KAPATMA ÇÖZÜM DEĞİL
GÜNDEMDE DE DEĞİL
Masaya şu iki örnek konuldu:
2014 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan “Twitter’ın kökünü kazıyacağız” demiş ve Türkiye’de Twitter kapatılmıştı. Ancak kullanımda kayda değer bir azalma olmamıştı. Nedeni VPN ile kullanıcıların sosyal ağa erişimleriydi.
İran örneği. İran’da tüm sosyal ağlar kapatıldı. Ancak İranlılar her gün yeni VPN frekansı alarak sosyal ağlara, platformlara girmeye devam etti.
Bu iki çarpıcı örnek bizzat AK Partili isimler tarafından hazırlanarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilgisine sunuldu. Görüştüğüm tüm AK Partili üst düzey isimler, “Kapatma çözüm değil, amacımız kapatmak da değil” dediler.
HEDEF BATI YAKLAŞIMI
Diğer yandan Dijital Dönüşüm ve Yeni Medya Düzeni raporu ile hem Cumhurbaşkanı’na hem de MYK üyelerine dünyadaki iki ana yaklaşım da anlatıldı. Şimdi virgülüne dokunmadan raporda yer alan iki yaklaşımı da sizlere aynen aktarıyorum.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’ı aradım, “Hocam, ben sizi ihmal ettim” diyerek başladım söze. “Tüm dünyada vaka sayıları artıyor, kimi ülkelerde ikinci dalgadan bahsediliyor. Ne oluyor, bu artış neden kaynaklanıyor?” diye sordum.
TEK NEDEN NORMALLEŞME
Mehmet Hoca, ikinci dalga tartışmasına “Şu an ‘ikinci dalga’ diye bir şey yok. Herkes birinci dalga ile uğraşıyor” diyerek noktayı koydu. Nedenini de şöyle anlattı: “İkinci dalga terimi İspanyol gribinde kullanıldı. Mayıs ayında başladı, iki ay sürdü, bitti. Bir süre sonra virüs mutasyona uğrayıp daha saldırgan biçimde geri döndü. Ona ikinci dalga denildi. COVID-19’da ülkeler 0 vaka görene kadar birinci dalgadadır. Herkes birinci dalga ile uğraşıyor.”
YANLIŞ HESAP
Vakalardaki yükselmenin tek nedeni normalleşme. Hocaya göre başka neden aramaya gerek yok.
Ancak bir yandan da tüm dünya ekonomik, sosyal, toplumsal nedenlerle normalleşmeye mecbur. Mesele normalleşirken yapılırken yanlışlarda ya da hesaba katılmayan unsurlarda, hatta yanlış yapılan hesaplarda... Mehmet Hoca üç hesap yanlışını sıraladı:
1- Belirti göstermeyen kişiler: Hastalık belirtisi göstermeyenler tüm dünyada virüsü yaymaya devam ettiler.
2-
YEŞİL KÜREYE TEŞEKKÜR ETMELİLER
Sosyal medya hesabından yeşil küre uygulamasını kaldıran Mahir Ünal, “40 günlük bir çalışmaydı, bitti” dedi. Peki bu uygulamaya neden ihtiyaç duyuldu? Mahir Ünal, “Amacımız dezenformasyonu, hakareti, küfrü görünür kılmaktı. Bence yeşil küreye teşekkür etmeliler. Yeşil küre hepsini görünür kıldı. ‘Mahir Ünal sosyal medyayı düzenlemeye çalıştı’ iddiası doğru değil, tüm amacım farkındalık yaratmaktı” açıklamasını yaptı.
SALGIN DİJİTALLEŞMEYİ ÖNE ÇEKTİ
Yeşil küre, AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı’nın yürüttüğü Dijital Dönüşüm ve Yeni Medya Düzeni çalışmasındaki Etik Farkındalık başlığındaki maddelerden biriydi. Etik Farkındalık, Dijital Farkındalık, Yerel ve Küresel Farkındalık fazlarını içeren çalışma, virüs salgınında dünyanın eve kapandığı süreçte yapıldı. Videokonferans yoluyla bilişimciler, hukukçular, sosyologlar başta olmak üzere ilgililer bir araya geldi. Amaç, dijital dönüşüm ve yeni medya düzenini anlamak ve bundan sonrası için bir yol haritası çıkarmaktı. Çünkü salgın dijitalleşmeye ilişkin tüm çalışma ve gelişmeleri 10 yıl erkene çekti. Çalışma Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da sunuldu.
Mahir Ünal, Hande Fırat'a 'yeşil küre', 'z kuşağı dijital seçim kampanyası' ve 'siber kıta sahanlığı'nı anlattı.
7 MİLYON Z KUŞAĞI SEÇMEN
Dijitalleşme ve bunun salgınla birlikte daha da hızlanması günlük hayatları değiştirdiği gibi, siyaseti, siyasetin dilini de değiştiriyor. Z kuşağı olarak tabir edilen 7 milyona yakın seçmen 2023’te ilk kez oy kullanacak.
Üstelik generalleri de başarısız oldu. Baktılar sahada işler kendileri açısından iyi gitmiyor, bu kez yeni yollara başvurdular. Türkiye’nin karşısında durmaktan vazgeçmeyen Mısır ve arkasındaki Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan’dan bahsediyorum.
Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin darbeci general Hafter karşısında sahada kazanımları son dönemde peş peşe artınca şimdi sahaya bir anlamda Sisi sürüldü. Bu, iki farklı tarihte iki farklı açıklama ile oldu:
* İlki haziran ayının başındaydı. Trablus ve çevresindeki bölgelerin Hafter’e bağlı milislerden temizlenmesinin ardından Hafter 6 Haziran’da soluğu Sisi’nin yanında aldı. Mısır Cumhurbaşkanı “Kahire Bildirgesi” isimli bir girişim duyurdu. Libya geneli için bulunduğu ateşkes çağrısı, Libya hükümeti tarafından kabul edilmedi.
* İkinci açıklama ise malum; tansiyonu yükselten, Sisi’nin sınır ötesi görev için kendi hava kuvvetlerine hazırlık talimatı verdiği son açıklaması... Mısır Hava Kuvvetleri birliklerini ziyaret eden Sisi, yurtiçi veya gerekirse sınır ötesi herhangi bir görevi yerine getirmek üzere “Hazırlıklı olun” talimatı vererek, “Artık gerek kendimizi savunma açısından, gerek Libya’da seçilmiş tek meşru otorite olan Temsilciler Meclisi’nin talebi üzerine olsun Mısır’ın yapacağı herhangi bir doğrudan müdahale uluslararası meşruiyet kazanmıştır” dedi.
Biri haziran ayının başına, diğeri de neredeyse sonuna denk gelen bu iki farklı açıklamanın arkasından peş peşe destek açıklamaları da Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden geldi. Ekonomide ağır sıkıntı yaşayan Mısır’ın sıcak parayı nereden bulduğu ve bulmaya devam edeceği konusunda Ankara’da kimsenin bir şüphesi yok. Libya’daki sahadaki gelişmelere bağlı olarak Sisi’nin yaptığı açıklamalara da kimse şaşırmıyor. Ancak tabii ki gereken önlemler alınıyor.
AMAÇ AŞİRETLERİ ETKİLEMEK
Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin alan kazanımlarıyla daha önce Hafter’i destekleyen aşiretlerin taraf değiştirdikleri biliniyor. Sisi’nin son açıklamasıyla sahayı etkilemeye çalıştığı tespiti yapılıyor. Hem daha fazla aşiretin taraf değiştirmesini engellemeyi amaçladığı, hem de Mısır’ın bağı bulunan aşiretleri bir arada tutmayı hedeflediği belirtiliyor. Ancak sahada işlerin giderek kızıştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Libya ordusu Sisi’nin açıklamalarını savaş ilanı saydığını açıkladı. Ulusal Mutabakat Hükümeti, kazanımlarını korumakta ve yeni kazanımlar elde etmekte kararlı. Ankara da bu kazanımların korunması ve sahada bunlara yenilerinin eklenmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu bakış açısı açıklamalara da yansıyor. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin, sürdürülebilir bir ateşkes sağlanabilmesi için Hafter güçlerinin Sirte ve Cufra’yı boşaltması gerektiğini savunan UMH’nin bu duruşunu desteklediğini belirtti.
YENİ SÜREÇ
Sahada Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin başarıları, darbeci Hafter ve güçlerini, dolayısıyla arkasında Rusya’nın başını çektiği cepheyi zor durumda bıraktı. Sahadaki bu başarının ardından Rusya’nın da aralarında bulunduğu cephenin masada çözüm ve ateşkes çağrılarını arttıracağı biliniyordu. Amaçları bu kez iki devletli bir Libya’nın ortaya çıkarılması ve bununla birlikte petrol alanlarını kontrollerinde tutmak, Rusya’nın Akdeniz’e inmesi ve Hafter eliyle o alana tıpkı Suriye’deki gibi yerleşmesiydi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin iki ülkenin karşı karşıya geldiği Libya krizinde bile diyaloglarını sürdürdüler. Ancak o diyalog şimdilik işe yaramadı. Çünkü Rusya, ön görüşmeye kabul edilemeyecek ateşkes metni getirerek bir anlamda bunu dayatmaya çalıştı. Rus savunma ve dışişleri bakanlarının Türkiye ziyaretlerinin iptal edilmesinin ardından sahadaki gelişmelerin daha da önem kazanacağını söylemiştik. Yeni adımları Ankara önce kendi içindeki güvenlik zirvesinde değerlendirdi. Diğer yanda ise Libya’daki kazanımlar hem korundu hem sürdürüldü.
TÜRKİYE: ‘BİZ LİBYA’DAYIZ’
Gelinen noktada;
Sahada kazanımlarını koruyan Türkiye, üst düzey heyet ziyareti ile siyasi olarak da tüm dünyaya “Biz Libya’dayız” dedi.
Ateşkesin kabul edilebilir şartları bir kere daha Ulusal Mutabakat Hükümeti ile görüşüldü. BM gözetiminde bir ateşkes isteyen Türkiye de Ulusal Mutabakat Hükümeti de sahada 2015 yılındaki pozisyona geri dönülmesinden yana. Ateşkes süreciyle birlikte siyasi çözüm sürecinin hayata geçirilmesi için adımların atılması planlanıyor. Burada en kritik soru, “Darbeci Hafter bundan sonra muhatap alınır mı?” sorusu... Açıkçası hiç sanmıyorum. Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin planları hazır.
Sadece ateşkes, siyasi muhatap, siyasi çözüm süreci değil, iki heyet sahadaki gelişmeleri de değerlendirdi. Sahadaki kazanımların masaya etkisini de göz önünde bulundurarak askeri planlar da ele alındı. En kritik soru, Türkiye’nin bir üs kurup kurmayacağı... Resmi bir açıklama yok.
O görüşmede iki lider, Libya konusunda bir çözüm bulabilmek için heyetlerin görüşmesine karar verdiler. Hemen ertesinde, 13 Haziran günü Putin’in görevlendirdiği Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı yanındaki heyetle Ankara’ya geldi. Türkiye’nin Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal ile görüştü. Ankara’nın beklentisi, söz konusu görüşmede Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun askeri ve güvenlik makamlarından oluşan bir heyetle Türkiye’ye yapacakları ziyaret öncesinde Libya görüşmelerinin bir anlamda yol haritasının çıkartılmasıydı. Ancak öyle olmadı. Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı masaya ateşkes planı koydu.
MÜZAKERE SÜRECİNDE MERKEZE UMH KONULMALI
6 Haziran Kahire Deklarasyonu’nun bir benzeri olan ateşkes planını Ankara şu gerekçelerle reddetti:
* Tek taraflı ateşkes olmaz.
* Ortaya konan şartlar doğru değil, kabul edilemez. Hafter ve arkasında bulunan ittifak her zamanki gibi Hafter’e ateşkes ile zaman kazandırmak istiyor. Kararda Birleşmiş Milletler’in tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin “Çok sayıda ateşkes ilan edildi. Hafter hiçbirinde uyması gereken şartları yerine getirmedi. Bu da taktik bir ateşkes isteği. Hafter’e zaman kazandıracaklar, güvenmiyoruz. Zaten teklif edilen şartlarda ateşkes olmaz” görüşü de etkili oldu.
* Türkiye bundan sonra Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin merkeze oturtulduğu bir müzakere sürecinin işletilmesini istedi.
BAKANLARIN ANKARA’YA GELMESİNE GEREK KALMADI
Rusların ön görüşmeye kabul edilemez bir ateşkes metni getirmesinin ardından bakanlar düzeyinde bir toplantıya gerek kalmadı. Ancak iki ülke arasında görüşmelerin önümüzdeki süreçte sürmesi kararı verildi. Peki bundan sonrasına ilişkin Türkiye’nin Libya konusundaki kırmızı çizgileri neler? Ya da Türkiye ile Ulusal Mutabakat Hükümeti nasıl bir ateşkes metnine
Öte yandan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır’ın Katar’a uyguladığı ambargonun üçüncü yılı 5 Haziran günü geride bırakıldı. Başta ambargo olmak üzere birçok alanda beraber hareket eden ve stratejik ilişkilere sahip Katar ve Türkiye’nin Libya’dan Suriye’ye kadar birçok alanda karşısına çıkan ülkeler de ortak. Hem bu durumu, hem de Katar’ın yeni yatırımlar gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini Katar Ankara Büyükelçisi Salim Mübarek el Şafi ile konuştum.
YATIRIMLAR DEVAM EDECEK
Her iki ülkenin geçirdiği zor zamanlarda birbirlerinin yanında durmaktan çekinmediğine dikkat çeken büyükelçi El Şafi, Katar’ın Türkiye’ye yatırımlarının devam edeceğinin mesajını verdi. El Şafi, “Katar devleti 2018 yılında 15 milyar dolarlık bir direkt yatırım sözü vermiştir. Ayrıca swap anlaşmasının tavanını 5 milyardan 15 milyara yükseltmiştir. Doğal olarak bu ilişkiler devam ettiği sürece karşılıklı yatırımlar da devam edecektir” dedi.
Hatırlayacaksınız, 2018 yılında söz verdikleri 15 milyar dolarlık direkt yatırımın 5 milyar doları Merkez Bankası kanalından yerine gelmişti. Belli ki kalan 10 milyar dolar için iki ülke arasındaki görüşmeler sürüyor.
KÖRFEZDE NORMALLEŞME MÜMKÜN AMA ŞARTLAR BELLİ
Hemen her alanda Türkiye ve Katar’ın karşısında yer alan blokla Körfez’de normalleşme mümkün olabilir mi? Katar’ın Ankara Büyükelçisi haksız ambargonun ardından ülkesinin kendi kendine ekonomik yeterliliği sağlama arayışına girdiğine dikkat çekti. Normalleşmenin mümkün olabileceğini belirten El Şafi, “Bu ambargonun kaldırılması hususunda bu devletlerin gerçek bir iyi niyet içinde olmaları, Katar devletinin egemenliğini zedelememeleri, diktelerden uzak durup Katar’ın içişlerine müdahale etmemeleri, uluslararası yasalara saygı ve ülkeler arasındaki eşitlik ilkesine riayet etmeleri şarttır. Bizler, Körfez bölgesinin birlik ve beraberliğini amaçlayan ve gelecekte bunun tekrar etmemesini garantileyen herhangi bir gerçek girişime karşı açığız” dedi.
Ancak ambargonun doğrudan Katar halkını hedef aldığına da dikkat çekti.
Olanlar diplomatik bir düzeyde meydana gelen bir husus değildi. Dini vecibelerin yerine getirilmesinin, öğrenimlerine devam etmelerinin, sağlık hizmetlerinden yararlanmalarının engellendiğini hatırlattı. Büyükelçi bu soruların kolay aşılamayacağını ekleyerek,
Şer cephesinin aktörlerinden. Gücü, parasından kaynaklanıyor. Suriye ve Libya’nın ardından şimdi de Somali’de Türkiye ile uğraşmaya çalışıyor. Üstelik bunun için yine parasını kullanıyor, aracıları ve siyasetçileri bu parayla finanse ediyor, bir anlamda satın alıyor. ABD ve Avrupalı bazı politikacıları nakit olarak destekliyor. Ankara bu politikacıların belirlenmesinde şer cephesi aktörünün FETÖ’cülerden yardım aldığını da tespit etti. Bahsettiğim ülke, Birleşik Arap Emirlikleri.
Hafter’in Libya’da sahada kaybetmesinin ardından Birleşik Arap Emirlikleri’nin Somali kartını yeniden nasıl ve niçin açtığına bakacağız.
BAE’NİN SOMALİ HIRSI
Türkiye’nin Afrika açılımı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölge ile ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirmek için yaptığı ziyaretler neticesinde ortaya çıkan ticari ve stratejik ilişkilerle Türkiye’nin bölgeye ve bölge insanına yaptığı yatırımın, Birleşik Arap Emirlikleri’ni rahatsız ettiği biliniyor. Üstelik Somali’de Türkiye’nin bir de üssü bulunuyor.
Bununla birlikte Somali, Katar krizi döneminde Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) baskısına boyun eğmedi ve Katar’a karşı o cepheyle hareket etmedi. O dönemden beri Somali’ye karşı provokasyonlarını arttıran BAE, Somali hükümetini baskı altına almaya çalışıyor. Tıpkı Libya’da bugün yaptığı gibi, 2017 yılında Somali’de cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etmeye çalıştı. Somali Bölgesel Yönetimleri ile doğrudan ilişki geliştirerek resmi hükümet dışında bir güç oluşturmanın yollarını aradı. Yine parasını kullanmaya kalktı. 2018 yılında Somali güvenlik makamları Mogadişu Havaalanı’nda BAE’ye ait özel bir jetin içinde ülkeye getirilen 9.6 milyon dolara el koydu. BAE’den karşılık gecikmedi. Mogadişu’daki Sheikh Zayed Hastanesi’ni kapattı. Bunun üzerine ise Somali Savunma Bakanlığı, BAE tarafından maaşları ödenen ve eğitilen Somalili askerlerin bütün sorumluluğunu devraldığını duyurdu. İpler gerildi, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler durdu.
AB’Yİ KİM, NEDEN HAREKETE GEÇİRDİ?
Avrupa Birliği Parlementosu üyesi Antonio Lopez-Isturuz White, “Somali’nin diktatör bir rejim olduğu gerekçesiyle kınanması ve verilen desteğin gözden geçirilmesi” teklifini AB Parlementosu’na sundu. Görüşülmeye başlanan teklif kabul edilirse Somali, AB’den yardım alamayacak. Şimdi gelelim soru ve yanıtlara...
Somali hükümeti ile husumeti olan, hükümeti değiştirmek isteyen, farklı güçlere para desteğe yapmaya kalkan ülke kim?