Dilek kapısı ağzına kadar açıkmış ki, İstanbul’da durmadım iki aydır resmen.
Neyse ki sosyal medyanın yanında burada da her gittiğimi, her gördüğümü, her deneyimlediğimi yazıyorum, paylaşıyorum sizlerle.
Bu seferki rotam neresi mi oldu?
Tabii ki çılgın Yunan eğlence adası Mikonos.
Geçen hafta ani bir kararla kendimi buraya atıverdim.
10 gün ada hayatını yaşayıp her eğlenceye dahil olmak istedim.
Çok da iyi yapmışım.
Côte d’Azur’un incisi St. Tropez’in her yerinden bir dünya starı çıkabilir.
Benim İtalyan ekibimle soluğu geçen hafta sonu St. Tropez’de aldık.
Tabii ki neler oluyor oralarda bilmek istersiniz diye düşündüm...
Evet, şehir çok eğlenceli, akşamüstü partileri dünyanın en iyisi diyebilirim.
Casa Amor’da masa başı ödenen hesapların hepsi zirve, minimum masa paraları 12 bin euro civarında ama eğlencesi garantili mi garantili. Herkes masa tepelerinde...
Danslar, şovlar, keyifli mekânların başında Casa Amor geliyor. Bence sonrasında dünya markası Bagatelle eğlencesiyle sizi içine alıyor...
Loulou’da bir öğlen yemeği yenmez mi tabii ki yenir. Akşam için de güzel yerler açılmış. Ramatuelle bölgesinde Kinugawa diye bir mekân var. Yer bulabilirseniz mutlaka uğrayın derim.
Napoli’den tekneyle Capri Adası’na vardım. Ve eğlence başladı...
Turistik bir Capri tatili yerine arkadaşlarımla tam bir İtalyan hafta sonu yaşadım.
Peki, nasıl mı? Adanın merkezindeki popüler turistik restoranlar yerine tekneyle bir saat uzaklıktaki adalardaki restoranlara gittik.
Ristorante Da Nicola Fumarole isimli bir mekana gittik. Restorandaki tek turist bendim. İçerisi sadece İtalyanlarla doluydu.
Sanki bütün İtalya’nın ergen ve gençleri oradaydı. İnanılmaz bir öğle yemeğinin ardından üst kattaki parti alanına çıktık.
Akşam üstü 5’te başlayan parti gece 1 civarı devam ediyordu.
Evet, eğleniyorsan, yiyorsan ödeyeceksin tabii.
Amma velakin bu durumu fırsata çeviren işletmeler de yok değil...
Bodrum’da bir akşamüstü altı-yedi arkadaşınla müzik dinleyip bir şeyler içip hadi ortaya iki de pizza söyleyip 100 bin lira ödemezsin!
Evet yanlış okumadınız, 100 bin lira civarında masa hesapları!
Akşamüstü partilerinin eğlence fiyatı bu rakamdan başlıyor. Ne oluyoruz mekânlar, savaşta mıyız hayırdır?
Gönderdiğiniz buza, limon dilimine de mi para almaya başladınız?
Hadi iyi bir DJ getirdiğinizde masraflı bir iş yapıyorsunuz, onda zaten fiyatlar belli oluyor ve insanlar da bunu kabul ederek geliyor. Ama günlük rutin eğlence yapan mekânlar, şişirme fiyatları bu sezon yapmayıverin.
Bir ödül gecesinde beni bile şoka soktun.
Elle dergisinin ödül törenine yetişememek üzdü beni.
Geceye damga vuran ise muhabir bir arkadaşımın gereksiz bir sorusu oldu.
Afra Saraçoğlu röportaj verirken, keyifli keyifli dizisini, yaz projelerini anlatırken keyif kaçıran bir soru geldi aradan...
Ee be arkadaşım o sorunun yeri mi?
O sorunun zamanı mı?
O sorunun muhatabı mı Afra Saraçoğlu?
Şimdi ikinci el kullanmak bütün dünyada yaygınlaşıp trend oldu. Büyük alışveriş siteleri kategorilerine ikinci el kısmını da ekledi ve ciddi satışlar elde edilmeye başladı.
Tabii ki bazı kriterler mevcut.
Ürünlerin kullanılabilir halde olması, faturasının olması, orijinallik kontrollerinden geçmesi gibi.
Türkiye’nin lüks alışveriş mağazası Beymen Grup da başlamış ikinci el pazarına.
İlk etapta sadece kendi mağazalarından alınan çantaların ikinci elini satışa çıkararak nabız yoklayacaklar.
Beymen’den alıp kullanmadığınız ve değiştirmek istediğiniz çantaları faturasıyla beraber ulaştırırsanız, belli kontrollerden geçip tekrar satışa sunuyorlar.
Benden söylemesi...
Tabii ki müzik dünyasının kraliçesi Beyoncé!
7 yılın ardından 96 konserlik bir turneye çıkan, dünyanın dört bir yanındaki hayranlarına ulaşan, asla yorulmayan, asla yaşlanmayan 43 yaşındaki starın her konseri ayrı bir şov, her konseri ayrı bir izdiham.
Sesine, dansına zaten bir şey denemez ünlü yıldızın.
Canlı performansıyla dünyayı kasıp kavuruyor.
Konserlerine giden tüm hayranları, tek bir ağızdan şarkılarına eşlik ediyor.
Öğrendim ki kraliçe her konserinde dünya markalarının kendisine özel ürettiği kıyafetleri giyiyormuş.
Hatırlayın o dünya starlarının yarış halindeki koşturmalarını, Türk starların dünya markası mücevherleriyle estire estire poz vermelerini...
Bu seneki festivalin fotoğraflarına baktım da bayağı vasat buldum.
Film festivali ve kırmızı halıya dair hiçbir şey göremedim.
Projesi olmamasına rağmen her sene festivale katılan Meryem Uzerli yine kırmızı halıdaydı ve en iyi partilerdeydi.
Projesi yok derken yanlış anlaşılmasın, demek ki iyi kontaklar kurmuş da her yıl gidebiliyor Cannes Film Festivali’ne.
Onun dışında Türkiye’den götürülen oyuncuların tek işi dondurma reklamı yapmak gibi geldi bana.
Ne diyeyim, Kahramanmaraş’tan şov için dondurmacı gitse inanın daha çok ilgi çekerdi.