Gülmenin morfolojisi

Haberin Devamı



BAŞLIKTAKİ iki kelimeyi yan yana kullanıldığı için yadırgayabilırsiniz.
Önce bana da öyle gelmişti...
Biraz daha düşününce, gülme eyleminin biyolojiden astronomiye, dilbilimden jeolojiye kadar gayet zengin bir yelpazede kullanabildiğimiz “biçimbilim”e göre incelenmesi, dahası, görüntüsü ve yapısal özellikleriyle irdelenmesi de “pekâlâ mümkün olabilir” dedim “aklımca”. Başlıyoruz...
Bir kere, kim demiş “Memlekette her şey kötüye gidiyor” diye?
“Gülücü gözü”yle baksanız böyle olmadığını şıp diye anlayacaksınız zaten.
Meselâ, geçen hafta ajanslara düşen haberlerden, “rastgele” birini seçin...
Tarihten, coğrafyadan, sanattan ya da spordan olabilir, fark etmez; seçtiniz mi?
Son günlerin gündeminden neyi cımbızladığınızı, aslında çok merak ettiğimi saklamayacağım.
Bu içtenliğime rağmen, “Hem akıl öğretiyor, hem de meraklı...” diyen birileri mutlaka çıkacaktır içinizden. Olsun...
İkinci aşamada gülme biçiminize karar verelim!
Kahkahalarla gülebilirsiniz, katıla katıla veya... Yerlere yatabilirsiniz, ölebilirsiniz ya da.
Altınıza kaçırabilirsiniz. Meşrebinize göre, bıyık altından olabilir bu gülüş.
Halk arasında, “pişmiş kelle” diye bilinen şekilde sırıtmayı da tercih edebilirsiniz...
En zoru da, sadece gözleriyle gülebilmeyi başaracak bir nezakete bürünebilmektir.
Bak, şimdi de, nasıl güldüğünüzü merak etmeye başladım.
Belki diyeceksiniz ki, “Sana ne be adam, istediğimi seçer ve istediğim gibi gülerim...”
Elbette! Sadece, ben öteden beri sorarım kendime: “Gülmenin de kuralı olur mu?” diye.
Murat Tuncay Hocamız, yeri geldikçe hatırlatır:
“Gülebilmek için, olanla olması gereken arasındaki farkı bilmek zorundasınız; aksi takdirde gülemezsiniz...”
Bu sefer de şöyle söylediğınizi duyar gibiyim:
“Ne yani, senin mukayeseli takıntıların var diye, şöyle ağız tadıyla bir gülemeyecek miyiz?”
Ama şimdi haksızlık ediyorsunuz!
Yazının başından beri hiçbir şeyinize karışmadım, bir analiz yapıyoruz şunun şurasında...
Unutmayınız ki, gülme eyleminde de en ilkel basamak, “muz kabuğuna basıp düşen adama gülmek”ten ibarettir.
Neye gülmeniz gerektiğini bilmek ve aslında neye güldüğünüzün farkına varmak için daha nitelikli bir emek harcamak zorundasınız.
Duygular ve zekâ inceldikçe, daha iyisine talip olmak ihtiyacı baş gösterir ki, zaten biz buna “kişisel gelişim” diyoruz.
Sadece bu sebeple “Gülmek devrimci bir eylemdir” diyenler bile var.
Tam bu noktada, bu son cümleyi, bir manifestonun uvertürü yapıp, “haftanın seçilmiş olayı”na gülerken, vücudunun bütün biyolojik sınır ve imkânlarını kullanmak isteyenler de çıkacaktır içınizden...
Bütün gayretim doğru manşeti “keşfedebilmeniz”e ve aranızdan “icat çıkartmak isteyenler olursa” doğru yöntemi bulabilmenize bir nebze yardımcı olabilmek içindi.
Gördünüz mü? Kötü mü oldu? “Ne gam kaldı ne kasavet?”

Yazarın Tüm Yazıları