Osman Müftüoğlu

Bu 15'i sakın unutmayın

22 Mayıs 2016
40’larınızı geçtiyseniz, hele de 60’ları gördüyseniz, bu yazıyı çok dikkatli okuyun ve yazdığım bu 15 kurala mutlaka uyun. Çünkü ancak bunları yaparsanız ‘kaliteli’ yaşlanacak ve ‘uzun’ yaşayacaksınız...

Adına ister “yaşlanmak”, ister “yaş almak” deyin, fark etmiyor; kırkları devirip de ellilere yaklaşınca bazı değişiklikler yapmak, önlemler almak gerekiyor. Özellikle altmış ve sonrası için mühim gördüğüm ilk üç önlemi geçenlerde yazmıştım. İsterseniz yeniden hatırlayalım:

 

- DÜŞMEYECEĞİZ!

 

- ÜŞÜTMEYECEĞİZ!

 

- DURMAYACAĞIZ!

 

Yazının Devamını Oku

Yiğit düştüğü yerden kalkar!

20 Mayıs 2016
Kaybetmek hayatın bir parçası. Kaybetmekten de, hastalanmaktan da, zaman zaman tökezlemekten de çok fazla korkmayın. Böyle durumlarda o eski Anadolu deyimini anımsayın: Yiğit düştüğü yerden kalkar!

Zaman zaman her birimiz ruhsal sorunlar, gelgitler veya içsel çatışmalar yaşar, genelde de bunlarla yüzleşmek yerine (bilerek ya da bilmeyerek) onları halının altına süpürüp bir süre için rahat ederiz. Ama halının altı elbet bir gün dolar. Oraya itekleyerek başımızdan savdığımızı zannettiğimiz problemler de zamanla hayatımızın tüm alanlarına nüfuz etmeye başlar.
Oysa iş, yumurta kapıya dayanmadan önce kararlılıkla çözüme yönelik doğru adımların atılmasıdır.
Yoksa sorunlardan köşe bucak kaçarak ya da onlara by-pass çözümler arayarak çare bulamayız.
Ruhsal sorunlara, onlarla karşılaştığınız yerden uzaklarda çözüm aramak, ‘burada mutsuz oldum, bari başka bir diyara gidip rahatlayayım’ yaklaşımı yeni değildir.
Avrupalı ve Amerikalı zenginler, film yıldızları, şarkıcılar, ünlüler ruhsal dertlerine deva umuduyla yıllardır deniyorlar bunu.
Hayalini kurdukları Shangri-La’yı bulmak için Hindistan’a, Himalayalar’a sefer üstüne sefer düzenliyorlar. Ne yazık ki, şimdiye kadar ciddi bir şifa bulana rastlamak pek de mümkün olamadı.
Şimdi de bizde böyle bir moda var. Evlerinde ya da işlerinde kaybettiklerini Hindistan’daki, Tayland’daki “detoks merkezlerinde” arayanlar çoğaldı.

Yazının Devamını Oku

Anne sütü hiçbir şeyle kıyaslanamaz

19 Mayıs 2016
Anne sütü bilinen en besleyici gıdadır. Yerini hiçbir şey tutmaz. Anne sütü ile beslenen çocuklar daha güçlü, daha sağlıklıdır. O çocuklar kolay kolay da hastalanmaz.

Sağlığımızla oynuyorlar!
Bu bilinen bir cümledir ve sık sık duyarız. Duyunca da nedense şaşırır kalırız. Öyle ya bu kadar “mühim” hatta biraz da “kutsal bir emanet” sayılan bir şeyde aldatmaca olur mu diye düşünürüz.
Ama gerçek farklıdır. “Sağlık” aldatmacalara çok açık bir alandır. Aldatmacaların sayısı da türü de oldukça fazladır.
Yeni bir aldatmaca konusu da “anne sütüne benzeyen” besinler alanıdır. Kimi inek sütünü, kimi keçi sütünü, kimi de zeytinyağını anne sütüyle aynı kefeye koyar.
Eşek sütünü bile anne sütü ile kıyaslayıp pazarlayan uyanıklar var. Oysa bunların hiçbiri ne anne sütüne benzer, ne de anne sütünün yerini tutabilecek özelliklere sahiptir.
Nedeni şu: Anne sütündeki kadar bol omega-3 içeren herhangi bir süt bulamazsınız. Omega-3/omega-6 dengesinin anne sütü kadar iyi korunduğu başka bir besin de yoktur.
Her sütte bir miktar demir var ama hiçbirinin içindeki demir anne sütündeki kadar iyi emilmez. Hiçbir sütün hazmı da anne sütü kadar kolay ve rahat olmaz.

Yazının Devamını Oku

Çocuğunuz varsa bunlara dikkat edin

17 Mayıs 2016
Çocuğunuz varsa şu üç maddenin eksikliği konusunda dikkatli olun: Demir, Omega-3 ve D vitamini! Listede çinko, magnezyum, B12 vitamini, C vitamini, beta karoten ve daha pek çok ayrıntı daha var. Ama bu “ilk üç” bizde en mühimleri.

Çocukların beslenmeleri bizden farklı. Onların “yaşamsal” bazı besin unsurlarının eksikliğine dayanmaları daha güç. Ayrıca sürekli bir “büyüme” ve “yenilenme” süreci içinde olmaları beslenmenin “içyapısını” çok daha “hassas” hale getiriyor.
Kısacası sadece “ne kadar?” değil, “ne yedikleri?” ve bunlardan “ne ölçüde faydalandıkları” da mühim bir ayrıntı.
Çocuğunuz varsa özellikle şu üç maddenin eksikliği konusunda dikkatli olun: Demir, Omega-3 ve D vitamini! Peki ne mi yapmalısınız? Listede çinko, magnezyum, B12 vitamini, C vitamini, beta karoten ve daha pek çok ayrıntı daha var.
Ama bu “ilk üç” bizde en mühimleri. Buyurun...

 

VARAN 1

DEMİR NOKSANLIĞI TEHLİKELİ

Yazının Devamını Oku

Alzheimer önlenebilir mi

16 Mayıs 2016
Alzheimer uzun ömrün en tehlikeli ve en korkulan sonuçlarından biri. Ortalama yaşam süresi uzayıp yaşlılıkta geçirilen süre belirginleştikçe yani 70’li yaşlar geçilip de 80’ler ve 90’lara yaklaşıldıkça alzheimer’a yakalanma sıklığı artıyor. Bu da yaşlanan herkesi az ya da çok korkutuyor. Peki, onu önlemek, en azından biraz daha geciktirmek mümkün mü? Bence mümkün ve işte en önemli tedbirler...

- Daha çok okuyup öğrenin: Beynini yeni bilgilere açık tutanlarda, hafızasına daha fazla bilgi jimnastikleri yaptıranlarda alzheimer’a daha az ve daha geç rastlanıyor.

Yeni bir yabancı dil, satranç, briç dersleri, hoş ve keyifli ezberler, yeni hobiler en mükemmel seçimler.

- Aktif olun: Yetinmeyip hemen her gün mümkün değilse haftada en az 3-4 gün yaşınız ne olursa olsun yürüyün.

Doğrusu 30-45 dakikalık tempolu yürüyüşler ama 20, hatta 10 dakikalık yürümeler bile işe yarayabiliyor.

- İyi ve güzel uyuyun: Beyni ve belleği zorlayan en mühim yanlışların başında “uyku sorunları” geliyor. Alzheimer’dan korunmada da “düzenli, yeterli ve kaliteli bir uyku” çok ama çok mühim.

- Doğru beslenin:

Yazının Devamını Oku

Gerçek yaşınız kaç?

15 Mayıs 2016
Bir ‘takvim’ yaşınız var... Bir de ‘psikolojik’ yaşınız... Ama en önemlisi, ‘biyolojik’ yaşınız... Peki biyolojik yaşınız neden bu kadar önemli? Ve biyolojik olarak kaç yaşında olduğunuzu nasıl hesaplarsınız? Hepsinin yanıtını bu yazıda bulacaksınız. Buyurun...

Kendİne iyi bakan herkes, yaşla gelen değişimleri de dikkatle izler. Yaş deyip geçmemeli, onun da farklı ölçümleri, bir değil, birkaç tipi var. Birincisi “takvim yaşı”. Bu nüfus kâğıtlarımızda yazan ve doğum tarihimizi esas alan yaşımız. İkincisi “psikolojik yaş”. Bunu sadece biz biliyoruz. Çünkü o “kendimizi nasıl hissettiğimiz” ile ilişkili bir tür “yaş algısı”nın ifadesi. Kendini kırkken ellisinde hissedenler de, yetmişken kırklı yaşların keyfini sürenler de olabiliyor bu yüzden. Üçüncüsüyse “biyolojik yaş”. “Gerçek yaş” da aslında o. Başlıktaki soruya yanıt aranırken bu yaş dikkate alınmalıdır.

 

GERÇEK YAŞ TESTİ

 

Tıpkı psikolojik yaş gibi biyolojik yaş için şaşırtıcı durumlar olabiliyor. Mesela takvim yaşı elli olup da yetmişli yaşların yorgunluğunu sürenler var. Seksenli yaşlarda bile altmışlı yaşların dinçliği ve dinginliğini hissedenler de az değil.

 

PEKİ, SİZİN BİYOLOJİK YAŞINIZ KAÇ?

 

Yazının Devamını Oku

Ünlülerin diyeti size uymaz

13 Mayıs 2016
Pek çok ünlü (!) maalesef sizden daha becerikli, daha akıllı, daha yetenekli ve daha çok imkana sahip oldukları için değil, kötü beslenme planlarını ve sağlıksız yeme davranışlarını ısrarla uyguladıkları adeta “açlık oruçları” yaptıkları için incecik kalırlar.

Kilo sorunu olanların çoğunun gözü “dal gibi ince” ünlülerdedir.
Onların ne yiyip içtiklerini, hangi diyetleri yaptıklarını merak edip diyetlerini tekrarlamak isterler. Peki doğru mudur? Hayır!
Şunu net ve açık olarak bilelim: Ünlülerin uyguladığı diyetlerin çoğu yanlış ve sağlıksız beslenme planlarından ibarettir.
Daha da kötüsü “incecik” ve neredeyse “sıfır yağlı” vücutlarıyla dolaşan ünlülerin pek çoğu parmakla kusarak, bağırsak boşaltan laksatif haplar yutarak, gün boyu aç kalarak yaşamlarını sürdürürler!
Kısacası pek çok ünlü (!) maalesef sizden daha becerikli, daha akıllı, daha yetenekli ve daha çok imkana sahip oldukları için değil, kötü beslenme planlarını ve sağlıksız yeme davranışlarını ısrarla uyguladıkları adeta “açlık oruçları” yaptıkları için incecik kalırlar.
Fazla kilolarınızdan kurtulmak istiyorsanız ünlülere bakarak değil, kendinize bakarak yola çıkın.

Yazının Devamını Oku

Tansiyon takibi neden önemli

12 Mayıs 2016
Hipertansiyon, sinsi bir problem. Çoğu zaman hiçbir belirti vermiyor, varlığını kolay kolay hissettirmiyor. Onu teşhis etmenin sadece bir yolu var: Tansiyon ölçümleri!

Hipertansiyon mühim bir problem, tehlikeli sonuçları olabilen ciddi bir sorun.
Ayrıca çok da yaygın. İşin kötüsü genelde sinsi bir problem olması.
Çoğu zaman hiçbir belirti vermiyor, varlığını kolay kolay hissettirmiyor. Onu teşhis etmenin sadece bir yolu var: Tansiyon ölçümleri!
50 yaşına gelene kadar herkesin yılda en az bir defa tansiyonunu ölçtürmesi lazım.
Ayrıca yaşı 50’yi geçen herkesin tansiyonunu takip altına alması, kan basıncını üç, bilemediniz altı aylık aralıklarla izlemesi şart.
Tansiyon hastası olanlarınsa bu ölçümleri haftada bir ya da ayda iki kez yapmaları lazım.

Yazının Devamını Oku