Ne yaptığının farkında mısın İKSEV ?

Haberin Devamı

Hani Rubinstein'a, neden her konserinde Beethoven çaldığını sormuşlar da; "her zaman (ilk defa) Beethoven dinleyebilecek seyirci vardır" demiş. Öyledir; bazı öyküler hiç eskimez ! Her zaman okuyacak birileri bulunur. Aşağıdaki satırlar da, ilk kez, Şubat 2001’de, “Houston Chronicle”da yayınlanmıştı; Jack Riemer imzasıyla… Makalenin tamamını daha önce yazılarımda kullanmıştım. Bugün küçük alıntılarla yetineceğim. Üstelik aslına ve çevirisine sadık kalmadan; “makaleyi en baştan, ben yazıyormuşum” gibi…

“…18 Kasım 1995 günü keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York'ta, Lincoln Center'daki Avery Fisher Salonu'nda bir konser vermek üzere sahneye çıktı. Eğer herhangi bir Perlman konserinde bulunmuşsanız bilirsiniz ki, onun için ‘sahneye çıkmak’ hiç de küçümsenecek bir başarı değildir. Dört yaşında çocuk felci geçirmiş Perlman'ın her iki bacağında da ateller vardır ve kendisi koltuk değneğiyle yürümektedir. Onu sahne üzerinde yürürken görmek unutulmayacak bir resimdir. Yavaş ama ihtişamla yürür çünkü. Sonra oturur; koltuk değneklerini yavaşça yere koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına yerleştirir, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar. İzleyicileri de bu ritüele alışmışlardır. Perlman çalmaya hazır olana değin seyirci sabırlı ve suskundur.

Haberin Devamı

Ancak o konserde bir şeyler ters gitti. Daha birkaç nota çalmıştı ki, kemanın tellerinden biri koptu. Telin kopma sesi, salonun öbür ucuna, tabancadan fırlayan bir kurşun gibi ulaştı. Bu sesin ne anlama geldiği konusunda, o gece orada bulunan sanatseverler kendi kendilerine şöyle düşündüler: ‘Anlamıştık ki, yeniden ayağa kalkması, atelleri yeniden takması, koltuk değneklerini alması, yavaş yavaş sahne arkasına gitmesi, yeni bir keman bulması ya da yeni bir tel takması gerekecekti...’

Ama Perlman öyle yapmadı. Bunun yerine, gözlerini kapadı, bir dakika kadar bekledi ve sonra şefe yeniden başlaması için işaret verdi. Daha evvel hiç görülmemiş bir tutku, güç ve saflıkla çaldı Perlman... Senfonik bir eseri, sadece 3 telle çalmanın imkânsız olduğunu herkes bilir. Ama o gece Itzhak Perlman, bunu bilmeyi reddetmişti. Onu, parçayı kafasında değiştirirken ve yeniden bestelerken izliyorduk. Telleri, nerdeyse yeniden tonlar gibi sesler çıkartmaktaydı kemandan; daha evvel hiç vermedikleri sesleri vermelerini sağlamak için...

Haberin Devamı

Bitirdiğinde, önce salonu olağanüstü bir sessizlik kapladı. Ardından, bütün seyirciler ayağa kalktı. Oditoryumun her yanından yükselen, inanılmaz bir alkış patlaması yaşanıyordu. Hepimiz ayaktaydık bağırıyor, ıslık çalıyor, alkışlıyor, ne yaptığını anladığımızı ve ne kadar hayran kaldığımızı anlatacak her türlü hareketi yapıyorduk… Perlman gülümsedi, yüzünden akan terleri sildi, yayını kaldırarak bizi susturdu ve kibirle değil, aksine sessiz, güçlü, dingin bir tonla şunları söyledi : ‘Bilirsiniz, bazen de sanatçının görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha müzik yapabileceğini bulmak...’ (Riemer, makalesini şuna benzer bir cümleyle bitiriyordu) Bütün yaşamını, bir kemanın 4 teli üstüne kuran Usta’nın başarısı, belki de bir yaşam tarzı olmalı; sadece sanatçılar için değil, hepimiz için…”

Haberin Devamı

Yarın akşam İzmir Festivali’nde çalacak olan Perlman’ın, “kariyerinin altın harflerle yazılmış” göz alıcı satırbaşlarını, sıradan bir arama motorunda rastlanabilecek klişelerini, ya da Festivalin program kitapçığında bulabileceğiniz seçilmiş ayrıntılarını, özellikle kullanmadım bu yazıda… Sadece, şunun bilinmesini istedim: “İKSEV’in, Itzhak Perlman’ı Lincoln Center’den, Adnan Saygun’a taşıyan başarısı, yani, ‘…her yıl sadece elinde kalanlarla, ne kadar daha iyi bir festival yapabileceğini bulmak mucizesi...’, Perlman’ın yukarıdaki öyküde anlatılan efsane duruşundan, -daha kolay- değildir…” İzmirli’nin de bunu fark edebildiğini umarak…

Yazarın Tüm Yazıları