Karne haftası öncesi her okuldaki gibi Rüzgar’ınkinde de geleneksel veli toplantısı organize edildi. 10 gün önceden randevulaştık. Çarşamba 17.00. Peki ne oldu? Babası yurtdışındaydı, bense bir röportajdan diğerine koştururken unuttum gitti. Futbolla ilgili bir röportajdan çıkıp randevuyu hatırladığımda saat 18.00’di. İlk üç-dört saat çok üzüldüğümü itiraf edeyim. “Bu hayatta oğlundan değerli neyin olabilir ki? Onun hakkında öğretmenleriyle konuşma randevusunu unutmak nasıl bir beyinsizliktir?” diye söylenip durdum. Ama Allah’tan çok da gaza gelmedim, en önemli konuyu hatırladım: Oğlum henüz üç yaşındaydı ve altı üstü yuvaya gidiyordu. Veli toplantısını unutmak dünyanın sonu olmamalıydı.
KARNE VE STICKER
Rüzgar’la ilgili sık sık görüşlerine başvurduğum Pınar Mermer de bana hak verdi zaten. Ve tam da karne haftasında anne-babalara bu köşe aracılığıyla bir şeyler söylemek istedi. Lütfen kulak verin: “Karne asla bir başarı ölçüsü olmamalı. Yuva çağındaki çocuklara uygulanan üzgün surat, gülen surat değerlendirmelerine de karşıyım. Gülen yüz alamayan çocuk inanılmaz mutsuz oluyor ve bu, minik yüreğine ağır geliyor. İlkokuldaki çocukları bir şeyi doğru yaptığında sticker’la ödüllendiriyorlar. Takdir edilmeyen çocuk sticker’sız kalarak cezalandırılıyor. Bunu yaparak performans kaygısı taşıyan çocuklar yetiştiriyoruz. Örnek vermek gerekirse resim dersinde yaptığı manzara resmiyle sticker alan çocuk, sonraki derslerde hep aynı resmi yapıyor. Bir kere beğenilmesi yaratıcılığını öldürüyor, hayal gücüne sınır koyuyor. Bu yüzden ödül ve ceza yöntemine eğitim sisteminde yer verilmemeli. Yetişme çağındaki çocuklarda en önemli nokta aileyle olan ilişkisi. Uykusu ve yemeği sorgulanmadan önce ilişkisi sorgulanmalı. Çünkü sağlıklı bir ilişki kurulduğunda diğerleri yüzde yüz yolunda gidecektir.”
Şimdi üç yaşında ama görenler kesinlikle o kadar küçük olduğunu anlayamıyor. Genel tahminler 5 ya da 6! Hal böyle olunca onun boyundan küçük hareketlerine kimse anlam veremiyor. Restoranda mesela ben ağzına yemek tıkıştırmaya çalışırken bir kafa uzanıyor “Bence kendi yiyecek kadar büyümüş” deyiveriyor. Evet üç yaşında da çocuklar kendi yemeli ama annenin burada bir zaman-mekân hesabı yaptığı, etrafa en az rahatsızlık verilen sürede en çok yemeği yedirme peşinde olduğunu kimse düşünemiyor.
Rüzgar yeni tanıştığı bir çocukla oyuncağını paylaşmadığında “Ama sen abisin” deniyor. Yüzde 90 diğer çocuk daha büyük çıkıyor. Özetle Rüzgar’ın içi başka, ondan beklenen bambaşka. Üzülüyorum. Rüzgar’a ‘o daha 3 yaşında’ diye tişört yaptırsam beni akıl hastanesine atarlar mı?
Acil öneri Funloft
İtiraf edeyim her cumartesi-pazar Rüzgar’ı yeni ve eğlenceli nereye götüreyim diye epey bir kafa patlatıyorum. Evimizin yakınlarındaki tiyatro oyunlarının hepsini tükettik, ne Pinokyo kaldı ne Bremen Mızıkacıları… Zor günlerin bir numaralı kurtarıcısı Kanyon’daki oyun alanı Fungate’i her hafta götürerek tüketmek istemiyorum. Üç haftada bir gidelim ki özlesin diye düşünüyorum. Poniler, akvaryumlar, müzeler derken çember gitgide daralıyor. Geçen haftamızı Kavacık’daki ACR AVM’nin içinde açılan Funloft kurtardı.
Acilen gitmenizi öneririm. Bir kere biz ilk defa bowling deneyimledik ve çok eğlendik. Sağda ve solda yükselen bariyerler sayesinde çocukların topu orta alandan dışarıya çıkmıyor ne kadar yavaş giderse gitsin labutları vuruyor, onlar da bu durumda çok eğleniyor. Rüzgar bir de laser oyunlarını sevdi. Dans ederek laser yakalamaca alanına ve laser tenisine bayıldı. Midesine düşkün olanlar için bir ekleme yapayım Funloft’un inanılmaz lezzetli bir mutfağı var. Mönü İtalyan, çağdaş Türk ve Meksika mutfağı karması.
1-Çocuğumun zor mizaçlı olduğunu nasıl anlarız?
Uyku ve yemek gibi fiziksel konularda sorunluysa, uyku düzeni yoksa, yeni ortamlara girmesi gerektiğinde hızla uyum sağlayamıyorsa, ürkekse, kolay üzülüyor ya da kolay öfkeleniyorsa, normalin üzerinde hareketliyse zor mizaçlı olduğunu söyleyebiliriz.
2-Zor mizaçlı çocuk tanımını yaparken neye dikkat etmeliyiz; neye göre zor, kime göre zor? Hangi özelliğin ‘zor’ olduğu çevreye göre değişir. Örneğin Amerikan kültüründe içe kapanık, çekingen yapıya sahip çocuk ‘zor mizaçlı’ diye tarif edilir. Oysa Çin kültüründe bunlar beğenilen, istenilen özelliklerdir. Çünkü Amerikan kültüründe dışadönük ve özgüvenli olmaya ne kadar değer atfediliyorsa, Çin kültüründe de mütevazı olmaya ve kendini ön plana çıkartmamaya değer verilir. Dolayısıyla aslında bir mizaç özelliğinin zor olup olmadığı, o özelliğin o toplumda nasıl algılandığına göre değişir.
3-Zor mizaçlı çocuğun sosyal gelişimi problemli olur mu?
Çocuğun çabuk ağlama ve kolayca kızıp öfkelenme gibi duygusal tepkileri, fazla aktif veya ürkek olması, yemesinde ve uykusundaki düzensizlikler anne-babaların stresini ve fiziksel ceza kullanımını arttırıyor. Ebeveyn-çocuk ilişkisinde ilk yıllardan başlayarak ortaya çıkabilen bu olumsuzluk, çocukta duygusal ve davranışsal sorunlara yol açar. Bu sebeple ‘zor’ mizaçlı çocuk çevresiyle uyumlu bir sosyal ilişki kuramıyor.
4-Zor mizaçlı çocuklarla hiperaktif ve dikkat eksikliği olan çocuklar arasında ne fark var?
Bebeklerin dudak okuduğunu
Bebekler konuşmayı sadece işitsel uyaranlara dayanarak değil aynı zamanda dudak okuyarak da öğreniyormuş. Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı Profesör Dr. Ahmet Konrot, bebeklerin bu evrede ‘dudak okuma’ stratejisinden de etkin bir biçimde yararlandıklarını söylüyor. Prof. Konrot, bu durumu Florida Atlantik Üniversitesi’nde yapılan çok yeni bir araştırmayla açıklıyor: “Prof. Lewkowicks’in araştırmasına göre bebekler dördüncü aydan itibaren konuşmacının gözlerine odaklanıyor, altıncı aydan itibarense dudaklara. Bu durum, sekizinci ayda daha da belirginleşmekte. 12. aydan itibarense ilgi odağı konuşmacının ağız bölgesinden tekrar göz bölgesine kayıyor. Görüyoruz ki sözel dil edinimi evresinde görme duyumu da etkin ve seçici bir biçimde devreye giriyor.”
En ünlü peluş oyuncağı satan siteyi
1999’da Londra’da kurulan ve bugün dünyanın önde gelen peluş oyuncak üreticilerinden biri olan Jellycat, Britbee.com’da kargo ücreti olmadan satılmaya başlamış. Jellycat’in peluş oyuncakları, hayvanlı patikleri, puset battaniyeleri, seyahat setleri, müzikli oyuncakları var. Uyku eğitimleri için özel tasarlanan uyku arkadaşları da annelere destek oluyor.
Çocuk aksesuarları sitesi min-yon.com’u
Nihan Çetinbaş Çelik çocuğu dünyaya geldikten sonra kariyer değiştiren annelerden. 12 yıl kimya mühendisi olarak çalışıp, global bir firmada yönetici olmuşken istifa edip çocuğuna daha fazla vakit ayırmaya karar vermiş. Eve ek gelir getirmek içinse bir e-ticaret sitesi kurmuş: www.min-yon.com için çocuk aksesuarı sitesi diyebiliriz. Şapka, patik, çorap, emzik tutucusu, oda süsleri, oyuncak, önlük, saç bantı, nevresim takımı gibi şeyler satıyor. “Oğlum için internetten uygun ama şirin aksesuarlar alıyordum. Şimdi fazla adette getiriyorum ve internetten diğer annelere babalara da ulaştırıyorum” diyor.
annelutfen.com’un 20 bin takipçisi olduğunu
Rüzgar gibi içinde 1000 atlı aynı anda farklı yönlere koşan çocuğu olanlar beni çok iyi anlar. Bazen oynatmama az kalıyor. Tutup kolundan sarsmak, poposuna bir şaplak indirmek bile aklımdan geçiyor. Allah’a şükür kendimi tutuyorum da ya bir gün tutamazsam diye ödüm patlıyor. Bence uzmanlar anne babalara öfke kontrol kursu falan vermeli...
İzninizle örnek bir senaryo anlatayım: İnanılmaz hareketli günlerinden biri. Koltuğun tepesinde, mutfak tezgâhının üstünde, dolap içlerinde, çat burada çat kapı arkasında. Birden “Çok kakam vaaaarrrr” diye bağırdı. Koşa koşa tuvalete gittik. Kakasını yaptı, kalktı ve elini klozetin içine soktu. Çığlığı bastım tabii. Ve anında kakalı elini saçına sürdü. O an fıttırıyorum sandım. “Bu yaptığın sağlığa zararlı, orası mikrop yuvası” diye bağırıyorum. “Neden, neden” deyip duruyor. Banyoya girip tepeden tırnağa yıkandık ve sakinleşmem çok zor oldu. Bağırdığım için kendimi kötü hissediyordum ama yine de kendimi tutamıyordum. Kakaları saçlarından arındırana kadar akla karayı seçtim. Ve hemen ertesi gün Klinik Psikolog Pınar Mermer’e danıştım. Bakın öfkemizi kontrol etmemiz gerektiğini nasıl anlattı:
“Bence çocukların olumsuz davranışlarının altında mutlaka bir motivasyon vardır. Bunu neden yapıyor? Önce bunu bulun. Stres altında mı, sınırımızı mı deniyor? Çocuklar bazı yaş dönemlerinde bizi sınarlar. Nereye kadar anneye babaya güvenebilir, ben ne yaparsam çıldırır gibi deneylere tabi tutarlar. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey sağlam durmak. Öfke kontrolü eğitimi fikrinizi çok beğendim. İhtiyaç duyulduğu anda kesinlikle destek alınmalı. Çünkü bağırır çağırır ve dehşete kapılırsak çocuğumuz “Annem beni taşıyamadı ve dağıldı” diye düşünür. “Ben onu kolayca çileden çıkarabilirim” der. Kontrol düğmeniz onun eline geçer. Peki nasıl sakin kalacağız? Bu davranışın altında bir neden var diye düşünüp, o nedeni bulmaya çalışarak. “Bu çocuk beni delirtmek istemiyor, bir şey demek istiyor” diye düşünmelisiniz. Ve o kadar çok şey
demek isteyebilir ki. Gözümüzden kaçan en önemli şey taciz. Bazen hiç tanımadığımız insanlar çocuklarımıza dokunuyorlar. Bazen çocuklar okuldaki arkadaşlarından zorbalık ve şiddet görüyorlar, bazen siz evde yokken bakıcısı ona kaşlarını çatarak sert bir şekilde bakıyor, bazen tüm bunları sizi özlediğinden yapabiliyor. Çocuğunuzla konuşup nedenini çözmelisiniz. Davranışa, mesaj okuyor gibi baktığınızda da öfkenizi kontrol edebilirsiniz.”
Bir cuma gecesini partileyerek geçirdikten hemen sonra, cumartesi gündüzü hiç heba etmeden oğluma verebiliyorum ya anne olmayanlar çok şaşırıyor. Anne olanlar biliyor ki bu gayet normal ve yapılabilir bir şey. Çünkü çocuk sahibi olduktan sonra uykular o kadar kıymetli değil ve galiba alkolün bünyede kalış süresi de aynı değil. Hemen ve hızla uçup gidiyor. O yüzden gece saat ikide W’da ya da Ses’de karşılaştığım insanlar, ertesi gün saat 14.00’te Susam Sokağı Müzikali’nde ya da Pepe Gösterisi’nde olmama şaşırmamalı.
Son zamanlarda arkadaşlarımı davet edip partiler düzenlediğim de doğru ama hâlâ anneyim, hâlâ tutkulu… Sırada annelik sohbetleri var. Bilgilerimi, hatalarımı ve duygularımı paylaşacağım.
Bu köşeyi yazmaya başlayalı yaklaşık 2.5 yıl oldu. O kadar çok şey paylaştık ki: Benim oğlum da uykusuz bir bebekti, ben de iki yıl pusette bir ileri bir geri sallayarak uyuttum. 10.5 ay emzirdim ve o dönem her emziren anne gibi beynim memelerimde atıyordu, agresif dönemlerimiz de oldu, suratımın orta yerine kafa da yedim, dudağım da patladı, ödül-ceza dengesini tutturduğum da oldu, abartıp hatalar yaptığım da. Hâlâ her gün ayrı bir sınav ve bu Allah bize ömür verdikçe devam edecek.
Özetlersem Türkiye’nin en büyük bebek ürünleri alışveriş platformu e-bebek’le birlikte yapacağımız sohbetlerin ilki bugün Marmara Forum’da. İlk konumuz çocuk sağlığı ve beslenmesi.
Hepimizin çok merak ettiği “Bu çocuğa ne yedirirsem daha sağlıklı ve akıllı olur” sorusunun cevabını arayacağız. Yanımda bir de uzman konuğum olacak. Medipol Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muazzez Garipağaoğlu Denizhan’a sorular sorup beslenmeyle ilgili önemli tüyolar kapmaya çalışacağım. Sorularınız varsa bize katılın. Saat 13.00’te Marmara Forum’un üçüncü katındaki My Forum’dayız.
Tuhaf, komik, aptal bir video’yla başım belada. Kızın adı Lorna Bliss. İngiltere’de yayınlanan X Factor yarışmasına neredeyse çıplak bir halde katılıyor ve Britney Spears taklidi yapıyor. Üzerinde fosforlu yeşil bir string, bir ton açığı push-up bir sutyen var ve vücudunun tamamı beyaz bir fileyle kaplı. Eğiliyor kalkıyor, bacaklarını jüri üyelerinin boyunlarına doluyor, dans ediyor da ediyor. En çok izlenen videoların bulunduğu bölümde onlarcası arasından Rüzgar’ın dikkatini çekmiş. Gözlerini fal taşı aça aça, bilgisayarın içine girecekmiş gibi eğilip eğilip nasıl dikkatle izlediğini anlatamam.
Elinden alsan olmaz, yasaklasan daha bir meraklanır; ne yapacağımı bilemedim. Neden bu kadar heyecanlandığını sorgulamak istedim. Rüzgarcım sence bu ablanın (abla diyorum ki minik cüci haddini bilsin) nesi güzel? Sesi mi, poposumu, saçları mı? “Sesi” demez mi? Kollarından tutup “Sen daha üç yaşındasın” diye sarsmak istedim. Video’dan nasıl vazgeçtiğimize gelince... Britney Spears’ın orijinal videosunu açtım, onu seyrettirdim. Vazgeçti. Yani aslı taklidini öldürdü.
Günde 1000 ürün satıyorlar
2010’da kurulmuş ama ben yeni fark ettim. www.unnado.com, anne, bebek ve çocuklara özel, markalı ürünlerin bulunduğu bir site. Aynı zamanda üyelerine ayrıcalıklar sunan bir alışveriş kulübü. Kendine ait özel bir çocuk markası bile var: Miranda. Marka ismini, kurucuları Göktuğ Okan Oğuz’un henüz birkaç ay önce dünyaya gelen kızı ‘Mira’ ile Haldun Uraz Boralılar’ın 15 aylık kızı ‘Ada’nın isimlerinden alıyor.
Site şu anda günde 10 kampanya yapıyor. Çalıştıkları 625’ten fazla tedarikçileri ve bin 650’den fazla marka var. 2012 için yıllık ciroları 7.5 milyon TL. 2015 yılında 100 Milyon TL ciro hedefliyorlar. 400 bin üyesi var. Her gün siteye giriş yapan kişi sayısı 50 bin civarında. Günde yaklaşık bin ürün satılıyor. Müşterileri ağırlıklı olarak 25-39 yaş grubundaki kadınlardan oluşuyor. Erkekler daha çok bebek bezi alıyorlar. Üyelerin yüzde 85’i kadın, yüzde 15’i erkek. Ancak alışverişlerin yüzde 91’ini kadınlar yapıyor. En çok satan kategoriler: Bebek tekstili, ayakkabı, çocuk tekstili, sağlık ve hijyen ürünleriyle oyuncak. Müşteri hizmetleri herşeyden önemli. Bebekler çok hızlı büyüdüğü için annelerin satın aldığı ürün 3-4 gün içinde teslim ediliyor. Kasım ayında özel çocuk markaları olan MIRADA’yı da satışa sundular.
Elinde oyuncak makası gözlerimin içine deli fişek gibi bakıp, sesini de sertleştirmeye çalışarak “Anne seni bi keserim, burnunu keserim, bacağını keserim, saçını keserim” deyip duruyor. Bazen de kesmiyor direkt öldüreceğini söylüyor. Agresif söylemlerin sorumlusunu uzun süre araştırdım. Nedeninin bir çizgi film olduğunu biraz geç fark ettim. Meğer bizimkinin dayılanmalarının nedeni TRT çocuk da yayınlanan ‘Keloğlan’ çizgi filmiymiş. Çünkü bu yeni Keloğlan, Keleş oğlan biraz asi, gözü kara, mevzuların orta yerine ‘Heheeyyyttt’ diye dalıyor. Annesinin sözünü pek dinlemiyor, çirkin cadıyla ağız dalaşı yapıyor, kötülerle kavgalara tutuşuyor falan. Bizimki de pür dikkat izleye izleye bazı cümleleri papağan gibi kaptı. “Şimdi görürsün gününü” favori cümlesi. “Keserim, öldürürümler” falan da etki altında kalıp kendi uydurması. Ne yapıyorum? Tamamen kesmedim. Ama sınırlandırdım. Haftada üç bölüm falan izleyebiliyor. Bu sayede ezberlemiyor.
Dozere binme deneyimi
Hayatımın fon müziği hep bir inşaat gürültüsü. Nereye taşınsam dozerler, kepçeler peşimde. Rüzgar doğduğunda Nişantaşı’nda oturuyorduk. Sonra semt her geçen gün Nişantiye’ye döndüğü için taşınmaya karar verdik. Çünkü oğlum sese aşırı duyarlıydı ve matkap sesleri yüzünden özellikle gündüz uykuları bozulmuştu. Bilin bakalım ne oldu? Ortaköy’de sessiz sakin, ağaçlar içinde diye taşındığım sitenin karşısındaki büyük araziye yaz aylarında bir site yapılmaya başladı. 2013 sonuna kadar da devam edecek gibi görünüyor. Ara ara çıldıracak gibi oluyorum ama genel olarak alıştık. Hatta başa gelen çekilir diyor, inşaatla eğlenmeye çalışıyoruz.
Kaç tane baretli abi var saymacılık oynuyoruz, dozerlerin çalışmasını izliyoruz, vincin alçalıp yükselmesine ağzımız açık bakıyoruz. Ve iki gün önce zoru başarıp inşaatın içine de girdik. Niye mi? Çünkü Rüzgar’ı dozere bindirmek istiyordum. Bütün annelere öneririm. Müthiş bir deneyim yaşadı. İlk başta inanılmaz heyecanlandı. İlk beş dakikada dozer operatörü abisiyle birlikte toprakları kepçeye doldurup boşaltmaya alıştı. Suratındaki gülümseme uzun süre gözlerimin önünden gitmeyecek. Madem yaşadığımız şehirler şantiyeye döndü biz de tadını çıkaralım o zaman. Bir de inanın çocuklara hayatın içinden gerçek bir şeyler deneyimletmek çok faydalı. Benim bir
sonraki hedefim itfaiye istasyonu olacak!
Rüzgarca cevaplar
Kaka nedir?