Nihat Demirkol

Sâir-fil-menâm bir nesil istiyoruz

31 Mayıs 2013

“Şarib-ül Leyli Ve-n Nehâr (gece gündüz içki içen, devamlı sarhoş) bir nesil istemiyoruz” açıklamasının çağrıştırdıkları arasında, “nasıl bir nesil istiyoruz?” merakının uyanmasını herhalde doğal karşılarsınız. Haliyle, üstünde biraz düşününce de insan, yine Osmanlıca bir yakıştırma bulmakta zorluk çekmiyor. “Bilincin mışıl mışıl uyumasına karşılık, uykusu kaçmış kaportasıyla ortalarda dolaşma durumu”, yani “uyurgezerlik - sâir-fil-menâm”, yükselen (?!) yeni neslin kumaş ve modeline ilişkin beklentiye yanıt verir sanıyorum.

Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nin ihmal edilmişliği

Aşağı yukarı bu anlamı vurgulayan ismiyle (Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nin İhmalkârlığını Kınıyoruz...) durmadan “söylenen” bir grup var Facebook’ta... Kentin orta yerinde, gözbebeği bir semtte, hergün farklı bir sebeple, içi yanan “hemşehri”lerimiz, caddeye ve bölgeye ilişkin hergün başka bir feryadı gündeme getiriyorlar. Adına ister duyarlılık deyin, ister kentlilik bilinci... Küçük bir alıntıyı paylaşmak isterim. Meraklısı sanal ortamda daha fazlasını bulabilir; hattâ katkıda bile bulunabilir: “...gece 22:00’den sonra maalesef panayır yeri gibi oluyor. Oradaki esnaflarımız çok rahatsız. Zabıtanın önlem almasını, oradaki esnaf arkadaşlarımızın mağdur olmasını önlemek istiyoruz. Kurtarılmış bölge gibi orası. Ciğercisi, kebapçısı yani merdiven altı diye tabir ettiğimiz her türlü yiyecek içecek satanlar orada vergisini, kirasını ödeyene büyük zarar veriyor. Ne zabıta ne de emniyet buna tedbir almadı şimdiye kadar. Arkadaşlarımızın da yoğun bir şekilde şikâyeti var. Kabadayı, üçkâğıtçı ve serseriler oraya geliyorlar dükkanların önünde tezgahları açıyorlar...”

İzmir’in Kavakları / Yıkarız Sokakları...

Türkünün güzelliğinden midir nedir? Ya da aslının “Ödemiş Kavakları” olmasından mıdır bilemem ama cadde bahsinde, “Yıkarız Sokakları” nakaratını da ezberledik sayılır. “Kaldırım” sözcüğünün ise, etimolojik olarak, “kaldırırız ve bir daha yerine koymayız” fikrinden türediğini yazmıştık. Okuyucumuz bu ironiye sahip çıktı; e-posta ortamında, dertleşmeyi sürdürüyoruz. Bunlar yaşanırken, İstanbul kaynaklı bir haberde, “Sokak Bizim Derneği”nden haberdar oldum. Kaldırımlardaki sorunlara dikkat çekebilmek amacıyla “Kaldırım Nerede?” kampanyasını başlatmışlar. İnteraktif bir katılımla gerçekleşecek proje, kaldırımlardaki sorunları bütün kentlilerle beraber tespit etmeyi amaçlıyor. Diyorlar ki, “Kaldırımlar, yayalara güvenli yürüyüş alanı sunan sokağın temel parçasıdır. Her kentin güvenli ve kaliteli bir yaya erişimine sahip olması gerekiyor. Peki, şehirlerimizdeki kaldırımlar ne durumda? Kaldırımlarda arabaların park etmesi, dükkânların kaldırıma taşması, kaldırımların niteliksiz ve yetersiz olması, yürürken sürekliliğin bozulması, engelli erişimine uygun olmaması, kaldırımların standartlara uymaması, dar olması gibi pek çok sorunun farkında mıyız?” Neyse ki, “Kaldırım Nerede?” kampanyası, bu soruna, ülke ölçeğinde dikkat çekerek tüm yayaları kaldırımların mevcut durumunu analiz etmeye çağırıyor. Belki izmir de sebeplenir. “Kaldırımölçer” bandının temini için Derneğe, info@sokakbizim.org adresinden ulaşabilirsiniz.


TDK Sözlüğü bu işe ne derdi?

Her ne kadar, “kafa kıyak dolaşan bir nesil istemiyoruz” tabirine, “yakışmadı” feryadıyla tepki verenler çoksa da, hatip, sözlükteki karşılığı, “At yetiştirilen haralarda hayvanların çiftleşmesine yardım eden görevli” olan “kıyakçı”lık mesleğine ilişkin bir kadro plânlamasından bahsetmiş olmasın sakın?

Yazının Devamını Oku

Homeros'lu Bornova'nın büyüyen ufku

27 Mayıs 2013

 

OTURUP satırlar boyunca Homeros’u anlatacak değilim...
Onun buna ihtiyacı olmadığı gibi, öyküsü de bir “köşe”ye sığmaz.
Bilen bilir, tanıyan tanır, okuyan okumuştur, merak eden de öğrenir...
Hepsi bir tarafa, Türkçe’ye “Deha’nın El Kitabı” diye çevrilen “Book of Genius”ta, Tony Buzan ve Raymond Keen’in öngördüğü 11 kıstasa göre, (alınabilecek en yüksek puan 835 iken-toplam 797 puanla) gelmiş geçmiş en büyük 12’nci deha olduğu iddia edilmiştir.
Ve buna rağmen, işin en tuhaf ve çarpıcı tarafı, aslında “anonim bir fikri” temsil ettiği ve hiç yaşamamış bile olabileceği varsayımıdır.
Ama bunların hiçbiri önemli değil!

Yazının Devamını Oku

Anlamsız bir yazı

24 Mayıs 2013

ANLAMADIĞIM bir konuda yazmaya niyetlenince, içi boş, anlamsız bir yazı çıktı ortaya... “E mecbur musun, yazmasaydın?” diyenlere, şu hatırlatmayı yapmam gerekecek: “Yazmasaydım, Noam Chomsky’nin ‘yazının sonundaki pencerede alıntıladığım cümlesi’, bu kadar keskin ve dolu dolu gelmeyecekti kulağımıza.”

“Yarın Diyarbakır yolcusuyuz...” diye başlamış sevgili Sipahi çarşamba yazısına. Devam ediyor; “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin davetlisi olarak 190 kişilik (yazıyla yüzdoksan...) bir kafileyle gidiyoruz”. “Hayrola”, diye soracağımızı tahmin etmiş olmalı ki, “Ege’nin imbatını estirmek için...” diye eklemiş. Ayıp değil ya, ben bu “sebeb-i ziyaret”i anlayabilmiş değilim. Konu hakkında, davet sahibinden (her zamanki gibi) hemşehrisini ciddiye alan bir bilgilendirme de yok; hamdolsun. Hal böyle olunca... Okumakta olduğunuz yazı, tam bu noktada yazarını ortada bırakacak bir çelişkiler yumağına dönüşüveriyor. Yazarının irfanı ve basireti yetmeyince, yazılanlar da anlamsız kalıyor ister istemez; kusuruma bakmayın. Şimdi... Toplumun genelinin, “neler döndüğünden haberi olmayan, hattâ haberi olmadığından dahi habersiz olan kısmı”na ben mi giriyorum? Yoksa, 190 seçilmiş kişiyle İzmir’in ufkunu açmayı denemek yerine, tur operatörlüğüne soyunanlar mı? Kararı seçmen verecek. Yazıyı da onlar anlamlandıracak. Kısmetse, günü gelince, onu da burada yazarız...


EGİAD’ın bülteni

E-posta kutusundan, “hoş” bir bülten çıktı... Özetle, “atipik bir niyet”ten bahsediliyor, paylaşmak isterim:

“İzmir’in yeni bir cazibe merkezi ve dünya şehri olması fikrinden yola çıkan genç işadamları, şehre dinamizm kazandırmak amacıyla yeni bir çalışma başlattı. Ege Genç İşadamları Derneği, İzmir’in dünyanın sayılı kentleri arasında yerini alabilmesi ve bu anlamda fuarın da etkili bir sembole dönüşmesi amacıyla ilk olarak Kültürpark’ta yer tahsisi talebinde bulundu. Uluslararası kongre, toplantı ve organizasyon sektörünün en önemli platformlarından olan İzmir Fuarı’na ve kente katkı sağlamak üzere yola çıkan EGİAD, New York’un dünyaca ünlü Central Park konserlerinden esinlenilen bir organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının yer alacağı ‘Napolitenler ve Hafif Müzik Dinletisi’ başlığıyla 28 Mayıs Salı günü gerçekleşecek organizasyonda, Flüt ve Saksafon’da Kaner Sümer, Gitar’da Tankut Eşber, Perküsyon’da Oğuz Çimen sahne alacak. Saat 19.30’da İzmir Fuarı Uzun Havuz yanı çimenlik alanda başlayacak etkinliğin gelenekselleşerek, İzmir Fuarı’na ve kente artı değer katması planlanıyor.”

Yazının Devamını Oku

Feyzi Aslangil’e mektuplar...

20 Mayıs 2013

 

 

GEÇEN hafta, MÜZİKSEV’de, ‘Türk Müziği Günleri’ başlıyor diye duyurmuştum. Başladı ve “tatlı – sert rüzgârı”yla devam ediyor. Meraklısı, mayıs ayı boyunca sürecek etkinlikleri, Alsancak Garı Karşısı No: 458 adresindeki butik konser salonunda ve saat 20.30’da dinleyebiliyor.


İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı İKSEV’in, İzmir Kalkınma Ajansı desteğiyle somutlaştırdığı ve “Kentin başlıca müzik ve sanat merkezlerinden biri olmayı hedefleyen, toplum ile dinamik, canlı ilişkiler kurabilen ve yaşayan/yaşanan bir mekâna dönüşecek” MÜZİKSEV Projesi’nin vizyonundan birkaç satır paylaşmak isterim:
MÜZİKSEV, müzik aletlerinin insanlığın teknolojik evrimiyle senkronize ilişkisinin kaçınılmazlığı sonucunda teknoloji müzesi karakteristiği de taşıyacak bir oluşumdur / Öte yandan müzik aletlerinin kültürel bir değer olma ve kültürel değerlerle ayrılmaz ilişkisi nedeniyle MÜZİKSEV, sanat, tarih ve etnoğrafya müze konseptlerine yakın bir anlayışı benimseyecektir. / Çok yönlü bir karakteristiği barındıracak MÜZİKSEV, eğitim-öğretim, koruma, toplumun haz kültürüne katkıda bulunma gibi başlıklar altında toplanabilecek farklı işlevlerin tümünü bir arada yerine getirebilme potansiyeliyle donatılacaktır. / Çağdaş yaklaşıma uygun, koleksiyonlarının geniş bir kültürel coğrafyayı kapsaması amaçlanan MÜZİKSEV, benzeri kuruluşlar gibi, dünyanın tüm kültürlerine kapılarını açmayı amaçlamıştır...
Bu paragraftaki kilit sözcükler içinden, sadece birini cımbızla çekip almak zorunda kalsam, hemen hepsini kapsayan ve hemen hepsine hizmet eden “haz kültürü”nü tercih ederdim. Sonra da MÜZİKSEV’in misyon yaklaşımından bir cümle seçip üzerine eklerdim:

Yazının Devamını Oku

Çocuk Hareket Üssü artık Bornova’da

17 Mayıs 2013

 

İtiraf etmeliyim ki, davetiyedeki bu ifadeyi merak ediyor insan... Bizim çocukluğumuzda “hiperaktif” filân bilinmezdi de, “bunun poposunda kurt var” diye sataşırlardı; biraz yerinde duramayan, “hareketli çocuklar”a... Üzerinden yıllar geçmiş, “hareket”, kabul edilir, doğal, üstelik doğru yönlendirilmesi için üstünde düşünülen bir kavram olmuş anlaşılan.

“Muzipo Kids”in web sayfasına baktığınızda, “biz kimiz?” sorusuna verilen yanıtlar, “2-12 yaş aralığındaki çocukların hareket edebileceği alanlar oluşturmak ve toplumda erken yaşta egzersiz ve oyunun önemi ile ilgili farkındalık yaratmak” misyonu ile hizmet veren, ‘hareket eğitimi’ ile fiziksel gelişime katkıda bulunmanın yanı sıra çocukların yaratıcılıklarını artırıcı oyun ve atölye çalışmaları ile de hem eğlendirmeyi, hem de her açıdan gelişimlerini sağlamayı hedefleyen...” diye başlıyor, “hareketsizlik sonucunda oluşmuş sorunlara çözüm üretmeye çalışan, sokakta oynadığımız, en güzel arkadaşlıkları paylaştığımız günleri yasatmak için...” diye devam ediyor.

“Hareket Üssü” fikrine, bir yetişkin olarak imrenmenin ötesinde bir ruh haliyle yaklaşıyorum. Giderek yaşanmaz bir hale gelen bu ülkede, çocuk yetiştirenlerin çok yönlü açmazları aklıma geliyor ister istemez. Anne babalarına, “outdoor eğitimler”i konusunda yıllardır destek veren bir eğitmen olarak, bazı “farkındalıklar”a daha çocuk yaşlarda yatırım yapılmasını önemsiyorum.

“Çocuğunuzun enerjisini daha faydalı kullanmasını mı istiyorsunuz? Ya da çocuğunuzun haraketli ve enerjik kalmasını mı istiyorsunuz? Vücudunu daha güvenli taşımasının özgüvenini artıracağına inanıyor musunuz? Daha dışa dönük ve sosyal olmasını mı istiyorsunuz? Çocuğumun daha çok arkadaşı mı olsun diyorsunuz? Oyunlarla öğrenmenin kalıcı ve zevkli bir öğrenme tekniği olduğunu mu düşünüyorsunuz? Çocuğunuzun okul başarısının artmasını mı ister misiniz? Liderlik, etkin iletişim ve problem çözme becerilerini kazanmasını ister misiniz? Çocuğunuzu ‘yatmak bilmiyor, kalkmak bilmiyor’ diye tanımladığınız oluyor mu? Sizin için çocuğunuzda dürüstlük, yardımseverlik, iyilik gibi değerlerimizin gelişmesi önemli mi?”

Bu sorulara, “hayır” demek mümkün değil! Üstelik, çocukları fiziksel, zihinsel ve duygusal zekâ gelişimlerine olumlu katkılar sağlayan etkinlik ve oyunlarla eğlenirken, ebeveynlerinin de kendilerine vakit ayırabilmesi (?!) modelleniyor. En az çocuklarımız kadar, “boşa çıkmış bu anne – babalar”ın ruh sağlığı ve kişisel gelişimleri de çok yakından ilgilendiriyor beni. Çünkü onlarla, sonra ben ve meslektaşlarım uğraşıyoruz... Çocuklarının çektiklerini hiç konuşmayalım.

Türkiye’nin bu “ilk çocuk hareket üslerinden biri”, artık İzmir’de, Bornova’da hizmet vermeye başlıyor. Ben “hareket” sözcüğünü, “doğru, yerinde, zamanında, ölçüsünde ve oyunlarla bezenmiş bir eğitim” olarak algılıyorum. Benim gibi, “oyun oynamayı çok seven, kazanmak ve kaybetmeyi önemsemeyen, oyunu ciddiye almayı, oyunu yaşamayı ve yaşamı iyi oynamayı önemseyen biri” için, anlamlı ve heyecan verici bir davetti zarftan çıkan. Ama yarın İzmir’de değilim. Tek sorun, açılışa gidemeyecek olmam değil, kaydolmak için yaşım da tutmuyor...


Yazının Devamını Oku

Teşekkürler sayın başkan

13 Mayıs 2013

 

METREKAREYE kaç başkan düştüğü belli olmayan bir ülkede, bu başlığı görünce, kim bilir kaç kişi üstüne alınacak? Geçen haftaya damgasını vuran Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri ile ilişkilendirenler çıkacak bir... Dünkü “Anneler Günü” reytingini kaçırmamak için Zübeyde Hanım’ın kabrini, “Düğün evinde defçiyiz / Ölü evinde yasçıyız / Nabza göre şerbetçiyiz / Mor Menekşe Partisiyiz (*)” nakaratıyla ziyaret eden Mustafa Sarıgül sahiplenecek iki... Gündeme uygun şekilde, şampiyon kulübün başkanı, kümede kalan takımın başkanı, kenarın başkanı, köşenin başkanı, sivrilerin başkanı, yuvarlakların başkanı ve daha niceleri... Oysa teşekkürüm, sadece Bornova Belediye Başkanı Prof. Dr. Kâmil Okyay Sındır’a... EVKA 3’teki geçici pazar yeri, her perşembe günü mahalledeki tâli bir sokağa kuruluyor. Haliyle pazar kurulup kalktıktan sonra, savaş enkazı gibi bir görüntü kalıyor arkada. Ama bu “çöplük resmini” bir gün olsun gün ışığında göstermiyorlar bize... Pazarcı arkadaşlar sokağın bir ucundan çıkarken, temizlik ekipleri giriyor öbür ucundan... Karanlıkta, gece vakti çalışıyorlar; sabaha bal dök yala... Sanki o sokakta hiç pazar kurulmamış gibi. Demem o ki, “İstenirse olabiliyor; teşekkürler sayın başkan. Size ve çalışma arkadaşlarınıza...”
(*) Mor Menekşe Partisi, Müzikal Komedi, Nihat Demirkol / Beyaz Yayınları, İstanbul, Nisan 2011 Sayfa: 63

***

Bu programı kesip saklayın

BU akşamdan itibaren, mayıs ayı boyunca sürecek ve meraklısını 9 akşam 9 ayrı şölene davet eden Müziksev’de “Türk Müziği Günleri” başlıyor. Bütün etkinlikler, Alsancak Garı Karşısı No: 458 adresindeki butik konser salonunda ve saat 20.30’da...

Bugün/Kemençe&Kanun Sohbeti/Gülten Yeğin&Mehmet Dönmez

17 Mayıs Cuma/Grup Düşler/Sami Büyüköztekir (tanbur)-Hakkı Balamir (piyano)-Tolga Akşit (klarnet)-Ozan Pars (perküsyon)

Yazının Devamını Oku

Alkışlamak en çok “O”na yakışır!

10 Mayıs 2013

O’nu (bazıları) hiç sevmediler!
Çünkü,
Bağırmadı, çağırmadı, küfretmedi.
Tam tabiriyle “tribüne oynamadı” hiç...
Ruhsuz dediler, “Efendi Adam” demediler.
Kıskandı dediler, yutkundu demediler.
Sevinemiyor dediler, ölçüsünde demediler...

Yazının Devamını Oku

Yüzünü seyirciye dönebilen orkestra...

6 Mayıs 2013

Geçen perşembe akşamına kadar, bütün orkestraların, seyircisini hep aynı biçimde selamladığını sanırdım. Eser bittiğinde, maestro sanatçıları ayağa davet eder ya; tam o kare işte... Meğer öyle değilmiş. Orkestralar, bu sıradan gibi görünen ayrıntıda bile iki gruba ayrılıyormuş: Bulunduğu yerde ayağa kalkanlar ve ayağa kalktığında, “yüzünü seyircisine –tümüyle, tam cepheden- dönebilecek kadar müzikal özgüven sahibi olanlar...” Çoğul kullanıyor olmama fazla da itibar etmeyin. Ben bu estetik ve özeni ilk defa görüyorum; “Biz, New York Filarmoni Orkestrasıyız” der gibiydiler...

Sanatçıların, bu basit gibi görünen farklı duruşu, bir şekil ayrıntısından çok fazlasını çağrıştırdı bende. Bir orkestranın adını söylerken, bir topluluktan, bir kurumdan tek bir kişi gibi bahsederken, aslında farklı bir sanat kimliğiymiş kastetdiğimiz. Bugün gördüğümüz resmin içinden gelip geçenleri de anlatıyormuş. Orkestra üyeleri, temsil ettikleri markayı ve ruhu, bize de hissettirmek istiyorlardı. Sanki aralarında Dvorák, Mahler, Toscanini, Stravinsky ve başkaları da var gibiydi... Hepsi, şef Alan Gilbert’in özgün yorumunda birleşti ve konser, bir virtüözler topluluğunun seçkin armağanına dönüştü. Samimi fikrim şudur ki, “müzikten fazla bir şey”di dinlediğimiz...
Orkestranın 2012-2013 sezonunda, “yerleşik sanatçı” onuruyla taçlandırdığı, piyanist Emanuel Ax’in, notaları, piyano tuşlarında yumuşatışı ise, “Onun neden 21’nci yüzyılın en önemli virtüözlerinden biri olduğu” sorusunun müzikal yanıtıydı. Sanatçının mütevazı beden diliyle sahneden yolladığı ılıman rüzgâr, bu yorumun rol ve raslantı olmadığını söylüyordu izleyiciye...

Dedikodu faslı
Orkestra’da, çekik gözlü dostlarımızın bir hayli kalabalık olduğunu gördük. Hanımlar Savarona (kara kuğu) gibi siyah bir zarafet içindeydiler. Hepsi frak giymiş beyler ise klâsik müziğin aristokrat tavrını vurguluyordu. Konser sırasında, bölüm geçişlerinde, girip-çıkanların sebep olduğu kapı seslerine, bir ara dönüp bakmak zorunda kaldı Maestro Gilbert... Konseri izlediğimiz, salonun Batı Kanat Bölümü’ndeki kapı müdavimlerini uyarmak görevi ise Maestro Yazıcı’ya düştü. Konser bitti; bis yapıldı, salon ayakta, alkış sürüyor ve yine bir kısım izleyicinin bir an evvel dışarı çıkma telâşıyla yarattığı hareket kirlliği... Yani Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi, sadece fiziken değil, maalesef ruhen de dar geldi New York Filarmoni Orkestrası’na... Cep telefonu mu dediniz? Tabii ki çaldı...

Herodotos bu işe ne derdi?
27. Uluslararası İzmir Festivali’nin “Özel Konseri”ni, kendisine ayrılmış koltukta pek sık görmeye alışmadığımız Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone ile birlikte izledi. “171 yıllık tarihinde, İzmir’e ilk kez gelen” Orkestrayı (dileriz bir sağlık mazereti yoktur) izleyemeyen kentin Sayın Valisi ise bence çok şey kaçırdılar. Bilmiyorum, “7000 yıllık kentin valisi”yle tanışamadıkları için, Orkestra üyeleri de aynı şeyi düşünüyor mu?

İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV), bu kente nefes aldıran kurumlardan biri olmaya devam ediyor. Bir yıldan daha az bir sürede, dünyanın en görkemli 3 büyük orkestrasını İzmirli sanatseverlerle buluşturdular; bu sıradan bir iş değildir! Destekleyen ve katkıda bulunanlara da bir hemşehri teşekkürü yollayalım buradan. Ama Filiz Eczacıbaşı Sarper ve bir avuç takım arkadaşı, alkışın aslan payını hak ediyor.

Yazının Devamını Oku