Kızı Lily’nin “Tatil için sağlıklı olmaya çalışıyorum” dediğinden bahseden anne, “Kızım fazla kilolu değildi ama bu herhangi bir alarm oluşturmadı. Şimdi bunun olması gerektiğini fark ediyorum. Lily, tatil için babası ve küçük erkek kardeşiyle birlikte Dubai'ye gitmeyi dört gözle bekliyordu. İki yıl önce eşimden ayrılmıştım, sert bir ayrılıktı ama çocuklar aile dağılmasından nispeten yara almadan kurtulmuştu ya da ben öyle sanıyordum” dedi ve ekledi:
“Aslında, itiraf etmekten utanıyorum ama bir sorun olduğunu anlamam için başka bir annenin beni bir sabah kahve içmeye davet ettikten sonra ‘kızlar Lily için gerçekten endişeleniyor’ demesi gerekti. O zamana kadar üç ay boyunca sevgili çocuğum kilo kaybını bol kıyafetlerin altına gizlemişti. Birdenbire karbonhidratlardan kaçınmanın ve sürekli yorgunluğun normal ergenlik kaygısından daha kötü olduğunu fark ettim. Diğer anne, Lily'nin okulda hiçbir şey yemediğini söyledi. Şık, özel kız okulundaki her öğle yemeği saati spor salonunda geçiyordu.”
ARKADAŞLARIYLA DİYETE BAŞLADI, HERKES BIRAKTI O DEVAM ETTİ
Anne, hiçbir şey fark etmediği için utanmıştı. Çünkü kızı akşam yemeğine oturduğunda hala yemek yiyordu ama günün geri kalanında boğazından hiçbir şey geçmediği ortaya çıktı.
O akşam evde Lily ile yüzleşti ve arkadaşlarının endişelerini anlattı. Lily ise annesine bir grup kızın yaz öncesinde diyet yapmaya başladığını itiraf etti. Çoğu bırakmıştı ama o devam edebilmiş ve sonuçları görmekten keyif almıştı. O zamanlar anne kız bu davranışı yeme bozukluğu olarak adlandırmıyordu.
Ancak aynı hafta Lily, gittiği pratisyen hekimin de teyit ettiği gibi kesinlikle yeme bozukluğuna sahipti. Genç kız derhal CAMHS’e (Child and Adolescent Mental Health Services- Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hizmetleri) sevk edildi.
Anne, kızının endişe verici derecede zayıf olduğunu, egzersiz yapmadığından emin olmak için onu derhal okuldan almasının tavsiye edildiğini söyledi. Lily’nin fiziksel olarak kendini zorlaması kalp krizine dahi yol açabilirdi. Bu sözleri duymak ne kadar şok edici olsa da Lily'yi caydırmadı.
‘BEN EVDE YOKKEN MERDİVENLERİ İNİP ÇIKIYORMUŞ’
ÇOCUKLAR DAHA ÇOK ETKİLENİYOR
Yaşı 45'in üzerinde olanların sadece yüzde 0,5'i besin alerjilerinden etkilenirken, okul öncesi çağdaki çocukların yaklaşık sekiz katı, yani yüzde 4'ü ciddi bir alerjiye sahip. Bunlar ebeveynler için ciddi strese neden olabilir ve hatta yaşamı tehdit edebilir.
Belirtiler kaşıntılı cilt, kızarıklık ve kurdeşenden kusma, yüzde şişme, hırıltılı solunum ve astım ya da egzama gibi kronik rahatsızlıklara kadar uzanıyor. Ve bazıları için reaksiyonlar anafilaksiye yol açabiliyor. (Anafilaksi, bağışıklık sisteminin bir alerjene tepki olarak boğaz ve ağzın şişmesine ve nefes alma yeteneğinin kısıtlanmasına neden olan ciddi bir aşırı tepkidir.)
Temmuz 2016'da birkaç ciddi gıda alerjisi olan 15 yaşındaki Natasha Ednan-Laperouse, etiketinde içerik olarak listelenmeyen susam tohumları içeren bir sandviç yedikten sonra vefat etti.
13 yaşındaki kız öğrenci Hannah Jacobs da geçen yıl annesinin sipariş ettiği soya sütü yerine yanlışlıkla inek sütüyle yapılan sıcak çikolatadan bir yudum aldıktan sonra hayatını kaybetti.
ARTIŞIN NEDENİ BELİRSİZ
Uzmanlar bu tür alerjilerdeki artışın nedeninin belirsizliğini koruduğunu ve muhtemelen karmaşık olduğunu söylüyor.
Ancak ilginç bir şekilde, gıda alerjileri tamamen önlenemese de ebeveynlerin hamileliğin erken dönemlerinden başlayarak bu alerjilerin gelişme veya daha ciddi sorunlara dönüşme riskini azaltmak için yapabilecekleri bazı şeyler olduğuna dair kanıtlar artıyor.
1- PASTÖRİZE SÜT TAM OLARAK NEDİR?
1925 yılında Amerika Halk Sağlığı Hizmetleri tarafından, süt tüketimiyle ilişkili gastrointestinal hastalık salgınlarını belgeleyen raporlar yayımlandı. Bu raporlar, süt kaynaklı hastalıkları kontrol altına almak için, tüm gıda sisteminde, çiftlikten tüketiciye kadar sanitasyon önlemlerinin uygulanması gerekliliğini ortaya koydu. Ayrıca, çiğ sütlerdeki tehlikeli mikroorganizmaların halk sağlığını korumak için pastörizasyon ve diğer müdahale stratejileri konusunda özel önerilerin geliştirilmesine yol açtı.
Bu veriler ve 20. yüzyılın başlarında görülen tüberküloz salgınının yüzde 10'unun sığır tüberkülozu basilinden kaynaklandığı, tüberküloz salgınının dünya çapında yayıldığı ve yeni enfeksiyonların arttığına dair bilgiler, sütün daha sağlıklı ve standardize bir şekilde üretilmesini amaçlayan ‘Standart Süt Yönetmeliği’nin geliştirilmesine zemin hazırladı. Bu yönetmelik, pastörizasyon işlemi sırasında kullanılan farklı sıcaklık ve zaman kombinasyonlarının, süt ürünlerinin güvenli ve sağlıklı olmasını sağlayarak, tüberküloz gibi hastalıkların bulaşma riskini azaltmayı hedefliyor.
Dünya genelinde süt üretimini daha sağlıklı ve standardize hale getirmeyi amaçlayan Standart Süt Yönetmeliği kapsamında pastörize süt işleminin sıcaklık ve zaman kombinasyonları şu şekilde:
Pastörize süt, özel tesislerde ve cihazlarda belirli sıcaklık ve zaman kombinasyonlarına tabi tutulan, ardından soğutularak tüketime hazır hale getirilen süttür. Türkiye’de genellikle 12-16 saniye süreyle 72-80°C arasında bir ısı uygulaması yapılıyor. Bu ısıtma kombinasyonları, sütte bulunabilecek en ısıya dayanıklı, spor oluşturmayan patojenlerden biri olarak kabul edilen Coxiella burnetii'yi ve Mycobacterium tuberculosis’i yeterince yok etmek amacıyla geliştirildi.
2- PASTÖRİZASYONUN TEMEL AMACI NEDİR?
Pastörizasyonun temel amacı, sütün duyusal özelliklerinde ve kalitesinde minimal değişiklikler ile sütteki hastalık yapıcı mikroorganizmaların tamamını tahrip etmek, diğer mikroorganizmaların sayısını azaltmak, sütün raf ömrünü uzatmaktır. Belirtilen sıcaklık ve zaman kombinasyonlarının doğru bir şekilde uygulanması, pastörizasyon işleminin etkinliği açısından son derece önemlidir. Yanlış pastörizasyon, zararlı mikroorganizmalar üzerinde etkili olmayabilir, bu durum sağlık açısından ciddi riskler oluşturabilir.
27 yaşındaydı ve kelimenin tam anlamıyla bir gecede renk körü olmuştu. Grafik tasarım alanında çalışan Adam için bu garipti ve mesleki anlamda da oldukça ilginçti. Genç adam o zamana kadar görmeyle ilgili hiçbir sorun yaşamamıştı. Bu nedenle yaşadığı ani değişim karşısında çok endişelendi.
“Endişelenerek, gözlükçülerin bana bazı cevaplar verebileceğini umarak o gün bir göz testi yaptırdım. Ancak standart bir göz randevusu denediklerinde sorunu düzeltemediler ve görüşümün kötüleştiği açıktı” diyen Adam ekledi:
“Sonraki üç yıl boyunca gözlükçülere girip çıktım ve bu süre boyunca görmem giderek kötüleşti. Ancak 30 yaşıma geldiğimde ani bir değişiklik oldu ve artık araba kullanamayacağım söylendi. 32 yaşıma geldiğimde ise kör olarak tescil edildim.”
GENETİK TEST, GÖRME BOZUKLUĞUNUN SEBEBİNİ ORTAYA ÇIKARDI
Adam, MRI çektirdi ve her türlü taramayı yaptırdı. Kan testleri, beslenme muayeneleri, aklınıza gelebilecek her şeyi yaptırdı ama görüşünün bozulmasına neyin sebep olduğuna bir isim koyamadılar.
Adam, geçen yıl başka bir şey için genetik test yaptırana kadar doktorlar görmesinin ardındaki gerçeği anlayamadı. Genetik testin sonuçları ise görme bozukluğunun ardındaki gerçeği sonunda ortaya çıkardı.
Sonuçlar, Wolfram benzeri sendrom adı verilen, genetik olarak geçebilen ve semptomlarından biri de görmeyi etkileyebilen nadir bir otozomal dominant bozukluk olduğunu gösterdi.
ÜLKESİNDEKİ TEK, DÜNYADAKİ 14 VAKADAN BİRİ
27 yaşındaki Yazmin Hardy, sıcak su torbalarının son kullanma tarihlerinin olduğunun farkında değildi ve iki yıllık 'tarihi geçmiş' bir ürün kullanıyordu.
Uzmanlar, kauçuk yapısı zamanla aşındığı için çatlama riskinin daha yüksek olduğunu ve sıcak su torbasını iki yılda bir değiştirmeniz gerektiğini söylüyor. Genellikle kauçuk bir çiçek şekline gömülü olan bir sayı, şişenin yapıldığı tarihi gösteriyor. Örneğin 2020 için 20 yazıyor.
Yazmin Hardy’ye de olan tam olarak buydu. Temmuz ayında regl sancılarını dindirmek için sıcak su torbasını kullanmak isteyen Yazmin, torbayı tamamen kaynar suyla doldurduktan sonra kapağını kapadı ve uzanmak için kanepeye yöneldi.
Dakikalar sonra torba patladı; kaynar su bacaklarına, karnının alt kısmına ve ellerine döküldü. Hemen soyunduğunu ve yanık acısını dindirmek için 30 dakika boyunca soğuk suyun altında durduğunu anlatan Yazmin, bacağı yanmaya devam edince hastaneye gitti.
YARA İZLERİ ÖMÜR BOYU GEÇMEYEBİLİR
Doktorlar ölü deriyi soyup yaralarını sardılar. Yazmin, pansuman yapılması için iki hafta boyunca her gün hastaneye gitti. Doktorlar ona yara izlerinin ömür boyu kalabileceğini söyledi.
Yazmin Hardy, yaşadığı acı verici kazadan sonra sıcak su torbasının son kullanma tarihinin 2022 olduğunu öğrendi. Yaşadığı olayın ardından bir daha asla sıcak su torbası kullanmayacağını söyleyen Yazmin, son kullanma tarihleri konusunda farkındalık yaratmak istiyor.
KENDİ HATASI SANDI AMA SEBEBİ ÇOK BAŞKAYDI
Şu anda 33 yaşında olan Amy Cronjé, 35 yaşındaki kocası Roché ile evlendikten kısa bir süre sonra şok bir meme kanseri teşhisi aldı.
Radyasyon ve kemoterapi sonrası tüm testlerin temiz çıktığı öğrenilen genç kadın, bir yıl sonra yapılan rutin kontrolde hastalığının geri döndüğünü ve kemiklerine yayıldığını öğrendi. Tedavisinin bir parçası olarak genç kadına hormon ilaçları verildi ve bu da gebe kalma şansını büyük ölçüde azalttı.
Amy, kendisine konulan şok teşhis için “Birçok gece ağladım. Kanser kemiklerime yayılmıştı ve doktorlar bana hormon ilaçları verdiler” dedi.
Hamile kalamayacağını öğrendikten sonra anne olma konusunda başka yollar aramaya başlayan Amy, taşıyıcı annelikle ilgili araştırma yapmaya başladı. Amy’nin taşıyıcı anne ile çocuk sahibi olmak istediğini öğrenen yakın arkadaşı Karla Steenekamp gönüllü oldu.
Halihazırda iki oğlu olan 31 yaşındaki Karla, başarılı bir tüp bebek (IVF) sürecinin ardından haziran ayında Jack adında bir erkek bebek dünyaya getirdi.
ABD’DE YILDA 300 BİN, BİRLEŞİK KRALLIK’TA 56 BİN, TÜRKİYE’DE 15 BİN VAKA
Birleşik Krallık'ta her yedi kadından birine yaşamları boyunca meme kanseri teşhisi konuyor. Yılda yaklaşık 56.000 kadın anlamına geliyor ve bu da onu Birleşik Krallık'ta en yaygın kanser yapıyor. Bu rakam ABD'de yılda yaklaşık 300.000'dir. Kanser Daire Başkanlığı rakamlarına göre Türkiye’de meme kanseri insidansı yüz binde 40 olup her yıl yaklaşık 15.000 kadın meme kanserine yakalanıyor.
İKİNCİL MEME KANSERİ ÇOK DAHA ZOR
Çalışmanın yazarları, 2022'den 2050'ye kadar antimikrobiyal dirence bağlı ölümlerde yaklaşık yüzde 70'lik bir artış olacağını, en çok yaşlıların risk altında olduğunu ve ölümlerdeki artışı yönlendirdiğini tahmin ediyor. AMR olarak da bilinen bu direnç, bakteri ve mantar gibi mikropların mevcut ilaçlarla öldürülmelerini zorlaştıracak şekilde evrimleşmesiyle ortaya çıkıyor.
Araştırmanın kıdemli yazarı Christopher J. L. Murray, “Bu büyük bir sorun ve maalesef kalıcı olacak” dedi.
KEMOTERAPİ VE SEZARYEN GİBİ TIBBİ MÜDAHALELERİ DE RİSKLİ HALE GETİRECEK
Araştırmacılar, antimikrobiyal direnci on yıllardır bir halk sağlığı sorunu olarak işaret ettiler. Ancak Antimikrobiyal Direnç Üzerine Küresel Araştırma Projesi'nin bir parçası olarak geniş bir araştırmacı ekibi tarafından yürütülen bu çalışma, dünya çapında ve zaman içinde AMR eğilimlerini analiz eden ilk çalışma olarak büyük önem taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, bu tür antimikrobiyal direnç tehdidinin sadece yaygın enfeksiyonların tedavisini zorlaştırmakla kalmayıp, kemoterapi ve sezaryen gibi tıbbi müdahaleleri de daha riskli hale getirdiğini söylüyor.
520 MİLYON VERİ KÜMESİ İNCELENDİ
Çalışmada 204 ülkeden hastane taburcu kayıtları, sigorta talepleri ve ölüm belgeleri de dahil olmak üzere 520 milyon veri kümesi incelendi. İstatistiksel modelleme kullanan yazarlar, 1990-2021 yılları arasında her yıl antimikrobiyal dirençle ilgili bir milyondan fazla ölüm gerçekleştiğini tespit etti. Araştırmacılara göre, o zamandan bu yana AMR ölümleri yalnızca arttı ve artmaya da hızla devam edecek.
Çalışmanın başyazarı ve UCLA'da klinik tıp profesörü yardımcısı olan Kevin Ikuta, önümüzdeki çeyrek yüzyılda öngörülen 39 milyon ölümün her dakikada yaklaşık üç ölüme denk geldiğini söyledi.
Paul'e tip 2 diyabet teşhisi kondu ve kan şekeri seviyesini düşürmek için önce metformin, daha sonra da günlük insülin almaya başladı. Aynı zamanda kendisine NAFLD (Alkole bağlı olmayan, karaciğerde anormal derecede yağ birikimi ile karakterize olan karaciğer hastalığı) teşhisi de kondu.
O zamanlar fazla kilosu olmasına rağmen Paul obez değildi. Bunun yerine doktorları, abur cubur ve şekerle dolu bir beslenme şekli nedeniyle tip 2 diyabet geliştirdiğine inanıyordu. Kan şekeri seviyeleri kronik olarak yükselip karaciğerine zarar verince de NAFLD ortaya çıktı.
TEŞHİSTEN SONRA YAŞAMINI DEĞİŞTİRMEDİ, OLANLAR OLDU
Ancak Paul, teşhisi takip eden dokuz yıl boyunca doktorların önerdiği yaşam tarzı değişikliklerini yapmadı. Yani daha fazla egzersiz yapmayı denemedi, kek, tatlı ve gazlı içecekleri tüketmeyi kesmedi.
Şimdi 56 yaşında olan Paul, “Döner yemeyi çok seviyordum ve karaciğerim için zararlı olduğu söylenmesine rağmen günde üç büyük şişe gazlı içecek içiyordum. Daha sağlıklı beslenmeye çalışsam da muhtemelen fazla kilolu olmadığım için bunu yeterince ciddiye almadım. Yeterince korkmadım ama korkmalıydım” dedi.
Ancak Paul’ün gazlı içecek alışkanlığı, geçen yıl acil karaciğer nakline ihtiyaç duyacak kadar tehlikeli bir şekilde hastalanmasının nedenlerinden biriydi.
Öte yandan sorunlardan biri de NAFLD'ye hafif derecede sahip olmanız ve bunu bilmemenizdir. Daha sonra hastalık giderek kötüleşebilir ve karaciğer o kadar iltihaplanıp yara izi kalır ki, siroza yol açar.
Edinburgh Kraliyet Hastanesi’nden Hepatoloji Uzmanı Profesör Jonathan Fallowfield, tamamen normal bir vücut kitle indeksine sahip olup yağlı bir karaciğere sahip olmanın da mümkün olduğundan bahsetti, “Bu tür hastalar genellikle 'dıştan zayıf ama içten şişman, karaciğer de dahil olmak üzere organların etrafı yağla sarılmış' olarak adlandırılır” dedi.