Kültür Şövalyesi

“Çağrışımlar, Tanıklıklar, Dostluklar” başlıklı kitap, bir İzmir Çocuğu’nun ülkemizin, iş, kültür, sanat ve spor dünyasına uzanan gözlemlerini sunmakta.

Haberin Devamı

ŞAKİR ECZACIBAŞI, bir gün beni aniden aradı..1997 yılının başıydı.. “Saygılarımı ve sevgilerimi sunarım değerli ağabeyim” dedim. Hemen lafa girdi. “Evladım, Allah’ın emri ile kızına talibiz, tamam mı, çabuk cevap ver!” demez mi? Hiç düşünmeden “Verdim gitti..” deyiverdim. “Pat” dedi telefonu kapattı. Donup kalmıştım. Hay Allah.. Nereden nereye? Boğaziçi Üniversitesi mezunu olan ve İstanbul’da bir çocuk yuvasında rehber öğretmen olarak çalışan kızımı, Şakir Eczacıbaşı mı istemişti? Acaba kime?
Düşündüm durdum.. Eczacıbaşı Ailesi’nde bekar delikanlı yoktu ki? Varsa, ben bilmiyordum.. Acaba kime kızımı istemişti Şakir ağabeyim?
Hemen Eczacıbaşı Holding Basın Danışmanı, sevgili dostum Bilgin Peremeci’yi arayıp, konuyu bilip bilmediğini sordum. Yanıtını dün gibi hatırlıyorum:
- Yaşarcığım, Şakir Bey bize değil, bir başkası için aracı oldu. Ama sana söylemeyi unuttu galiba. Dostumuz ve meslekdaşımız olan Bilim İlaç’ın sahibinin oğlu için kızını istiyorlar...”
“Hoppala” deyip, böylece konunun aydınlatılması karşısında şaşırıp kaldım.. Yedi ay sonra, kızımın düğününde onur masamızda Şakir Eczacıbaşı ile yan yana otururken, bu olayı hatırlayıp bol bol gülmüştük..
AĞABEY SEVGİSİ
Şakir Eczacıbaşı’nı bir ağabey gibi sevdim. O da beni sevdi. Çünkü babası Süleyman Ferit Eczacıbaşı’nın yaşam kitabını yazan ve kendisinden koca bir “Aferin” alan yazardım.. Dahası bir “İzmir Çocuğu” olarak kalan Şakir Bey, daima bir “İzmir Çocuğu” olarak kalacak olan beni sevmişti, bu yüzden bana hep “Evladım” derdi.
Dört sene kadar önce hatıralarını yazmaya başlayınca, sonsuz sevinmiştim. Çünkü İzmir Kütüphanesi, nitelikli bir anı kitabı daha kazanacaktı. Sevgili Nejat Eczacıbaşı’nın “Kuşaktan Kuşağa” isimli anı kitabını kütüphanemizin en anlamlı bölümünde saklıyorduk, arada sırada elime alıp ilk bölümündeki İzmir Yılları’nı su içercesine okuyordum. Şimdi Şakir Bey de, kimbilir İzmir ile ilgili çocukluk ve ilk gençlik yıllarını kapsayan ne tatlı anılar anlatacaktı.
Böylece kitabın yazımı başladı, hiç unutmam, haftada iki-üç kez, yaz veya kış demeden beni arayıp, İzmir ile ilgili ayrıntılar soruyordu. İlginç sorular yöneltiyordu, şehrin gizli kalmış sayfalarını ısrarla aydınlatmak istiyordu. Bayağı gururlanıyordum doğrusu, ona çok uzaktan bir nevi asistanlık yapmak ruhumu okşuyordu.
Hele bir sorusu üzerine,
Dr. Hakan Tartan’ın “Ata-türk’ün İzmir’i” kitabını ona kargoyla gönderince bayağı sevinmişti. Bu kez o kitabın sayfalarından esinlendiği soruları arka arkaya yağdırmaya başladı.
80. DOĞUM GÜNÜ
2008 yılının aralık ayında The Marmara Oteli’nde onu sevenler olarak toplanmıştık. 80. yaş günü dolayısıyla Türkan Şoray ile yaptığı dansı gözyaşları içinde izledim, onun elini öperken o da bana hasretle sarılmıştı. Çalışma arkadaşları “Yaşam Boyu Onur Ödülü”nü sunarken, ülkemizde sanat ve kültür adına en önemli çağdaş hizmetleri gerçekleştirmiş olan İzmir Çocuğu’nun ruhu gepegenç idi ve sanat içinde kanat çırpıyordu hala.
O gece, konuşmasında, “Hepinize çok teşekkür ediyorum. Özellikle en çok sevdiğim star, gençliğimden beri aşık olduğum Türkan Şoray’ın elinden bu ödülü almaktan da kıvanç duyuyorum” demişti.
1929 yılında İzmir’de dünyaya gelen Şakir Eczacıbaşı’nın Vatan gazetesinde sanat muhabirliği, ünlü bir fotoğraf sanatçılığı, 1980’de Eczacıbaşı Topluluğu İcra Kurulu Başkanlığı, 1993’te Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı ve İstanbul Kültür ve
Sanat Vakfı Başkanlığı
gibi görevlerin ardından, dolu dolu bir yaşamdan sonra, 23 Ocak 2010’da kaybettik. “Kültür
Şövalyesi” unvanı kazanarak yaşama veda etti.

Haberin Devamı

Fotoğraf sanatçısı

Haberin Devamı

Şakir Eczacıbaşı, fotoğraf sanatçısı olarak ünlendi. Sonra iş dünyasında parladı. Ama aklı fikri, kültür ve sanat dünyasında idi. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın yönetim kurulu başkanı olarak ülkemizin kültür yaşamına eşsiz hizmetlerde bulundu.

KİTABINI GÖREMEDİ

Ne yazık ki hatıralarını yazdığı kitabını göremedi. Vefatından 7 ay sonra Remzi Kitabevi, bu anlamlı ve çok dersler alınacak kitabını bastı ve okuyucu ile buluşturdu. İzmir tarihi üzerine, sanat, kültür, basın ve sermaye dünyamız üzerine çok önemli ayrıntıları kapsayan bu çalışmayı öneriyorum.
Ona rahmet dilerken, kitabı ile ilgili olarak sık sık arayıp bana sorduğu şu soruları nasıl da özlüyorum bilemezsiniz:
· Güzelyalı’ya neden Kokaryalı derlerdi? Peki. Bir ara bu semtin ismi Reşadiye bile olmuş. Neden Reşadiye demişler?
· İkiçeşmelik’e ismini veren iki çeşme, hala duruyor mu?
· Üçkuyular’a ismini veren üç tane kuyu acaba neredeydi? Hala dururlar mı acaba? İnciraltı’na çok incir ağacı bulunduğu için mi bu ismi vermişler? Orada daha çok okaliptüs ve çınar ağacı yok mu?
· Özel Yusuf Rıza Okulu kapandı mı, hala çalışıyor mu?
· Cramer’ler, Kalanaki’ler, Offley’ler, Aliot-ti’ler, Whittal’ler gibi eski Levanten ailelerden hala İzmir’de hayatta kalanlar var mı?
Ah Şakir ağabey, tekrar telefon çalsa da, buna benzer sorular sonsuzluktan gelip beni yeniden bulsa diyorum.. Kutlarım yeni kitabını sevgili büyüğüm..

Yazarın Tüm Yazıları