Ahh o bebeklik günleri...

Geçenlerde albümleri toparlama işine dalmıştık ailecek. Bir kısmını düzenledik, bir kısmında sıkıldık, ara verdik derken bir süredir kendimi Sinan’ın bebeklik resimleriyle haşır neşir buldum.

Bir kere ben anladım ki ben bebek değil, çocuk seviyormuşum.

Arada yeni doğum yapan tanıdıklarım, ahbaplarım da var. Onlarla bir araya geldiğimizde bana bebekleriyle ilgili sorular soruyorlar. Ben de elimden geldiğince, hatırladığım kadarıyla cevap veriyorum.

Evet ya, hatırladığım kadarıyla... İnsan unutabileceğini hiç sanmıyor değil mi?

Eğer şu anda çocuğunuz bebekse bana biraz kızabilirsiniz. Bebeklik gibi güzel bir dönem nasıl sevilmez diyebilirsiniz. Ben zaten sevilmez demiyorum. Ama bebeğin biraz büyüyüp konuşabildiği, sizinle "agu" dışında gerçek iletişim kurabildiği zaman çok daha fazla seviliyor, onu söylüyorum.

Özetle oğlumun şu yaşlarından çok memnunum. Ama doğruya doğru şu albümlerdeki resimlere dalınca bir garip oldum... Onun küçüklüğünü özledim. 2-4 yaş arasındaki nispeten minik halini... Kucağımda evirip çevirebildiğim halini...

Hatta bazen onunla resimlere baktığımızda "Ya senin küçüklüğünü özlüyorum bazen. Çok tatlıydın, bir günlüğüne yine 3 yaşında olsana" diyorum. O da lafı "o zaman yine bebek yap"a getiriyor. Ben de başka bebeği değil kendisini özlediğimi söylüyorum. Ki bu doğru...

Tabii bizimkinin fazla uzun olan boyunun da bunda etkisi var. Mesela minyon bir arkadaşı bize geldiğinde onu hálá küçükmüş gibi sevebileceğimi görüyorum. Ama bizim dev, fiziksel olarak bana aynı imkanı tanımıyor.

Ama büyümenin de getirdiği hoş tarafları görmeye başlıyorsunuz.

Oğlumuz yeni doğduğunda babasıyla beraber ileride nasıl bir çocuk hatta adam olacağının hayalini kurardık. Ne gibi özelliklerinin olmasını istediğimizi söylerdik birbirimize...

Şimdi artık karakterinin bazı özelliklerini görmeye başlıyoruz.

Mesela arkadaşlarına laf kondurmuyor. Bayılıyorum bu huyuna. Kimi ne kadar çok sevdiğini bildiğim için de bazen onu sınıyorum. Tık demiyor. Hiçbir çocuğu ispiyonlamıyor. Bunlar gerçekten hoşuma gidiyor.

Biz anneler çocuklarımız büyürken böyle kendi çapımızda karakter analizleri yapacağız sanırım. Hangi taraflarını sevdiğimizi konuşacağız. Sevmediklerimiz için ne gibi müdahalelerde bulunabileceğimizi düşüneceğiz.

Bazen de karar veremediğimiz durumlarla karşılaşacağız: Acaba bu iyi mi kötü mü?

Bizim bir kuşumuz vardı: Eşref. Evlendiğimiz seneden beri bizimleydi. Kurban Bayramı’nda biz Akçay’dayken kuşumuz öldü. Biz de Sinan’a söylemedik.

İstanbul’a döndük. Sinan bu yazıyı yazdığım zamana kadar kuşu sormadı. Oysa fark etmemesine imkan yok. Çünkü kuş hem salonun ortasında durur hem de deli gibi öterdi. Kendini muhabbet kuşu sanan bir cennet papağanıydı.

Ofistekilerle konuştuğumda, alacağı cevabı tahmin ettiği için sormadığını düşündüklerini söylediler. Ama bu olamazdı çünkü kuşu uzun zaman evde olmayacağımızda aç susuz kalmasın diye eşimin dükkanına bırakırdık. Yani öncelikle "Eşref dükkanda" cevabını alabileceğini de biliyordu.

Velhasıl, arkasına bakmıyor. Bazı arkadaşlarımızla ya da tanıdıklarımızla görüşmüyoruz, dönüp bir kere onları da sormuyor.

Bu iyi bir şey mi acaba?

Bilmem. Veya bilsem de ne yapabilirim? Bir şey yapmam gerekir mi?

Bu da onun karakteri. O da bu şekilde öğrenecek diyelim, değil mi?

Diyeceğim, arada bir albümleri karıştırın. Daha da önemlisi, dijital işler güzel de eski tip fotoğraf albümü yapın. Arada bir bakmak iyi oluyor. Çocuklarla uğraşacağımıza, resimlerle uğraşmak sakinleştiriyor!!!
Yazarın Tüm Yazıları