Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin son dönemdeki askeri başarılarının ardında Türkiye’nin yardımı var. Türkiye’nin askeri danışmanlık olarak tanımlanan yardımı, 5 Ocak 2020’de, Hafter’in darbe girişiminden sonra başladı. Ankara amacının savaşmak olmadığını, meşru hükümete destek vermek ve insani trajediyi engellemek olduğunu birçok kez dile getirdi.
48 SAATTEKİ LİBYA TRAFİĞİ
Libya, uluslararası aktörlerin başta enerji olmak üzere kendi çıkarları için sahaya indikleri, sahayı karıştırdıkları bir kriz bölgesi. BM nezdindeki meşru hükümetle ortak kaygılarla iki muhtıra imzalayan Türkiye’nin karşısında her zamanki olağan şüphelilerin başını çektiği bir grup var. Türkiye ile ilgili olumsuz her konudaki olağan şüphelilerden kastım; Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan. Bunlara Libya konusunda Yunanistan, Fransa ve hatta Rusya’yı da ekleyin. Hepsinin farklı çıkarları var, ortak çıkarları ise doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları üzerinde birleşiyor. Bu ortak çıkarlarının tam karşısında ise Türkiye var. Türkiye’nin imzaladığı muhtıra ve enerji, güvenlik ve bölgesel çıkarları açısından meşru hükümetin varlığını sürdürmesi, Libya’nın bölünmemesi hayati önem taşıyor. Dünya virüse odaklanmışken, Libya’daki savaş durmadı. Son günlerin sahanın dengeleri değiştirecek şekilde daha da hareketlenmesiyle, son 72 saate de kritik başkentlerdeki görüşmeler damgasını vurdu.
Darbeci general Hafter soluğu geçtiğimiz çarşamba akşamı Mısır’da bir başka darbecinin, yani Sisi’nin yanında aldı. Ziyarete gerekçe olarak askeri kargo taşıyan Türk gemisinin Misurata’ya geliş iddiasını gösterdiler. Aslında Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin ilerleyişine karşı destek istedi. Kaynaklara dayanarak yapılan haberlerde görüşmede Sisi’nin sınırlarının tehdit edilmesine izin vermeyeceğini söylediği yazıldı.
WAGNER’İN LİBYA’DAKİ FAALİYETLERİ
Yine çarşamba günü Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakan Yardımcısı Rusya’daydı. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov işbirliği için Rus tutukluların salınmasını istedi. Rus tutuklularla ilgili ayrıntılar bilinmiyor. Rusya inkâr etse de Wagner grubuna bağlı paralı askerlerin Libya’da bulundukları bilgisi var. Konu Erdoğan ile Putin’in mart ayında yaptıkları yüz yüze görüşmede de gündeme gelmişti. Şimdi gelelim o görüşmenin Wagner konusundaki ayrıntısına ve sonrasındaki gelişmeye... Edindiğim bilgiye göre, Cumhurbaşkanı konuyu gündeme getirince Putin gereğini yapacağını söyledi. Sonrasında da Rusya, Wagner’i Libya’da ön hatlardan geriye çekti. Ancak halihazırda Wagner’e bağlı paralı askerlerin sayısında bir değişiklik yok. Ankara’nın elindeki bilgiye göre Libya’da 1400 mensubu var.
Ve gelelim başkent Ankara’daki kritik görüşmeye... Bu satırların yazıldığı saatlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı ile görüşüyordu. Sahadaki son durumun yanı sıra bundan sonraki adımların da konuşulduğu görüşme kritik. Bu görüşmenin içeriği önemli soruların yanıtlarını da belirleyecektir.
Türkiye, Libya’daki asker sayısını arttıracak mı?
ABD’de polisin genel olarak neden olduğu ölümler, siyah ABD vatandaşlarının bu ihtimali yaşama oranlarının daha yüksek olması, siyahi ABD vatandaşlarının içinde bulundukları toplumsal ve sosyal durumun yanı sıra yağma ve şiddet görüntüleri toplumsal yapının anahatlarını, birikmiş toplumsal sorunları ve virüs salgınıyla daha da belirleşen ekonomik sorunları karşımıza çıkarıyor.
Önce şunu söylemek lazım: Tarih boyunca “amacının dünyaya özgürlük ve daha çok demokrasi getirmek” olduğunu iddia ederek, kimi zaman el altından, kimi zaman açıktan ülkeleri karıştırmaktan, yaptırım listesi sunmaktan kaçınmayan “patron” ya da “süper güç” ABD’nin, en basit evrensel değer olan “Tüm insanlar eşittir” kuralını kendi içinde hâlâ bir türlü tam kabullenememiş, tam sindirememiş olduğu aşikâr. Bununla birlikte vekâlet savaşları ya da doğrudan savaşlarla, toplumsal olaylarla başka coğrafyalarda çıkardıkları yangın görüntülerini bizzat yaşamaları ise trajik. Anlarlar mı bilmem, ama yaşadıkları tam bir kaos.
Bu süreçte ABD Başkanı Trump’ın başta ABD medyası olmak üzere sert bir biçimde eleştirildiğini görüyoruz. ABD Başkanı, virüs nedeniyle yüksek orandaki ölümler, artan işsizlik başta olmak üzere ekonomik sorunlar, George Floyd’un ölümü ve protestolardan çok başka işlerle meşgul olmakla suçlanıyor. Twitter’dan halka savaş açmak, Çin ve Dünya Sağlık Örgütü ile kavga... Süreç Trump’ın yeniden seçilmesini engeller mi? Yoksa Trump yanlılarının daha da konsolide olmasına yol açarak ikinci kez başkanlık yolunu mu açar, göreceğiz.
MİT KRİPTO EMİR SUBAYINI NASIL YAKALADI?
FETÖ ile mücadele 15 Temmuz’dan bu yana devam ediyor. Ancak hâlâ kripto FETÖ’cülerin olduğunu görüyoruz. Bunun son örneği Ege Ordusu Komutanı Korgeneral Ali Sivri’nin emir subayı Binbaşı Fevzi Öztürk’tü. Gazetemizden Toygun Atilla operasyonun emniyet ve savcılık boyutunu dün kaleme almıştı. Ben de katkı olsun diye MİT boyutunu anlatacağım. Bir süredir MİT, TSK içinde kripto FETÖ’cülerle ilgili hassas bir çalışma yürütüyor. Özellikle Kara Kuvvetleri içindeki mahrem yapılanmanın deşifre edilmesi için teknik çalışma yapılıyordu. Edindiğim bilgiye göre önce, Ege Ordusu Komutanı’nın emir subayı Fevzi Öztürk’ün FETÖ’cüler tarafından haberleşme amacıyla kullanılan sabit hatlarla irtibatı olduğu tespit edildi. Ardından da Öztürk’ün irtibatlı olduğu mahrem imamın Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda görev yapan istihbarat sınıfındaki subayların mahrem imamı olduğu ve bu subayların takip faaliyetini yürüttüğü ortaya çıkarıldı.
İKİ MEKTUP
FETÖ ile mücadele deyince, FETÖMETRE ile bu mücadelede önemli katkısı olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevinden alınıp Genelkurmay Başkanlığı emrine verilen Tümamiral Cihat Yaycı’nın geçtiğimiz günlerdeki istifasına da değineceğim. İstifa sürecinde yaşananlarla ilgili bazı perde arkası bilgiler edindim. Hakkında açılan soruşturma gerekçesiyle görev yeri değiştirilen Cihat Yaycı’nın o süreçte hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, hem de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye mektup yazdığını öğrendim. Mektupta “Beni harcamaya çalışıyorlar” imasında bulunan Yaycı’nın Ankara’da FETÖ ile mücadele, doğu Akdeniz gibi başlıklardaki önemli katkılarına değer veriliyor. Ancak basınla kurduğu ilişki ile TSK’nın hiyerarşisine zarar verdiği eleştirisi yöneltiliyor. Paşa’nın yazdığı iki mektup da TSK’nın hiyerarşisine zarar olarak görülmüş olabilir.
Cumhur İttifakı’nın atacağı yeni adımlar.
Yeni siyasi partiler, vekil transferleri, bitmeyen seçim tartışmaları.
Salgın halinde bile dinmeyen bölgesel sorunlar.
Salgın ve salgının etkileri.
DIŞ POLİTİKA GÜNDEMİ
Vapurdaki bu poz, bir kaynağımın ifadesine göre “samimi, birbirinden gizlisi saklısı olmayan, temiz bir birlikteliğin, ittifakın” fotoğrafı. Edindiğim bilgiye göre vapur sohbeti ağırlıklı olarak dış politika üzerineydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ve Libya’daki son gelişmeleri anlattı. Önümüzdeki süreçte her iki konuda da Türkiye açısından olumlu ve önemli gelişmelerin olacağı mesajını verdi.
Türkiye’nin önündeki süreç, her zamanki gibi kritik. Bir yandan salgınla mücadele sürecek, diğer yandan ekonomik ve toplumsal etkileri minimize edilmeye çalışılacak. Aynı zamanda salgın dinlemeyen bölgesel sorunlarla da mücadele sürecek. Her iki parti de bu başlıklara daha fazla yoğunlaşmak istiyor, bunun için de içeride zamansız ve yersiz bulduğu tartışmaların son bulması gerektiğini düşünüyor.
Hayat bu ülkelerde eski normale dönmüyor. Sosyal mesafeli, hijyenli, maskeli yeni normal var artık. Türkiye’de de sokağa çıkma kısıtlamasıyla geçecek Ramazan Bayramı’nın ardından haziran ayının ilk günleri ile birlikte gevşemeyi, sektörlerin peş peşe açılmalarını göreceğiz. Ülkeler, devletler ekonomiyi açmaya, gevşemeye gitmeye mecburlar. Önlerinde virüsün faturası olduğu gibi ekonomik fatura ve bu ekonomik faturanın neden olabileceği krizler, sosyal sorunlar bulunuyor. Bu süreci Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi anesteziyoloji ve reanimasyon ve yoğun bakım uzmanı Prof. Dr. Necmettin Ünal ile konuştum.
ADIMLAR KÜÇÜK KÜÇÜK ATILMALI
Prof. Dr. Necmettin Ünal da vaka sayısının azalmakta olduğu ülkelerde gevşemenin uygulanması gerektiğini düşünüyor. Ancak adımların çok dikkatli atılması konusunda uyarısı var: “Dünya geneline baktığımızda, ekonomik açıdan kayıplar çok fazla. Ülkelerin bazıları bunun yol açabileceği sosyal patlamalardan korkuyor. Bunun faturası virüsten de fazla olabilir. Bu nedenle tüm ülkelerde gevşeme adımları atılmalı. Sadece adımların doğru ve küçük küçük atılması taraftarıyım. 15 günde bir, bilemediniz haftada bir süre bırakılarak yeni adım atılmalı. Bunun nedeni kuluçka süresini izlemek. Attığınız adımın etkisini görmek.” Necmettin Hoca da süreçte izlenecek politikaların dinamik olması gerektiğinin altını çizdi. Tüm ülkelerde gevşemeyle vaka sayılarında artış görülebileceğini belirten Necmettin Hoca, bu nedenle sosyal mesafe, hijyen, maske ve sektörlere özel tedbirlerin sıkı bir biçimde uygulanmasının önemli olduğunu söyledi.
TURİZM SEKTÖRÜ TEDBİRLERİ CİDDİYE ALMALI
Prof. Dr. Necmettin Ünal, yeni normalde sezon açmaya hazırlanan turizmcilere de sunum yapacak. TURSAB’ı bilgilendirecek olan Necmettin Hoca dikkat edilmesi gereken unsurlara dikkat çekti, “Turizm Türkiye’nin ekonomisi için kilit önemde. Bu nedenle yanlış bir adım ileriye yönelik potansiyeli de kaybetme riskini beraberinde getirir. Çok daha dikkatli olmalılar. Tedbirleri çok ciddiye almalılar, en üst seviyede uygulamalılar. Misafirlerin seçimi ve kontrolü, personel seçimi ve periyodik kontrol, havaalanı-otel arası transport güvenliği, tesislerde sosyal mesafe, hijyen, maske kullanımı önemli maddeler. Mümkün olduğunca klima yerine doğal havalandırma kullanmaları gerekiyor.”
SICAĞI DA SONBAHARI DA BİLMİYORUZ
Sıcakta virüsün etkisi zayıflıyor mu? Sonbaharda grip gibi bu virüs de etkisini arttıracak mı? Yeni bir dalga mı başlayacak? Bu soruların yanıtları tartışmalı çünkü ne kesin bir bilimsel veri var, ne de virüs yeteri kadar tanınıyor. Peki bu yanıtı belirsiz sorularla ilgili Necmetin Hoca ne diyor? İşte yanıtı:
“Virüsün değiştiğiyle ilgili birçok bilgi var. Bu virüs tanındığından beri 40 bin kere mutasyona uğradığını söyleyen bir bilim adamı bile var. Ancak bunların hiçbiri hastalık yapıcı etkisini azaltıcı ya da çoğaltıcı bir etki göstermemiş. Peki o tür bir mutasyona uğrar mı? Bunun da yanıtı belli değil. Bir gün öyle bir mutasyon olur ki virüs hiç hastalık yapmaz, ya da öyle bir mutasyona uğrar ki farklı bir kabiliyet kazanır. Bu yukarıdaki tüm soruların yanıtlarını farklılaştırır. Gelelim sıcaklığa... Koronavirüsün yaz aylarında da enfekte edebildiğini hem görüyoruz, hem de bunun bilgisi var. Bu kış virüs kuzey yarımküre ağırlıklı başladı. Ancak şu anki sıcakta Brezilya örneği ortada. Dünyada en çok hasta sayısına sahip ülke. Diğer yandan kış boyunca güney yarımküredeki hasta sayısının kuzey yarımküreden daha az olduğunu gördük. Sıcağın etkisiyle ilgili kesin bir şey söylemek mümkün değil. Keza sonbaharda ne olacağını söylemek için de erken. Virüsün benzerleri kış aylarında artabiliyor. Bu belirsizlik için de yapmamız gereken kötü senaryodan yola çıkarak tedbirleri almak ve o tedbirleri uygulamak.”
Bu satırlar, “Samsun’a çıktım” cümlesiyle başlayan, 19 Mayıs’ı da anlattığı Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hatıra defterinden... Atatürk’ü sevmek ve saymak kadar, belki de ondan da önemlisi, Atatürk’ün fikirlerini anlamak. Dünya ve Türkiye zor bir dönemden geçerken siyasetin içine düştüğü kısır çekişmelerden, birbirimizi sürekli ötekileştirmekten, kutupların birbirine kötülük etmesinden kurtulmanın yolu, hem o fikirleri anlamak hem de Kurtuluş Savaşı’ndaki birlik ve beraberlik ruhunu diriltmektir. Bu 19 Mayıs’ı herkesin biraz daha durup düşünmesi umuduyla kutluyorum. Umarım gençlerimize daha iyi bir dünya, kavgasız, ötekisiz daha mutlu bir Türkiye bırakabiliriz.
SICAKLIK DEĞİL TEDBİRLER ÖNEMLİ
SICAKLIK ve virüs arasında bir bağlantı var mı? Sıcaklık arttıkça virüs etkisini mi kaybediyor? Bu tartışma bir süredir gündemde. Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ile sohbet ettik. Harvard ve MIT’nin bu konuda sadece gözlem yaptığına dikkat çeken Mehmet Hoca, nüfus yoğunluğu ve alınan ya da alınmayan tedbirler gibi faktörlerin önemli olduğunu vurguladı:
“Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 40’tan fazla ülkede vaka sayıları azalmaya başladı. Bu ülkeler önce vaka artış dönemini yaşadı, sonra vaka azalma dönemini ve hemen bununla birlikte iyileşen hasta sayısının yeni vaka sayısından fazla olduğu güvenli bölge dönemini yaşamaya başladılar. Tedbirleri adım adım kaldırmaya başladılar. Diğer yanda ise henüz birinci aşamada, yani vaka artış döneminde olan ve başını Rusya ile Brezilya’nın çektiği ülkeler var. Bu grupta sıcaklığın 40 derecenin üstünde olduğu Suudi Arabistan, Katar ve Ekvator gibi ülkeler de var. Bir süre sonra bu ülkelerde de vaka sayıları azalacak. Güvenli bölge dönemine geçen ülkelerde vaka artışı olmazsa dünya genelinde yaz aylarında vaka sayılarının azalmaya devam edeceğini göreceğiz. Bu sıcaklıkla ilgili olmayacak, alınan tedbirlerle ve tedbirlere uymakla ilgili olacak.”
VİRÜSLE İLGİLİ SPEKÜLASYONLAR
Son dönemde sosyal medyada dikkat çeken belgeseller, makaleler paylaşılıyor. Kimi Dünya Sağlık Örgütü’nü suçluyor, kimi “Virüs abartılıyor, maskeye gerek yok” diyor, kimi aşıya karşı çıkıyor. Mehmet Hoca’ya bu iddiaları da sordum. “Virüs abartılıyor, maskeye gerek yok” diyenlere Prof. Dr. Mehmet Ceylan, “Bilime aykırı” yanıtını verdi ve şöyle devam etti:
“Bu iddiaların bir kısmı dikkat çekmek için söylenen, bir kısmı ise reklam yapmak için söylenen sözler. Söylenenlerin hiçbirinin bilimsel gerçekle ilgisi yok. Bakın, nerede tedbirlere uyulmuyor, maske takılmıyorsa orada hemen bunun kötü sonuçları görülüyor ve vaka sayısı artıyor. Almanya, Güney Kore bunu yaşadı. Virüsün ciddiye alınmayacak bir durumu yok. Aşı bulunacağının garantisi de yok.”
SALGINLARA NÜKLEER SİLAH GİBİ BAKILMALI
Eskisi gibi yaşamayacağız, daha doğrusu yaşamamalıyız. Salgın bitmedi, aşı bulunmadı, hâlâ tedavi için kesin bir ilaç yok. Tüm bu gerçeklere rağmen maske takmayan da var, yanlış takan da. Sosyal mesafeye uymayan da var, hijyene dikkat etmeyen de. Rahatlık, umursamazlık, kural tanımazlık görüntüsü ekranlarda. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Salgın şu an kontrol altında ama virüse fırsat tanırsak bir ay öncesine dönmek ihtimal dahilindedir” sözleriyle ve kesin bir dille uyardı. Bu uyarıyı, virüsle mücadeleyi ciddiye almak gerekiyor. Bakın, doktorlar diyor ki virüs her bireyde, her vücutta farklı tepki gösterebiliyor. Henüz tam kanıtlanamasa da, araştırmalar halen devam ediyor olsa da COVID-19 ile bağlantılı olduğu düşünülen toksik şoka benzer ya da Kawasaki sendromuna benzer hastalığa yakalanan çocuk sayısı dünya genelinde artıyor. Araştırmalar tamamlanınca COVID-19’un insan kalbini nasıl etkilediği kesin olarak ortaya çıkacak. Peki şu ana kadar neler biliniyor? Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Bünyamin Yavuz ile sohbet ettim.
KALBİNİZE DİKKAT EDİN
Prof. Dr. Yavuz şu ana kadarki seyirden yola çıkarak COVID-19’un kalp üzerindeki olumsuz etkilerini dört maddede sıraladı:
* “Kalp zarı iltihabı/kalp kası iltihabına yol açabiliyor.
* Kalp krizi riskini arttırabiliyor.
* Virüsün tedavisinde kullanılan birtakım ilaç ve antibiyotikler kalpte ritim bozukluklarını tetikleyebiliyor. Bu nedenle tedavi sürecinde kalp de yakından takip ediliyor.
* Hastalarda pıhtılaşma riski artabiliyor.”
Prof. Dr.
Önümüzdeki süreçte yeni normal kapsamında başka adımlar da atılacak. Normalleşmenin gerekçesi olarak vaka ve can kayıplarındaki azalma gösteriliyor. Sadece Türkiye değil, başka ülkeler de kontrollü sosyal hayata geçiyor, geçmeyi deniyor.
Devletlerin virüs varlığını sürdürürken aldıkları bu kararda birçok etken var. Bir yandan halk sağlığını korurken diğer yandan ekonomik ve sosyal hayatın işlemesi ülkeler açısından bir zorunluluk haline geldi. Yönetimlerin kontrollü sosyal hayat ya da yeni normale geçişte koydukları kurallar var. Ancak artık kaçınılmaz olan, her bireyin kendini koruması.
Uzmanlar, Türkiye açısından baktığımızda normalleşme için erken mi değil mi tartışmasını yürütüyor. Erken bir normalleşmenin ya da gevşemenin vaka sayısını yeniden arttırabileceğinden endişe ediliyor. Ancak ekonomik ve sosyal hayatın daha fazla kapalı kalması her ülke açısından zor görünüyor.
AVM BAŞKENTİ ANKARA
Ankara, bir nevi alışveriş merkezlerinin başkenti konumunda. Hem çok sayıda AVM var, hem de ne yazık ki alışveriş merkezinde vakit geçirmek gibi bir kültür var Ankara’da. Henüz tüm alışveriş merkezleri açılmadı Ankara’da. Kontrollü yaşama adım atmışken Hürriyet Ankara muhabirimiz Doğahan Giritlioğlu’nun da gözlemlerinden yola çıkarak şu uyarılarda bulunmak gerek:
* Bölgesel olarak bazı AVM’ler daha kalabalık. Kalabalıkta kural daha kolay bozuluyor.
* Özellikle Ankara’da hâkim olan AVM’de boş boş gezme kültürünün hiç değilse bir süreliğine unutulması gerekiyor.
* Her dakika sizi kontrol eden bir görevli olamaz. Kurallara önce kendiniz, sonra herkes için uyun!
Pazar günü 21 Mart’tan bu yana ilk kez sokağa çıkmaya hazırlanan annem söyledi bu cümleleri. “Heyecanlıyım” dedi. “Keşke yanımda sevdiklerim de olabilse, keşke istediğim yerlere gidip gönlümce hareket edebilsem” diye de ekledi. Olmaz anne, henüz değil... Anneler Günü olmasına rağmen dikkat etmen, dikkat etmemiz gereken kurallar var.
PAZAR GÜNÜ DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
7 haftanın ardından sokağa çıkmaya hazırlanan büyüklerimizin ve ailelerinin nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda Hacettepe Tıp Fakültesi Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Mustafa Cankurtaran’ı aradım. Mustafa Hoca büyüklerimizin sokakta dikkat etmesi gerekenleri şöyle anlattı:
Mutlaka maske taksınlar. Maske zorlayabilir. Özellikle kalp, akciğer hastaları biraz zorlanabilir. Bu nedenle cumartesi günü evde maske takıp biraz alıştırma yapsınlar. Evin içinde maskeyle biraz kalsınlar.
Sokakta sosyal mesafe kuralına mutlaka uysunlar. Genel kuralımız bir metre ama onlar bir buçuk-iki metreden fazla kimseye yaklaşmasınlar.
İki aydır evdeler. Dışarıda bir yere dokunabilirler. Ellerini ağızlarına, burunlarına, gözlerine götürmesinler. Yanlarında dezenfektan ya da kolonya taşıyabilirler.
Yürüyüş mesafesinde kalacaklar. İki aydır evdeler. Ev içinde egzersiz yapmıyorlarsa uzun yürüyüşü doğru bulmuyoruz. Yürüyüş mesafesini kısa tutup bir miktar açık havada oturmalarında fayda var.
BAŞ DÖNMESİNE DİKKAT