Paylaş
TARİHİNDEN habersiz, tarihine meraksız bir millet olduğumuz için, tarihi ya televizyon dizilerini izledikçe yarım yamalak öğreniyoruz ya da Sayın Başbakan, (sadece kendisinin hoşuna giden yerleri, ısrarla) “temcit pilavı” gibi ısıtıp ısıtıp önümüze getirdikçe...
İş başa düştü; iki önemli kuytuyu ışıklandırmak gerekecek.
Önce, görmezden gelinen, iyi anlaşılmayan, inkâr edilen büyük resmin birincisine göz atalım. CHP’nin, Gazi’nin vefatından sonra uzun yıllar bocaladığı doğrudur. Atatürk sonrasındaki Milli Şef dönemi, daha çok evrimi tercih eden, çok ihtiyatlı, hayli tedirgin ve yavaş bir dönem olarak hatırlanır. Bugün, Sayın Başbakan’ın “algıda seçici” davranarak, diline pelesenk ettiği bu doğrultudaki çıkarım ve yorumları, bizzat İsmet Paşa’nın, “Kendi hayatında ne dereceye kadar tatbik edebildiyse etti, mabâdını (arkasını) bize bırakıp gitti... Ben Atatürk değilim...” sözleriyle itiraf ve teyit ettiği arşivlerde mevcuttur. Biliyorum ki bu satırlarım bazılarının hoşuna gitmeyecek. Oysa, sadece “bir dehanın arkasında bıraktığı mirasa sahip çıkamamak, onun hakkını verememek” ana fikriyle yüzleşememek bile, CHP’ye tarihi fırsatlar kaçırtmıştır. Başımızdaki çorapların ilk ilmekleri de o yıllarda atılmıştır. Diyelim ki bu yorumu beğenmediniz... Gelelim ikinci resme.
Kendisine atfen efsaneleşen cümlesinde, “Bir ülkede namuslular da namussuzlar kadar cesur olmazsa o memleket batar” dediği öne sürülür İsmet Paşa’nın... Bu cümlenin orijinal haline göz attığınızda, tercümenin yanlış yapıldığını görürsünüz. İsmet Paşa böyle bir cümle sarf etmemiştir. 5 Temmuz 1931’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, “Bazı gazetelerin yayınları hakkında, hükümetçe ne tedbir alındığına ilişkin gensoru önergesi” dolayısıyla yaptığı konuşmada şöyle diyor:
“Arkadaşlar eğer bir memlekette erbâbı namus, lâakal, eşirrâ kadar sabûr olmazsa, o memleket behemehâl batar.” (En azından / daha aşağı olmaz demek –eşirra- kötü insanlar ‘şer’den gelen şerîr’in çoğulu kadar sabûr-sabırlı, cesaretli değil / ne olursa olsun o memleket batar...) İşte, cumartesi günkü İzmir mitinginde, CHP başkanı (bile), aynı hatayı tekrarladı; “İsmet İnönü, namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmazsa” demişti diyor hâlâ...
“Toplum mühendisliği” süreçleri işletilirken, “cesaretin değil, sabrın önemli olduğu”, özellikle de uzun dönemli toplumsal ve kültürel değişim hikâyelerine bakıldığında açık seçik ortaya çıkıyor.
Yoksa cesaretle pervasızlık, aynı bıçağın “sırt kardeşleri”dir.
“Sabır” sözcüğünün iki ayrı anlamda kullanıldığını ise yeni yeni anlıyorum.
Birinci anlamı, (en az kötüler kadar), sabır, gayret ve özveriyle çalışmayı çağrıştırırken; ikinci anlamının, bu siyasetçilere “tahammül etmek” tavsiyesini içerdiğini düşünüyorum.
Yâ sabır, az kaldı...
Cuma günü, seçim öncesindeki son yazımla buluşabilmeyi umuyorum.
Paylaş