Yalçın Bayer

Avrupa’da diyaspora çıkışı

3 Temmuz 2019
TÜRKİYE, Avrupa’da ‘spor ve kültür’ amaçlı etkinliklere kapı açmaya başladı.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) son dönemdeki en önemli etkinliğini Almanya’da ortaya koydu. Esasında bir diyaspora kurumu olan YTB’nin bugün sayısı 6.5 milyonu bulan yurtdışındaki vatandaşlarımıza yönelik olarak gerçekleştirdiği çalışmaların çeşitliliği pek sıradan bir şey değil. Topluma aktif katkılar sunan bireylerin dışında anavatan, Türkçe ve Türk kültürüyle bağlarını sürdürme amaçlanıyor. Bu kapsamda yurtdışındaki vatandaşlarımıza yönelik son olarak 28-30 Haziran 2019 tarihlerinde Almanya’da Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Hamm Belediyesi işbirliğiyle ‘Avrupa Spor ve Kültür Festivali’ gerçekleştirildi. Festivalde sanattan spora, kültürden edebiyata, müzikten gastronomiye birçok farklı alanda Türk ve Alman kültürüne ait faaliyetler düzenlendi.

GÜÇLÜ BİR BURS AĞI

Başkanlığını son bir yıldır Abdullah Eren’in yürüttüğü YTB, 6 Nisan 2010 tarihinde kurulmuş; yurtdışındaki vatandaşlarımız, soydaş ve akraba topluluklarımız ile Türkiyede öğrenim gören uluslararası burslu öğrencilerimize yönelik olmak üzere toplam 3 ana faaliyet alanında çalışmalar yürütüyor. YTB’nin çalışmalarıyla, gerek yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızla gerekse kardeş topluluklarla ilişkiler güçlendirilmekte; ekonomik, sosyal ve kültürel olarak daha yakın ilişkiler tesis ediliyor. YTB tarafından Türkiye Bursları markası adıyla sağlanan burstan yararlanarak Türkiye’de eğitim gören uluslararası öğrenciler ise Türkiye’nin dünyanın dört bir yanındaki gönüllü elçileri oluyor.

Bu tür kurumların başına getirilen gençler, hassas görevlere özellikle Cumhurbaşkanı’nın ‘aile’ çevresinden seçiliyor. Bunlar daha çok, Kartal İmam Hatip Lisesi çıkışlı ve Erdoğan’ın çocuklarının okul ve sınıf arkadaşlarından oluyor. Aslen Batı Trakya, Gümülcineli olan YTB Başkanı Abdullah Eren (35) Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden lisans, Londra-Westminster Üniversitesi Diplomasi Çalışmaları alanında da yüksek lisans derecesi almış. Özel sektörde çeşitli üst düzey görevler üstlenmiş, bir dönem de AKP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı’nı yürütmüş... Abisi İbrahim Eren (38) TRT Genel Müdürlüğü’nü yürütüyor. Eren’lerin babaları Halit Eren İslam dünyasında etkin bir isim. İslam Konferansı’nın tek icracı örgütü olan IRCICA’nın Genel Sekreterliği’ni yürütüyor. İngiltere-Türk İslam Cemiyeti’nin, Batı Trakya ve Türkiye’de kültür, eğitim ve sağlık gibi amaçlı derneklerin kurucusu olarak biliniyor.

Abdullah Eren ayrıca Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nda (SETA) araştırmacı olarak akademik çalışmalarda bulunmuş. Başbakan Özel Kalem Müdür Yardımcısı ve Başbakan Müşaviri görevlerinin sonrasında Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı görevini yürütmüş olan Abdullah Eren, 27 Ekim 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı görevine atanmış. Sivil toplum faaliyetleriyle yakından ilgilenen Eren, Balkanlarla ilgili çalışmalar yürüten birçok sivil toplum örgütünde aktif görevler üstlenmiş. Geleneksel Türk sporlarına da ilgi duyan Abdullah Eren, iyi derecede İngilizce biliyor, evli ve 2 çocuk babası...

Bir günlük Türk ve Alman Festivali’nde kendisini yakından izledik. Sıcakkanlı ve samimi bir genç, çok atak...

AMAÇ İSLAMOFOBİYE ENGEL OLMAK

Abdullah Eren

Yazının Devamını Oku

Hamm’da Türk-Alman festivali coşkusu

28 Haziran 2019
ALMANYA’da vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı Hamm şehrinde Lippe Park’ta ‘Avrupa Spor ve Kültür Festivali (ASKFEST)’ adı altında bir Türk-Alman festivali düzenleniyor. Avrupa’da bu formatta ilk kez düzenlenen etkinlik Kültür ve Turizm Bakanlığı/Yurtdışı Türkler Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Hamm Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinde bugün başlıyor.

Gençlik-Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ile Kültür-Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy beraberindeki kalabalık bir heyetle bugün Ankara’dan 08.30’da kalkan özel bir uçakla ve Almanya’ya gidecek. ‘Birlikte Spor Yap, Birlikte Eğlen, Birlikte Yaşa’ ve ‘Terin Rengi Yoktur’ temaları üzerinden Türk-Alman spor ve kültürel işbirliğine vurgu yapılacak. Festival kapsamında sportif etkinlikler, eğlenceye yönelik aktiviteler ve iki kültürü tanıtıcı kültürel faaliyetler yapılacak. Sportif etkinlikler kapsamında, futbol, basketbol ve voleybol turnuvaları, mini golf, tenis, badminton, kaykay, tırmanma parkurları, masa tenisi, frizbi atışları, e-spor, zekâ oyunları, milli ve geleneksel güreş, okçuluk yarışmaları, aşık oyunu, trambolin, bowling ve langırt gibi oyunlar Türk-Alman sporcular tarafından ilgili spor federasyonlarınca ortaklaşa icra edilecek. Açık hava konserleri, halk oyunları, çocuklara yönelik oyunlar ve boyama etkinlikleri, VR gösterimi ve atlıkarınca gibi eğlence aktiviteleri de yapılacak. Etkinliklere katılım ücretsiz olacak.

Almanların ünlü kömür madeni havzası Kuzey Ren Vestfalya bölgesindeki (artık kapalı) Hamm’ın Türkiye’deki kardeş şehri Afyon... Hıristiyan Demokrat Partili olan Almanya Hamm Büyükşehir Belediye Başkanı Thomas Hunsteger Petermann, 31 Mart seçimlerinden önce İstanbula gelip Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağrıcı’nın düzenlediği iki toplantıya katılmıştı.

Türk heyeti bu akşam yurda dönerken, etkinlikler pazar günü 17.30’a kadar sürecek... (www.askfestival.com)

 

İMAMOĞLU’NU SİYASET  3 AY RAHAT BIRAKSIN

GÖREVE başlayan İmamoğlu’nun önünde zorlu bir yol var. Çok çalışacak, enkaz edebiyatı yapmayacak. Ancak karşısında kendisine iş yaptırmayacak güçlü bir meclis ve ilçe belediye başkanları grubu var. “Bizden, ondan” demeden liyakatli kadrolarla önünü açması gerekiyor. Bu da güçlü, ne yaptığını bilen deneyimli kadrolarla mümkün olabilir. Tabii ki kendisine oy ve destek veren kitlelerin, 25 yıldır iktidara susamışlığını unutmamak gerekiyor.

İmamoğlu ne demişti: “İsraf düzenini yıkacağım”. Bu konuda siyasete kaçmadan somut, elle tutulur, halka izah edilecek eylemler ve uygulamalarla yol alması lazım, öbür türlü sürekli tartışma konusu olacaktır. Beş yıllık Beylikdüzü deneyiminde dengeli ve herkesi kucaklayan bir yönetim tarzını İBB’de sürdürmesi umutları daha da büyütecektir.

İmamoğlu, “Dedem ‘Makamın büyüdükçe boynun eğilsin’ derdi”

Yazının Devamını Oku

Prof. Dr. Kemal Bayazıt’ın ölümü gerçek bir haberdir... Binlerce kişi onun sayesinde hayatta...

27 Haziran 2019
TÜRKİYE’de ilk kalp naklini yapan Op. Dr. Kemal Bayazıt’ı (89) kaybettik. Cumhuriyet döneminin ikinci kuşak doktorlarından olan Dr. Siber Göksel, “Bize Bayazıt hakkında çok yazı yazdınız, unutmayın” diye hatırlattı.

O dönem, Hollanda kökenli Güney Afrikalı Dr. Barnard’ın ilk kalp ameliyatı dünyada yankılanırken, Dr. Siyami Ersek’in de Türkiye’de ilk ameliyatı yapması bekleniyordu. Ancak Kemal Bayazıt, 1968’de Türkiyede ilk kalp naklini yaparak Türkiyenin adını dünyaya duyurdu.

Dr. Siber Göksel köşemize yazdığı yazıda şöyle diyor:

“Bir sporcu, bir manken vs çok ünlü olmasa da herhangi bir aktivasyonunda hemen manşetlere çıkar. Ama bir bilim adamı, onca insanın hayatını kurtaran, yenilikler getiren bir hekimin ölümü hiç önemsenmez. Oysa halen yaşayan birçok ünlü ya da ünsüz kişi onun getirdiği yenilikle ve kurduğu sistem sayesinde ayaktadır.

Op. Dr. Kemal Bayazıt 1967’de Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi’ne geldi. 2 ay sonra açık kalp ameliyatını başlattı. 1968’de Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. Onca açık kalp ameliyatının yanı sıra, 1974’te ilk koroner baypas cerrahisini kurdu. Bu sayede binlerce binlerce insan hâlâ hayattadır... O bilimi yayan bir hekimdi. İstanbul Koşuyolu Kalp Hastanesini kurdu. Ankara’da GATA’da kalp cerrahisini kurdu. Onca hekim, akademisyen yetiştirdi. Ayrıca kalp hastası kamu hastanelerinin kapasitesini aşacak sayıda, çok fazla hale gelince, büyük çaba göstererek bu ameliyatların ‘devlet desteği’ ile ‘özel sektör’de yapılabilmesi için uğraştı ve bunu başardı. Bu sayede birçok yerde kalp hastaları tedavi edilir hale geldi ve bu olay da istihdam yarattı. Bunları hep yazdık. Kalp hastalarının ve kalp doktorlarının bundan haberdar olması gerek. Onun ölümü çok önemli bir ‘haber’dir. İnanın bir magazin aktörünün faaliyetinden çok önemlidir. Bunun üzerinde durursunuz diye size bu yazıyı yolladım. Ülkenin ve hekimlerin başı sağ olsun.

Bu meyanda Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi, Op. Dr. Kemal Bayazıt’a kapılarını açmıştır. Her rahatsızlığında oraya yatırılmıştır. Bayazıt’ın öğrencisi Op. Prof. Dr. Suha Küçükaksu yıllardır Bayazıtın hastalıklarında onun yanına koşmuş, tedavisini yıllarca üstlenmiştir. Bizler onunla yıllarca birlikte omuz omuza çalışan arkadaşlarıyız... Sevgili başhekimimize elimizde imkân olmadığı için yardımcı olamamışızdır. Bu itibarla Prof. Dr. Suha Küçükaksu’ya, mütevelli heyet başkanı Sayın Prof. Dr. Mehmet Haberal’a çok minnet duyuyor, teşekkür ediyoruz. Kalp hastalarının ve kardiyoloji camiasının başı sağ olsun. Aileye sabırlar diliyorum.

Prof. Dr. Siber GÖKSEL-Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Kardiyoloji Klinik Direktörlüğü’nden emekli.

‘AFFI NE KADAR BEKLEYECEĞİZ?’

MALTEPE

Yazının Devamını Oku

‘Garp cephesinde yeni bir şey yok’

26 Haziran 2019
Efendim, “Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”, Eric Maria Remarque’ın ünlü bir romanının ismidir.

Ben bu sözleri çok seviyor ve birçok sohbetlerimde kullanıyorum. Yazar bu eserinde II. Dünya Savaşı esnasında bir cephede geçen olayları anlatmaktadır. İnsan ilişkilerinin, insan değerlerinin yaşamsal açıdan ne kadar önemli olduğu ve hatta her şeye rağmen insanların yaşama hakkına sahip olmaları gerektiği inancından hareketle yazılmış bir roman. Romanı okuduğunuzda her türlü savaşa karşı oluyor ve savaşlara isyan ediyorsunuz. İnsan ölümlerine isyan ediyor ve de “Buna değer mi” sorusunu kendi kendinize soruyorsunuz..

Sevdiğiniz birçok insan cephelerde nedenini asla bilmedikleri ve asla bilemeyecekleri bir amaç için ölüyor. Siz okurken ve bütün bunları düşünürken, sizi çıldırtan ve hatta isyan ettiren son bir cümle: Yani bu cephede hiçbir olay olmamış ve insan ölümlerinin hiçbir değeri yokmuşçasına yazılan ve cepheden karargâha akşam üzeri çekilen telgrafla iletilen son cümle geliyor. “Garp cephesinde yeni bir şey yok.”

23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonuçları itibariyle ülkemizde demokrasi adına yeni ufukların açılmasına neden olacaktır.
Akla şöyle bir şey geliyor: CHP olası bir yerel seçimde en az yüzde 35 oy alabilir mi?

İki yeni parti daha geliyor, yol haritaları değişecek gibi gözüküyor.

Hilmi DİNÇER

 

YENİDEN PARLAMENTER SİSTEME DÖNÜLÜR MÜ?

Yazının Devamını Oku

‘Sükûnet seçimi’ herkesi rahatlattı

24 Haziran 2019
YEREL seçimler sürecinde önce Mustafa Sarıgül, sonra da Abdullah Öcalan, Devlet Bahçeli, Doğu Perinçek ve Binali Yıldırım siyasi tahribattan ‘ağır’ yara alarak çıktılar. Öcalan ile ilgili ‘devreye’ girenler de kayıp hanesinde sayılıyorlar.

MHP tabanından İmamoğlu’na yönelmeler olması, İYİ Parti’nin mücadelesinin haklılığını gösteriyor. HDP’nin Öcalan’ın hegemonyasından çıktığı dikkat çekmiştir. Kılıçdaroğlu, klikler içinde olmamış, herkese kucak açmış; bunun tohumunu da İmamoğlu atmıştır.

İmamoğlu’nun yüzde 54’lük oyunun içinde bu oranları sizler hesap edebilirsiniz.

AKPye yakın araştırma şirketi MAK Araştırma’nın sahiplerinden biri olan Mehmet Ali Kulat’ın nisan ortasında İstanbul’da yaptığı “Bugün seçim olsa oyunuzu hangi adaya verirsiniz?” anketinde çıkan sonuçları alıp ‘matematik’ yaptığınızda, 23 Haziran’daki sonuçlara ulaşıyorsunuz.

39 ilçede alınan sonuçlara bakıldığında Binali Yıldırım 11 ilçede, Ekrem İmamoğlu 28 ilçede seçimi önde bitirdi.

Bu da şu anlama geliyor ki bugün iki aday arasında 850 bin oya yakın fark oluştu ve önümüzdeki 2 yıl içinde ‘genel seçim’i gündemde tutmak isteyenler olacak. Mühendis ve araştırmacı yazar dostumuz Semih Kalkanoğlu’nun benzer hesapları, geçen 6 Mayıs’ta bize yaptığını da hatırlatmak isteriz.

Evet, yenilenen seçim CHP ve İmamoğlu’na ‘zafer’ getirdi. Seçmen, ‘inatlaşmalara’ dur dedi. Cumhurbaşkanı da dün akşamki açıklamasını ‘sertleşmeden’ bu anlayış doğrultusunda yaptı. Çünkü herkes mutlu oldu. Huzur, ruhumuzun servetidir.

 

Yazının Devamını Oku

Dar gelirlinin gözü enflasyonda

21 Haziran 2019
YILIN ikinci yarısında maaş ve aylıklara yapılacak zam oranı, 3 Temmuz’da açıklanacak haziran ayına ilişkin enflasyon oranı ile netleşecek. Böylelikle zamda esas alınan 6 aylık enflasyon ortaya çıkacak. İlk beş ayda enflasyon yüzde 4.99 olarak gerçekleşti. Eğer haziran enflasyonu eksi çıkmazsa, dar ve sabit gelirli kitlenin aylıklarına yüzde 5-6 arası zam yapılması kuvvetle muhtemel.

Ocak ayında maaşları yüzde 4 oranında artan memur ve memur emeklisi, 2017 yılında bağıtlanan toplu iş sözleşmesi uyarınca şimdiden 1 puan alacaklı.

Memur ile memur emeklisinin maaşlarına 1 Temmuz’dan itibaren yüzde 5 oranında yılın ikinci yarı zammı yansıtılacak. Kamu çalışanları ile emeklileri temmuzda hem yüzde 5 zam hem de yüzde 1 veya 2 enflasyon farkı alacak.

İşçi ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarına yılın ikinci ayı için yapılacak artış da 3 Haziran’daki enflasyon ile saptanacak. Çarşı ve pazardaki mutfak yakan fiyatlarla boğuşan milyonlarca işçi ve esnaf emekli aylıklarına da yüzde 5-6 arası zam yapılması olası.

Düşük maaşla geçinmeye çalışan ekonomik olarak geri kalmış kitleye yapılan yüzde 4.5 veya 6 gibi komik zamlar derdine çözüm olamıyor. Yılbaşı ve temmuzdaki artışlar iki-üç ay sonra hayat pahalılığı karşında eriyor, anlamını yitiriyor.

Kamu çalışanlarına temmuzda yapılacak yüzde 5 oranındaki zam, vergi kesintilerinden ötürü maaşlara yansımayacak. Çünkü çalışanların büyük çoğunluğu haziran ayından itibaren yüzde 20’lik vergi dilimine girdi. İşte sorun burada. Net 2 bin 20 liralık asgari ücretin hatta bin liranın altında aylık alan on binlerce işçi ve esnaf emeklisi var.

Tüm çalışanların ve emeklinin aylıklarını yaşanabilir düzeye yükseltmek için radikal düzenlemelerin hayata geçirilmesi zorunlu. 

Şükrü KARAMAN

 

Yazının Devamını Oku

Milli Mücadele’de unutulmayan Rumeli ve Anadolu kardeşliği

20 Haziran 2019
EDİRNE Trakya Üniversitesi’nden Prof. Dr. İlker Alp ‘Kurtuluş Savaşı’nın bilinmeyen bir boyutunu, ‘Bulgaristan Türklerinin yardımları’nı ilginç bir çalışmayla ortaya çıkardı.

Bulgaristan’daki başmüftülük, müftülükler, Türk vakıfları ve İslam cemaati teşkilatları, Türk Kurtuluş Savaşı için yardıma çağırılıyor. Onlar da para yardımı yapıyor, fitre, zekât ve kurban derilerini Türkiye’ye yardım etmek maksadıyla Hilal-i Ahmer’e bağışlıyorlar.

Bulgaristan Türkleri, 1912-1923 Balkan Savaşları ve 1914-1918 1. Dünya Savaşı yıllarında çok ağır siyasi, mali ve iktisadi şartların altında ezilmiş ve tükenmişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet edilme süreci de dahil olmak üzere Bulgaristan Türkleri, bu dönemlerde toplam olarak 3 milyon 500 bin lev, 2 milyon kuruş, 13 bin lira, 5 bin altın, 100 bin frank bağışta bulunmuştu.

Hilal-i Ahmer şefkat pullarının satımından da 300 binden fazla lev, 1.400’ün üzerinde Türk Lirası temin etmişlerdi. Paranın yanı sıra eşya ve yiyecek maddeleri yardımında da bulunmuşlardı. Silah ve cephane de temin etmişlerdi.

Türkiye’nin 1920 yılı bütçesi 63 milyon 18 bin 358 lira, bütçe açığı ise 11 milyon 629 bin 732 liraydı.

Bulgaristan Türklerinin verdikleri bu yardımlardan bile, bütün zor günlerde olduğu gibi Milli Mücadele döneminde de Rumeli ve Anadolu Türklerinin arasındaki “kardeşliğin, işbirliğin ve dayanışmanın” güçlü olduğu görülmektedir. En zor şartlarda dahi Anadolu ve Rumeli Türklerinin birbirlerine her çeşit yardım ve desteği sağladıkları anlaşılmaktadır.

Özetle Milli Mücadele sürecinde Rumeli Türkleri, Anadolu Türkleri ile birlikte üzülmüş ve birlikte sevinmiştir. Rumeli Türklerinin kalbi, Anadolu Türklerinin kalbiyle birlikte atmıştır.

 

ÇORLU MEZARLIĞI BALKAN TARİHİNİN İZLERİYLE DOLUDUR

Yazının Devamını Oku

Bulgaristan Türklerini unutmayın

19 Haziran 2019
15-16 Haziran’da Çorlu Belediyesi’nin sponsorluğunda, Tekirdağ Namık Kemal ve Ankara üniversitelerinin bilimsel desteği ile yurtiçi ve yurtdışından çok sayıda akademisyenin katıldığı ve bildiri sunduğu 1989 yılında Bulgaristan’dan ‘Zorunlu Göçün 30. Yılı Uluslararası Katılımlı Sempozyumu’ gerçekleşti. Çorlu Belediyesi’nin hazırladığı sempozyum gayet başarılı geçti. Yedisi dış ülkelerden olmak üzere 40 bilim adamının çalışmaları şimdiye kadar bu tür çalışmaların en görkemlisi oldu, bazı göçmenlerin gözleri yaşardı.

Bilindiği gibi 1876-1878 Osmanlı-Rus savaşında tüm Balkanlarda olduğu gibi Bulgaristan’da da Türklere ve Müslüman topluluklara karşı planlı asimilasyon politikaları uygulanmıştır. Bu politikalar Balkan Yarımadası’nda benzerlik gösterse de Bulgaristan’daki asimilasyon süreçlerinde Türk ve Müslüman topluluk dönem dönem ve özellikle totaliter Jivkov döneminde çok acımasız ve insanlık dışı uygulamalara maruz kalmıştır. Yüzyıllarca o bölgelerde diğer topluluklar ile barış içinde yaşamış Türk ve Müslümanları artık zor yıllar bekliyordu. Doğdukları ve büyüdükleri topraklardan göçe zorlandılar, çeteler tarafından katliamlar gerçekleşti

Balkan Savaşları ve sonrası, 2. Dünya Savaşı ve sonrası, 1950-51 yılı göçü, 1968-78 göç anlaşması ve en son 1989’da zorunlu göçleri ile milyonlarca Bulgaristan Türkü, anavatana yerleştiler. 1970’li yıllarda özellikle doğu ve batı Rodoplar’da isimler zorla değiştirildi, buna karşı çıkanlar hapislere gönderildi ve hatta öldürülenler oldu. Benzer etnik temizlik politikaları uygulamaları 1984-85 yılında doruk noktaya ulaştı.

 

1 MİLYON 390 BİN İSİM DEĞİŞTİRİLDİ

Resmi kayıtlara göre 1 milyon 390 bin soydaşımızın ismi zorla değiştirildi. Evde, sokakta Türkçe konuşmak, sünnet ve diğer ibadetler yasaklandı. Binlerce Türk hapislere gönderildi, yüzlercesi öldürüldü. Hatta 17 aylık ‘Türkan bebek’ öldürüldü ve Bulgaristan Türklerinin barışçıl mitinglerinin, demokrasi mücadelesinin sembolü oldu. Mezar taşları kırıldı; haçlı, Bulgar isimli yeni taşlar dikildi. Bu demokrasi mücadelesine merhum Naim Süleymanoğlu’nun uluslararası kamuoyu oluşturmasında çok katkısı olmuştur. Başta Bursa olmak üzere birçok ilde STK kurulmuş, yerel, ulusal ve uluslararası kamuoyu oluşturmada katkı sağlamışladır. Bunlardan Bursa BAL-GÖÇ en önemli aktörlerinden biriydi. Kurucu ve daha sonra ANAP’tan milletvekili olan rahmetli Mümin Gençoğlu’nun 1989 göçü öncesi ve sonrası soydaşlar ile ilgili çalışmaları örnek oldu.

 

70 GÜNDE 370 BİN SOYDAŞ GELDİ

1989 yılında Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku