Porselenin patronu Nafi Güral: Evler küçüldü çeyizler azaldı

İş hayatına çok genç yaşta, memleketi Kütahya’da başlıyor; işleri zora giren girişimci babanın yardımcı ortağı olarak… Ancak “zor, kriz, uyumsuzluk, çaresizlik, bıkkınlık” gibi kelimeleri kullanmaktan hoşlanmıyor. 1970’lerde bir ‘halk girişimi’ olarak kurulan Kütahya Porselen’i bugün dünyanın çeşitli yerlerinde de fabrikaları olan dev bir marka haline getiriyor. NG Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral ile eski albümleri karıştırıp iş hayatında başarı getirecek tüyolar aldık.

Haberin Devamı

1- Aslında ‘Yönetim Kurulu Başkanlığı’ görevlerini iş hayatının 50. yılı olan 2011’de çocuklarına devredip ‘Hayatının Başkan’ı eşi Gülsüm Güral ile emekliliğin tadını çıkardığını iddia ediyor. Ancak Gülsüm Hanım, eşinin hâlâ gece yarısı yataktan kalkıp bilgisayarda çalıştığını, gittiği turistik gezilerde bile seramik yapımına uygun toprak aradığını anlatıyor. Eski albümlerini karıştırmak üzere Kütahya Porselen’in kurucularından Nafi Güral ile beraberiz. Nafi Bey espriyle “İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi şerefine ben doğmuşum!” diye başlıyor; 1945 yılında Kütahyalı bir ailenin dört çocuğundan ikincisi olarak dededen kalma eski bir Kütahya konağında dünyaya geliyor.

Porselenin patronu Nafi Güral: Evler küçüldü çeyizler azaldı

Haberin Devamı

ÇANAKKALE’DE DEDEMİN MEZARINI ARARDIK

Aile hikâyeleri dokunaklı: “Babamın dedesi Ahmet Çavuş’un üç oğlu varmış; Süleyman, Ethem ve Adil. Süleyman çocuksuz olarak, Adil’se sokaklarda ölmüş. Babamın babası Ethem, Çanakkale Savaşı’nda şehit düşmüş. Babam bizi sık sık Çanakkale’ye dedemizin mezarını aramaya götürürdü. Babam ancak ilkokulu okuyabiliyor. Bir süre terzilik yapıyor ama ruhunda girişimcilik var. Köylerde gıda alım satımı yaparken Anadolu Garı’nda onun çalışkanlığını gören bir esnaf ortaklık teklif ediyor; sermaye benden, iş yapmak senden! Beraber kerestecilik işine giriyorlar. Sonunda ‘Her İş Kollektif’ isimli bir şirket kuruyorlar; o günün şartlarında ne bulursan o işi yap! İnşaat, nakliye, şeker fabrikalarına kireç tedariki…”

Porselenin patronu Nafi Güral: Evler küçüldü çeyizler azaldıSENE 1968

AHŞAP KONAKLARDAN ‘APARTIMANA’ GİDENLER

Nafi Bey’in çocukluğu doğduğu konakta kalabalık bir aile içinde geçiyor. O günleri şöyle anlatıyor: “Annem Osmanlı tipi bir kadındı. Evi o idare ederdi. Yemekler yer sofrasında ve hep beraber yenirdi. Kütahya’da o dönem çok güzel konaklar vardı. Onlar yok oldu. Hayat değiştikçe beklentiler de değişiyor; insanlar ahşap evlerini bırakıp yeni yapılmaya başlanan beton apartmanlara gittiler. Herkes apartman hayatına özenirdi; ‘Ben apartımana gittim’ denirdi. Kütahya’nın tepesindeki Hisar Gazinosu’ndan aşağı bakınca konakların bahçelerinin muhteşem manzarası görülürdü. Şimdi hepsi beton yığını oldu.

Haberin Devamı

Porselenin patronu Nafi Güral: Evler küçüldü çeyizler azaldıSENE 1965

2- OKUL ÇIKIŞI KERESTECİDE GETİR GÖTÜR

Küçük yaştan itibaren iş hayatının içinde oluyor. Okul çıkışlarında babasının kereste dükkânında getir götür işleri yapıyor, yerleri süpürüyor. Nafi Bey, “Ben de önce çocuklarımı çalıştırdım, şimdi de torunlarımı çalıştırıyorum” diyor. İlkokulu Kütahya’da tamamladıktan sonra yatılı olarak Eskişehir Ticaret Lisesi’nin ortaokuluna gidiyor. Lise için memleketine dönüyor ve Kütahya Erkek Sanat Enstitüsü’nün tesviye bölümünü tamamlıyor. Güral: “Her iki okuldan da çok şey öğrendim. Ticaret okulunda ön muhasebe yapmayı, bilanço çıkarmayı öğrendim. Ben hâlâ orada öğrendiğim bilgilerle bilanço okuyorum. Sanat okulundan da teknik resim öğrendim. O sayede bugün bir otelin tasarımını yapabilirim. Eskiden elle çiziyordum. 1989’da ilk otelimizi yaparken kareli kâğıtlara çizim yapardık.”

Haberin Devamı

Porselenin patronu Nafi Güral: Evler küçüldü çeyizler azaldıSENE 1963 - Kütahya çarşı

3- ZOR, ZORLUK, ÇARESİZLİK… BUNLAR LÜGATIMDA YOK

1961’de mezun olduktan sonra babası onu karşısına alıyor ve diyor ki: “Oğlum okul bitti, şimdi iş hayatı başlıyor. Seni üniversiteye gönderemeyeceğim çünkü ortağımız dönen varlıkları alıp 65 bin lira borç bıraktı. Beraber çalışacağız.” Genç Nafi Güral iş hayatına ilk adımını böyle bir ‘zorluk’ içinde atmış. Nafi Bey bugün, “Zor olmayan şey yok” diyor: “Babam bana hiçbir zaman zorluk anlatmadı. Benim de kelime dağarcığımda hiçbir zaman ‘zor, zorluk, kriz, uyuşukluk, uyumsuzluk, çaresizlik, bıkkınlık’ kelimeleri olmadı. Biz hep olumlu tarafından bakarız.” Babasıyla kerestecilik işine başlıyor. Ona ‘üretim-satış’ kulvarında görev veriliyor. Ticaret lisesinden hatırladıklarıyla özellikle muhasebe işlerinde çok başarılı oluyor. 

Haberin Devamı

Porselenin patronu Nafi Güral: Evler küçüldü çeyizler azaldıSENE 1958

4- BİLİNİRLİK ÖNEMLİDİR

Bu dönemde tecrübelerinden faydalanmak için kendi arkadaşlarından çok babasının arkadaşlarıyla vakit geçiriyor. Hayatta sosyal olmanın önemini fark ediyor: “Her türlü etkinliğin içinde oldum; dernekler, organizasyonlar, spor kulüpleri… Tabiri caizse oralarda kendimi gösteriyordum, insanlar beni tanıyordu. Şimdi çocuklara da bunu öneriyorum. Bir insanın gelişmesindeki en önemli imkân sosyal hayatın içinde olmasıdır. Bilinir olmak güvenilirliğinizi artırır, bu ticaretinize yansır. Fikriniz alınır.”

5- AMACIM SİYASET DEĞİL SOSYALLİKTİ

Girdiği yerlerden biri Adalet Partisi Gençlik Kolları oluyor: “1963 yılında Gençlik Kolları’nda başkan yardımcısı, 1976’da il başkanı oldum. 1979’da senato ara seçimleri öncesi kaos olunca Süleyman Demirel bizi Ankara’ya çağırdı. İki gün sonra görevden alındık! Zaten amacım sosyal hayatın içinde olmaktı. Yıllar sonra 1998’de Süleyman Bey ile Çankaya Köşkü’nde karşılaştık. Sonra çok görüştük. Milletvekilliği tekliflerini hep reddettim. Milletvekili olsaydım bugünkü başarıların temelini siyasete bağlarlardı.”

Haberin Devamı

Porselenin patronu Nafi Güral: Evler küçüldü çeyizler azaldı‘Hayatının başkanı’ eşi Gülsüm Hanım’la 56 yıldır evliler

6- ÇOĞUMUZUN EVİNDE PORSELEN YOKTU

1970’li yıllarda kentin önde gelenleriyle Kütahya’ya bir ‘sektör’ oluşturmak üzere bir araya geliyorlar. Maliye Bakanı Mesut Erez onlara bir fikir veriyor: porselen! Güral: “1930’larda biliminsanları Türkiye’de her kent için sanayi sektörü önermiş. Kütahya için ‘porselen’ denmiş ama sonra kilim yapılmış. Mesut Bey ‘porselen’ deyince şaşırdık. Çoğumuzun evinde porselen yoktu, bakır, emaye kullanılırdı.”

7- ‘HALK SEKTÖRÜ’ USULÜ

Başta fikre gülen Demirel de ikna oluyor. Sümerbank işin teknik tarafını üstleniyor ama sermaye de gerekiyor. Devamı: “Kütahya’dan öyle bir para çıkmazdı. O dönem ‘halk sektörü’ diye bir anlayış vardı. Yerel halk, yerel yönetimler, Almanya’da çalışan işçiler ve bankalar bir araya gelirdi. Demirel’in teşvikiyle devlet bankaları ve özel bankalar da ortak oldular. Kütahya Porselen’in temeli 1974’te atıldı. Yaşanan krizlerle ancak 1978’de açıldı. Yüzde 99 hissesi bankalarda, yüzde 1’i benim de içinde olduğum ‘halk sektörü’ndeydi. 1983 yılında şirketin yönetim kurulu başkanı oldum. En büyük bankacı ortağımız ‘Hisseleri sana satalım’ dedi. İtibarlı bir kredi varlığımız vardı. Özal’ın gelmesiyle ekonomi de rahat bir dönemdeydi. Şirketin yüzde 74’ü bizim, yüzde 26’sı da halka açık oldu.”

Porselenin patronu Nafi Güral: Evler küçüldü çeyizler azaldıSENE 2008

GELİNLER ARTIK ‘1 ARTI 1’E GİDİYOR

“Eksiden her genç kızın çeyizinde bir yemek takımı olurdu. Şimdi evler küçüldü, gelinler 1 artı 1’e gidiyor. Tercihler değişti. Herkes yemeğe dışarı çıkıyor; şu an en popüler iş, otel ve restoranlara verdiğimiz ürünler. Gastronomi ürünleri de çok revaçta.”

PORSELENLE SERAMİK EKMEKLE PASTA GİBİDİR...

 Güral: “Porselenin anavatanı Çin. Avrupa’ya 1700’lerde Marco Polo getirmiş.” Porselen, seramik ve çini arasındaki fark ne? Yanıtı: “Porseleni sofrada, seramiği banyoda kaplama için kullanıyorsun. Hepsi topraktan yapılır ama toprağının cinsi, hazırlanışı, pişirme derecesi farklıdır. Ekmekle pasta gibidir. Meşhur Kütahya çinisi sanatsaldır. Gıda işinde kullanılmaz çünkü parlaklık veren sırın bünyesindeki kurşun sağlığa zararlıdır.”

BAŞARININ SIRRI YOK, İSTERSEN YAPARSIN

Güral, “Çok stres dolu günler de yaşadım ama bu işin tutacağına, başarılı olacağıma inandım. Kendime güvendim” diyor. Bugün Türkiye’de açtıkları onlarca fabrikayla beraber dünyanın çeşitli yerlerinde de fabrikaları var. Porselen işine seramik ve oteller de eklenmiş. İş hayatında başarının sırrı nedir? Yanıtı: “İş işi yarattı. Başarının anahtarı diye bir şey yok. Başarılı olmak istersen onun yolunu, yöntemini buluyorsun. Öğrencilere bir süre tecrübe için bir yerde çalışıp sonra kendi işlerini kurmalarını öneririm. Kendi işinizi kurmak, gönlünüze göre bir iş bulmaktan çok daha kolaydır. İnsan bir şey yapmak istiyorsa onun peşinden koşar, arar, araştırır, sorar… Bütün mesele hayal etmek. Telefonu birisi hayal etti yaptı. Kim televizyon istedi? Birisi yaptı, herkes peşinden koştu. Sıkıntılar olduğunda ona ‘kriz’ değil, ‘türbülans’ deriz. Türbülanslar da olur, geçer. Uçağı düşürmez.”

Yazarın Tüm Yazıları