“Müzeyyen Hanım”, “öteki” olarak kalsın

Haberin Devamı

PAZARTESİ yazısını gazeteye gönderdim; sabahına kaybettik Müzeyyen Hanımı... Haliyle eksik kaldı yazı. İzmir biraz da “Müzeyyen”di elbette! O noksanı tamamlamak isterim.

Buna rağmen bu yazı, sıradan bir methiye değil! Dahası; “Müzeyyen Hanım’ın arkasından, hiç yazılmamış bir yazı yazmak, hiç duyulmamış şeyler söylemek” gibi, mucizevî bir iddia ile de kaleme alınmadı. Bir an için Müzeyyen Hanım’ı çıkartın, (yaşadığı devrin) Türk Musikîsi’nden, “geriye acaba neler kalır?”ı fikretmek için yazılmış bir yazıdır. Sadece, düşündürmek ve meraklısını zihnen karıştırmak için yazılmıştır. Dolayısıyla; “bana göre” parantezinde karalanmış, basit sorular soran, hayli spekülatif bir yazıya hazırlanın lütfen...

Meselâ; “Müzeyyen Hanım kimdir, neyi ve neleri temsil ediyor?” diye başlayalım... Genel kabul görmüş bir Müzeyyen Hanım algısı mevcut bulunmakla birlikte; “herkesin gönlündeki Müzeyyen Hanım’ı kendine göre bir biçimlendirişi, Müzeyyen Hanım’a baktığında gördükleri-göremedikleri, duydukları-duyamadıkları, kendine göre Müzeyyen Hanım’a yakıştırdıkları, yakıştıramadıkları, Müzeyyen Hanım’da aradıkları vardı yıllar boyu... Buna karşılık, Müzeyyen Hanım’da buldukları, bulamadıkları ve bütün bunlardan sonra ve bunlara rağmen; Müzeyyen Hanım’dan bekledikleri vardı. Müzeyyen Hanım bunlarla “endaze” oldu. Herkes ya O’na “göre” idi, ya da O’nun “gibi” ancak... Yani, “dinleyici’nin kendi hayal dünyasında yarattığı Müzeyyen Hanım’dan mı söz ediyoruz, yoksa Müzeyyen Hanım’ın biçimlendirdiği, kendi kendini tarif ettiği bir Müzeyyen Hanım’dan mı?” tam belli değil. Kastedileni, tek bir Müzeyyen Hanım resmi içine yerleştirmek pek mümkün görünmüyor!

Haberin Devamı

Hakikaten, Müzeyyen Hanım’dan anlaşılan, acaba kastedilene ne kadar uygun? Biraz eski dilde söylenmiş olmakla birlikte, “Yaratılmış her şey zıddıyla kaimdir” denir. Yani, “her şey, varlığını karşıtına borçludur” anlamında bir söz... Böyle bakıldığında, Müzeyyen Hanım’ın karşıtı neydi? Şurası muhakkak ki... Müzeyyen Hanım’ı tanımlayabilmek için önce, “O’nun temsil etmedikleri”ni tarife ihtiyaç vardır. Müzeyyen Hanım’a anlam veren, O’na değer kazandıran ve hattâ O’nu var eden, aslında “O’nun temsil etmediği çirkinlikler”dir.

Haberin Devamı

Karşısında “O’nun temsil etmediği çirkinlikler” olmasa; Müzeyyen Hanım’ın duruşu, 21. yüzyılda bu kadar anlamlı ve görkemli kalabilecek miydi? Müzeyyen Hanım’ın duruşu mu önemliydi, yoksa “sanatta O’nun temsil etmediği çirkinlikler”in sıradanlığı, düzeysizliği, çoğalışı, bolluğu, yayılışı ve giderek yükselen pervasızlığı mı? Müzeyyen Hanım, “O’nun temsil etmediği çirkinliklere göre “öteki”dir... Ne gariptir ki, ötekileştirmenin, (usûlen) yerden yere vurulduğu çağımızda, aslında herkes önce kendi “öteki”sini yaratıyor ve varlığını, “ilişmeyelim” dediği “öteki” sayesinde sürdürüyor.

Galiba Müzeyyen Hanım’ın varlık sebebi ve gizli söylemi, Orson Welles’in basit mukayesesine dayanıyor: “Ben –temsil etmediğim çirkinliklerin ne olduğunu biliyorum; Ama siz ‘Müzeyyen’ olmanın ne olduğunu- bilmiyorsunuz...” Gerçek adı olmayan ve kendisine yakıştırıldığı için verilen “Müzeyyen”, “ziynet” kökünden gelir ve “süslenmiş, donanmış” demektir... Kendisi ve musikîde temsil ettikleri bir seviye ve renk olan Müzeyyen Hanım’ı “biricik” yapan şey, işte “o bilinmeyen ve Allah vergisi en”ler ile donanmış olmasıdır.

Haberin Devamı

Kulaklarımda, Müzeyyen Hanım’ın “Haydar Haydar...” diyen sesiyle, yazının sonuna ulaştık. Hatırıma, sûfî yaşam terbiyesinin zarif tanımlarından birini söyleyen Hallâc-ı Mansûr geldi. “Bir şey; ancak, anlamı kendinden daha ince olan bir şeyle açıklanabilir” diyor. Müzeyyen Hanım’a duyulan hayranlık ve bitmeyecek özlem de, (O’nun Türk Musikîsi’nde temsil ettiklerini hatırlayarak), anlamı kendinden daha ince olan bir şeyle açıklanmalıdır; o her neyse? Dileğim, ince hâtırasının, ışıklar içinde hep “öteki” kalabilmesidir... İzmir gibi...

Yazarın Tüm Yazıları