Memet Eser

Usta öğreticilere borçlanma hakkı

14 Mart 2011
SOSYAL güvenlikte “borçlanmak” bile bir hak oluyor. Mesele bugünün meselesi değil aslında, ama “mesele” aynen devam ediyor…

Çalışanların çoğu kere kendi istekleri dışında sigortalı olamadıkları, çalışamadıkları süreleri, ceplerinden para ödeyerek satın almalarına “borçlanma hakkı” diyoruz…
Bu “hak” şimdi usta öğreticilere de gelmiş bulunuyor… Devlet usta öğreticileri hem 30 günün altında sigortalı yapıyor sonra da alın size yeni bir hak diyor: Eksik günlerinizi borçlanın!...
Eksik günlerin sigortasını Devlet kendi yatırsa nasıl olur?!... Olmaz mı? Neyse biz verilen bu “hakkın” nasıl kullanılacağını açıklayalım.
Usta öğretici çalışması
MEB bağlı her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında uzman ve usta öğreticiler çalıştırılabilmektedirler.
Bu şekilde çalışanlar SSK statüsünde sigortalı sayılmakta ve saat karşılığı çalıştıklarından dolayı da aylık sigorta gün sayıları eksik olmaktadır.
Ancak bu durum, Ekim/2008 tarihi itibariyle büyük ölçüde düzeltilmiş ve sigorta günü hesaplama biçimi değiştirilmiştir.

Yazının Devamını Oku

Part-time çalışanlara seçenek çok!

7 Mart 2011
Part-time çalışanların aylık sigorta günleri hep 30 günün altında kalıyor.

Bu da yeterli sigorta gün sayısına ulaşarak emeklilik hakkı elde etmelerini neredeyse imkansız kılıyor. Sağlık hakkı açısından da benzer bir sorunla karşı karşıyalar...
Ancak, bu sorunları belli ölçüde çözülüyor; parasını ceplerinden ödemeleri kaydıyla!
Prim yükü çalışanın üzerine
İşçi olarak çalışan birçok insan ay içerisinde 30 günün altında çalıştığı gibi yüzbini aşkın sayıda part-time çalışan işçinin de sigorta gün sayısı her ay 30 günün altında kalmakta. Bir taraftan da emeklilik için aranan sigorta gün sayısı 1999 sonrası işe başlayanlar için 7000 gün, 2008/Ekim sonrası işe başlayanlar için ise 7200 güne çıkarılmıştır.
Düzenli ve sürekli işi olanlar için bu gün sayılarına ulaşmak sorun olmayabilir. Ancak, eksik çalışanlar veya part-time çalışanlar için bu gün sayılarına ulaşmak zor görünüyor. Düzenli çalışanlar diyelim; 20 yılda 7000 gün sayısını tuttururken, ayda 15 gün sigorta bildirimi yapılan işçinin en azından 40 sene çalışması gerekecek!
İşte, bu olanaksızlık dikkate alınmış olacak ki, bu durumdaki işçilere eksik günlerinin primlerini ceplerinden ödeme imkanı(!) getirilmiştir. Daha erken emekli olabilmeleri için... Bunu da birkaç şekilde yapabilecekler...

İsteğe bağlı prim ödeyebilirler

Ay içinde eksik günü olanlar veya part-time çalışanlar eksik günlerini isteğe bağlı sigorta primi ödemek suretiyle her ay için 30 güne tamamlayabilirler... Belirtelim ki, bu yan zorunlu olmayıp ilgililerin tamamen isteklerine bağlıdır.Dahası, zorunlu çalıştıkları sürenin dışında ödenen isteğe bağlı sigorta primi süreleri, önceki dönemde 4/b statüsünde (eski deyimle Bağ-Kur) sayılırken, artık 4/a (SSK) statüsünde sayılacak... Bu durum 6111 sayılı “Torba kanun” ile sağlanan bir olanak olmuştur. Düzenleme bu şekilde çalışan işçilerin lehinedir.Eksik günlerin isteğe bağlı prim ile 30 güne tamamlanmasının tercih edilmesi durumunda ödenen, aslında hem emeklilik hem de sağlık primidir. Böyle olunca, eksik günü olan işçi bir taraftan da sağlık hizmetlerini almada herhangi bir sıkıntı yaşamayacaktır... Parasını vermekte ve düdüğünü çalmaktadır yani! Örneğin; 2011/Mart ayında 15 gün sigortası olan işçi geri kalan 15 gün için en az; 26,55x15x%32=127,44 TL isteğe bağlı sigorta primi ödeyecektir.

Yazının Devamını Oku

SGK borçlularına gelen af

28 Şubat 2011
SGK’ye prim borcu olan işveren ve sigortalılar için öteden beri af yasaları çıkarılır. Son yıllarda moda “yeniden yapılandırma”, af yasası değil. Sanırım “af” artık moda değil.

Adı ister af yasası ister yapılandırma olsun, sonuç olarak kamuoyunda “torba yasa” olarak bilinen düzenlemeler içinde özellikle SGK borçluları için önemli avantajlar var.
Kapsama giren borçlar
Yapılandırma kapsamına giren borç kalemleri şunlar:
- SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı sigortalılık statülerinden kaynaklanan; sigorta primi, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi,
- İlgili mevzuatına göre ödenmesi imkanı ortadan kalkmamış isteğe bağlı sigorta primi ve topluluk sigortası primi,
- Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ilgili kanunları gereğince takip edilen damga vergisi, özel işlem vergisi ve eğitime katkı payı,
- Özel nitelikteki inşaatlar ile ihale konusu işlere ilişkin eksik işçilik primleri,

Yazının Devamını Oku

Kız çocuklarının sağlık hakkı iade ediliyor!

21 Şubat 2011
Sosyal Güvenlik Reformundan önce, yani 1 Ekim 2008’e kadar, 18 yaşını dolduran, okumayan, çalışmayan ve evlenmemiş olan kız çocukları, anne veya babasının sigortasına bağlı olarak sağlık yardımlarından yararlanabilmekteydi.

Anne ve babaları üzerinden, belirtilen şartları taşımaları kaydıyla, sağlık yardımı almalarında bir yaş sınırı da yoktu. 18 yaşını doldursa bile çalışmadığı ve evlenmediği müddetçe yaşı diyelim 50 olsa bile sağlık yardımı alabiliyordu.
Dahası, diyelim 30 yaşında evlenince, sağlık hak sahipliği sona eriyorsa, eşinden ayrıldığı vakit başvurduğunda tekrardan anne veya babası üzerinden sağlık yardımı alabiliyordu. Çalışmaya başlayıp ayrıldığında da aynı durum geçerliydi...
Reformla hak kaybı başlıyor
Ancak, 1 Ekim 2008’den sonra bu durumdaki kız çocukları anne veya babalarının bakmakla yükümlü olduğu kişiler arasından çıkarılmışlardır. Bu tarihten sonra, 18 yaşını dolduran kız çocuklarına geçici süreli bir hak da verilmişti, ama hepsi o kadar...
Buna göre; 1 Ekim 2008 tarihi itibariyle, ilgili kanunları gereği bakmakla yükümlü olunan kız çocukları bu Kanun gereğince de bakmakla yükümlü olunan kişi sayılmış, ancak durumlarında değişiklik olduğunda sağlık hizmetlerinden yararlanma koşulları bu Kanun hükümlerine göre yeniden belirlenmeye başlamıştır... Böylece, kendileri sağlık primi ödemek zorunda kalmışlardır.
Mağduriyetler görülmeye başlanıyor
18 yaşını dolduran, okumayan, çalışmayan ve evlenmemiş olan kız çocukların sigortalıların bakmakla yükümlü oldukları aile ferdi kapsamından çıkartılmış olmaları önemli sıkıntılar ve huzursuzluklar yaratmıştır. Kız çocuklarının, anne veya babasının sigortasına bağlı olarak sağlık yardımlarından yararlanmamaları mağduriyetlere neden olmuştur.

Yazının Devamını Oku

Sağlık Bakanlığı parasız belge vermiyor

14 Şubat 2011

ARTIK kamuda neredeyse hiçbir hizmet bedelsiz değil. Ancak, Bakanlar Kurulu kararı ile bedelsiz veya indirimli kamu hizmetleri sunulabiliyor. O da sınırlı; bayramlarda köprüden geçişlerin ücretsiz olması, belediye otobüslerine biletsiz binilmesi vs...
Sağlık Bakanlığı da yaptığı birçok işlemde para alıyor. Özel hastane ruhsatı, faaliyet izin belgesi, ön izin belgesi alınacaksa Bakanlığa maktu bir para ödenecek. Dahası o sağlık tesisinde personel için çalışma belgesi mi çıkaracaksınız her seferinde ve her personel için maktu bir tutar ödeyeceksiniz...
Yasal dayanak
181 sayılı KHK’nin ek 2. maddesine göre; Sağlık Bakanlığı’nca düzenlenecek veya onaylanacak her türlü ruhsatlandırma, ürün üretim ve satış izin belgesi ve mesul müdürlük belgesi ile permi ve sertifikalar üzerinden elli liradan liradan az, onbeş bin liradan çok olmamak üzere Maliye Bakanlığı’nın görüşü üzerine Sağlık Bakanlığı’nca belirlenecek tarifelere göre ruhsatlandırma bedeli alınır.  Bu tarifeler her yıl Vergi Usul Kanununa göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılır. Bakanlık Merkez Saymanlığı’nca tahsil edilen bu tutarlar bütçeye gelir kaydedilir.

Özürlü bireylerin destek eğitimine devlet katkısı

ÖZÜRLÜLERİN eğitim giderlerinin bir kısmının devlet tarafından karşılanması uygulaması 1999 yılından beri yürürlüktedir. Ancak, daha önce dağınık bir yapıya sahip olan uygulama bir araya getirildi ve bu yükümlülük Milli Eğitim Bakanlığı’nca tek elden yerine getirilmektedir.

Yazının Devamını Oku

Doğum borçlanmasında önemli püf nokta

7 Şubat 2011

ONCA hengameye, onca propagandaya rağmen öyle olmadığı uygulaması başlayınca anlaşıldı... Tüm kadınlara doğum borçlanması geldiği, hatta bu vesileyle emekliliklerinin çok kolay olacağı söylendi, yazıldı, çizildi...
Sonra SGK, Tebliğ ve Genelgeleriyle konuya açıklık getirdi... Bunları sonra bir kez de değiştirdi... Ama “uzmanların” dediği bir türlü olmadı...
Olmayınca, bu sefer de SGK bu işi bilmiyor dedi, o uzmanlar... Oysa, SGK personelinin yapacağı bir şey yoktu, Kanun ne diyorsa ona açıklık getirmeye çalıştılar...
Şöyle; Kanuna göre doğum yapmadan önce SSK tescili olan kadınlar, doğumdan sonra çalışmadıkları süreleri borçlanabilecekti... Bunun da 2 yıla kadarını ve en çok iki doğum için... Yani koşullar uygun ise, en çok 4 yıllık borçlanma yapılabilecek...
Burada kritik nokta; çalışan ve doğum yapan tüm kadınlar değil, sadece SSK sigortalısıyken doğum yapan ve çalışmayan kadınlar borçlanma yapabilmektedirler... Böyle olunca, doğum yaptıktan sonra ilk defa SSK sigortalısı olanlar da borçlanma yapamayacaklar...
Şüphesiz bu durum analık vakasının sebep olduğu “ekonomik ve sosyal risk” ile de uyum içerisindedir. SSK sigortalısı olarak çalışırken ve bu sebeple de ücret geliri elde ederken, doğum yapan kadın sigortalı çalışamadığı için ücret gelirinden mahrum kalmaktadır. Çocuğuna bakmak ve büyütmek için çalışmamayı tercih edince de ücret gelirinden mahrum kalmanın yanı sıra sosyal güvencesi de sona ermektedir.
Böyle olunca, doğum sebebiyle oluşan riskin sonuçlarından bir kısmını, kaybedilen sigorta günlerini kazanması için kadın sigortalılara bir olanak tanınmış ve doğum borçlanması getirilmiştir... Nihayet kanun koyucunun tercihi bu yönde oluşmuştur.

Yazının Devamını Oku

Destek primi kalkar mı

31 Ocak 2011
2011 yılı genel seçimi yaklaşırken, seçim yarışına girecek siyasal partilerde yavaş yavaş vaatlerini açıklamaya başladılar. Bu vaatlerden birisi de emekli olup da çalışan esnaftan alınan destek primlerini kaldırmak!

Sonuçlarını hep birlikte göreceğiz; kalacak mı, kaldırılacak mı?

Destek primi esnaftan niye kesiliyor

Emekli aylığı alıp da “dükkanını” kapatmayan yani çalışmaya devam eden esnaf ve şirket ortaklarının, aldıkları Bağ-Kur emekli aylığından destek primi adı altında kesintiler yapılmaya 1999 yılında başlandı.
Sonra bu uygulama, 2003 yılında, diğer sosyal güvenlik kurumlarından (SSK ve Emekli Sandığı) emekli olup da şirket ortağı olarak veya esnaf olarak çalışmaya başlayanları da kapsamına aldı. Bunlara da o günkü mevzuat gereği, 12. gelir basamağının %10’u üzerinden destek primi ödeme zorunluluğu getirildi...
Yapılan bu düzenlemeler, norm ve standart birliğinin sağlanması diye sunuldu... Emekli olan kişi, bir yandan emekli aylığını alırken bir yandan da işçi olarak çalışır ise, onun aldığı ücretinden destek primi kesilmektedir. Bu uygulama öteden beri var... Madem öyle, esnaf olarak çalışan emekliler için de aynı uygulama gelmeliydi. Geldi ve uygulanıyor!

Ama emekli esnaf işçi çalıştırıyor!

Konuya bu şekilde yaklaşılırken, emekli olup da esnaf olarak ya da şirket ortağı olarak çalışmaya devam edenlerin, risk üstlendikleri, yanlarında işçi çalıştırdıkları, böylece çift taraflı katma değer yarattıkları unutuldu... Veya çok da önemsenmedi. Önemli olan norm ve standart birliğini sağlamaktı!

Yazının Devamını Oku

Öğretim üyesi fark ücreti kalkıyor!

24 Ocak 2011
KAMUOYUNDA “Tam Gün Yasası” olarak bilinen 5947 sayılı Kanun, 30 Ocak 2010 günlü Resmi Gazetede yayımlanmıştı.

Kanunun birçok hükmü 6 ay önce yürürlüğe girmiş; artık hekimler ya kamuda ya da tamamen özelde çalışmayı seçmek zorunda kalmıştı.
Danıştay’ın verdiği bir kararla, “Kamuda çalışan hekimlerin 30 Temmuz 2010’dan itibaren muayenehane açamayacakları” yönlü düzenlemenin yürütmesi durdurularak kısa süreli bir tereddüt yaşanmışsa da Danıştay İdari Dava Daireleri Kararı ile onun da aşıldığı görülüyor...Kervan yürüyor... 5947 sayılı Kanunun bir maddesi de 30 Ocak 2011 günü yürürlüğe giriyor.Böylece; önemli bir adım olan üniversite öğretim üyelerine muayenede fark ücret ödenmesi uygulamasının da sonuna gelindi. 30 Ocak 2011’den itibaren üniversite hastanelerine giden hastalar “hoca farkı” adı altında bir ödeme yapmayacaklar...

Milli  güvenlikten sosyal  güvenliğe
1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanununa göre; çalışanların duruma göre 3 gün ya da 24 saat içinde en yakın jandarma veya polis karakoluna bildirilmeleri gerekiyor. Bildirme yükümlülüğü o yer işleticilerine (işverenlere) ait..
Kanun 70’li yılların başında güvenlik kaygısı ile çıkıyor ve yıllardır uygulanıyor.
Bildirmemenin para cezaları da var...
Bununla birlikte, gelen belgeleri yıllarca polis ya da jandarma sadece kendisi kullandı. Başka kamu kurumları kullanmadı...

Yazının Devamını Oku