Paylaş
“ÇALINIRDI–çalınmazdı” mevsimi geldi... Ben, geleneğin –rahatsızlık yaratmayacak- hoş düzenlemelerle, uygar bir zeminde yaşatılabileceğine inananlardanım. Yeter ki her kesimi anlama ve düşünme niyet ve kaygısı, problem çözme becerisiyle birleşsin. Maalesef böyle bir belediyecilik anlayışımız yok. İşin sadece ticaret tarafının öne çıkmasını ise yakışıksız buluyorum. Her meslekte olduğu gibi, “Davulcu”nun da kötüsü, yeteneksizi, duyarsızı hiç çekilmiyor. Yaptığı işe saygı duymadığı her halinden belli olan arkadaşlar, ellerindeki müzik aletini bir gürültü makinesine çevirirken yüzleri kızarmıyor. Amaç mümkün olduğu kadar çok yer dolaşıp, elindeki tokmağı davula vurmaktan ibaret olmamalı... Ritim dediğimiz şey, kuvvetli ve zayıf zamanlardan oluşur. Bir ölçüsü, mantığı ve kurgusu vardır. Gelişigüzel ve aklına estiği gibi padırdamak değildir davul çalmak! Hayatın bütün hıncını kasnağa gerilmiş deriden çıkartmak hiç değildir. Ahenksiz, makamsız, uyduruk sözcüklerle bağırmak değildir, mani söylemek... Demem o ki, aranızdaki “davulcu bozması fırsatçı”ları terbiye etmek de sizin işiniz olmalı.
Nefret söylemi için ‘oruç mu, perhiz mi?’
AKLIMCA bir tweet atmıştım geçen gün: “Ramazan, sadece boğazımıza sahip olmak değildir; çenemizi de tutmaya niyetli olmak lâzım... Güzel ülkeme hayırlar getirsin!” Üstüne, (hâlâ, ‘yanlışıkla su içersem orucum bozulur mu?’ diye soranlara hayret edip küçük dilimi yuttuğum), basmakalıp TV programlarında, ısrarla tekrarlanan inciler dinledik allâme’den: “Perhiz yapmak niyetiyle oruç tutulmaz...” İnsanın sorası geliyor; “Ramazanda nefret söylemine devam etmek, orucu mu, perhizi mi bozar?”
Hikâye şöyle: Şiir yazmaya hevesli fakat yeteneksiz zengin bir ağa, yazdığı şiirleri, incelemesi için uşağı ile devrin meşhur şairi Keçecizâde İzzet Molla’ya yollamış. İzzet Molla bakmış şiirlerin ipe sapa gelir yanı yok, (az ve öz yazsın anlamında) “Perhiz yapsın” diye haber göndermiş ağaya. Aradan biraz zaman geçmiş; ağa, İzzet Molla’ya bir tomar daha şiir yollamış. İzzet Molla da karşılık olarak aynı cevabı; “Perhiz yapsın...” Ağa yeni şiirler yollamaktan vazgeçmiyor, İzzet Molla da “perhiz” tavsiyesinden. Uşak dayanamamış bir gün, “Efendim” demiş, “Ağam o kadar perhiz yaptı ki iğne ipliğe döndü, pek devam edecek hali kalmadı...” Aylardır sabreden İzzet Molla parlamış: “Efendi! Ağan bu derece sıkı perhiz yapıyor da bunca pislik nereden çıkıyor?”
“Erenler” bu işlere ne derdi?
ELİNDE tesbihle zikreden dervişin biri, bir kucak elma ile bayırlar aşan genç bir kıza rast gelmiş bozkır sıcağında... Yorgunluktan al almış kızın yanakları. “Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?” diye sormuş. Uzaklarda bir tarlayı işaret etmiş kız: “Sevdiğim çalışıyor orada; ona elma götürüyorum.” Derviş baba, “Kaç tane” diye sorunca, kız şaşırmış biraz: “İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi, sayar mı hiç?” Elindeki tesbihin ipini usulca kopartıvermiş derviş. Otlara karışmış “dua taneleri”; kimseler görmeden...
Paylaş