini bir gizli çekim gücüyle izah etmişti. Ona göre bu ‘sevgi’nin gücüydü. Pek tabii, yüzyıllar sonrasında keşfedilecek yer çekimi ve termodinamik yasalardan garibin henüz haberi yoktu.
Esasına bakarsanız bilgi yetersizliğinden kaynaklanan belirsizlik ortamlarında bir karmaşa oluşmasın diye, süratle bir değerler sistemi oluşturulması, hep bir zorunluluk olarak gündeme getirilmiştir.
Bu değerler sisteminin oluşturucuları, bizlere bir takım ‘erdemler’ öğütler. Bu süreç Antik Yunan’dan 7 bilge öğütleriyle başlar. Erdem ya da ahlak, özü itibariyle size, sizin o güzel aklınızı fazla yormamanız için sunulmuş reçetelerdir. Kendi iştahını dengelediği ve genel bir çerçeve içinde kaldığı sürece pek bir sakınca taşımazlar. ‘Ailenizi sevin, insanları kazıklamayın, yalan söylemeyin, hırsızlık yapmayın...’ Ancak insanlık tarihine baktığınızda, erdemi empoze edecek güce sahip olanlar hiçbir zaman bu sınırlar içinde kalmamışlardır.
Hakim otorite, mevcut menfaatlerini koruyan, kollayan kuralları oluştururken (ki buna hukuk demişlerdir), işlerine gelenleri ahlaki norm görüntüsüyle yasalara çivilemeyi asla ıskalamamışlardır.
Ortaçağ Avrupa’sında teokrat yapı, kendi dayattıkları çerçeveyi tartışmasız kılmak için, meşhur ‘her iktidar Allah’tan gelir’ (Omnes prostes Doe) formülasyonunu geliştirmiştir.
SON bir aydır hepimizin ağzında 90’lılar kuşağı.
Adeta pek çoğumuz yeni keşfettik.
Esasında bu kuşak gökten zembille inmedi.
Tüm dünyada, bu arada ülkemizde uygulanan neoliberal politikaların sosyal bir çıktısıdır bu gençler.
Kapalı ekonomiler, baskıcı yönetimler, farklı düşüncelerin belirmesine ve serpilmesine uygun ortamlar sağlamaz.
Meseleye bu yönüyle baktığınızda, 90’lar kuşağının tohumları Turgut Özal’ın 24 Ocak 1980 kararları ile atılmıştı.
Oyununu kurallarının daha disiplinli hayata geçişi Kemal Derviş’le gerçekleşti.
GEZİ Parkı çocukları,
Siz geç kaldınız,
Çok geçmişlere dair tabii ki sizin günahınız yok.
33 kişi vurulurdu sorgusuz sualsiz,
En fazla Ahmet Arif’in şiirlerinden iştirak ederdik zulümlere sessizce.
6-7 Eylüllerde talan yaşanırdı İstanbul sokaklarında. Çaresiz bakardık Yorgo’nun şaşkın gözlerine.
Senaryonun pespayesi uygulanırdı Fadime Şahin’le. Sanki fazla kurcalamak gelmemişti işimize.