Hande Fırat

Ambargolar

11 Şubat 2020
AK Parti uzun süre tüm Doğan grubuna ambargo uygulamıştı. Ambargo, 15 Temmuz darbe gecesi sona ermişti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yayınıyla... “Açıklamayı görmedik, alamadık, yayına veremedik” diye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’ı arayan bendim: Ambargo uygulanan kanalın Ankara temsilcisi. “Bize bağlanın” diyen de bendim: Ambargo uygulanan kanalın Ankara temsilcisi. Bugün CNN Türk’te sadece program yapıyorum. Yıllar geçti ve bu kez CHP, CNN Türk’e ambargo uygulama kararı verdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Tuncay Özkan ile yapılan görüşmeye ben de katıldığım için, bu süreçte birçok haber yapıldığı ve iddia gündeme getirildiği için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

CNN TÜRK 15 TEMMUZ NEDENİYLE Mİ HEDEF?

Bugüne kadar birçok isim, o geceki bağlantıya ilişkin yalan yanlış açıklama yaptı. CHP’nin boykot kararı ile 15 Temmuz yayını sosyal medyada bir kere daha farklı kesimlerce gündeme getirildi. Hatta kimi kesimler 15 Temmuz yayınının ardından “yandaş” tanımlamasını kullandı. Kısaca hatırlatmak gerekirse, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’ı ben aradım, “Bağlanın” dedim. Yayın için kimseden izin almadım, kimseye bilgi vermedim. Öyle bir vaktim de yoktu. Bugün olsa yine yaparım. Darbe, terör örgütü saldırısı vb karşısında seçilmiş hükümet, seçilmiş cumhurbaşkanının yanında dururum. Bir gazeteci olarak da başbakanı da cumhurbaşkanını da genel başkanları da ararım. 15 Temmuz’da darbe ya da terör örgütü karşısında yer almak, Cumhurbaşkanı’nı yayına bağlamak “yandaşlık” değildir. Aksine zaten yapılması gerekendir.

Peki CNN Türk 15 Temmuz nedeniyle mi hedef? Bazı sosyal medya hesaplarına bakıldığında, bazılarının o yayının sonuçlarını hazmedemediklerini görüyoruz. O akşam sokağa her partiden vatandaş çıktı, her siyasi partinin milletvekili TBMM’ye akın etti. O yayına tüm siyasi partilerin liderleri arayarak teşekkür etti. Kısacası, iktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla kimsenin oyununa gelmemek gerekir.

CHP’NİN KARARININ ARKASINDA NE VAR?

AK Parti ambargo uygularken CNN Türk Ankara Temsilcisi idim. AK Partili yöneticilerle o dönem birçok görüşme yaptım. CHP görüşmesine ise CNN Türk Genel Müdürü Murat Yancı’nın isteği üzerine katıldım. Amaç, “seçim dönemine ilişkin rahatsızlıklarını ileten CHP yönetimine” CNN Türk’te değişen yönetimi anlatmak ve karşılıklı sorunları çözmekti. Kapıdan çıktığımızda “CHP’li bir üst düzey kaynağa atfen” görüşme medyaya sızdırılmıştı. Sonraki günlerde açıklamaları, sızdırılan başka haberleri, yorumları izledim, okudum. Şimdi tüm tartışmaları geçip temel sorunla başlıyorum.

Türkiye’de hatırı sayılır bir izleyici grubu tartışma programlarını izliyor. Adı üstünde, tartışma programları farklı tarafları bir araya getirir.

Milletvekilleri tartışma programlarına çıkmıyorlar. Partilerin gerekçeleri şöyle: “Beni tek çıkarın, o siyasi parti milletvekili çıkarmıyorsa ben de çıkarmam, ayrı ayrı söz verin, tartışma programlarına katılmıyoruz, o vekil ile çıkmam, o parti ile çıkmam...”

Dönem dönem siyasi partiler bazı medya gruplarına ambargo uyguluyor.

Yazının Devamını Oku

Sahada yeni gerçekler ve riskli dönem

7 Şubat 2020
2020 yılı iyi başlamadı. Felaketler dünyada adeta birbirini kovalıyor. Değişen iklim koşulları, çığ, deprem gibi doğal afetlerle mücadele zor. Yine de kazalarda var ise sorumluluğu olanların tespitinin ve gereğinin yapılması gerekiyor. Diğer yandan, felaketlerde can kaybını en aza indirmek için her türlü önlemin alınıp alınmadığı, müdahale için eğitimin verilip verilmediği sorgulanmalı. Umarım 2020 yoluna felaketler yerine güzelliklerle devam eder.

İDLİB’DE RİSKLİ DÖNEM

Sadece doğal afetler, virüs ya da kazalar değil, dış politikada da zor günler geçiriliyor. Gözler İdlib’deki gelişmelerde. Türkiye ve Rusya’nın desteklediği bölgesel silahlı güçler arasında çatışma zaten uzun süredir yaşanıyordu. Şimdi yeni bir aşamaya geçildi. Rusya’nın desteklediği rejim güçleri ile Türk ordusu doğrudan çatıştı. Rejim, İdlib Mutabakatı’nı bozarak TSK’nın İdlib’de bulunan gözlem noktalarına takviyeye giden TSK unsurlarına saldırdı. Türk Silahlı Kuvvetleri karşılık verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan son olarak grup toplantısında, “Askerimize yapılan saldırı Türkiye açısından Suriye’de yeni dönemin miladıdır” dedi. Suriye rejiminin bu ay içinde Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesini beklediklerini, aksi halde Türkiye’nin bu işi bizzat yapmak zorunda kalacağını söyledi. Kritik soru şu: Bu aşamaya gider mi, bu aşama aynı zamanda Türkiye ve Rusya arasında çatışma doğurur mu? Ankara’daki kaynaklarım, bu soruya “Taraflar bundan kaçınır, bu ihtimal çok düşük” yanıtını veriyor. Sorunun masada çözülmesi gerektiğini belirten kaynaklarım “Yine de riskli bir döneme girildi” yorumunu yapıyor.

NEDEN RİSKLİ BİR DÖNEM?

Moskova ve Şam’ın “siyam ikizi” gibi hareket ettikleri şüphe götürmez. Terörle mücadele ettiklerini ileri sürseler de Doğu Guta örneğinden hareketle hayalet şehirler yaratıyor, yerle bir ediyorlar. Ankara, Moskova ile Şam’ın “insansızlaştırma siyasetini” ve olası sonuçlarını masaya yatırıyor. Türkiye İdlib’de buna seyirci kalırsa ne olacak? Kaynaklarım olasılıkları şöyle sıralıyor:

Türkiye’ye yine mülteci akını olacak. Onlar yerle bir ettikçe, Türkiye sınırına yüz binler dayanacak.

Rejim İdlib’i ele geçirdikten sonra hedefi ne olacak? Bir kaynağım “İdlib’deki radikalleri baskılayarak Afrin’e sürme planı yapıyorlar. Radikaller Afrin’i istikrarsız hale getirecek. Rejim ve Rusya bunu bahane ederek Afrin’e yönelecek. Rejimin hedefinde Türkiye’nin kontrol altına aldığı, kısmen istikrar getirdiği bölgeler var” dedi.

Söz konusu olasılık büyük riskleri beraberinde getiriyor.

KRİTİK SORULAR

Yazının Devamını Oku

Altay tankı

4 Şubat 2020
PROTOTİP 2017’de hazır hale geldi.

Altay tankının seri üretimi bekleniyor. Ancak henüz o aşamaya geçilmedi. Sorunun nedeni, motor başta olmak üzere bazı aksamların temin edilememesi. CHP, Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir’in, Altay tankı için verilen 18 aylık teslimat süreci konusunda, “Elimizde motor kalmadığı için Altay’da T0 başlatılamıyor” açıklamasında bulunduğunu anımsatarak, gereği yerine getirilmediği için ihalenin feshedilmesini istedi. Son durumu Savunma Sanayi Başkanlığı’ndaki kaynaklarımla konuştum. Altay tankı ile ilgili tartışmalara ve seri üretim ile ilgili sürece ilişkin edindiğim bilgileri paylaşacağım.

ALMANYA’DAN ADI KONMAYAN AMBARGO

Otokar’ın 2017’de prototipi hazırlamasının ardından ihale sürecinin sonunda seri üretim sözleşmesi BMC ile imzalandı. Hedef 250 Altay ana muharebe tankının üretilmesi, ilk tankın da 18 ayın sonunda Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edilmesiydi. Rutin T0 prosedürü uygulandı, prototipe uygun ön şartlar konuldu. Savunma Sanayi Başkanlığı tarafından hangi motorun ya da aksamın kullanılacağı yazıldı. Projenin ilk etabında Alman firması MTU motorunun kullanılması planlanmıştı. Güç paketi ve aksamlar Almanya’dan alınacaktı. Ancak Türkiye’nin Suriye’de yürüttüğü harekâtlar nedeniyle adı konmamış bir ambargo uygulanmaya başladı. Görüşmelerde Alman firmaları “Bizlik sorun yok, devlet iznini bekliyoruz” derken, Alman hükümeti “Biz bekletmiyoruz” diyor. Kısacası vermiyorlar. Hatta konu Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Almanya Şansölyesi Merkel’in son görüşmesinde de gündeme geldi. Ancak yine bir ilerleme sağlanamadı. Ankara’ya göre adı konmamış ambargo uygulayan Almanya, iç kamuoyundaki tepkiden de çekiniyor. Almanya’da güç paketini alamayan BMC, seri üretimi başlatamadı. Savunma Sanayi Başkanlığı da bundan dolayı 18 aylık süreyi başlatamadı. Kaynaklarım, “T0 güç paketi bulunamadığı için başlatılmadı. İhaleyi kim kazansa aynı prosedür uygulanacaktı. Özel bir durum yok” dedi.

ÇÖZÜM YAKIN

Türkiye, Almanya’nın üstü kapalı ambargosu karşısında motoru da içeren güç paketi için başka ülkelerle görüşmelere başladı. Buradaki kıstas, prototipte fazla değişikliğe gitmeyecek güç paketini bulmak. Bir ülkeyle yapılan görüşmelerde neredeyse sona gelindi. Yetkililer, yakın bir zamanda sonuç alınacağını düşünüyor.

FESİH YOK

Kaynakların verdiği bu bilgilere dayanarak CHP’nin talebi gibi bir fesih söz konusu değil. Motorun başka bir ülkeden bulunması bekleniyor.

Yazının Devamını Oku

Sağlık Bakanı Hürriyet’e anlattı: 7 soruda koronavirüs

2 Şubat 2020
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) acil durum ilan ettiği koronavirüs sebebiyle tüm ülkeler ayakta. Türkiye’de de sosyal medyadan yayılan tartışmalı bilgiler vatandaşlarda paniğe neden oluyor. Peki işin aslı ne? Soruları Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya yönelttim...

1) MASKE TAKALIM MI?

Maske kullanmayın. Böyle bir durum söz konusu değil. Türkiye, Çin’de ilk vakanın ortaya çıktığı 31 Aralık’tan 10 gün sonra Bilim Kurulu’nu oluşturdu. Tanı, teşhis ve tedavi standartilize edildi. Tedbirler önceden alındı. Şu an ülkemizde koronavirüs vakası yok.

2) VİRÜS MÜ, GRİP Mİ? FARKI NASIL ANLAYACAĞIZ

Ateşi olan, öksüren, ishal olan herkes koronayım diye düşünmemeli. Bunlar aynı zamanda mevsimsel gribin de belirtileri. Mevsimsel grip geçirmekte olan hastaya da bir metreden fazla yaklaşmamak gerek. Burada kritik olan şu; Çin’e giden, gelen kişinin durumu ya da o kişiyle teması olması durumunda söz konusu belirtileri gösteriyorsa sağlık kuruluşuna gitsin. Numune alınıyor ve sonuca göre hareket ediliyor. Paniğe gerek yok. Gerekli tedbirler alınıyor.

3) TÜRKİYE TEHLİKEDE Mİ?

Dünya Sağlık Örgütü, acil durum ilanını özellikle sağlık hizmetleri zayıf olan ülkeler için aldığının altını çizdi. Türkiye’nin sağlık alanındaki hizmetleri ile ilgili gurur duyalım. Ciddi insan kaynağımız var. Altyapımız, kadrolarımız, personelimiz yetkin. Hiçbir ülkede bu virüs için özel bir hastane ayrılmadı. Türkiye bunu yaptı.

4) PEKİN’DEN GELEN DE Mİ RİSKLİ

Yazının Devamını Oku

Geleceğin salgını

31 Ocak 2020
ÇOĞU insan gibi ben de işi gücü bıraktım, belgeselleri izliyorum, yazıları okuyorum, güncel gelişmelere bakıyorum.

Koronavirüs ile ilgili gelişmeleri endişeyle takip ediyorum. Bazı ülkeler Çin’e uçuşlarını durduruyor, bazıları vatandaşlarını tahliye ediyor. Dünya ayakta. Son bir haftada öğrendiklerimi sizlerle paylaşıyorum.

YABAN HAYATINDAKİ BİLİNMEYEN VİRÜSLER

Her yıl dünyanın bir yerinde beş yeni hastalık görülebiliyor.

Vahşi doğada henüz bilinmeyen milyona yakın virüs olduğu tahmin ediliyor.

Bilim insanları 2018 itibarıyla 3 bin virüs biliyordu.

Dünya genelinde bir salgın, savaşlara rakip olabilir, ekonomiyi durdurabilir.

HAYVAN PAZARINDAKİ TEHLİKE!

Yazının Devamını Oku

Yine Yunus’u hatırladım

28 Ocak 2020
“BENİ görüyor musunuz? Gerçekten görebiliyor musunuz? Unutmayın beni olur mu?

Yüzümdeki o dehşeti unutmayın. Benim son fotoğrafım bu ölümlerin de son fotoğrafı olsun. Biliyor musunuz, ben 1 yaşındayken de gazeteleriniz başka ölü çocukların fotoğrafları ile dolmuştu... Daha çok çocuk, daha çok kadın, daha çok erkek üzerlerine yıkılan duvarlarla ölmüştü. Yine siz büyüklerin yaptığı duvarlarla. Hayalet kentler varken ekranlarda ben 1 yaşımdaydım. Sizin tam 12 yılınız vardı. Ben evinize ve rüyalarınıza top oynarken gelemedim, başka çocukların son fotoğrafları gelmesin evinize, girmesin rüyalarınıza... Ben son fotoğrafın son çocuğu olayım.”

Bu yazıyı, Reuters muhabiri Ümit Bektaş’ın 2011 yılında depremin 7.2 ile vurduğu Van’da enkaz altında kalan Yunus’un hiç unutamadığım o fotoğrafının ardından yazmıştım. Yunus depremde ölen son çocuk olmadı, olamadı. Marmara depremi ile Van depremi arasında 12 yıl, Marmara depremi ile Elazığ depremi arasında 21 yıl var. Kısacası, gereken dersi çıkarmak için çok uzun zaman geçmiş. Dünyada büyük depremlerde en hazırlıklı ülkede de ölümler oluyor. Mesele ölümleri en aza indirmek, indirebilmek. Bundan sonrası için kaybedecek tek bir dakika, boşa harcanacak tek bir kuruş olmamalı.

3 BAKAN OLAY YERİNDE

Elazığ depremi olurken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu İstanbul’da afet toplantısındaydı. Deprem haberini alır almaz, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ile birlikte bölgeye gittiler. O günden beri deprem bölgesindeler. Üç bakanı da vatandaşların yanında oldukları, çalışmaların başında bulundukları, düzenli bilgilendirme yaptıkları için tebrik ediyorum. Bu fotoğraf Azize’nin “Yanımda Fatma var” dediği, Fatma Yamış’ın çıkarılma anından. Enkazın başında Fatma’yı bekleyenlerin arasında İçişleri Bakanı Soylu ile Sağlık Bakanı Koca da var. Önce Soylu, sonra da Koca enkazdan çıkan Fatma Yamış’a ellerini uzatıyor.

AKŞENER: FELAKETLER ÜZERİNDEN SİYASET YAPILMAZ

Meral Akşener

Yazının Devamını Oku

Hürriyet'in konukları gençlik dizisi izliyor YouTuber’larla görüşüyor

25 Ocak 2020
Teknolojinin ortasına doğuyorlar, teknoloji ile büyüyorlar. Bizden farklılar. Ayrı bir dilleri var. Onları tanımlamak için alfabenin harflerini tüketiyoruz, anlamak için ciltler dolusu okuyoruz, izliyoruz, öğreniyoruz. Onları anlamaya çalışıyoruz.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Hürriyet gazetesi Ankara bürosunun bu haftaki konuklarındandı. Eğitim politikaları ile ilgili açıklamalarını muhabirimiz Gamze Kolcu’nun haberinden okuyabilirsiniz. Ben bakan ile çocuklar ve ebeveynleri üzerine yaptığımız sohbeti aktaracağım sizlere.

Bakan Selçuk alfabemizin son harfi “Z” ile tanımladığımız kuşağı anlamaya çalışıyor. Örneğin son bir ayda gençlerin en çok izlediği YouTuber’lardan dördüyle görüşmüş; neler yaptıklarını, nasıl izlendiklerini, gençlere ne mesajlar verdiklerini sormuş. Bakanlık bu konuda kapsamlı bir çalışma yapıyor. Ziya Selçuk çalışmanın ayrıntılarını anlattı:

“Bu gençler hangi yaş grubuyla, ne tür bir etkileşim içindeler, en çok izlenen içerikler neler? Çocuklarla ilgili görüşleri neler? Bu sorulara yanıt olacak şekilde ve YouTube içerikleriyle ilgili analiz yaptırıyoruz. Üç akademisyen, ‘Data Mining (Veri Madenciliği) Projesi’ üzerinde çalışıyor. YouTuber’ların içeriklerindeki kelimeler, kavramlar neler, nasıl bir fotoğraf çıkıyor ortaya, bakılıyor.”

Analizin sonuçları her ebeveyn açısından önem taşıyacaktır. Sonucunu merakla bekliyorum. Diğer yandan Milli Eğitim Bakanı, içerisinde kendisinin de bulunduğu bir ekiple dizi platformlarını gençlik dizileri açısından inceliyor. Gençlerin en çok izledikleri dizileri takip ediyor: “Gençler aksiyonla, Kore dizileri ile İspanyol dizilerine ilgi gösteriyorlar. Şunu anlamaya çalışıyorum: En fazla izlenen dizide ne görüyorlar, ne alıyorlar? Sonra da liselileri topluyorum, onlarla sohbet ediyorum.”

ÇOCUKLARA ‘ÖZGELECEK’ YAZDIRMAK

“Ben çocuklara özgeçmiş yazdırmam, ‘özgelecek’ yazdırırım.” Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un bu sözü üzerine düşünün derim. Gelelim bu sözü neden söylediğine... Bizler çocuklarımızı anlayabiliyor muyuz, anlamak için yeteri kadar çaba gösteriyor muyuz, aramızdaki kuşak farkı zorluk mu yaratıyor sorusuna verdiği yanıt şöyle:

“Çocuklarda problem yok, problem yetişkinlerde. Yetişkin, kendi döneminin özgeçmişi ile bağlantılı. Ben çocuklara özgeçmiş yazdırmam, ‘özgelecek’ yazdırırım. Anne-babalar çocuklarını anlamaya çalışmalı. Çocuk istenmeyen bir davranış yapıyorsa, istenilen davranışı görmüyor olabilir. Çocuk eğer gerçekten bütün ruhuyla bir anne-baba ile birlikte olmaktan tatmin yaşıyorsa başka bir arayışa girmez zaten. Çocukları suçlamak yerine hangi tatmin noktalarında sorun var, bizim yaşam tarzımız bir çocuğun çocukluğunu yaşamasını ne şekilde eksik bırakıyor bakmak lazım.”

 YAVAŞ’TAN GÖKÇEK’E: İŞİNE SON VERİLDİĞİNİN FARKINDA DEĞİL

Yazının Devamını Oku

Berlin Konferansı ve olası sonuçları

21 Ocak 2020
KİMİNE göre sadece niyet beyanı, kimine göre başlangıç, kimine göre henüz soru işaretleriyle dolu bir yolun başı...

Berlin Konferansı’ndan ve Libya konusundaki 55 maddelik sonuç bildirgesinden bahsediyorum. Kim ne derse desin Berlin Konferansı önemli bir adım, ancak mutlaka konferansı somut adımlar takip etmeli. Neden mi? Çünkü tam da Erdoğan’ın deyimi ile “Söz uçar yazı kalır”. Hafter metinlere imza atmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu durumu uçağındaki gazetecilere “‘Bunun imza ile teyit edilmesi gerekir’ dedik. Fakat tüm bunlara rağmen imza altına alınamadı. Olay tamamen sözlü olarak bütün katılımcıların şahit olması ile o şekilde kalmış oldu” sözleriyle açıkladı. Ortada sadece söz var. Yine de verilen sözleri, atılması gereken adımları ele alacağız. Önce konferans sürecine Ankara açısından nasıl gidildiğine bakalım.

ANKARA AÇISINDAN KONFERANSA GİDEN SÜREÇ

- Türkiye açısından doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları, Körfez ülkelerinin ve küresel aktörlerin enerji ve güvenlik oyunları elbette önemli. Ancak işin kültürel, sosyal ve insani boyutu da kritik. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin en büyük destekçisi Köroğlu aşireti. Köroğlu aşireti Osmanlı döneminde Anadolu’dan giden Türklerden. Sayıları bir milyonu aşıyor. Hafter tarafından etnik temizliğe tabi tutuluyorlar. Türkiye açısından kritik bir başlık.

- Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Suudi Arabistan Ortadoğu’daki halk hareketlerini ezmek için tüm imkânlarını seferber etti. Hafter’e askeri ekipman ve finansal kaynak sağladılar. Üstelik BAE’nin telkin ve baskıları ile Hafter, Moskova’daki zirveden anlaşma metnine imza atmadan apar topar ayrıldı. Abu Dabi yönetimi her seferinde bölgede Türkiye’nin ayağına çelme takmak için uğraşıyor.

- Türkiye’nin politikalarından rahatsız olan diğer ülke Yunanistan. Yunanistan Berlin’deki konferansa davet alamayınca barış ve ateşkes çabalarını engelleme tehdidinde bulundu. Ankara’ya göre Rum-Yunan ikilisi AB’nin Türkiye ile ilişkisini rehin aldı. Tüm bunlara rağmen Ankara, doğu Akdeniz ve Libya’da diplomasi ve işbirliğine önem veriyor. Müzakere kapılarını açık tuttuğunun altını çiziyor.

- Ankara Berlin Konferansı’na giden süreçte her görüşme ve zeminde kalıcı, sürdürülebilir barışın sağlanamaması durumunda mevcut sorunun Libya’nın sınırlarını aşarak bölgeyi derinden etkileyeceği uyarısında bulundu.

KONFERANSIN SONUÇLARI VE ORTAYA ÇIKAN SORU İŞARETLERİ

- Birleşmiş Milletler (BM), 2011 yılından beri Libya’ya silah ambargosu uyguluyor. Ancak bu ambargo yıllardır bazı ülkeler tarafından deliniyor. Konferansta imzalanan metinde silah ambargosunun uygulanması isteniyor.

Yazının Devamını Oku