Paylaş
Yıllardır çok şey söylendi; “Fuarlar kenti, üniversiteler kenti, sağlık kenti vs vs”...
Hattâ, “Festivaller kenti” olsun diye önerdik de, “işitmediğimiz lâf” kalmadı; “Sirk soytarısı” bile dediler...
IBM Türk’ün ev sahipliğinde İzmir Hilton’da gerçekleştirilen toplantıda iş dünyasına “teknolojinin rekabet boyutu” anlatılmış.
Konuk konuşmacı Ekrem Demirtaş da, “İzmir’i bilgi kenti yapalım, tüm kentte internete kablosuz ulaşılsın. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne öneriyi götürdük. Ama ikna edemedik” demiş.
IBM Türk yönetimine de, “İzmir Ekonomi Üniversitesi olarak sizlerden para pul istemiyorum. Gelin ortak proje yapalım” diye seslenmiş.
İşte, “kent kimliği” adına bugüne kadar telaffuz edilenlerin en kapsamlısı...
Kuşkusuz İTO Başkanı, konuşmasında, gündemle bütünleşik bir söylemle işin “teknoloji” kısmını vurgulamış ama, bu kıvılcımı önemsemeliyiz.
Genleşme, taşma, köpürme, bu sözcüğün doğasında mevcut zaten.
“Bilgiden korkmadığınız müddetçe” aydınlık ve gelişim “fıtratında” var!
“Ar-Ge, inovasyon, think tank...”
Nereye çekerseniz, oraya gider.
Bilgiyi toplar ve sınıflandırırsınız, “veri tabanı” olur.
Koyarsınız “karar verici”nin önüne, kullansın diye.
Çünkü “yönetmek, karar vermektir.”
Bana bir tane yönetme eylemi gösteremezsiniz; içinde, ucunda, özünde karar vermek olmasın...
Yönetici, karar verendir çünkü.
Bir başka deyişle, “kim karar veriyorsa, yöneten odur.”
Hayal gücünüzü kullanın!
“Bilgi kenti” olan bir şehirde, otobüslerin güzergâhı, “ben yaptım oldu” şeklinde belirlenemez meselâ...
Otoyol çıkışında asfaltlama çalışması cumartesi akşamüstüne denk getirilmez örneğin...
Ya da kavşak düzenlemesi üniversite sınavının olduğu gün yapılmaz...
Yerel yönetimler, kültür merkezlerinin otoparkını işgal etmez.
Balkonundan sahnenin görülemediği sanat merkezlerine ödül verilmez.
Ve aynı konuda 9 yazı yazmışsa köşe yazarları, dönüp bir sorulur, “Ne diyorsun sen arkadaş?” diye...
Faydalı bir şey yani.
Yok yok olsun!
İzmir “bilgi kenti” olsun...
Sevdim ben bu teklifi.
Paylaş