Paylaş
Meclis kulisinin senato girişindeki masa, o gün çok kalabalıktı. DSP'li bakanlar Hasan Gemici, Zekeriya Temizel ve Nami Çağan, Grup Başkanvekili Metin Bostancıoğlu, DSP milletvekilleri Ahmet Piriştina ve Ahmet Tan koyu bir sohbete dalmışlardı. Tan, herkese elleriyle muhallebi ikram etti. Derken, Bayındırlık Bakanı Yaşar Topçu sohbete katıldı. Çok doluydu:
‘‘Karadeniz'de dört şeritli sahil yolu ihalesi için DYP'li Hasan Ekinci, notere bir dilekçe onaylatmış. Gensoruda da buna istinaden ihaleye fesat karıştırıldığını tekrarladı. Bu belgeyi buldum, gensoru metni ile ikisini dilekçeme ekleyip, Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundum. Hadi bakalım; hile varsa, fesat varsa, bir koku duyduysan ispatla arkadaş!’’
Topçu bu... Demirel'in yasaklı dönemdeki ünlü avukatı... Elde çantası, kolda cüppesi... Mahkeme mahkeme koşuştururdu. Belki, Ekinci'nin o dönemde generallere bağlılık mektubu yollamasını içine sindiremiyordu! Masada biri gülmeye başladı:
‘‘Bu işleri CHP fişekliyor... Bir köşe yazarı Baykal için, ‘hamama gitse kurna beğenmez, düğüne gitse zurna beğenmez' diye yazmıştı. Çok doğru.’’
Topçu’nun neşesi yerine geldi. İkimiz kulis turuna çıktık. Prof. Emre Gönensay ile Cavit Çağlar bir sütuna yaslanmış sohbet ediyorlardı. Çağlar, ‘‘Yaşar, ikinci gensoruda da geleceğim, merak etme’’ diye seslendi. Kadim dostunun jesti Topçu'yu duygulandırdı: ‘‘Allah razı olsun aziz kardeşim...’’
Büyük hole giderken, TBMM Arşiv sorumlusu İhsan Ezherli yaklaştı:
‘‘Affedersiniz, 22 Kasım tarihli yazınızda Prof. Necip Bilge ile el yazması bir eserden çeviri yaptığımızı yazdınız, doğru. Ama, ikinci cümlede ‘Zümre-i ulema' yanlış, ‘Defteri ulemadan değilsek de, Zümre-i cüheladan da hiç değiliz' olacaktı. Bunu bir hatırlatmak istedim.’’
MEVSİMLİK İŞÇİ KEYFİ
Hemen notumu aldım. Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz'ın çevresi kalabalıktı. Yılmaz, yıllardır kangren olan köy hizmetlerindeki mevsimlik işçilere kesin çözüm bulmanın keyfini yaşıyordu. Ama bu başka birşeydi. Bir gazetede yer alan, ‘Helal Olsun' başlıklı haberi inceliyorlardı. Biz de okuduk:
‘‘DSP'li Devlet Bakanı Yılmaz, Torbalı Pancar Konutları ana bulvarına ‘Mustafa Yılmaz Bulvarı' adının verilmesini kabul etmedi ve tüm tabelaları indirtti. Yılmaz, ‘Jestinize teşekkür ederim, ama ben hayattayım ve burada adı bulvara ve sokaklara verilecek çok değerli insanlar var' dedi.’’
Haberi görenler de, ‘Helal Olsun' demekten kendilerini alamadı. Bu dönemde böyle bir davranış mucizeydi! Kulisin en neşeli köşesinde ise Necdet Menzir, Rifat Serdaroğlu, Ahmet Neidim, İbrahim Yazıcı, Adem Yıldız, Metin Işık vardı. Önce Çağlar, sonra Murat Sökmenoğlu sohbete katıldılar. Fıkra ve anılara karışan kahkahalar bu köşeyi hemen cazibe merkezi haline getirdi. DTP'nin hükümete destek vererek koalisyondan ayrılması ve DTP'ye 20-25 milletvekilinin katılması projesi, işte bu sohbetle başladı.
Menzir, o gün, ilginç bir olay aktardı:
‘‘Hısımım sayılan Cavit Çağlar, henüz 17 yaşında. Gümülcine'den eniştesi misafir gelmiş, İstiklal Caddesi'nde tur atıyorlar. Henüz tezgahtar ve 50 lira haftalık alıyor. O gün, ‘Bak enişte' diyor, ‘Bu iplik ve kumaşları yapan fabrikalar var ya, sadece Türkiye'de değil tüm dünyada en büyükleri bir gün benim olacak.' Cavit'in fabrikalarında 20 bin insan çalışıyor.’’
Harç buydu, yapı gelişti... Ve ben haber yaptım. Kızanlar oldu, ama coşanlar daha çoktu. Gelişmeleri izleyip gözlemek bizim işimiz!
Paylaş