Paylaş
Daha ekim ayında, yine sahnede kalp krizi geçiren Metin Arolat’ı kaybetmiştik. O da gençti, 52 yaşındaydı.
Ve birkaç ay önce Vural Çelik; Avrupa Yakası’nın Kubilay’ı, 51 yaşındaydı.
Şimdi yine aynı sözler dönüyor...
Herkes birbirine fısıldıyor: “Aşılar mı?”
Baştan söyleyeyim.
Ben aşılara güveniyorum.
Ve yine hatırlatayım...
Covid döneminde bu aşıları olmasaydık, ölümler çok daha fazla olurdu.
Bu tartışma yeni değil.
Ne zaman bir sanatçı, bir sporcu, genç bir insan ani bir şekilde hayatını kaybetse, hemen aynı teori devreye giriyor.
“Aşı mı yaptı?”
Oysa ortada kocaman bir bilim var. Fulya Soybaş’ın köşesinde çok güzel özetlenmiş.
Bakın Prof. Dr. Bingür Sönmez diyor ki:
“Covid’in kendisi kalp krizlerini artırdı. Aşıların böyle bir etkisi yok.”
Prof. Dr. Cengiz Köksal, 46 milyon kişi üzerinde yapılan İngiltere araştırmasına dikkat çekiyor.
“Aşı olanlarda kalp damar hastalıklarından ölüm, olmayanlara göre daha az.”
Aşıların zararlı olduğuna dair tek bir bilimsel kanıt yok.
Ama hastalığın kendisinin kalp krizlerini artırdığı defalarca kanıtlandı.
Hatırlayın; unutmayın...
Çünkü unutkan bir çağda yaşıyoruz.
2020’yi hatırlayın... Hastanelerde nefes alamayan insanları; ambulans sırası bekleyen hastaları, yoğun bakımlarda günlerce yatıp çıkamayanları...
Bugün, o dönemde aşı için dua edenler bile şimdi “Aşılar öldürüyor” demeye başladı.
Ve biz, bu hafıza kaybıyla her seferinde aynı filmi izliyoruz.
Gerçekten sağlığımızı düşünüyorsak, asıl soruyu yanlış yerden soruyoruz.
Bir ülke düşünün...
Stres seviyesi tavan...
Sürekli değişen bir gündem...
Hareketsiz bir yaşam...
Düzensiz beslenme...
Bütün bunlar varken, hala suçu aşıya mı atacağız?
Kusura bakmayın ama...
Bu sadece bilimle değil, mantıkla da çelişiyor.
Ben aşılara inanıyorum.
Çünkü bilime inanıyorum.
Fazla duygusallar için
bu hayat daha mı zor
DEDEM Niyazi Paydar; akil bir adamdı. Ondan çok şey öğrendim. Öyle tavsiyeleri vardı ki kitap yazsan sığmazdı.
Bana derdi ki:
“Üzüntünü de sevincini de çok uzun yaşama. Üzüntünü uzun yaşarsan vücudun etkilenir hastalanırsın. Sevincini uzun yaşarsan hayatın gerçeğine dönüşün de zor olur.”
Volkan Konak’ın bir röportajını okudum.
Şöyle diyor:
“Haddinden fazla, abartılmış şekilde duygusalım. Gözyaşını seviyorum. Nemli gözlü olmaktan gurur duyuyorum. Uzun yolda ve geceleri çok ağlarım. Ağlamak, ruhumu terbiye eder. Kötü insanın gözyaşı yoktur, iyi insanın gözyaşı vardır. Kötü insan kurumuş ağaç gibidir. Gölgesi bile olmaz. Ben hep böyle yeşil, nemli olmayı seviyorum.”
Elbette Volkan Konak, vicdanlı insanların bu dünyada işinin zor olduğunu söylüyor.
Ama hayat işte duygusal insanları bu hayat yoruyor, üzüyor.
Volkan Konak nurlar içinde uyusun.
Bu vesileyle dedemi de hatırladım, o da nurlar içinde yatsın.
Sinemada bir devrim mi geliyor?
HOLLYWOOD, sinema tarihine yeni bir meydan okumayla geliyor.
Sony Pictures, Las Vegas'ta düzenlenen yıllık CinemaCon kongresini The Beatles üyelerinin her birinin bakış açısından anlatılan dört biyografik filmin tanıtımını yaparak başlattı.
Sam Mendes... Yani Skyfall ve 1917 filmlerinin ödüllü yönetmeni; bu kez çok daha iddialı bir projeye girişti.
The Beatles üzerine sadece bir değil, tam dört film çekiyor.
Ve her biri, grubun farklı bir üyesinin gözünden anlatılacak.
Paul McCartney, John Lennon, George Harrison ve Ringo Starr...
Her biri kendi hikâyesiyle...
Dört film, 2028 Nisan’ında neredeyse aynı anda vizyona girecek.
Ve Mendes bunu “izlenebilecek ilk sinema deneyimi” olarak tanımlıyor.
Aslında bu, sinema sektörünün yeni bir hamlesi. Çünkü izleyiciyi evden çıkarmak gittikçe zorlaşıyor.
Dijital platformlar her geçen gün daha büyük yapımlarla sinemaya meydan okuyor. Mendes ise “İnsanları sinemaya çekmek için büyük etkinlikler yapmalıyız” diyor.
Ve Beatles’ın hikâyesinden daha büyük ne olabilir ki?
Mendes, “Beatles kültürü yeniden tanımladı” diyor.
Ve bunda haksız değil.
Beatles, 1960’larda dünyayı kasıp kavurdu.
Ama her nesil, onlarla yeniden tanıştı.
Onları 80’lerde Oasis, 90’larda Blur, 2000’lerde Coldplay yaşattı.
Bugün bile müzikleri her yerde.
Belki de Mendes, bu projeyle Beatles’ı bir kez daha yeni nesle taşıyacak.
Dört filmi aynı anda vizyona sokmak, sinema için devrim mi olacak, yoksa büyük bir risk mi?
Bunu görmek için 2028’i bekleyeceğiz...
İzmir bir model yaratabilir
BÜTÜN dünyada ev sahibi olmak artık kolay değil. Türkiye’de de öyle... Büyük şehirlerde kira ödemek bile başlı başına bir mücadeleye dönüşmüş durumda.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, seçim döneminde söz verdiği 25 bin sosyal konut projesinde ilk adımı attı.
Egeşehir Menemen Konutları...
Bu projenin başarılı olmasını istiyorum, belki de örnek olabilir.
Menemen’de inşa edilecek 3 bin 100 konut, büyük bir sosyal konut hamlesinin ilk ayağı olabilir.
Bugüne kadar 60 bin başvuru olmuş.
Bu evler yatırım aracı olmayacak.
5 yıl boyunca satılamayacak.
Yani bu evleri gerçekten ihtiyacı olanlar alacak, konut spekülasyonunun önüne geçilecek.
Ve tüm bunlar asgari ücrete endeksli ödeme modeliyle hayata geçirilecek.
Eğer İzmir, bu modeli başarıyla hayata geçirirse, Türkiye’nin diğer büyükşehirleri de aynı yolu izler mi?
2025’te temel atılacak, 2027’de evler teslim edilecek.
Eğer bu projenin devamı da gelirse bir model olabilir.
Paylaş