Paylaş
ÇAMDİBİ’nin içinden geçen, biribirine paralel, oldukça dar ve trafik yükü yoğun iki ana cadde var. Bunlardan biri, Burak Reis; diğeri, Yıldırım Beyazıt... Her ikisi de trafiğin uzun yıllardır tek yönlü seyrettiği caddeler. Yön algınızı kuvvetlendirmek için, Yıldırım Beyazıt’ın, “Ege Üniversitesi, Bornova Anadolu Lisesi ve Bornova Forum tarafından Mersinli”ye, Burak Reis’in de “Mersinli’den diğer tarafa” aktığını hatırlatmam yetecektir.
Yaz ayları torbaya girdiği için olsa gerek, okulların açılmasına günler kala, Yıldırım Beyazıt Caddesi’nin Mersinli çıkışında bir “bayındırlık çalışması” başladı. Yolun son bölümünde trafik ara sokaklara yönlendiriliyor, haliyle sıkışık ve sıkıntılı... İşte bu soruna, ”bizi yönetenler” kolay bir çözüm üretiverdiler. Burak Reis Caddesi’ndeki trafik düzeni (sanıyor ve umuyorum, geçici olarak) çift yönlüye çevrildi. Buraya kadar tamam... “Geliş–gidiş” mecburiyetini anlamak için allâme olmaya gerek yok. Ama inşaatın zamanlamasındaki isabeti idrak etmek için benim aklım yetmiyor.
Son durumu sizlere özetleyeyim. Burak Reis Caddesi’nde yaşayanlar, orada iş yapan esnaf, seyyar satıcılar, ticari araçlar, servis araçları, oradan her gün gelip geçen sürücüler ve en önemlisi, cadde üzerindeki iki okulun (Sıdıka Rodop Lisesi ve Yıldırım Beyazıt İlköğretim Okulu) öğrencileri ve veliler, yıllardır okuldan çıktıklarında, sağ taraftan gelen ve sola doğru akan bir trafik düzenine alışıklardı. Yani yılların getirdiği yerleşik bir algı var. Bugünlerde, mahalleli sağını solunu şaşırmış durumda... Yetmezmiş gibi, “masabaşında karar üreten kutlanası anonim zekâ”, Yıldırım Beyazıt İlköğretim Okulu’nun önüne de bir otobüs durağı koymuş. Özellikle okulun toplanma ve dağılma saatlerindeki keşmekeş, mini minnacık evlatlara zarar verebilecek olası bir felâketin an meselesi olduğu mesajını göstere göstere resmediyor.
Üç vakte kadar, gazete manşetlerine yansıyacak bir talihsizlik yaşanmaması için, buradan sesleniyor ve rica ediyorum: “İş işten geçtikten sonra” çözmenin, bu “hesapsız, kitapsız ve özensiz değişiklikten dönmenin” kimseye bir faydası olmayacak. Orada yanlış giden bir şeyler var; içimize ateş düşmeden, lütfen düzeltin...
Çevreyolundaki körfez manzarası yok artık
İZMİR’in öbür ucundan gelip, Üçyol’a ve Çeşme yönüne bağlanan çevreyolunun, “körfeze kavuştuğu uzun iniş”ten söz ediyorum... Uygar ülkelerde, uygar kentlerde, kentlinin “göz ufkuna” armağan edilecek “büyük seyir terasları” yaparlardı buraya muhakkak. Gündüzü ayrı, gecesi ayrı güzel; güneşi batırabileceğiniz, yağmurda ıslanabileceğiniz, turuncu ve eflâtun sarmalında, “halka açık” hoş peyzaj tasarımları belki... Ama biz ne yaptık? “Çin seddiyle, Majino hattı” karışımı bir mimarî perdeyi geriverdik buraya... Kaşla göz arasında, göz göre göre, gözümüzün önünde güme gitti cânım manzara... Ben AVM veya outlet’lere karşı filân değilim. Ama bu güzel coğrafyanın böyle hoyrat kullanılması canımı acıtıyor. Küçük sevinçlerimizi de bir bir alıyorlar elimizden...
Kentlinin gereksinimi sadece küçük sevinçler bulmak
YEREL yönetim deyince, hemen aklımıza “büyük, kocaman, görkemli projeler” geliyor. Oysa sıradan kentlinin gereksinimi, sadece “küçük sevinçler” bulmak. Işıl Özgentürk’ün 1982’de yazdığı “Küçük Sevinçler Bulmalıyım” adlı tek kişilik oyunu, Deniz Türkali’den AST Sahnesi’nde izlemiştim. Oyunun bir yerinde şöyle seslenir yazar: “Bir zamanlar yüreğim / Sonsuz bir sevinçle çırpınırken / Deli gibi / Ne hayaller kurardım / Ne hayaller kurardım / Dolaşırdım bulutlarla birlikte / Konuşurdum dünyanın gözleriyle / Bitmez tükenmez sanırdım sevgilerim / Avuçlarımdaydı dünya! Avuçlarımdaydı dünya ! / Gördüm / Kaçıverdi avuçlarımdan dünya / Sevgilerim çorak çöllerde kayboldu / Gözyaşları ve acınası bir yüz kaldı bana / Şimdi küçük sevinçler bulmalıyım... / Bir cümle... / Bir insan... / Bir dost sıcaklığı... / Bir çocuk gülümsemesi gibi / Küçük sevinçler bulmalıyım...”
Paylaş