Paylaş
Komedinin şahı olarak görüp gülen de, büyük bir trajedi olarak görüp ağlayan da, bendine sığmayıp taşacak derecede öfkelenen de çıkmıştır. Fakat şaşkınlıktan küçük dilini yutacak hale gelen bir kişi bile olmamışyır herhalde. Muslera, golle sonuçlanan bu pozisyondan önce de rakibe asist sayılabilecek pas atmıştı. Ancak Muslera’nın hatasını kişisel kabul edip faturayı önüne koymak haksızlık olur.
Galatasaray takımının defans anlayışı uzun süredir bir ‘sarsaklıklar ve savrukluklar manzumesi’ şeklinde gelişiyor. Sarı kırmızılıların özellikle kendi yarı sahasındaki her paslaşmayı bir saatli bomba düzeneği imha ediliyormuş gibi izliyor taraftar. ‘Anti-sarsarlık’ çalışması icat edilemeyeceğine göre kafaları toplamak gerekecek. İlk yarıda ritmini bulamayan G.Saray, soyunma odasına 0-1 geride gidecekken sahnede ‘Tek kişilik ordu Büyük Drogba’ belirdi.
Umut’un ortasına öyle yükselip vurdu ki kafayla, Ali bir tarafa, kaleci diğer tarafa dağıldı. İkinci yarıda da bir şekilde baskı kurmayı başaran bir G.Saray vardı sahada...
İyi mi oynadı? Evet diyeni futbol topu, korner bayrağı, kale direği çarpar. Savunmada yine gerilim filmi tadında enstantaneler vardı. Melo ve Drogba Galatasaray’ın en iyi savunmacılarıydı diyeyim, siz anlayın işte. Bu titrek performanstan bir galibiyet çıkmasını ise, Drogba’nın golünden sonra maçtaki en şık harekete, Aydın’ın harikulade pasına borçluyuz. Geçen hafta gol atarak stres zincirinden kurtulan Burak, bu güzel pasla galibiyeti getirdi. G.Saray’ın Kopenhag ve Kadıköy deplasmanlarında farklı oynayacağını düşünmek veya ummak gerekiyor; havası ayrı karşılaşmalar olacak elbette.
Ancak bu titrek, bu sarsak, bu savruk savunma sistemi bütün kıtalarda problem yaratır; Afrika dahil!
MAÇIN İYİSİ
Büyük Drogba ve elbette golü atan Konyalı Recep.
MAÇIN KÖTÜSÜ
Muslera demek kolaycılık olur, tümden defans zihniyeti.
HAKEM
Sertlik sevmek başka, ‘kan çıkmazsa faul yok’ başka.
Paylaş