Nihat Demirkol

3’te devre, 6’da biter

14 Kasım 2014

Çocukluğumuzda “gazozuna maçlar” oynardık.
Ben bu hazırlık maçlarını onlara benzetiyorum.
“Sırtımda yumurta küfesi yok” maçları bunlar.
Ya da “dünya yansa yorganım yok içinde” müsabakaları...
“Bitse de gitsek” turları veya…
“Bir elinde cımbız bir elinde ayna / Umurunda mı dünya ?” halleri.

“Peki gazozu neden Brezilya kazandı” sorusunun yanıtına gelince, onu,

Yazının Devamını Oku

10 Kasım’da korkularımız

10 Kasım 2014

BELKİ size tuhaf gelecek ama...
Benim kuşağım, Atatürk’ü “şiirle” öğrenmiştir, “şuurla değil...”
Açıkcası bugünkü bilincimiz, biraz da kendi gayretimizle ve sonradan kazanılmadır.
İşte bilincimizin tam olarak gelişmediği o yaşlarda neden korkup neden korkmayacağımızı da pek bilemezdik.
Hayat bize göstere göstere öğretti “korkulacak şeyleri...”
“Köpekten, yılandan, çıyandan” korkardık meselâ.
Asıl korkulması gerekenin “insan” olduğunu yıllar geçtikçe öğrendik.

Yazının Devamını Oku

İzmir’in kimliğini ararken

8 Kasım 2014

İZMİR’in kent kimliği üstüne yapılan spekülasyonlar sürerken, arka planda, konuşulanlara hiç aldırmadan sessiz sedasız yürüyen büyük işler var.
Bu hafta Kuşadası’nda 35 ülkeden 360 katılımcı toplandı.
Kuruluşu 1970’li yıllara dayanan “Gıda Teknolojisi Derneği”nin ev sahipliğinde buluşan ve “Sırbistan’dan Kanada’ya, Kuveyt’ten Brezilya’ya, İran’dan Çin’e, İsviçre’den ABD’ye kadar” oldukça geniş bir coğrafyadan gelen bilim insanları 366 bildiri sundular.
Derneğin 11 ulusal kongreyle taçlandırılmış, “bilim insanlarına ve kamuya, bilgi alışverişi amacıyla açık yayın politikası izlemek” yönündeki duruşu, bu yıl düzenledikleri 2. uluslararası kongre ile artık başka bir lige terfi etmiş görünüyor.
Buna rağmen, toplam 336 bildirinin sunulduğu-paylaşıldığı, “Uluslararası Gıda Teknolojileri Kongresi”, 3. sınıf bir TV starının “gıda zehirlenmesi haberi” kadar yer bulamadı kendisine medyada.
İster istemez, Hürriyet EGE’deki köşe komşum, sevgili İsmail Uğural’ın yıllardır atmakta olduğu, “İzmir tarımsal sanayinin merkezi olmaya çok yakışır” çığlığı yankılandı kulaklarımda.
En son eylül ayında dayanamadı da, (özetle) şöyle yazdı artık:

Yazının Devamını Oku

Lösemili çocuklar ve “Öksüz Filler...”

3 Kasım 2014

Daha 1983’te, “... Bizdeki siyasetçilerin yazıya dökecek kadar anadilini bileni çok azdır” diyordu Çetin Altan. Hattâ şöyle de devam ediyordu: “Önemli bir bölümü doğru dürüst bir bayram kartı bile yazamaz. O yüzden de son 70 yıl içinde dünyada en az kitap yayınlamış parlamenterler bizim parlamenterlerdir. Bol bol konuşur ama yazmaya asla yanaşmazlar. Çünkü yazacak kadar bilmezler anadillerini. Düşünün ki anılarını kendi eliyle yazmış bir tek cumhurbaşkanımız bile yok henüz...” Bu acıklı tespitte “an itibariyle” bir değişiklik olmadığı gibi, tünelin ucunda bir ışık da gözükmüyor.
Benzer bir burukluğu, başka alanlara ve başka sosyal renklere taşımaya kalksanız, en çarpıcı eksikliği, işadamlarımızın (göz rekabetinin pahalı taklit bahçeleri hariç) sanatla olan “eylemli-bireysel ilişkileri”nde görürsünüz... Koleksiyoncular vardır içlerinde, “yatırım” niyetiyle bir şeyler toplar. Spor tercihleri çoğunlukla sosyal ilişki odaklıdır. Genellikle yemeğe meraklı olurlar. “Sonradan gurme” çoktur içlerinde ve bir süredir hemen hepsi şaraptan da anlamaya başlamıştır (?!) Bu, elbette istisnalarını ayrı bir yerde taçlandırdığımız abartılı genelleme “yanlış, eksik ya da ayıp” değildir özünde. Çünkü takılan materyalist gözlük, ortak bir paradigmanın ürünüdür.
İşte sadece bu paradigmaya aykırı davranılmış olması bile, sözünü edeceğim fotoğraf sergisini ve işadamını bir adım öne çıkartmaya yetiyor.
Kaldı ki, işin içinde gerçek bir “sosyal sorumluluk” projesi de var.
Davetiyeden birkaç satırı paylaşıyorum:
“1946, İzmir doğumlu sanatçı, yarım yüzyılı aşkın bir süredir fotoğrafla iç içe...
Dia ve filmli fotoğrafçılıktan sonra 2000’lerde dijital teknolojiyle de tanıştı.

Yazının Devamını Oku

"İntikal ve istihare" üstüne çeşitlemeler

31 Ekim 2014

İki yıl önce şöyle yazmışım;
“…Osmanlı’da, ‘Nazır’dı bu makamın adı;
sonra ‘Vekil’ diye değiştirdiler…
Yetmedi, ‘Bakan’ dediler.
Ve ben hep inandım ki,
Bu işleri emanet ettiğimiz kişilere,
‘Gören’ unvanını vermekte epeyce geciktik biz”.

Ermenek’teki,

Yazının Devamını Oku

Fazıl Say’ın mektubu bir “İbret Senfonisi”dir...

27 Ekim 2014

Anında düştü sosyal medyaya... Fazıl Say, 3 eserinin, kendisi Japonya’da turnedeyken, bakanlık tarafından programdan çıkarılması üzerine, Pekin’den, “Sayın Başbakan, Sayın Kültür Bakanı ve Tüm Yetkililer...” diye başlayan bir mektup yazdı. Çoğunuzun merakla “tık”ladığınızı biliyorum. Yine de, mektubun bazı bölümleri üzerinde biraz daha fazla düşünmek, “tarihe not düşen” bu satırların, aslında, bölümler halinde bestelenmiş bir “İbret Senfonisi” olduğunu, “sanattan anlamayanlara” açıklamak lazım.

Eserin ilk bölümü, basit bir tema ve az sayıda nota içeriyor; “Allegro” bestelenmiş; şöyle diyor sanatçı; “...Ne zaman gerçekten ‘güçlü’ olunur, biliyor musunuz? Hem doğuyu, hem batıyı, hem de ikisinin sentezini en iyi şekilde var ettiğinizde... Ankara’da çalınması yasaklanan ‘İstanbul Senfonisi’ eseri işte bu yüzden dünyanın her yerinde çalındı. Daha geçen hafta Tokyo Senfoni Orkestrası çaldı. İstanbul Senfonisi, 80 kişilik batı orkestrasının en önünde, Ney, Kanun, Bendir ve Kudüm ile çalınan bir eserdir. İstanbul’u müzik ile anlatır. Eserin sözleri yoktur...”

Burada açıkca sorgulanan şudur; Bakalım, mektubun muhatabı olan seyirci, sanatçının, bu bölümde, “yasakçı zihniyeti”, nasıl ağır bir cezaya çarptırdığını fark edebilecek mi? Sözleri bile olmayan bir sanat eserinin varlığından, ‘endişe’ üretmek etiketi, bakalım kaç yüzyıl o ceketin ensesinde duracak?

2. Bölüm’de aynı tema daha ayrıntılı biçimde işlenmiş ama daha ağır tempolu; “Andante”.
“...Fazıl Say’ın dünya üzeri her yıl 100-130 konseri var. İstersen incele. ‘Kimdir bu?’ diye bir kere olsun bak, anlamaya çalış. Bir Türk vatandaşı. Tüm eserlerinin konusu Türkiye olan bir sanatçı... /...Fazıl Say’ın 56 eseri var. 3 tanesi Ankara’da çalınamadı diye hiç bir şey değişmiyor Fazıl Say için... / ...Her yıl 30’dan fazla ülkede 100-130 konseri var. Bak, 3-4 konserimi iptal edince ne benim için bir şey değişiyor, ne de başkası için. Sadece şaşkınlık ve küçümseme ile karşılanıyor bu tutum...”

Yani merakla şu soruluyor... Acaba, yüksek rakımlı tepeler, nefesli sazların “senin beni tanımıyor olma eksikliğin, kimsenin umurunda olmadığı gibi, aksine bu resim, kimsenin ‘seni kaale almadığını’ tescilliyor” mesajını anlayabilecek mi ?

3. Bölüm, “Menuet” yerine “Scherzo” lezzetinde... “Korkma, sanattan sanatçılardan, karşındaki askeri güç filan değil, karşındaki müzisyen, tiyatrocu, dansçı... İnsan... Sade vatandaş...”

Sanatseverler, buradan iki farklı anlam çıkartacak kuşkusuz! İlki, “korkmak ne kelime, aslında tir tir titremelisin” anlamına gelen melodik yapı, ikincisi, “korkunun ecele faydası yok ki...” hatırlatması.

Yazının Devamını Oku

İK Mutfakta ne var?

25 Ekim 2014

SİZ bu satırları okurken, iki günlük etkinlik başlamış olacak...
PERYÖN (Türkiye İnsan Yönetimi Derneği) Ege Şubesi’nin ev sahipliğinde, bugün ve yarın gerçekleştirilecek olan 11. Ege İnsan Yönetimi Zirvesi’nden söz ediyorum.
Bu yıl tema, “İK mutfakta ne var?” olarak belirlenmiş; “İnsan kaynakları bölümleri, işletmelerin mutfağıdır” fikri çıkış noktası olmuş. Her yıl, böyle sürükleyici bir manşetle, bu disiplinin adeta gündemini belirliyor PERYÖN.
Mesela geçen sene, “Gelecek ve Yetenek”ti...
“X-Y-Z kuşakları üzerinde çalışılan” bir öncekinde ise, “3 Kuşak 1 Zirve” sloganının gölgesinde buluşulmuştu...
TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Mimarlık Merkezi’ndeki Zirve’de katılımcılar, değerli konuşmacıların, panelistlerin, (söylentilere bakılırsa) sürpriz oyuncu ve sanatçıların da yer alacağı, ana oturumları, paralel oturumları, keyif oturumlarını, panelleri, gösterileri, ve yarışmaları izleyecekler.
Web sitelerinde, Zirve’ye, doğal olarak genellikle meslektaşları davet etmişler.

Yazının Devamını Oku

Halinden ve örgütünden memnun CHP...

20 Ekim 2014

Gazetelerden öğrendik;
“...CHP Merkez Yönetim Kurulu,
Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.
Partinin kongre takviminin ele alındığı ve yaklaşık 3 saat süren MYK sonrası,
Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, yazılı bir açıklama yaptı.
‘Son günlerde örgütte kongre takviminin başlayıp başlamayacağı
veya ne zaman başlayacağı konularında tereddütler oluştuğunun

Yazının Devamını Oku