Paylaş
Münasebetsiz gelişmeler yaşanınca “adını verdikleri sokak”ta, Can Baba rüyama girdi. Havadan sudan konuştuk. Yani “yaşam”dan bahsettik.
nd : “…Sevdiklerin kadar iyisin /Nefret ettiklerin kadar kötü…” diyordunuz, “bir masalık yer” yüzünden kıyamet koptu; hâlâ aynı fikirde misiniz ?
Can Yücel : Şimdi zannediyorsun ki, “Kaldır kadehi ey sevgili / Önce gelişine / Sonra gidişine ... / Dibini bulunca gelmişine geçmişine...” diye cevap vereceğim. Çok beklersin ! “Herze”de, “Bir yılan düştü vapurda yanıma / Sarıldım denize…” demişim; anlayana yeter.
nd : Sokağın bazı sakinleri dert etti de, hani “sanatçılar” diyorum… “Biraz ilgisiz, duyarsız ve tepkisiz kalmadılar mı meseleye ? Bari hâtıranızı yalnız bırakmasalardı.
Can Yücel : Onlar mangal sanatçıları da ondan… Hem, “…Yalnızlığım benim çoğul türkülerim / Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi…”
nd : Yeme içme merakını mı kastettiniz, “mangal gibi yürekleri var” mı demek istiyorsunuz ?
Can Yücel : Hayır, “attılar mıydı, mangalda kül bırakmazlar” demek istiyorum. “…Nerde gördüklerim ? / Nerde o beklediğim ? / Rengi başka / Tadı başka…”
nd : Neyse, Konak Belediyesi “büst kente aittir” diyerek sahip çıktı da, “masa atma” konusundaki gerginlik, (en azından şimdilik) tatlıya bağlandı.
Can Yücel : “Hayal oyunu” gibi; ne masaymış yahu ? Hem de “karargâhım” dediğim yerin tam karşısında… Oysa, “…Bir masada karşı karşıya / Seyrederken dudaklarını senin / Dile gelmiş ilk Türkçeydik / Henüz başlamış kül rengi bahar / Ne savaş, ne barıştık biz...”
nd : Dilerim bundan sonra, “korunması gerekenler” için biraz daha özenli oluruz.
Can Yücel : “Kibrit çakıyorsun karanlıkta / badem çiçeklerini görmek için / Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift / sarnıç gemisi gözlerin / Bir iş açacaksın sen başımıza / yangın mı olur artık, bahar mı? …”
nd : Hazır Sizi bulmuşken, bir iki de güncel soru sormak isterim. Siz yokken, bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı inşa edildi. Herkes bir şey söyledi…
Can Yücel : “Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler / Uyuklar gibi üstünde mermer masaların / Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış / Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında / Öbür tahtalara öbür insanlara doğru / Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum / Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu…”
nd : Özgecan, Fırat Yılmaz… Utanıyoruz ! Rektör’ün aklından bile geçmiyor istifa… Derken, Kılıçdaroğlu da İzmir’den aday olacakmış diyorlar. Felâket felâket üstüne…
Can Yücel : “Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar / Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar / Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar / Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar / O çocuklar / O yapraklar / O şarabi eşkiyalar /
Onlar da olmasa benim gayrı kimim var ?”
nd : Herkeste bir karamsarlık hâkim. Karanlığın bu raddesine şaşırmıyor musunuz ?
Can Yücel : Yoooo… “Yakın Tarih”i oku ! “Gün gelir bu işe bu millet de şaşar / Tam kurşun işlemez deminde karanlığın / Bir ateş böceğidir başlar…”
nd : Çok iyi geldi biraz dertleşmek. Arada sırada uğrar mısınız böyle ?
Can Yücel : “Kovalamayın beni yatağa / Hiç uykum yok / Daha lafınıza karışacağım / Ortalığı dağıtacağım / Televizyonu kapatacağım / Ayçiçeği resmi yapacağım daha / Başparmağıma şiir okuyacağım / Islık çalacağım / Daha çok işim var / Gecenizi karartacağım / Kütahya vazonuzu kıracağım / Vakitsiz yatırmayın beni / Daha çok erken…”
Paylaş