“Pişkin”lik üzerine çeşitlemeler

Haberin Devamı

Türk dilinin “eş ve çok anlamlı” sözcükleri arasında, eskiden çok önemli bir yere sahipti “pişkin”.
Nereye çekerseniz oraya giderdi çünkü.
Zaten sözlüklerde de...
“1. İyi pişmiş, pişmesi tam ve kusursuz.
2. Olmuş, ham olmayan.
3. (mecaz) Tecrübe görmüş, ham ve acemi olmayan.
4. (mecaz) Yüzsüz, arsız….” karşılıkları verilirdi.
Çocukluğumu hatırlarım; annem beni fırına gönderirdi, “ekmek almak” için ve mutlaka hatırlatırdı: “pişkin olsun…”
Okul kitaplarımı hatırlarım; “Yunus Miskin çiğ idik / piştik Elhamdülillah…” dendiğinde tanıştığımız, sözcüğün “olgun” tadındaki bir başka anlamını…
Mesnevî’yi ilk okuyuşumu hatırlarım; 18. beyitte, Hz Pîr’in, “Hâletinden pişkinin anlar mı ham ? / Söz kısa kesmek gerektir vesselâm” diye seslenişini…
Yıllar geçtikçe, bu kavramları hayli aşındırdı zaman.
Ve günümüze, “pişkin” denildiğinde, hemen hemen sadece, “yüzsüz, arsız, kaşarlanmış, yüzüne tükürüldüğünde –Yarabbi şükür- diyen, edepsizliği yaşama biçimi haline getirmiş, buna karşılık, hiç utanma, sıkılma ve mahcubiyet hissi taşımayan ve pervasızlığı üzerinden akan insanlar”ı tarifleyen bir sözcük ulaşabildi…
Artık sporu, siyaseti, sanatı, medyayı, bürokrasiyi, edebiyatı ve daha nicelerini, bu “pişkin” insanlara terk etmiş bulunuyoruz.
Üstelik “pişkinler dayanışması”, yüzü kızarabilenleri, giderek daha büyük bir yalnızlığa itiyor.
Onlar da, Karacaoğlan’a kulak verip, “Yalnız git yoldaş olma yüzsüze / Selâm verme erkânsıza yolsuza” öğüdünü tutuyor.
Gerçi, pişkinlik ucuzladıkça utanç değerleniyor ama alıcısı yok.
Gelin, bu pazarı boş bırakmayalım; daha çok sahip çıkalım utanabilen insanlara…
Sporun, siyasetin, sanatın, medyanın, bürokrasinin, edebiyatın ve daha nicelerinin, “vazgeçmeden, ısrarla ve hattâ büyük bir pişkinlikle utanabilenler”e ihtiyacı var.

Yazarın Tüm Yazıları