Paylaş
VLADIMIR: Nedamete ne dersin? Tut ki, pişman olduk.
ESTRAGON: Neden ötürü?
VLADIMIR: Şeyden... Ayrıntılara girmemize gerek yok.
ESTRAGON: Doğduğumuz için mi pişman olalım?
VLADIMIR: İnsan gülmeye cesaret bile edemiyor artık.
ESTRAGON: Ürkütücü bir mahrumiyet bu...
(*) Samuel Beckett, 1952
Etkisiz eleman
GAZETE manşetlerine bakınca, tenis topuna dönüyor insan. Televizyon yorumcularının adedi, iddiası ve tafrası ise, “ne kadar çok -bir bilen- yetiştirmişiz; bravo bize” dedirtiyor. Bu resmin içinde vatandaş nerede? Yanıt yazık ki, pek sevimli değil. Matematikte, bir “etkisiz eleman” vardı; (hoş hâlâ da var ya...) hatırlar mısınız? Etkisiz eleman, sonuca etki etmeyen elemana denir. yaptığınız işleme göre değişir. Toplama ve çıkartma işleminin etkisiz elemanı “0”, çarpma ve bölmeninki ise “1” bildiğiniz gibi. “Sokaktaki adam”ın ağırlığı ve sonuca tesiri işte bundan farksız... O yine hesapta yok. “Etkisiz eleman” yani. Kötü bir his...
Ve son yazıdan bir önce
BAŞKASINI bilmiyorum, ben yılın ilk ve son yazılarını yazarken biraz tuhaf olurum. “Merhaba” diyeceğim yılın neler getireceğini bilmeden, türlü niyetlere soyunmak ya da yeni senenin son yazısına kadar nefesimin yetip yetmeyeceğini bilmeden sayfayı çevirmek... Önce bu okuduğunuz yazıyı “son yazı” sanmıştım, meğer (kısmetse) daha pazartesi de birlikteymişiz... Benim bilinmezle uğraşırken keyif aldığım, okuyucu dostların da keyif alırken uğraştıkları ve sadece her yılın başında yazdığım “kolay okunan zor yazılar tekerlemesi”ni 30 Aralık’a bırakıp, “3000 yıl önce yazılmış bir yazı”yla umut tazeleyelim:
Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.
Başka türlü davranmak gerekmedikçe, herkesle dost olmaya çalış.
Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık, unutmak olsun...
Bağışla ve unut; ama kimseye teslim olma!
İçten ol...
Telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver.
Aptal ve cahil oldukları zaman bile, dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır.
Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkar.
Ne kadar küçük olursa olsun, işinle ilgilen; hayattaki dayanağın odur.
Seveceğin bir iş seçersen yaşamında, bir an bile çalışmış, yorulmuş olmazsın.
İşini öyle seveceksin ki, başarıların, bedenini ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol...
Sevmediğin zaman, sever gibi yapma.
Çevrene önerilerde bulun; ama hükmetme...
İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.
Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, bir kumsaldaki kum tanecikleri değildir.
Aşka burun kıvırma sakın... O çöl ortasındaki, yemyeşil bir bahçedir.
O bahçeye layık bir bahçevan olmak için, her bitkinin sürekli bakıma muhtaç olduğunu sakın unutma.
Kaybetmeyi, ahlaksız bir kazanca tercih et.
Birincisinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.
Bu dünyada bırakacağın en büyük miras, dürüstlüktür.
Yılların geçmesine öfkelenme.
Gençliğe yakışan şeyleri, gülümseyerek teslim et geçmişe.
Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme.
Rüzgârın yönünü değiştiremiyorsan, yelkenlerini rüzgara göre ayarla.
Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir...
Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkânsızdır.
Onun için kavgalarını sürdürürken bile, kendi kendinle barış içinde ol.
Doğduğun zamanları hatırlar mısın?
Sen ağlarken, herkes sevinçle gülüyordu.
Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın sen öldüğünde.
Sabırlı, sevecen, erdemli ol...
Önünde sonunda, bütün servetin sensin...
Görmeye çalış ki, bütün pisliğe ve kalleşliğe rağmen...
Dünya, yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır.
Paylaş