Osman Müftüoğlu

Ev yoğurdu mu market yoğurdu mu

28 Haziran 2016
Birinciliği geleneksel ev yoğurduna verelim, imkânımız varsa taze süt kullanarak aktif yoğurt mayasıyla yoğurdumuzu evde kendimiz üretelim. İkinciliği market yoğurtlarına verelim, ev yoğurdu yapamıyorsak eğer bunları tercih edelim. Sokak yoğurtlarından da uzak duralım.

Yoğurt, dünya mutfağına bizim hediye ettiğimiz bir süper besin.
Onu “süper besin” yapan özelliklerinin yarısı “vitamin, mineral ve güçlü protein yapısı”, yarısı da “probiyotik ve prebiyotik gücü” ile ilgilidir.
Özellikle “probiyotik” bakterileri ve “prebiyotik” besinleri bir arada bulundurması bana göre yoğurdun en mühim ve en ayrıcalıklı özelliğidir.
Eğer bir yoğurdun içinden probiyotik gücü çıkarırsanız o yoğurt “süper besin” olmaktan çıkar, sadece “güçlü gıdalardan biri” haline gelir.
Bir başka deyişle eğer bir yoğurda “süper besin” unvanı vereceksek o yoğurdun mutlaka probiyotik bakterilerden zengin olması gerekir.
Ne var ki marketlerde satılan yoğurtların çoğunun içinde üretim teknolojisinin doğal neticesi olarak yeteri kadar probiyotik bakteri bulabilmek mümkün değil.
Durum böyle olunca da tercihi öncelikle market yoğurdundan yana değil, ev yoğurdundan yana kullanmanız daha iyi netice verir.

BİZE GÖRE

Yazının Devamını Oku

Makarna mı ekmek mi?

27 Haziran 2016
Makarna eğer durum buğdayından yapılmışsa, beyaz fırın ekmeğine oranla daha sağlıklı bir yiyecektir. Ayrıca soğuk makarna, sıcak makarnadan daha az insülin-şeker patlamasına yol açıyor.

Makarnanın glisemik yükü ekmekten daha düşük. Ortalama 35-50 arası. Nedeni makarnanın (gerçek makarnanın) sert durum buğdayından yapılması. Durum buğdayının unu normal una göre daha yoğun, diğer unlardan daha fazla/yoğun protein içeriyor.

“Tam durum buğdayı”ndan yapılan “gerçek” makarnaların posa/lif yapılanması da çok güçlü. Bu nedenle makarna eğer durum buğdayından yapılmışsa, beyaz fırın ekmeğine oranla daha sağlıklı bir yiyecektir.
İsterseniz biraz daha ilerleyelim. Makarnanın soğuk mu, sıcak mı yendiği de önemli. Soğuk makarna, sıcak makarnadan daha az insülin-şeker patlamalarına yol açıyor, makarnayı soğuk yemek daha doğru gibi görünüyor. Tekrar tekrar soğutulup ısıtıldığında ise makarnanın glisemik yükü (yani kilo aldırıcı etkisi) biraz daha azalıyor.
Sert pişirilmiş, dişe gelen (al dante) makarnaların da fazla pişirilenlerden daha düşük glisemik yükü var. Ayrıca makarnanın şekli de mühim deniyor. Mesela spagetti, diğer makarnalara göre daha elastik ve daha az sindirilebilir bulunuyor. Bu nedenle spagettinin glisemik yükü daha düşük sayılıyor.
Makarnaya protein eklemek de mühim bir avantaj, protein eklenmiş makarnanın glisemik yükü azalıyor. Belki de bu nedenle makarnayı –ve benzeri gıdaları- kıyma, yoğurt ya da peynir ekleyerek tüketmek daha iyi.


OKUR SORUSU

Yazının Devamını Oku

Orta yaşın 10 önemli işareti

26 Haziran 2016
Hayat şartlarının gelişmesiyle, ‘orta yaş’ kavramı da 50’lerden 70’lere kadar taşındı. Ama yine de, ‘orta yaş’ın belirtileri var. En önemli 10 belirti aşağıda. Bunlardan 3’ü bile sizde varsa, “Hoş geldin orta yaş” diyebilirsiniz...

Orta yaşla ilk el sıkışmalarımız eskiden ellili yaşlarda olurdu. Şimdilerde “yetmişli yaşlar”a uzadı, ellili yaşlar “gölge çizgisi” olarak kaldı.
Bu olumlu gelişmenin sebebi “YAŞ KAYMASI!” diye özetlediğimiz değişimdir. Yaşam koşullarımız iyileşti. Kendimize daha iyi bakmayı öğrendik. Neticede gençlikte geçirdiğimiz süre uzadı. En az 15-20 yıllık bir yaş kayması yakaladık.

 

Bu sayede eskiden “elliliklerin” yaşadığı sağlık sorunlarını şimdi “yetmişlikler” bile yaşamayabiliyor. Daha da mühimi bugünün yetmişlikleri dünün elliliklerinden daha sağlıklı ve formda bir hayat sürüyor.

 

Peki bütün bunlar iyi ve tamam da “Orta yaş belirtileri neler? Orta yaşlara girdiğimizi nasıl anlayacağız?” diye sorabilirsiniz. O işaretlerin ilk 10’unu yandaki kutuda özetlemeye çalıştım. Eğer sizde sadece üçü bile varsa “HOŞ GELDİN ORTA YAŞ!” diyebilirsiniz. Buyurun…

 

İŞTE O İŞARETLER

Yazının Devamını Oku

Yaz meyvelerine dikkat edin

24 Haziran 2016
Yazın ortaya çıkan meyve ve sebze çeşitliliği, sağlıklı beslenmek için ortam hazırlar. Fakat yaz meyve ve sebzelerini tüketirken dikkat etmeniz gereken iki mühim noktayı ıskalamamanız gerekir...

Yaz bitmez tükenmez bir “meyve ve sebze bayramı” gibidir ve bu iyi bir gelişmedir. Çünkü bol ve ucuz sebze ve meyve demek daha çok vitamin, mineral, posa, daha bol antioksidan demektir. Ama yaz meyve ve sebzelerini tüketirken dikkat etmeniz gereken iki mühim noktayı ıskalamamanız gerekir...
Birincisi tarım ilaçları tehlikesidir. Çiftçilerimiz tarım kimyasallarını verimi artırmak ve ürünlerini zararlılardan korumak için kullanıyorlar.
Ne var ki bunların çoğu sağlığımıza zarar veren toksik maddeler.
Kimi karaciğeri, böbreği bozuyor. Kimi de “kanserojen” olarak hareket ediyor. Üzülerek belirtelim ki bazı yaz sebze ve meyvelerindeki bu kimyasalların miktarı çok fazla.
Bunları iyice yıkayıp üzerindeki kimyasalları tamamen temizlemeden asla yememeniz lazım.
“www.foodnews.org” bu konuda en güvenilir bilgi kaynaklarından biri. Buradaki verilere bakılırsa toksik tarımsal kimyasallardan fazlaca etkilenen yaz sebze ve meyvelerinin çoğunu biz de sık tüketiyoruz. Listeyi aşağıdaki kutuda bulacaksınız. Dikkate almanızı tavsiye ederim.
İkinci sorun ise yaz meyvelerinin çoğunun fruktoz zengini olması. Özellikle incir ve üzüm bu konuda hemen öne çıkan meyveler.

Yazının Devamını Oku

Belleği koruyan ilk10 tedbir

23 Haziran 2016
Orta yaşlarda güçlü bir belleğiniz varsa, bu güzel bir yaşlılığın da güvencesi gibidir. Güçlü bir belleğin ön şartı ise sağlıklı bir beden ve ruh örgütlenmesidir. Zaten bu nedenle “sağlığımız için iyi olan her şey” belleğimiz için de iyidir! Ama yine de bazı minik detaylar var. İşte onlardan bazıları...

1- Doğru beslenin: Çok önemli bir bellek gücü belirleyicisi. Vitaminlerden (Özellikle B12, folik asit, B6, D, E ve C vitaminleri), minerallerden (magnezyum), antioksidanlardan (özellikle yeşil çaydaki kateşin, domatesteki likopen, havuçtaki betakaroten, ıspanaktaki koenzim) ve omega-3 yağlarından (özellikle DHA zengini besinler, mesela balık!) zengin beslenenler yaşlanınca daha az bellek sorunu yaşıyor.

2- Egzersiz yapın: Egzersiz sadece kas ve eklemlerinizin değil, beyninizin de gücünü, kuvvetini, esnekliğini artırıyor.
Attığınız her fazla adım daha güçlü ve yoğun nöronlar (sinir hücreleri) arası haberleşme ağı (sinapslar) ve daha çok ve güçlü bir beyin damar organizasyonu anlamına geliyor.
Özetle düzenli fiziksel aktivite ve egzersiz alışkanlığı (yürüyüş) bunama riskinizi minimuma indiriyor.

3- İyi uyuyun: Sağlam bir bellek için kaliteli ve yeterli bir uyku vazgeçilmez bir zorunluluk.

Yazının Devamını Oku

Bunamadan ne kadar korkmalıyız

22 Haziran 2016
Bunamak söz konusu olduğunda elimiz ayağımız birbirine karışır. Diğer taraftan “unutmak” yani “yaşa bağlı doğal bellek zayıflaması” yaşlanan beynin doğal zaaflarından biridir. Ama bunun da dozunun kaçtığı, hastalıklarla birlikte olduğu, yaşamı zora soktuğu durumlar yaşanabiliyor.

Yaş ilerledikçe doğum günü kutlamalarımız bize bir yandan mutluluk verirken bir yandan da “geleceğe ilişkin” bazı endişeler yükler. Bu endişelerden biri de yaşlılığa bağlı “bellek kaybı” tehdididir.
Haksız da sayılmayız. Bellek kaybı yaşlanmanın en can sıkıcı ve korkutucu sonuçlarından biridir. Hele hele “bunamak” söz konusu olduğunda elimiz ayağımız birbirine karışır. Diğer taraftan “unutmak” yani “yaşa bağlı doğal bellek zayıflaması” yaşlanan beynin doğal, beklenen, olması gereken zaaflarından biridir.
Ama bunun da dozunun kaçtığı, hastalıklarla birlikte olduğu, yaşamı zora soktuğu durumlar yaşanabiliyor. Diğer taraftan normal ve sağlıklı bir beynin de zaman zaman beklenenden daha çok unutma sorunu yaşayabileceği biliniyor.
Özetle durumun ne zaman önemli, ne zaman önemsiz olduğuna karar vermek öyle pek kolay olmuyor. Dikkat etmemiz gereken şey aradaki ayrımı doğru yapmak, unutmanın normal mi, anormal mi olduğunu iyi anlamak olmalı bence.
Gelin bugün kısa bir bellek turu yapalım, yarına da “belleği korumanın köşe taşlarını” konuşalım. Buyurun...

Basit unutkanlık mı yoksa hastalık mı?

Yaşa bağlı bellek kaybı çoğu zaman korkutucu bir “bozukluk” yani ciddi bir “hastalık” değil, “normal” ve “beklenen” bir gelişme ise sorunun hastalık olup olmadığına nasıl ve kim karar verecek?

Yazının Devamını Oku

Sabah baş ağrılarının 10 nedeni

21 Haziran 2016
Her sabah uykudan baş ağrısı ile uyanmak ve güne “ağrılı bir baş” ile başlamak can sıkıcı bir durumdur. Eğer siz de sık sık başınız ağrıyarak uyanıyorsanız bu yazıyı daha bir dikkatle okumanızı tavsiye ederim. Zira sabah baş ağrılarının sürpriz nedenleri olabiliyor. Buyurun...

1- Sabah baş ağrıları gizli bir depresyonla ilişkili olabilir. Sessiz, derinden giden ya da yeni başlayan bir depresyonun ilk işaretlerinden birinin de sabah yataktan baş ağrılarıyla uyanmak olduğu iyi bilinir. Depresyonun diğer işaretlerinin “sabah erken saatlerde uyanmak, sabah yorgunluğu, mutsuzluk/isteksizlik/keyifsizlik, odaklanma güçlüğü, aşırı duygusallık hali” olabileceği de aklınızda olsun. 

2- Eğer hipertansiyonlu biriyseniz ya da farkına varmadığınız bir hipertansiyon probleminiz varsa bu da sabah erken saatlerde kendini başınızı ağrıtarak hatırlatabilir.
Sabah baş ağrılarından yakınan herkesin ilk yapacağı işlerden biri kan basıncını öğrenmek olmalıdır.

3- Uyku apneleri/uykuda solunum durması nöbetleri, horlamalar, burnu tıkayan farklı sorunlar nedeniyle ağızdan nefes almak zorunda kalanlar, kısacası beynine gece boyunca yeteri kadar oksijen kazandıramayanlar da sabahları yataktan baş ağrısıyla uyanabilirler.
Özellikle uykuda solunum durması ve ağır horlama probleminin sabahları baş ağrısına yol açabileceği iyi biliniyor.

Yazının Devamını Oku

Yoğurt neden bir süper besindir?

20 Haziran 2016
Yoğurdu süper besin yapan özellik, yapısında “probiyotik” bakterileri ve “prebiyotik” besinleri bir arada, birlikte bulundurması. Detayları merak ediyorsanız, buyurun...

Yoğurt mutfak kültürümüzün en yaratıcı ürünlerinden biri, belki de en önemlisi. 

Türk mutfak geleneğinin de dünya mutfaklarına güzel bir hediyesi. Ayrıca sadece lezzetli ve besleyici değil, aynı zamanda bir “süper besin!”
İçinde yalnızca kaliteli yağlar, proteinler, bol vitamin ve mineralleri (B12, kalsiyum, magnezyum) bulundurmaz, daha da mühim özelliklere sahip.
Onu süper besin yapan özellikse yapısında “probiyotik” bakterileri ve “prebiyotik” besinleri bir arada, birlikte bulundurması.
İsterseniz bazı hatırlatmalar yapalım: Probiyotikler bağırsaklarımızda yaşayan, sağlığımızı koruyup kollayan faydalı canlı mikroorganizmalar.
Prebiyotik besinlerse bu mikroorganizmaların çoğalmalarını, büyümeleri ve görevlerini daha iyi yapmalarını sağlayan, dolayısıyla bize de sağlık yararları olan “sindirilemeyen besin öğeleri”.
Bu ikili yoğurtta birlikte bulunur ve sinerji (uyum) içinde çalışır. Dolayısıyla yoğurt hem içindeki probiyotik bakteriler, hem de prebiyotik besinler sayesinde sağlığımıza olağanüstü destekler verir. Yoğurdun bu müthiş biyolojik gücü özellikle bağışıklığımızı güçlendirmek söz konusu olduğunda çok önemli.

Yazının Devamını Oku